Ekin Yoldaş Kalı

 

Giriş

Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) yüz binlerce çocuğun; uluslararası hukuk kuralları, iş kanunu ve eğitim hakkı hiçe sayılarak kapitalist sömürünün egemenliğine sistematik olarak çekilmesidir. Bu uygulama, neredeyse her iş kolunda üretimde yer alan yoksul, eğitim ve sosyal yaşamdan mahrum çocuklar yığını ve sermayeye aktarılan kamu kaynakları şeklinde hayat buluyor. Ne var ki çocuk işçilik kapitalist üretim tarzında yeni bir olgu değil.

Bu makale, Türkiye kapitalizminin güncel durumu, plan ve hedefleri doğrultusunda MESEM politikasını ve sonuçlarını ele alacak. İncelemeye konumuzun en görünen yönüyle, hemen herkesin duygularında, muhakemenin de kalkış noktası olan çocuk işçiliği ile başlayacağız. Öncesinde Türkiye kapitalizmine belirli görünümleri üzerinden kısa bir bakış yararlı olacaktır.

 

Bağımlı, Düşük Teknolojili, Emek-Yoğun Kapitalizm

Türkiye’de Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) içerisinde imalat sanayi %19,5 oranla en büyük yeri tutuyor. Arkasından ticaret ve hizmet geliyor.[1] İmalat sanayi açısından ise mevcut girişimlerin %99,7’sini Küçük Orta Büyüklükte İşletmeler (KOBİ[2]) oluşturuyor. Buna rağmen toplam istihdamın %70,6’sını, “personel maliyetinin” ise %47,5’ini oluşturuyor.

Üretim kullanılan araçlar açısından baktığımızdaysa KOBİ’lerde yüksek teknoloji kullanımı %0,8, orta-yüksek teknoloji %11,9 iken büyük işletmelerde yüksek teknoloji kullanımı %3,1, orta-yüksek teknoloji kullanımı %22,9.[3] Bu da üretimde yüksek teknolojinin payının oldukça düşük olduğunu, genel olarak düşük-orta gelişkinlikte üretim araçlarının yaygın olduğunu gösteriyor. Üretim araçlarının gelişkin düzeyi üretimde belirleyiciliğin hâlâ emek-yoğun olduğunu gösteriyor. Yapılan araştırmalar ve bilinen veriler detaylı bir analize imkân vermiyor ancak özellikle hammadde, ara ürün ve teknoloji anlamında Türkiye sanayisinin büyük ölçüde uluslararası sermayeye bağımlı olduğu biliniyor.

Parçaları birleştirdiğimizde karşımıza şu sonuç çıkıyor: Türkiye kapitalizmi önemli ölçüde dışa bağımlı, düşük-ortak teknik ve teknolojik gelişkinlik seviyesiyle emek-yoğun üretime dayanıyor. Bu da en yüksek düzeyde artı-değer sızdırılacak; esnek, güvencesiz ve düşük maliyetli canlı emeği kapitalistlerin temel ihtiyacı haline getiriyor. MESEM’de bu ihtiyaca cevap veren projelerden biri.

 

Türkiye’de Çocuklar ve Çocuk İşçilik

Türkiye nüfusunun %26’sını çocuklar oluşturmakta. Çocuk nüfusunun en yoğun olduğu yıl %48,5 ile 1970 senesi. Bu oran yıllar içerisinde düşmüş ve gelecekte de düşmesi bekleniyor. Güncel nüfus içerisinde ise 10-14 yaş grubunda olan çocukların oranı %28,8 iken 15-17 yaş grubunda olanların oranı ise %17,5. 2023 yılı resmi verilerine göre 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma oranı %22,1 olarak gerçekleşti.[4] Erdoğan’ın 3 de yetmez 4 çocuk söyleminin, 2025 aile yılı ilan edilirken nüfus artışındaki yavaşlamaya dikkat çekilmesinin önemli bir dayanak noktası burada yatıyor: Genç ve dinamik bir iş gücü pazarı ihtiyacı ve nüfus artış hızının yavaşlamasından duyulan korku.

