ABD karşı AB: Süper güç çatışmaları çağında silahlanma politikası

20 Nisan 2026
21 dak okuma süresi
NATO, flickr.com, (CC BY-NC-ND 2.0)
Listen to this article

Speed:

Almancadan Çeviren: Mehmet Çallı

Muhtemelen AB üye devletlerinin benzeri görülmemiş bir silahlanma dalgası başlattığını inkâr eden kimse çıkmayacaktır. Bu yüzden asıl soru, bu faaliyetlerin hedefinde kimlerin bulunduğudur. Bu yazıda, günümüzde hem nicelik hem de nitelik açısından yeni bir boyut kazanmış olan bu durumun, Almanya ve Avrupa Birliği’ni askeri olarak pozisyon almaya yönlendiren büyük güçler arasındaki çatışmaların artmasından kaynaklandığı iddiasının altı doldurulmaktadır. Burada yeni olan, ilan edilen düşmanların artık “sadece” Rusya ile belli ölçüler çerçevesinde Çin’den ibaret olmamasıdır. Aksine artık burada giderek daha güçlü bir şekilde ABD’nin de adı geçirilmektedir. Nisan 2025’te, Airbus’ın eski CEO’su Tom Enders ve eski Alman Federal Meclisi’nin Silahlı Kuvvetler [Bundeswehr] Raportörü Hans-Peter Bartels, uluslararası konjonktüre ilişkin görüşlerini şu sözlerle ifade etmişlerdi: “Ancak şimdi mesele, bir çağın kapanıp diğer bir çağın başladığı bu dönemde Avrupa’nın jeopolitik rakipleri arasında varlığını sürdürmesidir: bir yanda, Ukrayna’ya karşı sürdürdüğü işgal savaşında dördüncü yılına girmiş olan Putin’in Rusya’sı […], diğer yanda ise NATO demokrasilerinden alenen uzaklaşan Trump’ın Amerika’sı; bir de ta uzaklarda, doğuda, Tayvan kıyılarında birbiri ardına askeri manevralar düzenleyen Şi’nin emperyal Çin’i.[1]

Ortaklıktan Düşmanlığa: AB vs. ABD

Vurucu gücü yüksek bir askeri yapı oluşturmak, uzun süredir AB’nin öncelikler listesinin en üst sıralarında yer alıyor. Bu konuda öncelikler yıllar içinde büyük ölçüde değişti. Bu değişim, son on yıllarda yayınlanan dört temel AB strateji belgesinde açıkça görülüyor: Avrupa Güvenlik Stratejisi’nde (2003) her ne kadar küresel bir aktör olma iddiası ve eski “sivil güç Avrupa”dan uzaklaşma yaklaşımı yer alıyor olsa da Rusya’ya karşı oldukça dostane bir üslup kullanılıyordu. O dönemde büyük güçler arasında bir rekabetten hiç söz edilmiyordu.[2] AB Küresel Stratejisi (2016) ile Moskova’ya karşı kullanılan üslup sertleşti, ancak “en üst düzeyde askeri yeteneklerin” geliştirilmesi için ağırlık, o dönemde hala NATO ve dolayısıyla ABD ile nispeten yakın bağlar sürdürülmesine yükleniyordu. Birinci Trump Hükümetinin baskısıyla hazırlanan Stratejik Pusula (2022) daha sonraki dönemde “güç siyasetinin dönüşü” yaklaşımını kesin bir şekilde silahlanma çabalarının merkezine yerleştirdi. Burada Rusya’nın yanı sıra Çin de daha güçlü bir şekilde odağa alınmaya başlandı. Washington’a askeri bağımlılığı hissedilir ölçüde azaltmak için bir dizi proje başlatılarak ABD’ye karşı da siyasi (silahlanma siyaseti) açıdan mesafeli bir yaklaşım oluşturuldu. Giderek güçlenen bağımsız (“otonom”) kapasiteler oluşturma ihtiyacı, ABD ile kendi arasındaki çatışmaların keskinleşmesi durumunda gerektiğinde çatışma rotasına girebilecek durumda olma hevesinden besleniyordu.[3]

