Ekim Devrimi bir darbe miydi?*

Mevcut iktidarı deviren her toplumsal devrim, eski egemen sınıflar tarafından karalanmıştır. Mesela Kuzey Amerikalı sömürge halklarının Bağımsızlık Savaşı’nda (1775-1783) yaşanan bu olmuştur: Gericiler Amerika halkını Britanya Anayasası’na “küstahça saldırmakla”, hukuku ezmekle ve İngilizleri köleleştirmek istemekle suçlamıştır.

  1. yüzyıl Fransa’sındaki burjuva devrimi esnasında da aynı şey yaşanmıştır. Bu devrim, kapsamlı bir karalama kampanyasının başlatılmasına neden olmuştur. Edmund Burke’ün 1790 yılında yayımlanan zehir zemberek makalesi, o dönem özel bir yaygınlığa ulaşmıştır. Burke, Kurucu Meclis döneminin Fransa’sına dair korkularını, yasaların yerle bir edildiği sözleriyle dile getiriyordu. Ona göre, mahkemeler lağvedilmiş, sanayi yerlerde sürünür hale, ticaret durma noktasına ve vergiler ödenemez duruma gelmişti vb. vb..

İngiltere Başbakanı Genç William Pitt’e göre, Fransız Devrimi’nin doğası şu şekilde açıklanabilirdi: Doyumsuz yayılmacılık arzusu, her ülkenin bütün burjuva ve dini kurumlarına karşı acımasız bir yıkım güdüsü. Ona göre, Fransa’nın temel ilkesi, yoksulları zenginlere karşı kışkırtma üzerine kurulmuştu. Bunun için de, yoksulları yanına çekmek amacıyla aldatıcı eşitlik fikrini istismar ederek ve adaletin tüm ilkelerini yerle bir ederek, ülkenin bütün zenginliklerini yeni sahiplerine teslim etme sözü veriyordu. Fransız Devrimi’nin gözünü imha duygusu bürümüş ruhu, yani bütün dünyaya musallat olmuş bu terör ve dehşet, adım adım ilerliyordu![2]

Bu durumda; egemenlerin ve onların ideolojik savunucularının sosyalizme kat be kat çirkin saldırılarda bulunmaları, Ekim Devrimi’ne, yani kendilerini iliklerine kadar sarsan bu devrime, en akla-hayale gelmez iftiralar atmaları gayet anlaşılabilir bir hal sayılıp, bir yerde doğal karşılanmalıdır. Ekim Devrimi’nin sadece Bolşevikler’in yaptığı bir darbeden ibaret olduğu masalı da bu bağlamda değerlendirilebilir.

*

Burjuva propagandanın Ekim Devrimi hakkında çizdiği tabloyu yaklaşık şöyle tasvir edebiliriz: Bir iktidarı ele geçirme sahnesi görüyoruz. Her yer gecenin karanlığına bürünmüş; askerler ve silahlı güçler burjuva hükümetin sarayına doğru ilerliyor; bir zırhlı kruvazörün toplarından, Kışlık Saray’ında barikat kurmuş burjuva hükümetine tehditler yağdırılıyor; kutsal meclis binasına silahlı kişilerin girdiğini, milletvekillerinin, bakanların vb. tutuklandığını görüyoruz. Tarihi böyle, her şeyden soyutlayarak inceleyecek ve ufkumuzu bu sahnede görülenlerle sınırlayacak olursak, gerçekten de şöyle bir sonuç çıkarmamız mümkün: Evet, aslında tamamen yasadışı bir eylemle, iktidarın illegal ele geçirilişiyle; hatta askeri titizlikle ve en ince ayrıntısına kadar planlanmış bir darbeyle karşı karşıyayız! Fakat ne diyordu Lenin: “İktidarın ele geçirilmesi ayaklanmanın konusudur; onun siyasi amacı, iktidar ele geçirildikten sonra net bir biçimde görülecektir.[3]

Diğer bir şekilde ifade edersek: Ayaklanmanın bu dışsal görünümünün gerisinde, esaslı bir farklılık durmaktadır!