2023 yılında 7 milyon 34 bin çocuk yoksulluk içinde. Bu oran her 3 çocuktan 1’inin yoksul olduğunu gösteriyor. 5-17 yaş arasında ekonomik faaliyetlerde çalışan çocukların toplam iş gücü içerisindeki oranı 2019 yılında %4,4 olarak gerçekleşmiş. 2022 yılında resmi kayıtlardaki çocuk işçi sayısı 700 bini aşıyor.[5] Üstelik bu veriler içerisinde örgün eğitimde gösterildiği için MESEM kapsamında çalışanlar yok!

Ülkedeki toplam iş gücü verilerine de bir bakalım. TÜİK 2024 yılı temmuz ayı verilerine göre; 16,8 milyon ücretli çalışanın 7,1 milyonu asgari ücret, 13 milyonu ise asgari ücret ile asgari ücretin iki katı arasında bir miktara çalışıyor. Türk-İş’in Eylül 2024 hesaplamalarını baz alırsak işçilerin %42’si 19 bin 830 TL olan açlık sınırının altında, en az %77’si de 64 bin 595 TL olan yoksulluk sınırının altında ücretler alıyor.[6] İşçilerin ülkenin toplam gelirini ifade eden Gayri Safi Milli Hasıla içerisindeki payı ise %26 gibi dip seviyeleri gördü.

Öte yandan düşük ücretler ve ağır enflasyon koşulları borçlanmayı artırıyor. Geçen yıla göre bireysel kredi kartı borçları %70 artışla 1 trilyon 578 milyon liraya, ihtiyaç kredileri ise %40 artışla 1 trilyon 266 milyon liraya ulaşmış durumda.[7]

Amacımız konuyu yalnız sayı ve istatistiklere boğarak okuyucuyu yormak değil. Resmi kuruluşların verilerinin güvensizliği de artık biliniyor. Ancak bu düzeydeki veriler dahi maddi gerçekliği ortaya koymakta yararlı kaynaklar. Yukarıdaki bulgular bize şunu açıkça gösteriyor: Türkiye’de, özellikle son birkaç yılda ivme kazanarak, yoksulluk hat safhaya ulaşmış durumda. Ağır yaşam koşulları hanede eli iş tutan herkesin emek gücü piyasasına çekildiği, işçilerin ve genç kuşaklarının da içine itildiği çaresizlikle buna eğilim gösterdiği bir tabloyu karşımıza çıkarıyor. İşte tam da bu noktada MESEM’ler kapitalistlerin ihtiyaçları doğrultusunda başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere devlet kurumlarının çeşitli propagandalarıyla bir çıkış kapısı halini alıyor. Kimi durumlarda sömürü planı gizlenmek adına bu uygulama sanki devletin yoksullara uzattığı bir vefa eli gibi gösteriliyor.

 

MESEM’LER Nedir, Ne Değildir?

Türkiye’de “mesleki eğitim” adı altında çırak ve stajyerlerin sömürü mekanizmasının içerisine çekilmesi uzun yıllara dayanıyor. Planlamalar kapitalistlerin ihtiyaçları esas alınarak gerçekleştiriliyor. Örnek olsun, 2005 yılında ORS fabrikası yönetimi, Polatlı Endüstri Meslek Lisesinde metal bölümünü açarak kendi üretim araçlarının benzeriyle eğitim alınmasını sağlayıp ihtiyacı olan iş gücüne kaynak oluşturmuştur.[8]

Özellikle Ankara, İstanbul gibi büyükşehirlerde belirli meslek liselerinin yine belirli fabrikalara yönelik özel bölümlerinin olduğu, öğrencilerin stajlarını buralarda yaptığı ve işe yine aynı yerlerde başladığı bilinmektedir. Endüstri, Anadolu ya da Teknik Meslek Liselerinden farklı olarak Mesleki Eğitim Merkezi (eski adıyla Çıraklık Eğitim Merkezi) 2016’da örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alınmıştır.[9]

MESEM’lere kayıt için ortaokul veya imam hatip ortaokulunu bitirmiş olmak yeterli. Bir yaş sınırı bulunmuyor. 34 alan ve 184 meslek dalında kayıt sağlanabiliyor. 9, 10 ve 11. sınıf öğrencisi görünen çıraklara asgari ücretin en az %30’u, 12. sınıftaki kalfalara ise asgari ücretin %50’si ödenecek şekilde teşvik olarak devlet tarafından sağlanıyor.[10]  Üstünü verip vermemek tamamen patronun paşa gönlüne ve iş gücü piyasası koşullarına bırakılmış durumda. Her işletme MESEM kapsamına girmiyor. İşletmede en az bir kişinin Usta Öğreticilik Belgesi’ne sahip olması gerekiyor. Kendine MESEM’le anlaşmalı bir işletme bulan ya da okulun yönlendirmesiyle bir yerde işe giren çıraklar 4 gün işe, 1 gün okula gidiyor. 1 gün okulda geçirilen sürede temel dersler, alan ve dal dersleri ve seçmeli ders bulunuyor. Temel dersler arasında yalnızca Türk Dili ve Edebiyatı, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, Matematik, Tarih ve İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersleri bulunuyor.