Avrupa Savunmasının Geleceğine İlişkin Beyaz Kitap (2025) bu sürecin geçici olarak doruk noktasını oluşturdu. ABD ile yaşanan anlaşmazlıklar dikkate alınarak, AB Dışişleri Bakanı Kaja Kallas (askeri) yol haritasını şu şekilde çiziyordu: “Özgür dünyanın yeni bir lidere ihtiyacı olduğu ortaya çıktı. Bu meydan okumayı kabul etmek biz Avrupalılara düşüyor.[4] Kısa bir süre sonra, Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, “ReArm Europe” adlı bir önlem paketi yayımladı ve bu paket, 19 Mart 2025 tarihinde söz konusu ilk “Avrupa Savunma Beyaz Kitabı”na dahil edildi.[5] Wehrtechnik (Savunma Teknolojisi) isimli dergiye göre, bu durum Birliğin “güvenlik politikasında küçük ortak olmaktan stratejik bir aktör haline gelme” çabasının bir ifadesi olan bir “paradigma değişikliği” anlamına geliyor.[6] Her ne kadar burada kimi diğer tehditlere üstünkörü değinilse de (özellikle Çin’den bahsediliyor), Rusya’nın ana tehdit olarak görülmesinin yanı sıra, başrol oynayan yeni bir aktörün sahne aldığı kayda geçiriliyor: ABD.

Süddeutsche Zeitung gazetesi, Avrupa Savunmasının Geleceğine İlişkin Beyaz Kitap’ın ana fikrini “retorik olarak ölçülü, ancak özünde çok net” şeklinde niteleyip “fakat bir tür Amerika-Avrupa evliliğinin boşanma dilekçesi” olarak tanımladı: “Belgede her sayfada, AB Komisyonu’nun Avrupa ordularını güçlendirmek ve kıtanın savunma sanayisini kurmak ve geliştirmek için kullanmak istediği girişimler sıralanıyor. Üstelik tüm bunların gerçekleşeceği stratejik bağlam, sadece Rusya’nın artan tehdidi değil. Esas olarak, Avrupa’nın tek başına savunma kabiliyetine sahip olması, yani bağımsız olması gerektiği gerçeği, çünkü acil bir durumda ABD’nin desteğine artık yüzde yüz güvenemeyeceği gerçeği.[7]

Özkaynaklarla Silahlanma

AB Komisyonu’nun hesaplamalarına göre, Zeitenwende’nin[8] ilan edilmesinden bu yana, tüm AB silahlanma siparişlerinin %78’i Avrupa dışındaki şirketler tarafından alınmıştır (sadece ABD şirketleri %63’ünü almıştır).[9] Bu nedenle, AB Komisyonu, daha Mart 2024’te, yani henüz Trump seçilmeden önce, Avrupa Savunma Sanayii Stratejisi’nde (EDIS) 2030 yılına kadar “yerli” savunma sanayi projelerinin payını %50’ye (daha sonra %55’e) çıkarma hedefini belirlemiştir.[10] Bu iddialı hedefe ulaşmak için, Avrupa Savunmasının Geleceğine İlişkin Beyaz Kitap’ta, gerek AB bütçesinde gerekse üye ülkelerde askeri harcamaların büyük ölçüde artırılması gerektiğini ortaya koyulmuştur.[11] Ancak, ek kaynakların AB şirketlerine de aktarılmasını sağlamak için, üretimin artırılmasına yönelik önlemlerin alınması gerektiği görüşü ifade edilmektedir.[12]

Bu bağlamda en önemli araç, Avrupa Savunma Sanayii Programı (EDIP) olacaktır. 2025 sonunda yürürlüğe giren EDIP Yönetmeliği, tedarik siparişlerinin birleştirilmesini mali açıdan cazip hale getirerek daha büyük sipariş marjları elde edilmesini amaçlamaktadır. Ayrıca, savunma sanayii üretiminin genişletilmesi için kaynaklar da ayrılacaktır. Bu bağlamda, “savunma ürünleri, bileşenleri ve ilgili hammaddeler için mevcut üretim kapasitelerinin optimizasyonu, genişletilmesi, modernizasyonu (otomasyon dahil), iyileştirilmesi veya yeniden tahsis edilmesi, gerekli takım tezgahlarının ve diğer gerekli girdi malzemelerinin tedariki veya satın alınması [ve ayrıca] sipariş edilen veya planlanan üretim miktarlarına uygun olarak savunma ürünleri, bileşenleri ve ilgili hammaddeler için ek üretim kapasitelerinin oluşturulması ve sağlanması gibi girişimler desteklenecektir.[13]