Sorulması lazım: Bu sözde darbenin aktörleri kimlerdi? Öne çıkartılan silahlı güçler kimdi? “Avrora” kruvazörünün dümeninde kim vardı? Ne idüğü belirsiz generaller miydi? İktidar hırsıyla gözünü karartmış albaylar mıydı? Hiçbirisi! Bu kişiler; örgütlü ve bilinçli işçi önderleriydi, savaştan bıkmış askerler, topraksız köylülerdi, Bolşevik işçiler ve askerlerdi! Peki, kimin adına harekete geçmişler, iktidarı kime vermek istiyorlardı? Bu kişiler, kendi adlarına ve kendileri için iktidara uzanmışlardı!! Ve şiarları son derece açık ve netti: “Bütün iktidar Sovyetlere!

Şunu görüyoruz: İktidar, demokratik bir kitle örgütünün en has örneği tarafından, Sovyetler tarafından, onun aracılığıyla ve onun için ele geçirilmektedir! İktidarın gecenin karanlığında ele geçirilmesi bir darbe izlenimi yaratsa da –ki iktidara uzanan her eylemin veya her ayaklanmanın bu dışsal görünümü olur–, Ekim Devrimi’nin bir darbe olması mümkün değildir. Değildir, çünkü o tam da toplumsal bir devrimi karakterize eden bir özellik taşımaktadır: İktidar, siyasal eylemleri bambaşka bir toplumsal formasyonu hedefleyen yeni güçlerin eline geçmektedir. Oysa bir darbede tam da bu söz konusu değildir: Darbe, belirli bir iktidar sahibinin yerine, aynı toplumsal formasyon içerisinde kalmak suretiyle, başka bir iktidar sahibini geçirir. Biz, Türkiyeli komünistler olarak, çeşitli darbelerle epey tecrübeler edinmek zorunda kaldığımızdan, işin bu yönünü gayet iyi biliriz!

Ekim 1917’deki ayaklanma, devrimci karakterini ve bu karakterin içinde barındırdığı siyasi eğilimi hemen ertesi gün ortaya koymuştur. İşçi, Köylü, Asker Sovyetleri Tüm Rusya II. Kongresi’nde ilk eylemi olarak iki kararname yayınlanmıştır: Barış Kararnamesi (derhal ateşkes sağlanması ve barış görüşmelerinin başlatılması) ve Toprak Kararnamesi (“Toprak sahiplerinin topraklar üzerindeki mülkiyetine derhal ve tazminatsız son verilecektir.”) Ve bu Sovyet Kongresi’nde son olarak ilk Sovyet Hükümeti, yani Halk Komiserleri Konseyi kurulmuştur…

Lenin, “Marksizm ve Ayaklanma” adlı makalesinde, burada neyin belirleyici olduğunu ayrıntılı bir şekilde tarif eder: “Başarmak için, ayaklanma bir komploya değil, bir partiye değil, ama en ileri sınıfa dayanmalıdır. Birincisi bu. Ayaklanma halkın devrimci atılımına dayanmalıdır. İkincisi bu. Ayaklanma, yükselen devrim tarihinin, halkın ileri saflarının etkinliğinin en büyük olduğu, düşman saflarında ve devrimin güçsüz, kararsız, çelişki dolu dostlarının saflarında duraksamaların en güçlü olduğu bir dönüm noktasına dayanmalıdır. Üçüncüsü de bu.

Bu üç koşul, Ekim Devrimi’nin gerçekleştiği gün şüphesiz mevcuttu!

Demek ki; antikomünist burjuva propagandanın bütün marifeti, özü itibarıyla, Parti üzerinden Sovyetleri yadsımak ve Sovyetler üzerinden Parti’yi gayrimeşru kılmakta yatıyor…

Antikomünist propagandaya bakılacak olursa, Bolşeviklerin keyfi egemenliği, sosyalizmin inşası döneminde de devam etmiştir. Bolşevikler emirler yağdırıyor, kitleler de buna uymak zorundaydı! Burada, bunun en bayağı iddialardan biri olduğunu ortaya koyan sayısız örnek verilebilir. Kaldı ki; Ekim ayında başlayan devrimin, ülke çapındaki Sovyetlerin aktif katılımı, inisiyatifi ve kararlığı olmadan değil on yıllar boyunca, birkaç ay bile ayakta kalmasının mümkün olmadığını tarihsel örnekleriyle kanıtlamak çok basittir.