 

Türkiye Kapitalizminin Kaldıraçlarından Biri Olarak MESEM

Son birkaç yıl içerisinde iktidarın ekonomi politikalarının bir sonucu olarak MESEM’lere kayıtlar arttı. Bir önceki dönem 405 bin olan “öğrenci” sayısı 465 bine ulaşmış durumda. Bu dramatik artışta iki sınıf açısından farklı nedenler ve kesişimler var. Emekçi sınıflar ve genç kuşakları açısından iki temel neden olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan ilki bir önceki bölümde değindiğimiz üzere artan yoksulluk ve temel geçim araçlarına ulaşabilmek. Bir diğer neden ise gelecek kaygısı. TÜİK verilerine göre üniversite mezunu her 4 gençten 1’i işsiz.[11] Ne eğitimde ne istihdamda olanlar da dahil edilince bu oran 2 gençten 1’ine yükseliyor. Son 20 yıl içerisinde üniversite mezunu işsiz sayısı 10 kat arttı.[12] Mezun olup akademik öğrenimiyle ilişkili bir iş bulamayanlar arasında kasiyerlik, kuryelik gibi hizmet alanında güvencesiz ve ağır koşullarda çalışanların sayısı hiç de az değil. Bu koşullar “Okuyup ne yapacak/ne yapacağım?”, “Erken yaşta meslek öğrenmek gelecek için en iyisi” vb. eğilimleri açığa çıkarıyor. Elbette kendiliğinden değil. Bakanlık ve bağlı kurumları ile okul idareleri adeta birer propaganda makinesi olarak seferber ediliyor. Çocuklar ve aileleri MESEM için ikna ediliyor. Ortaya atılan “Gelecek mesleki eğitimde!” sloganı “Kimin geleceği?” sorusunu sormayı gerektiriyor.

İktidar ve temsilcisi/parçası olduğu kapitalist sınıf için MESEM kesinlikle başka anlamlar içeriyor. AKP iktidara geldiği günden bugüne gençliğe ilişkin tüm değerlendirmelerini aslında tek bir sloganla ifade etti: “Dindar ve kindar bir nesil yetiştirmek.” Bu elbette eğitim politikalarında köklü değişiklikleri beraberinde getirdi. Bir yandan eğitimin her kademesi özelleştirilip ticarileştirildi ve emekçi çocukları görece nitelikli bir eğitimin dışına itildi. Diğer yandan sonuncusu Maarif Modeli olmak üzere eğitimin içeriği iktidarın ideolojik/politik ihtiyaçları doğrultusunda yeniden örgütlendi. Evrensel bilimsel öğretilerden uzaklaşıldı, dogmatik ve bireyci bir kuşatma yaratıldı.

Dünya çapında en geniş ve 3 yılda bir tekrarlanan PISA araştırmasına göre Türkiye’nin 15 yaş öğrenci oranı yıllar içerisinde artarak %74’e ulaştı. Ne var ki değerlendirmeye katılan 37 OECD üyesi ülke arasında Türkiye, Meksika ve Kolombiya’nın ardından en düşük üçüncü kapsam endeksine sahip ülke olarak yer aldı. Eğitimin niteliğine dair olan sıralamalar da benzer düzeylerde.[13]

MESEM’ler egemen sınıfın kendini yeniden üretebilmesi, geleceğini de garantilemesi için gerekli olan neslin tam bir prototipini sunuyor. Eğitimden, sosyal ve kültürel yaşamdan koparılmış; fiziksel ve bilişsel gelişiminin sakat kalması pahasına üretimin içine çekilmiş, etrafıyla ve akranlarıyla ilişkisi esnek mesai saatlerince kontrol altına alınmış biat eden bir kuşak!