İlk etapta 2026 ve 2027 yılları için 1,5 milyar avro gibi nispeten makul bir tutar söz konusu olsa da bu yönetmelik yine de çığır açıcı bir nitelik taşımaktadır. Çünkü AB Antlaşması’nın 41. maddesinin 2. fıkrasında yer alan, AB bütçesinden “askeri veya savunmayla bağlantılı önlemlerin” finanse edilmesi yasağının içi, bu sayede tedarik ve üretim gibi diğer önemli alanlarda daha da boşaltılmaktadır.[14]

Ayrıca, bu tutarların bir sonraki AB bütçesinde (2028-2034) katlanarak artacağını şimdiden öngörmek mümkündür. Temmuz 2025’te Komisyon, bütçede “Dayanıklılık ve Güvenlik, Savunma ve Uzay” başlıklı ve 131 milyar avroluk yeni bir kalemin oluşturulmasını öngören bütçe önerisini sundu. Bu kalemin, öncelikle Avrupa’nın büyük projelerinin araştırma ve geliştirme faaliyetleri ile üretim kapasitelerinin artırılmasına yönelik önlemlerin finansmanında kullanılması öngörülmektedir. Buna göre Komisyon, ek olarak Doğu Avrupa’ya yük ve askerlerin daha hızlı taşınması için altyapıyı güçlendirmek amacıyla “Askeri Mobilite” için 17 milyar avro daha ayrılmasını planlamaktadır. Askeri amaçlı kalemler diğer bütçelerde de (örneğin araştırma bütçesi) gizlenmektedir ve özellikle Ukrayna’ya silah sevkiyatını finanse etmek için “Avrupa Barış Tesisi” için 30 milyar avro daha ayrılmıştır.[15]

Kaynak: AB Komisyonu’nun 16 Temmuz 2025 tarihli önerisi

Ulusal bütçeler açısından bakıldığında, öncelikle son yıllarda askeri alanda ciddi bir kronik finansman yetersizliğinden söz etmek mümkün değildir. AB Savunma Ajansı’nın rakamlarına göre, AB üye ülkelerinin toplam askeri bütçeleri 2014 yılında 147 milyar avrodan 2021’de 214 milyar avroya ve 2025’te 392 milyar avroya çıkarak önemli ölçüde artmıştır.[16]

Yine de bu durum, İspanya hariç tüm AB-NATO üye ülkelerini, Haziran 2025’te NATO’nun yeni harcama hedefi olan GSYİH’nin %3,5’i (askeri altyapı için %1,5 ek) taahhüdünü kabul etmekten alıkoymadı. AB’nin hesaplamalarına göre, bu harcama 630 ila 680 milyar avro (GSYİH’nin %3,5’i) veya 900 ila 970 milyar avro (GSYİH’nin %5’i) anlamına geliyor. Bu bağlamda, Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen 4 Mart 2025’te “Avrupa’nın Yeniden Silahlandırılması” (“ReArm Europe”) başlıklı planını sundu. Bu plandaki ana öneriler, daha önce de belirtildiği gibi, kısa süre sonra Avrupa Savunmasının Geleceğine İlişkin Beyaz Kitap’a dahil edildi. Planın amacı, üye ülkelerin önümüzdeki yıllarda ulusal askeri harcamalarını önemli ölçüde artırmalarına destek sağlamaktır. Burada öne çıkan en önemli unsur, üye ülkelerin 150 milyar avroya kadar düşük faizli AB kredileri alabilmelerini sağlayan, SAFE (“Security and Action for Europe”) adlı yeni bir araçtır. Fonların tahsisi, ABD’ye olan göbek bağından kurtularak bağımsızlaşmak için “yerli” ürünlere yatırım yapılması şartına açıkça bağlanmaktadır. Ayrıca, askeri harcamalar AB’nin borç kurallarından büyük ölçüde muaf tutularak, böylece AB 650 milyar avroluk ek harcamalara “teşvik” edilmek isteniyor.[17]

Kaynak: AB Savunma Ajansı / 2025 ve 20XX Komisyon tahminleri

Avrupa silahlanma stratejisi tasarlanırken son noktanın konulduğu önemli yerlerden birisi de Berlin olmuştur. Bu yüzden bu stratejinin belirlediği öncelikler, ulusal silahlanma politikasında da gittikçe daha fazla yer bulmaktadır. Bu durum, Politico isimli internet portalında yayınlanan iki tedarik listesinden de anlaşılmaktadır. Buna göre 23 Eylül 2025 tarihinde, Eylül 2025 ile Aralık 2026 arasında bütçe komisyonu tarafından onaylanacak silahlanma projeleri yayınlandı. Ayrıca toplam 83 milyar avro değerindeki 154 projenin sadece %8’i ABD şirketlerine verilecek. Konuyla ilgili yayınlarda (ve muhtemelen sadece orada değil) bu durum açık bir sinyal olarak değerlendiriliyor:

Almanya, son on yılların en büyük silahlı kuvvetleri modernizasyonunu başlatıyor ve paranın büyük bir kısmını bilinçli olarak Avrupa’ya aktarıyor. AB ve ABD Başkanı Donald Trump arasında var olduğu varsayılan mutabakatın aksine, ABD silahları bu sürecin dışında kalıyor. […] Almanya’nın silahlanma planı net bir mesaj veriyor: Berlin, ABD’nin üretimine zarar verecek şekilde Avrupa’nın katma değerine ve stratejik bağımsızlığına odaklanıyor. Sadece önümüzdeki yıl için yaklaşık 83 milyar avroluk yatırımla Almanya, kendi ulusal öncelikleri doğrultusunda Avrupa silahlanma sanayisinin önde gelen yatırımcılarından biri haline geliyor.[18]

Ekim 2025 sonunda yayınlanan ikinci , önümüzdeki yılların orta vadeli tedarik planlarını içeriyor ve gazetesinde yer alan bu konudaki benzer bir haberden de aynı sonuç çıkıyor: “Genel olarak, Bundeswehr’in iç planlaması, yaklaşık 14 milyar avro değerinde 25 yurt dışı projesini içeriyor. Bu, planlanan toplam 377 milyar avronun yüzde beşi bile değil.[19] Bu her ne kadar, Savunma Bakanlığı’nın isteklerinin sıralandığı bir tür liste olsa da henüz kesin olarak karara bağlanmadı. Ancak yine de ABD’den uzaklaşma eğilimi açıkça görülüyor.

Transatlantik Krizin Nedenleri

Rusya, harcamalarda beklenen bu büyük artışlar henüz gündeme gelmemişken bile, tüm büyük silah sistemlerinde (nükleer silahlar hariç) Avrupalı NATO ülkelerinin çok gerisindeydi. Dolayısıyla, mevcut militarizasyon dalgasını sadece Moskova’yı işaret ederek açıklamak pek mümkün değil.[20] Bu konu kısmi olarak şaşırtıcı bir şekilde açıkça dile getiriliyor: “Avrupa, nihayetinde Washington’un dayatmalarına tamamen boyun eğmek ya da gerçek bir jeopolitik bağımsızlığa doğru bir atılım yapmak arasında bir seçim yapmak zorunda. […] Gerçek bir stratejik özerklik için çalışmak yerine, ABD savunma sanayisinin sipariş defterleri şişirildi. Güvenlik politikası alanındaki bağımlılık –ve dolayısıyla şantaja karşı savunmasızlık– bu şekilde azalmak yerine arttı. Büyük çaplı silahlanma, ‘Rusya tehdidi’ ile gerekçelendiriliyor, oysa Moskova’nın askeri imkânlarının sınırlı olduğu ve Putin’in en büyük hırslarının Washington’daki yönetici kesimin hedefleri karşısında sönük kaldığı açık.[21]

Ancak, ABD Başkanı Donald Trump’ın –itiraf edelim ki itici olan– karakterine işaret etmenin, Almanya’nın (ve AB’nin büyük bir kısmının) şu anda izlediği sert çatışma politikasını açıklamak için yeterli olup olmadığı sorusu hâlâ cevap bekliyor: “Trump şüphesiz bir maço, bir yalancı, bir ırkçı vb. ancak politikası, artık büyük ölçüde homojenleşmiş bir Cumhuriyetçi Parti ve onun arkasındaki düşünce kuruluşlarına (özellikle Heritage Foundation) dayanıyor. Partideki sağcı akımlar (özellikle Tea Party), ABD sermayesinin tüm kesimlerini temsil etmese de son 20 yıl içinde giderek daha fazla nüfuz kazanmıştır. […] Bu nedenle ABD hükümetinin temel hedefi, ülkenin yeniden sanayileşmesini tüm gücüyle ilerletmektir. Gümrük vergilerini artırmak, bu nedenle yeni ABD politikasının önemli bir ayağıdır.[22]