* Devrimin hemen ardından (yani 1918/19 yıllarında), yoksul köylülüğün örgütlenmesi ve (o dönemde önemli derecede tahıl bolluğuna sahip) kulaklara karşı mücadele amacıyla, “İşçilerin Köylere Gönderilmesi Kampanyası” (bu çerçevede on binlerce işçi köylere gönderilmiştir!) düzenlenmese ve bu süreçte “Yoksul Köylülük Komiteleri” kurulmasaydı, açlık devrime diz çöktürebilirdi.

* Veya Ekim Devrimi’nin ardından gelen uluslararası müdahalelere ve yıllarca devam eden iç savaşa bakalım: “Devrim, bir defadan fazla hayati tehlike atlattı. Ve bu tehlikeler her seferinde, özel seferberliklerle ve köylülerin ve işçilerin aktif katılımlarıyla önlendi. Örneğin Petrograd proletaryası, devrimin başladığı kentlerini savunmak için hayatlarını ortaya koydular. İşçi, Asker ve Köylü Sovyetleri’nin aktif katılımı olmasaydı, elbette en ileri kadrolarını, üyelerini ve gençliğini cepheye gönderen Bolşevik Parti, tek başına bu yıpratıcı ve özverili yıllarda devrimi kurtaramazdı.

* Bir başka örnek: İlk Beş Yıllık Plan, işçilerin ve kolektif köylülerinin tarihte örneği görülmemiş bir hareketini, sosyalist rekabeti başlattı. Onlar, İlk Beş Yıllık Plan’da öngörülenden çok daha yüksek hedefler belirledi ve hatta bunu da bile aştılar. İşçilerin ve kolektif köylülerinin bu tutumu ve girişimi, Sovyetler Birliği’nde insanların işe yaklaşımının değiştiğini açıkça ortaya koyuyordu. İş, bir zorunluluk ve angarya olmaktan çıkmış, “şeref ve onur meselesi, şan ve kahramanlık meselesi[4] haline gelmişti.

SBKP (Bolşevik) Tarihi”nde bu konuda haklı olarak şunlar yazılıyor: “Tarih, böylesine dev ölçüde bir sınai inşa faaliyetine, böyle bir yeniden inşa destanına, işçi sınıfının milyonluk kitlelerinin böyle bir emek kahramanlığına şimdiye kadar hiç şahit olmamıştı.

***

Darbe masalı, üzerinde durmamız gereken başka bir boyutu daha içermektedir. Bu boyutu şöyle özetleyebiliriz: Bolşeviklerin keyfi bir eyleme tekabül eden “askeri darbesi” ile, 1917 Şubat’ında gerçekleşen burjuva devriminin gelişmesi sekteye uğratılmıştır! Yani, Bolşevikler iktidarı almakla, burjuva devriminin kendi misyonunu yerine getirmesini engellemişler…

Lenin’in ünlü Nisan Tezleri’nde şu önemli tespit yapılmakta: “Rusya’nın şu andaki durumunda orijinal olan şey, proletaryanın sınıf bilincinin ve örgütlenme düzeyinin yetersizliğinden ötürü, iktidarı burjuvaziye vermiş olan devrimin birinci aşamasından, iktidarı proletaryaya ve köylülüğün en yoksul katlarına devretmek zorunda olan ikinci aşamasına geçiştir.[5]

Görüldüğü gibi; Lenin, burjuva devrim ile sosyalist devrim arasında çok yakın bir bağ kuruyordu. Şimdi Marksistler olarak biliyoruz ki; devrim sadece mutlak bir yadsıma değil, aksine belirli bir toplumsal ilişkinin belirli bir yadsımasıdır. Peki Rusya’da söz konusu olan bağıntı neydi? Neden ikinci aşama, birincisini takip etmek zorundaydı?