Bu uygulamanın kapitalistler için bir amacı daha var: Emekçilerin her türlü kaynağını sömürmek! Çıraklar ve kalfalar çoğunlukla çalıştıkları iş yerindeki diğerleriyle aynı işi yapıyor. Ancak ücretlendirme sistemi devasa bir uçurum yaratıyor. Sadece bu bile kapitalistlerin olağanüstü miktarlarda artı-değer sızdırmasına olanak sağlıyor. Halihazırda “teşvik” olarak verilen ücretler devlet tarafından işsizlik fonundan karşılandığı gibi yalnızca emekliliğe etki etmeyen zorunlu sağlık sigortası da aynı kaynaktan karşılanıyor. Bu kaynağın merkezi milyonlarca işçi ve emekçinin ücretlerinden kesintiyle oluşturulan ve çok azının yararlanabildiği İşsizlik Fonu! MESEM için harcanan devlet katkısı ise 2022 yılında 3 milyar 402 milyon TL olurken, bu rakam 2023’te 9 milyar 893 milyon TL’ye çıktı. 2024’ün sadece ilk dört ayında harcanan rakam ise 1 milyar 699 milyon TL oldu.[14]

Böylece kapitalistler vurgun üstüne vurgun yapıyor; emekçi ailelerini tümüyle işgücü pazarının içine çekerek çocuk emeğinin düşük ücretlerle sömürüsü sonucu işgücü fiyatlarını aşağı çekiyor, işçilerin ücretlerinden oluşan kesintiden oluşan kaynağı yağmalıyor, bir işçi yerine birkaç tane çırak ya da kalfa çalıştırarak sızdırdığı artı-değeri katlıyor. Ek olarak Türkiye’de üretim ve istihdam verilerinin iyiye işaret etmediği, küçük ve orta düzeydeki kapitalist işletmeler başta olmak üzere, yüksek faiz ortamının neden olduğu kimi bunalımlarda bu vurgunlar, daha fazla emeği; çocuk işçilerin dişlilere kaptırdıkları parmaklarını, kaynak makinesinde yanan etlerini, asansör altında ezilen bedenlerini yutarak işletmelerin büyümesini sağlıyor. İşte MESEM gerçeği!

Mesleki Eğitim, MESEM ve Okul İlişkisi

Eğitim ve öğretim kurumu olarak okul, insanlığın kendi devamlılığını sağlaması, yeni kuşakların geliştirilmesi için önemli alanlardan biridir. Okullara girmeyi, öğrenim almayı mücadelenin bir kazanımı olarak ezilen sınıflar elde etmesine rağmen kapitalist toplumda okul hâlâ iktisadi olarak egemen olan sınıfın hizmetinde. Burjuvazinin katmanlarının dahi eğitime ulaşımı farklılık gösteriyor. Büyük burjuvaların çocukları son derece sağlıklı beslenip yetiştirilirken en gelişkin yöntemlerle doğayla iç içe, burjuvazinin yönetme ihtiyaçlarına ve idealist dünya görüşüne uygun bir eğitim alıyor. Alt katmanları ise “büyüklerden olma” hayalleriyle eğitime daha kısıtlı olanaklarla ama sınıf atlamanın bir aracı olduğuna inanarak dört elle sarılıyor. Bazen tekelci burjuvazinin değerlerini dahi ondan ileride sahiplenme eğilimi gösteriyor! Emekçi sınıfa gelecek olursak eğitim başlı başına bir dert halinde. Yeterli ve nitelikli beslenme, ulaşım, barınma gibi eğitime ulaşmak için gerekli temel ihtiyaçlar dahi ya karşılanamıyor ya da oldukça kısıtlı. Okulların egemeni olan burjuvazi kendi çocuklarından farklı olarak devlet okullarının müfredatlarını yine kendi sınıfının ihtiyaçlarına göre fakat yaratıcılığı körelten, ilgi ve merakı yok eden, dayanışma yerine rekabeti ve bireyciliği koyan, yaşayan doğadan ve dünyadan öğrenmek yerine dogmatik ön kabulleri yerleştiren, pozisyon olarak en nihayetinde ihtiyaç duyduğu sadık kullarını yetiştirmeyi hedefliyor.

