NATO liderleri birlik mesajları verse de ülkeler arasındaki çıkar çatışmaları sürüyor. Artan silahlanma harcamaları ve Türkiye’nin NATO’da üstlendiği görevler, halkın geçimini ve barışı nasıl etkiliyor?
Askeri ittifaklar "güvenlik" masalından ibaret değil; sermaye birikimi, pazar paylaşımı ve rıza üretiminin de aracı. NATO’yu ve benzeri ittifakları, realizmin kör noktalarını aşarak emperyalizm ve sınıf ilişkileri içinden okumaya çağırıyor.
NATO, Soğuk Savaş’ta yalnızca bir savunma paktı değil; ABD hegemonyasını Avrupa’ya ve dünyaya kurumsallaştıran bir düzenek olarak şekillendi. 1949–1990 hattında, “kolektif güvenlik” söyleminin arkasındaki sınıfsal/jeopolitik mimariyi görünür kılıyor.
Düşman "ortadan kalkınca" NATO bitmedi; kendine yeni misyonlar icat ederek Yeni Dünya Düzeni’nin sopasına dönüştü. 1991 sonrası genişleme, müdahaleler ve meşruiyet üretimi üzerine sert bir muhasebe.
Avrupa’da silahlanma dalgası hızlanıyor; hedef artık sadece Rusya değil, giderek ABD’ye karşı da “stratejik özerklik”. ReArm Europe, transatlantik krizin ve büyük güç çatışmalarının AB’yi nasıl yeniden mevzilendirdiğini çıplak biçimde ortaya koyuyor.
Türkiye’nin NATO’ya giriş hikâyesi “güvenlik”ten çok bağımlılık, pazarlık ve sadakat sınavlarıyla örülü. Üsler, darbeler, kontrgerilla hatları ve bölge politikalarıyla Türkiye-NATO ilişkisinin gerçek bilançosu.
“Stratejik özerklik” iddiası kulağa hoş geliyor; pratikte NATO çıpası ve çok katmanlı bağımlılık ilişkileri sınırları çiziyor. Türkiye’nin manevra alanı, emperyalist rekabetin ritmi ve içerideki sınıfsal dengelerle birlikte ele alınıyor.