Buna verilecek yanıt aslında hiç soyut değil ve son derece akla uygundur: Çünkü Lenin ve Bolşevik Parti açısından, Şubat Devrimi ile birlikte ortaya çıkan ikili iktidar döneminin (yani bir yanda Rus burjuvazisi, diğer yanda İşçi ve Asker Sovyetleri) uzun süre devam etmesinin mümkün olmadığı baştan belliydi. Nitekim, iktidara gelen burjuvazi, yani Geçici Hükümet, aslında Çar’ın siyasetini sürdürüyordu. Örneğin savaşa derhal son verilmesinden yana tavır almıyordu veya toprak mülkiyetinin büyük toprak sahiplerinde kalmasından yanaydı. Oysa işçilerin burjuva devrimi sırasındaki talebi, “Barış, özgürlük, ekmek” idi. Topraksız köylülük de, toprak talebini yükseltmişti. Objektif durum buydu. Lenin ve Bolşevikler, burjuvazinin emekçi yığınların bu taleplerini yerine getirebilecek durumda olmadığını, ayrıca gönüllü olarak bunları yerine getirmek istemeyeceğini biliyordu. Bu nedenle söz konusu ikili iktidar döneminde “kim kimi” yenecek sorusu gündemdeydi. Ancak asıl sorun; emekçi yığınları aydınlatmakta, burjuvazinin onların ileri sürdükleri talepleri eninde sonunda yerine getireceğine yönelik bir hayal ve beklentinin kendilerine zarar vereceği konusunda onları ikna etmekte yatıyordu. Bu hayaller, o dönemde Sovyetler içinde henüz çoğunluğu ellerinde bulunduran Menşevikler ve Sosyal Devrimciler tarafından yayılmaktaydı zira.

Ve böylesi olağanüstü tarihsel durumlarda çoğunlukla olduğu gibi, derslerle dolu bir kaç ay; işçi sınıfını ve emekçi yığınlarını sabırlı, aydınlatıcı ve onların öz-deneyimlerine dayalı bir parti çalışmasıyla, artık harekete geçmeleri ve iktidarı ele geçirmeleri gerektiği konusunda ikna etmeye yetti.

Peki, buradan hangi sonucu çıkarmak gerekiyor? Burjuva hükümetinin düşürülmesi, Bolşeviklerin bir darbesi veya kalleş bir komplosunun veya Lenin adındaki dünyayı düzeltmeye soyunmuş birinin gerçekçi olmayan hayallerinin bir sonucu değildi. Aksine; burjuva hükümetinin düşürülmesi ve Sovyetlerin iktidarı ele geçirmesi, işçi sınıfının ve yoksul köylülüğün tutarlı, mantıklı ve tarihsel bir eylemiydi. Kendi öz çıkarları uğruna, yani nihayet barışa kavuşmak için, yaşamlarını sürdürebilecek toprağı elde edebilmek için, özgürlüğü kazanmak için ya eyleme geçmek zorundaydılar ya da savaş, yoksulluk, işsizlik koşulları devam edecekti.

Bu bakımdan Ekim Devrimi, son derece önemli bir tarihsel hakikatin sonucu ve aynı zamanda çarpıcı bir kanıtıdır: Burjuvazi, toprak sahipleri, sermayenin egemen sınıfı; sömürüye, er ya da geç patlak veren ekonomik krizlere, sefalete ve emperyalist savaşlara dayanan kapitalist üretim ilişkilerini kendi sınıfsal çıkarları gereği ayakta tutmaya mahkumdur. Onlar açısından gerçekten de başka bir seçenek yoktur! Ve başka bir seçenekleri olmadığından, bütün toplumun bu konuda aynı kendileri gibi düşünmesini sağlamak üzere tüm güçlerini seferber etmektedirler.

Dolayısıyla, her iki zıt sınıfın seçeneğini veya seçeneksizliğini gözler önüne seren Ekim Devrimi gibi bir tarihsel örnek, haliyle rahatsızlık yaratmaktadır!

Özetleyecek olursak: Ekim Devrimi’nin, Bolşeviklerin sinsi bir darbesi, askeri bir komplosu olarak karalanmasının özgünlüğü nerede yatıyor?

Onun özgünlüğü, bugün de hala son derece güncel olarak nitelendirilebilecek belirli tarihsel gerçeklerin inkar edilmek istenmesinde yatıyor:

* Bu karalama, bir yandan burjuvazinin genel sınıfsal yetersizliğini gizlemeyi hedeflemektedir.

Şöyle ki:

– burjuva devrimle iktidara gelmiş olan burjuvazi, halkın barış, toprak ve ekmeğe dair yakıcı taleplerini karşılamaya muktedir olmadığını göstermiştir;

– temel toplumsal çelişkilerde keskinleşmenin damgasını vurduğu bir dönemde, burjuvazinin işçi sınıfına ve halka karşı takındığı ikiyüzlü ve düşmanca tutum hızlı bir şekilde açığa çıkmış ve işçi sınıfının ve bütün diğer emekçilerin kendi bağımsız eylemlerini zorunlu kılmıştır. Tarihsel olaylar ve gelişmeler, görece hızlı bir şekilde, burjuvazinin maskesini düşürmüş ve aynı zamanda gerçek sınıf karakterini ortaya koymuştur.