Yazdıklarımızın yukarıda kalan bölümünde bu eğitim politikalarının çeşitli yönlerini ele almıştık. Hem bir hatırlatma hem de güçlü bir bağıntı olması nedeniyle birkaç örneğe daha yer verelim. Türkiye’nin en büyük holdingi olan Koç Holding’in kurucusu Vehbi Koç adını taşıyan vakıf 2006 yılında “Meslek Lisesi Memleket Meselesi” sloganıyla yola çıkmıştı. 2025 yılı Cumhurbaşkanlığı yıllık programı ise mesleki eğitimin içeriğini tümüyle sermayenin emrine vermeyi hedefliyor. Koç’un hayallerini iktidar gerçekleştiriyor.[15]

 

Nasıl Bir Eğitim Olmalı?

Uygulamaya ve deneye dayalı öğrenme mevcut teknolojiyle de desteklendiğinde şüphesiz ki en nitelikli öğrenme yöntemlerindendir:

Sosyalistler, çocuk emeğinin sömürülmesine karşıdır. Ama tabii ki çocukların güç ve kuvvetine uyan ve karşılık olan ve onları geliştiren, ilerleten çok yönlü emeği savunur. Üretken emek ve çalışma sadece çocuğun gelecekte toplum için yararlı bir halka olmasına neden olmaz, aynı zamanda o çocuğu şimdiki anda da toplumun yararlı bir ferdi yapar.[16]

Günümüzde “mesleki” eğitim adı altında uygulamaya dayalı olduğu iddia edilen sözde eğitim modelinin, hele ki MESEM’in alıntıladığımız emek süreciyle hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. MESEM projesi açıkça 16 yaş altında çalışmayı yasaklayan uluslararası sözleşmeleri ve iş kanununu örgün eğitim adı altında delmek için uydurulmuş bir kılıftan ibarettir. Sermayenin kendini genişleterek yeniden üretmesine olanak tanıyan bu uygulama emekçi sınıf ve katmanların kendisini yeniden üretme olanaklarını dahi tırpanlamaktadır. Yıllık nüfus artış hızı 2022 yılında binde 7,1 iken, 2023 yılında binde 1,1 olması da buna işarettir.[17] 2025 bütçe planında çocuk işçilikle mücadeleye yalnızca “1000 TL” ayrılması devletin hangi sınıfın hizmetinde olduğunu ve MESEM peojesinin emellerini bir kez daha göstermektedir.[18]

 

MESEM Projesi Ortak Bir Sorun ve Sorumluluk

Marx modern kapitalist üretici güçlerin temelini oluşturan makine dönemini incelerken oldukça çarpıcı şu tespiti yapar:

Emek-gücünün değeri, yalnız yetişkin işçinin yaşamının devamı için gerekli emek-zamanı ile değil, aynı zamanda ailesinin bakımı için gerekli olan emek-zamanıyla da belirleniyordu. Makine, bu ailenin bütün üyelerini emek-pazarına sürerek, yetişkin erkeğin emek-gücünün değerini bütün ailesinin üzerine dağıtmıştır. Böylece, erkeğin emek-gücünün değerini düşürmüştür. Dört kişilik bir ailenin emek-gücünün satın alınması, belki de, eskiden yalnız aile reisinin emek-gücünün satın alınmasından daha pahalıya malolabilir, ama buna karşılık şimdi bir günlük emeğin yerini dört günlük emek almış ve, bir kişiye dört kişinin artı-emeğinin fazlalığı oranında, fiyatında bir düşme olmuştur. Ailenin yaşayabilmesi için artık bu dört kişi yalnız çalışmış olmayacak, kapitalist için artı-emeği de çoğaltacaklardır. Böylece görüyoruz ki makine, sermayenin sömürücü gücünün başlıca konusu olan insan malzemesini artırmanın yanısıra, bu sömürünün derecesini de yükseltir.[19]