Bu bağlamda, Bastien Apeldoorn, Jasa Veselinovic ve Nana de Graaff tarafından hazırlanan bir analizden yararlanmak faydalı olacaktır. 2023 yılında yayınlanan “Trump and the Remaking of American Grand Strategy” (Trump ve Amerikan Büyük Stratejisinin Yeniden Yapılandırılması) adlı kitaplarında, ilk Trump yönetiminin öncekilerden radikal bir kopuş gerçekleştirdiğini inandırıcı bir şekilde kanıtlamışlardı. Burada, önemli aktörlerin network analizlerine dayanarak, Clinton (1993-2001), oğul Bush (2001-2009) ve Obama (2009-2017) yönetimlerinin “ulusötesi odaklı sermaye” temsilcileriyle dolu olduğu sonucuna varıyorlar. Ancak bu temsilcilerin Trump yönetimi (2017-2021) döneminde etkilerini önemli ölçüde yitirdikleri, bunun yerine merkezi aktörlerin çok daha fazla iç pazara odaklandıkları ve bunun da neoliberalizmden “neo-merkantilist ekonomik milliyetçilik”e doğru bir “ideolojik dönüşüm”ü açıkladığı sonucunu çıkarıyorlar. Bu yazarlar da, bu değişimin yalnızca Trump’ın kişiliğinden kaynaklanmadığını, Cumhuriyetçi Parti’yi günümüzde neredeyse tamamen domine eden Tea Party’nin büyük bir kısmı tarafından da paylaşıldığını vurguluyorlar.[23]

Bu eğilim, Trump’ın ikinci döneminde daha da güçlendi. Trump’ın politikası, Alman ihracat modeline doğrudan bir saldırı olarak algılandı ve bu nedenle sert bir şekilde eleştirildi. Bu durum, örneğin Ağustos 2025’te Avrupa Birliği ile ABD arasında imzalanan “gümrük anlaşması”nda açıkça görüldü. Alman basını, bu anlaşmayı, yalnızca askeri kapasite yetersizliği nedeniyle mümkün olan aşağılayıcı bir yenilgi olarak nitelendirdi. Örneğin, ünlü askeri analist Franz-Stefan Gady bu konuda şöyle diyordu: “Askeri güç olmadan refahı uzun vadede güvence altına almak mümkün değildir. Bunun en somut örneği, tam da bu çerçeve anlaşmasıdır. AB, ABD’nin askeri desteğine bu kadar güvenmemiş olsaydı, bugün deniz yollarımızı Amerikan Donanması korumuyor olurdu, Washington’un nükleer koruma kalkanına sığınmak zorunda kalmazdık ve Rusya’ya karşı Avrupa’da güvenliği sağlamak için 100.000 ABD askerine ihtiyaç duymazdık. Böylece, ticaret savaşına daha özgüvenli bir şekilde girebilir ve hatta bir ticaret savaşını kazanabilirdik. Ancak, askeri açıdan ABD’ye bağımlı olduğumuz sürece, ticaret politikamız da buna tabi olmak zorundadır.[24]

Trump yönetiminin Kasım 2025’te yayınladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi, yerleşik söylemin büyük bir kısmında kesin olarak “savaş ilanı” olarak algılandı. Ve bu çevreler ne yapılması gerektiği konusunda da aynı fikirdeydiler: “Bu belge, mevcut Avrupa yönetimi için bir iflas beyanıdır. Son 80 yıldır süren transatlantik ilişkileri sonlandırmaktadır. […] Avrupa devletlerinin egemenliğini gerçekten önemseyenler, yeni bir birleşik Avrupa’nın kurulması için çalışmalıdır. Bunun için Avrupa’nın güvenlik alanındaki bağımlılıklarının hızla ortadan kaldırılması, Avrupa’nın ortak hareket kabiliyetini sağlayacak merkezi sistemler için bir Avrupa silah sanayisinin kurulmasının yanı sıra […] uluslararası kurumların güçlendirilmesi ve Washington’un etkisine karşı dirençlerinin artırılması gerekmektedir.[25]

Örneğin, önümüzdeki dönemde Vance’in başkanlık seçimlerini kazanması ve buna bağlı olarak ABD’nin mevcut politikasının pekişmesi durumunda, ABD politikası on yıllardır alışık olduğumuz transatlantik rotaya geri dönmeyecektir. Gerçi bu rota hiçbir zaman sütliman sularda ilerlemeyi sağlamamış ve tamamen çatışmasız bir ortam sunmamıştır. Ancak yine de birçok konuda mutabakat sağlanmıştır. Ancak bu senaryo mevcut transatlantik ortaklığın sonu anlamına gelecektir. Ve AB’nin mevcut silahlanma politikasıyla tam da bu senaryoya hazırlandığı görülüyor.