* Darbe masalı, öte yandan, işçi sınıfının sınıfsal potansiyelini ve tarihsel konumunu inkar etmeyi hedeflemektedir.

Çünkü:

– yepyeni tarihsel koşulları ortaya çıkaran, örgütlü işçi sınıfının kendisi, inisiyatifi ve sınıf bilinçli mücadelesidir. Sadece işçi sınıfı, –eğer devrimci bir siyaset tarafından yönlendiriliyor ve onun hareketiyle bütünleşmiş bir parti kendisine eşlik ediyorsa–, mevcut insanlık dışı koşullara son verebilir ve insanın insan tarafından sömürülmesine dayanmayan bir toplumu inşa edebilir.

Ekim Devrimi bağlamında, belirleyici ve tarihsel tecrübelerin bütününü içinde barındıran iki taşıyıcı güç, iki politik özne vardır: 1905-1907 devriminden ortaya çıkmış İşçi ve Köylü Sovyetleri ile işçi sınıfının partisi! Bu ikisi olmaksızın ve onların arasındaki karşılıklı ilişki ayırt edici bir tarzda göz önünde tutulmaksızın, en başta Ekim Devrimi, ama aynı zamanda onun ön aşamaları olan 1905-1907 Devrimi ve 1917 Şubat Devrimi doğru anlaşılamaz. Dahası, Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin inşası sırasında kaydedilen bütün tarihsel adım ve kazanımlarda bu iki taşıyıcı gücün imzasının bulunduğu görülemez.

Ekim Devrimi, yeni tipte bir devrim olarak, Marx’ın, kitleleri kavraması durumunda teorinin maddi güce dönüşeceğine dair tezini kanıtlayan çarpıcı bir örneği teşkil eder. Ekim Devrimi’nin yeni tipte bir devrim olmasının nedeni, sadece Sovyetler ve yeni tipte parti gibi eşsiz taşıyıcıları ortaya çıkarmış olmasında yatmaz. Aynı zamanda, sınıfları ve sömürüyü ortadan kaldırmayı hedefleyen karakteri nedeniyle de böyle tanımlanmayı gerektirir. Bu da onu, yeni çağın klasik devrimlerinden ayırır; zira bunlar, politik bir iktidar değişimine yol açmış, ancak bu değişim aslında altyapıda çoktan ortaya çıkmış olan ekonomik değişiklikleri tahkim etmiştir. Ekim Devrimi ise, yeni tipte bir devrim olarak, tersi bir geçişi, yani devrimci bir eylemden devrimci bir dönüşüm sürecine geçişi gerçekleştirmiştir. Bu devrimi yöneten partinin bilimsel teorisi ve bu teorinin; kitlelerin yüksek düzeydeki örgütlülüğü ve eylemliliği aracılığıyla maddi güce dönüştürülmesi, şüphesiz dünya tarihinin en büyüleyici olaylarından birisidir.

* Ekim Devrimi, bütün ülkelerin işçi sınıfının kurtuluş mücadelesi için adeta bir “model” veya tarihsel bir eylem kılavuzudur. Bu anlamda evrenseldir. Çünkü işçi sınıfına ve emekçilere; hangi potansiyele sahip olduklarını, neleri başarabileceklerini, nasıl kaderlerini kendi ellerine alabileceklerini, nasıl bütün sosyal, ekonomik ve kültürel sıkıntılarını aşabileceklerini ve kendilerini kapitalist toplumun insanlık dışı ilişkilerinden kurtarabileceklerini gösterir. Onlara; kendi örgütlerinin olmadığı, meşru talepleri için kendi ortak çabalarının olmadığı ve devrimci bir teoriyle donanmadıkları koşullarda, sermayeye mahkum olmaya devam edeceklerini ve en fazla ve en iyimser durumda; dört yılda bir, sermayenin hangi fraksiyonun kendilerini sözüm ona temsil edeceğini (aslında son tahlilde ezeceğini) oylama fırsatına sahip olacaklarını öğretir!

* Ekim Devrimi, bütün ülkelerin komünistleri için adeta bir “model” veya tarihsel bir eylem kılavuzudur. Komünistlere; kitleler içinde nasıl çalışmaları gerektiğini, işçilerin sınıf bilincini nasıl geliştirebileceklerini, neyin komünist bir örgütün ve onun teorik-pratik çalışmasının özünü oluşturduğunu, devrimci bir siyaset ve taktiğin nasıl şekillendirilmesi gerektiğini, kısacası bir partinin nasıl işçi sınıfının ve devrimin partisi haline geleceğini öğretir…

Marksist-Leninistler ne nostalji sevdalıları ne de hayalperesttirler. Onlar için Ekim Devrimi’ni anmak, onun başarılarından ve başarısızlıklarından öğrenmek, günümüz çalışması için sonuçlar çıkarmak anlamına gelir. Özgürlüğün insanların elinden alınabileceğini biliyoruz. Ama insanlar bir kez onu deneyimlediyseler, özgürlük bilincin kendisi ellerinden alınamaz. Ekim Devrimi insanlık tarihinin büyük bir tarihsel olayıydı ve geleceğe işaret etmesi itibarıyla da hala günceldir de.

Mevcut olanın her defasında onda kendini kıyasladığı bir ölçü birimini teşkil etmek çağ kavramına münhasırdır. Konumuz bakımından bu ölçü birimleri, ekonomik toplumsal formasyon ve ona ait toplumsal sınıflardır. Kapitalizm, daha doğrusu tekelci kapitalizm ve onun iki temel sınıfı olan burjuvazi ile işçi sınıfı, varlıklarını sürdürdükleri için ve sosyalizm; kapitalizmin herhangi bir yadsıması değil, kapitalist üretim tarzının temel çelişkisinin doğasından kaynaklanan belirli bir yadsıması olduğu için, çağımızın hala emperyalizm ve proleter devrimler çağı olduğunu, yani kapitalizmden sosyalizme geçiş çağı olduğunu iddia etmeyi sürdürmekteyiz.

Bu iddiamızla, son 100 yılda bir dizi şeyin değiştiğini inkar etmiyoruz. Asla! Ancak açıkça görüldüğü gibi, değişen, çağın kendisi değil, aksine ete kemiğe bürünmesinin koşulları ve biçimleridir…

***

Meselenin konumuzla ilgili şu yönlerine kısaca değinerek tamamlayalım:

– Tarihsel açıdan bakıldığında, sosyalizmin yenilgisinin yarattığı etkilerin kendisini hissettirmeye devam ettiği ve sosyalizmin işçilerin çok büyük çoğunluğunun bilincinde hala iftiralarla değersiz gösterildiği bir dönemden geçiyoruz. Ancak bu durum, kapitalizme duyulan sempatinin artarak devam ettiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Tam tersine; kapitalizme karşı, onun sosyal ve siyasal gerçekliği karşısında duyulan hayal kırıklığı ve öfke, her geçen gün büyüyor ve gelinen noktada çeşitli siyasi olaylar ve eğilimlerde de ifadesini buluyor.

Tarih, toplumsal formasyonlar ve onların gelişme özellikleri hakkında sahip olduğumuz bilgi, bizi, bireylerin (bugün kendileri hakkında ve yaşadıkları dönem konusunda nasıl düşündüklerinden bağımsız olarak) kendilerini toplumsal ilişkilerden tecrit edemeyecekleri konusunda emin kılıyor. Tarihin dışında bireysel bir yaşam mümkün değildir! Ancak, öte yandan, şunu da unutmamız gerekir ki; toplumsal yasalar ve onların etki biçimleri, kendilerini, bireylerin veya sosyal grupların bilinci ve eylemi üzerinden kabul ettirir ve hayata geçerler.

Kapitalizmin keskinleşen çelişkileriyle, bu çelişkilerin nasıl ve hangi yollarla aşılacağına dair “yanlış bilinç” arasındaki asimetri, özellikle günümüz komünistlerinin işçi sınıfı ve emekçi kitleler içerisinde sabırlı, ileri görüşlü, çok yönlü, ısrarlı ve akılcı bir aydınlatma çalışması sürdürmelerini gerektirmektedir.