AB Ordusu mu Geliyor?

ABD ile yaşanan çelişkiler, uzun süredir ortalıkta dolaşan bir AB ordusu kurulması taleplerine yeni bir ivme kazandırdı. Avrupa Halk Partisi (EPP) Başkanı Manfred Weber, “Avrupa sancağı altında askerlerin görev yaptığı Avrupa birlikleri kurulmasının zamanı geldi” diye konuştu. CSU’lu siyasetçi, “Kohl ve Strauß, bugün hayatta olsaydı Avrupa ordusu kurulmasını talep ederlerdi” diye devam etti. “Avroya geçişle Avrupa’nın birleşmesi geri alınamaz, geri dönüşü olmayan bir hale geldi. Şimdi savunma alanında da aynı şeye ihtiyacımız var.[26]

Ancak Almanya ve Fransa, gerçek bir AB ordusu kurmayı aklından bile geçirmiyor. Çünkü bu, diğer ülkelerin askeri politika konularında önemli ölçüde söz sahibi olması anlamına gelir. Bu nedenle, askeri politikanın daha fazla Avrupalılaştırılması talebinin arkasında yatan, her zaman AB’li müttefiklerinin askeri ve güç politikası kapasitelerini, kendilerini Alman-Fransız liderlik ikilisi olarak ilan edenlerin hizmetine sunmaları çabası olmuştur.

Ancak diğer AB üyeleri de bu durumun farkındadır ve Almanya ile Fransa, bugüne kadar bu konuda cazip teklifler sunma konusunda başarısız olmuştur. Potansiyeller birleştirilmeden ABD’ye ciddi bir rekabet oluşturmak neredeyse imkansızdır, bu nedenle Avrupa’nın askeri gücü “rüyası”nın arkasında hala bir dizi soru işareti bulunmaktadır. Özellikle de kendilerini lider ikili ilan eden bu iki ülke, örneğin hava muharebe sistemi (FCAS) gibi ortak büyük projelerde yaşanan ciddi çatışmaların da gösterdiği gibi, çoğu zaman kendi aralarında bile anlaşamıyorlar. Almanya-Fransa silahlanma kompleksinin kurulması yolunda bu çeşitli sorunların aşılıp aşılamayacağı ve nasıl aşılacağı şu anda belirsizdir. En azından, bu girişim başarısızlıkla sonuçlandığında milyarlarca doların boşa gitmesi de aynı derecede ihtimal dahilindedir. Ancak, ABD’nin Venezuela’daki darbesi veya Grönland’a yönelik tehditler gibi eylemler, olası çıkar çatışmalarını Avrupa’nın askeri gücü lehine geri plana atmaya teşvik edebilir. Fakat bu gerçekleşse bile, barış politikası açısından elbette hiçbir kazanç sağlanmayacaktır, aksine tam tersi olacaktır.

#Kutu:

Büyük Rekabetin Dönüşümü: Komisyon Başkanı’nın İki Konuşması

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in iki konuşması, ABD’ye karşı duruştaki değişimi açıkça ortaya koyuyor. Şubat 2019’da, henüz Almanya Savunma Bakanı iken, Avrupa Birliği’nin “büyük güçler arasındaki rekabetin geri dönüşüne” hazırlıklı olması gerektiğini söylüyordu. O dönemde von der Leyen, NATO’ya net bir şekilde bağlılık ve itaat vurgusu yaparken, Mayıs 2025’teki Karl Ödül Töreni’nde yaptığı programatik konuşmasında ise öncelikle askeri alanda gerçekleştirilmesi gereken bir ödev olarak “Avrupa’nın bağımsızlığı”na odaklanıyordu:

Oluşan yeni güvenlik durumunun en belirgin özelliği, siyasi bir ittifak olarak bizim önümüze zorlu bir görev koyuyor. Bu durum, büyük güçlerin rekabetinin geri dönüşüdür. […] İstesek de istemesek de Almanya ve Avrupa bu rekabetin bir parçası. Biz tarafsız değiliz. Özgürlük ve insan onurunun tarafındayız. […] NATO 70 yıldır bunu savunuyor.” (Ursula von der Leyen, Münih Güvenlik Konferansı, 15.02.2019)

“Bu on yıllık dilim bitmeden yeni bir uluslararası düzen ortaya çıkacak. Bunun Avrupa ve dünya için doğuracağı sonuçları kabullenmek istemiyorsak, bu yeni düzeni biz kendimiz şekillendirmeliyiz. Tarih tereddüt ve kararsızlığı affetmez. Görevimiz Avrupa’nın bağımsızlığıdır. […] Bugün savunma için 800 milyar avroya varan bir finansman sağlayabilecek durumda olmamız, daha birkaç yıl önce imkansız olurdu.” (Ursula von der Leyen, Karl Ödül Töreni’ndeki konuşma, 29.05.2025)

[1] Enders, Thomas/Bartels, Hans-Peter: Zeit der Monster: Enders und Bartels fordern eine europäische Verteidigungsinitiative [Canavarlar Çağı: Enders ve Bartels bir Avrupa savunma girişimi talep ediyor], DGAP Online Kommentar, 28.04.2025, sf. 2

[2] “Avrupa hiç bu kadar müreffeh, güvenli ve özgür olmamıştı. 20. yüzyılın ilk yarısındaki şiddet, Avrupa tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir barış ve istikrar dönemine yerini bıraktı. […] Üye devletlere yönelik büyük çaplı saldırılar artık ihtimal dışı hale geldi.” (Avrupa Güvenlik Stratejisi: Daha iyi bir dünyada daha güvenli bir Avrupa, Brüksel, 12.12.2003, sf. 2 ve 4)

[3] Wagner, Jürgen: Ein strategischer Kompass für Europas Rückkehr zur Machtpolitik, IMI-Studie 2022/4

[4] “Du bist nie allein, lieber Präsident”, Süddeutsche Zeitung, 01.03.2025

[5] Gemeinsames Weißbuch zur europäischen Verteidigung – Bereitschaft 2030, JOIN(2025) 120, Brüssel, 19.03.2025

[6] Krieg, Lutz: ReArm Europe-Plan, Wehrtechnik, II-III/2025, sf. 13

[7] Europa bereitet die Scheidung von den USA vor, Süddeutsche Zeitung, 15.03.2025

[8] Ç.N.: Zeitenwende kavramı, dönemin Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısından 3 gün sonra, Alman Federal Meclisi’nin özel bileşiminde yaptığı konuşmada geçmiştir. Scholz burada Avrupa kıtasının tarihinde bir çağın kapanarak yeni bir çağın başladığını, bu yüzden 2022 yılı bütçesinde askeri harcamalar için 100 milyar avroluk ek bir kaynak yaratıldığını duyurmuştur.

[9] Buna karşılık, başka araştırmalar, AB savunma sanayisinin Komisyon’un rakamlarının gösterdiğinden çok daha “iyi” durumda olduğunu ortaya koymaktadır. Uluslararası Strateji Çalışmaları Enstitüsü (IISS), Şubat 2022 ile Eylül 2024 arasındaki dönemi inceleyerek şu sonuca varmıştır: “Bu sözleşmelerin toplam değeri 180 milyar ABD dolarını aşmaktadır. IISS’nin tahminlerine göre, bu tutarın en az 94 milyar ABD doları (yüzde 52) Avrupa sistemleri için, 61 milyar ABD doları (yüzde 34) ise ABD sistemleri için harcanmıştır. 25 milyar ABD doları (yüzde 14) ise Brezilya, İsrail ve Güney Kore’den gelen sistemler için harcanmıştır. Bu nedenle, Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının ardından toplam satışların çoğu Avrupalı üreticilere giderken, AB dışı tedarikçilere verilen toplam tutar yaklaşık 86 milyar ABD doları yani %48’i oluşturdu.” (Europas Rüstungsbeschaffung seit dem Ukrainekrieg: eine Neubewertung [Ukrayna savaşından bu yana Avrupa’nın silah tedariki: Bir yeniden değerlendirme], Military Balance Blog, 24.10.2024)

[10] Savunma alanında yeni bir Avrupa sanayi stratejisi: Tepki kabiliyeti yüksek ve dayanıklı bir Avrupa savunma sanayisiyle AB’nin savunma hazırlığını sağlamak, JOIN(2024) 10 final, Brüksel, 05.03.2024. AB’nin payının %55’e çıkarılması şu belgede gerçekleştirilmiştir: Preserving Peace – Defence Readiness Roadmap 2030, JOIN(2025) 27 final, Brüssel, 16.10.2025