Sabrımızın ve sebatımızın kaynağı, Marksist tarih bilinci ve bilimsel sosyalizm olmuştur ve bu günümüz için de geçerlidir. Ancak uzağı görebilen ve perspektifini bütünü görmeye açık tutan, sabır ve sebat için gerekli gücü bulabilir. Yetenekler kazanılabilir. Keza, mümkün olduğunca çok yetenek kazanmak, her komünistin tarihsel bir yükümlülüğüdür.

Devrimci dönüşümlerde bilinç ve örgütlülüğün öneminin her yeni tarihsel çağla birlikte daha da arttığına dair tarihsel tecrübeyi göz önünde bulundurduğumuzda; bugün; yani bilimin, internetin, sosyal medyanın çağı olarak tabir edilen ve buna bağlı olarak burjuvazinin kendi hegemonyasını telkin yoluyla artırma ve dolayısıyla işçileri, gençliği ve emekçileri kültürel olarak da köleleştirme imkanlarının olağanüstü genişlediği bir dönemde, kitleler arasında, bugün belki henüz yeterince verimin alınmadığı ve gerçekten zor ve zahmetli olan çalışmayı ısrarla sürdürmekten vazgeçmemeliyiz. Bundan başka bir çıkar yolumuz bulunmamaktadır zira.

Açık sınıf mücadelelerini, yani işçilerin gözünü öz deneyimleri temelinde açan ve böylelikle onları sınıf bilincini edinmeye daha açık hale getiren koşulları sihirli bir değnekle yaratamayız. Ancak yapabileceğimiz ve yapmamız gereken, sınıf mücadelesinin ilerletilmesi için ortaya çıkan en küçük fırsatı ve olanağı dahi enerjik bir şekilde değerlendirmektir. Bu bakımdan eksikliğini çektiğimiz fırsat ve olanaklar değildir, yani politik çalışmalarımızın yeni meydan okumalarıyla yüz yüze gelmesi değil eksik olan – nitekim çevre ve sağlık sorunlarından konut sıkıntısına, çocuk yoksulluğundan eğitime, kadın sorunundan demokrasiye, milliyetçilik ve savaşlardan kriz ve sosyal çöküşlere, işçi haklarından iş ve aş sorunlarına kadar oldukça geniş bir sorunlar yelpazesiyle karşı karşıyayız… İşçilerin, emekçilerin ve gençliğin, sınıf mücadelesinin gelişmesine açık taleplerini zamanında fark edip, onları kendi talepleri uğruna harekete geçmelerini teşvik etmek ve bu taleplerini elde etmeleri için mücadelelerini örgütlemek bizim elimizdedir.

Bugün siyasi ve örgütsel açıdan yeterince güçlü olmayabiliriz. Ancak uluslararası işçi hareketinin deneyimleri ve en başta Ekim Devrimi’nin sunduğu devasa tecrübe hazinesi, bizlere, işçi sınıfı içindeki nüfuzumuzu genişletmenin yol ve yöntemlerini öğrenme ve yaşama geçirme potansiyelini sunuyor. Bu tarihsel dayanağı kimse elimizden alamaz!

* Almanya’da Arbeit und Zukunft gazetesi tarafından düzenlenen Ekim Devrimi’nin 100. Yıldönümü Semineri’ne EMEP adına Almanca sunulan tebliğdir. Bu uluslararası seminerde ABD’den tarihçi Grover Furr’un yanı sıra, Almanya Komünist İşçi Partisi–İnşa Örgütü, Fransa İşçileri Komünist Partisi ve Danimarka İşçileri Komünist Partisi adına da tebliğler sunulmuştur. EMEP adına sunulan tebliğ, Mehmet Efe tarafından Türkçeye çevrilmiştir.

[2] Bakınız: Neue Welt, Sayı 9, Mayıs 1947, sf. 25

[3] Lenin, Eserler (Almanca Baskı), 26. Cilt, sf. 223

[4] Örnekler ve alıntılar için bkz. “SBKP (Bolşevik) Tarihi

[5] Lenin, Eserler (Almanca baskı), 24. Cilt, sf. 1-8. Hatırlatacak olursak: Devrimin ilk aşaması, Şubat 1917’deki burjuva devrimdi; ikinci aşama ise Ekim 1917’deki sosyalist devrim.