[11] “Avrupa’nın yeniden silahlanmasının zamanı geldi. [Bunun için] Avrupa’nın savunma harcamalarının büyük ölçüde artırılması gerekiyor.” (Beyaz Kitap 2025: 2)

[12] “Avrupa savunma sanayi üretim kapasitelerinin önemli ölçüde artırılması, üye ülkelerin şu anda eksik olan temel yetenekleri kazanabilmeleri açısından bir ön koşul teşkil etmektedir.” (Beyaz Kitap 2025: 13)

[13] Avrupa Parlamentosu ve Konseyi’nin Avrupa Savunma Sanayi Programı’nın ve Savunma Ürünlerinin Kısa Sürede Temini Sağlamaya Yönelik Çerçeve’nin Oluşturulmasına Dair YÖNETMELİĞİ (“EDIP-Yönetmeliği”), Brüksel, 28.11.2025

[14] Bu yasak ve özellikle Avrupa Savunma Fonu tarafından yapılan ilk esnemeler hakkında bkz. Fischer-Lescano, Andreas: Rechtsgutachten zur Illegalität des Europäischen Verteidigungsfonds. AP GUE/NGL Meclis Grubu adına hazırlanan hukuki yorum, Kasım 2018

[15] Yasal nedenlerden dolayı EFF, AB bütçesinin resmi bir parçası değildir.

[16] Enflasyon etkisinden arındırıldığında, 189 milyar avrodan (2014) 381 milyar avroya (2025) olan artış yine de oldukça dikkat çekicidir. Bkz. Avrupa Savunma Ajansı: Savunma Verileri 2024-2025. NATO’nun 2025 yılı harcamaları, ittifak tarafından 1.588 milyar ABD doları olarak tahmin edilmektedir.

[17] Ayrıntılı bilgi için bkz. Wagner, Jürgen: Kriegswirtschaft in Deutschland und Europa – ein neues Industriemodell für die Großmachtkonkurrenz? [Almanya ve Avrupa’da savaş ekonomisi – büyük güçler arasındaki rekabet için yeni bir sanayi modeli mi?] AP Milletvekili Özlem Demirel tarafından hazırlatılan broşür, Brüksel, Kasım 2025

[18] Linnemann, Navid: Nur 8 Prozent für US-Rüstung – Deutschland erteilt Trump eine Abfuhr [ABD silahları için sadece yüzde 8 – Almanya Trump’a ret cevabı verdi], defence-network.com, 25.09.2025

[19] 377 milyar avro – işte Almanya’nın devasa silahlanma planı, welt.de, 31.10.2025

[20] Wulf, Herbert/Steinmetz, Christopher: Wann ist genug genug? [Artık yeter demenin zamanı gelmedi mi?] Greenpeace, Kasım 2024

[21] Schneider, Marcus: Washington’un vazalı, Internationale Politik und Gesellschaft, 08.12.2025

[22] Schäfer, Jakob: Kriz ve imparatorluk, die internationale Sayı 4/2025 (Temmuz/Ağustos 2025)

[23] Apeldoorn, Bastian van vd.: Trump and the Remaking of American Grand Strategy. The Shift from Open Door Globalism to Economic Nationalism, Cham 2023

[24] Welches Rüstungsabkommen steckt im Zolldeal? [Gümrük mutabakatında hangi silahlanma anlaşması saklı?] Kleine Zeitung, 03.08.2025. Handelsblatt gazetesindeki bir yorum da bu görüşü destekliyor: “Anlaşma, tek taraflılığıyla 19. yüzyılın ikinci yarısında Batılı güçlerin Çin’e dayattığı eşitsiz antlaşmaları hatırlatıyor. […] Avrupa’nın önünde iyi seçenekler yoktu. Von der Leyen, Trump ile tek başına ticaret konularını müzakere etmedi. Avrupa’nın askeri ve güvenlik alanlarında, özellikle Rusya’nın saldırı savaşına karşı savunma konusunda ABD’ye olan hayati önemi her zaman masada duruyordu.” (Thorsten Benner, Thorsten: Der US-Deal schmerzt, doch die größere Gefahr droht aus China, Handelsblatt, 30.07.2025)

[25] Katsioulis, Christos/Milačić, Filip: Amerikanische Kriegserklärung [Amerika’nın savaş ilanı], Internationale Politik und Gesellschaft, 08.12.2025

[26] Nicht totzukriegen [Bir türlü ölmüyor], junge Welt, 10.12.2025