Bu durum neredeyse tümüyle ve yukarıda açıkladığımız nedenlerle MESEM’e çocuklarını kaydettiren emekçi ailelerinin gerçekliğidir. Marx’ın makinenin yol açtığı gelişmelerde öne çıkardığı bu yönlerin toplumsal sorumluluğu ise türlü hile ve dalavere ile makinelerin özel mülkiyetini elinde bulunduran kapitalistlere ve hizmetkarlarına aittir. Günümüzde bu gerçeklik aileden iş yerine genişlemiştir ve MESEM de buna aracılık etmektedir. Örneğin bir işyerinde 30 bin TL ücret ve diğer giderleriyle birlikte toplam 50 bin TL işgücü maliyeti ile 3 CNC ustasının olduğu bir atölyeyi ya da fabrika bölümünü ele alalım. Patronlar yeni taktikleriyle 3 usta yerine 1 usta çalıştırıp diğerlerinin yerine de 5 çırak alıyorlar. Çırakların patronlara sadece işyerinde tükettikleri yemeğin, içtikleri çayın ve suyun maaliyeti var. Ancak örneğin metal işkolu gibi daha ağır ya da kalifiye pozisyonlarda çalışanlara kaçıp gitmemeleri için patronlar devlet teşviğinin üzerine bir miktar ücret koymak zorunda kalıyor. Bu kimi durumlarda da çırakların mücadelesinin bir kazanımı olarak gerçekleşiyor. Bunun da çırak başına 10 bin TL olduğunu iyimser bir varsayımla kabul edelim. 5 çırağın maliyeti yalnızca 50 bin TL, işten çıkarılan tek bir ustanın işgücü maliyetine denk düşüyor!

Ayrıca 5 çırak, üzerlerinde kapitalist iş hukukunun olanaklı kıldığı her türlü kötü muamele ve esnek çalışmaya da dayanarak, her biri birer makineye ve angarya işlere bakıyor. 1 ustanın onları denetlemesi yeterli, bu da ustaya ekstra iş yükü bindiriyor ancak geçmiş iş arkadaşlarının akıbeti duruma razı gelmesine neden oluyor. Şimdi iki deneyimli işçinin kendisi için maliyetinin yarısına 5 çırak/kalfa çalıştıran kapitalist çok daha fazla artı-değer sızdırmış oluyor. Türkiye’de yarım milyona yakın çocuk işçinin MESEM projesi kapsamında çalıştırıldığı işletmelerdeki gerçekleşen tablo az çok bundan ibaret! Buradan çıkan sonuç işçi sınıfının tüm katmanları için yararlı olanın çocuk işçiliğin tümüyle son bulmasıdır.

 

Sonuç Yerine

MESEM tek başına ne bu kapsamda çalışan çocuk işçilerin ne de ailelerinin sorunu. Başta işçi sınıfı olmak üzere emekçi sınıflarının tüm kesimlerinin ortak sorunudur. İşçi sınıfının genç kuşakları örgün eğitimden ve sosyal yaşamdan koparılmakta aynı zamanda uyuşturucuya, mafyatik çetelere vb. her türlü yozlaşmayla yoksunlaşmaya açık hale getirilmekte, sürüklenmektedir. Denetimsizlik, fiziksel sınırları aşan çalışma koşulları çocukları her türlü yaralanma ve sakatlanmaya maruz bırakıyor. Sadece bir yılda MESEM kapsamında çalışan 8 çocuk iş başında hayatını kaybetti. Emekçilerin ve toplumun geleceği olan genç kuşaklar gerçek anlamda kapitalistlerin çarkları arasında öğütülüyor. Son olarak yukarıda açıkladığımız gerçeklik çocuk işçilik işsizler ordusu gibi ama işsizler ordusunu da büyütecek biçimde işçi sınıfının üzerinde düşük ücret, esnek ve güvencesiz çalışma, emek yoğunluğunu artırma gibi sömürünün derinleşmesinin aracı haline getiriliyor.

Bu nedenlerle MESEM projesinin amasız ve fakatsız iptal edilmesi çocuk işçiliğinin ortadan kalmasının acil bir adımı olarak mücadelenin ilk sıralarında yer almalıdır. Türkiye kapitalizminin ve siyasal iktidarının örgütlemeye çalıştığı yeni politikalar bütünüyle haklarından mahrum bırakılmış, esnek çalışmaya dayalı, düşük ücretlere mahkûm edilmiş bir emek rejimi tasarlamakta ve bunun için en gerici yollara başvurarak saldırıyı artırmaktadır. MESEM projesi de örgütlenmek istenen emek rejiminin bir görünümünü sunuyor.

MESEM programı en acil şekilde tüm yönleriyle tasfiye edilmelidir. Öğrencilerin ihtiyaçlarına cevap verecek evrensel ve tarihsel ilkelere dayanan, uygulama ve bilim odaklı nitelikli bir eğitim sağlanmalıdır. Öğrencilerin örgün eğitime devamını sağlamak için gerekli adımlar atılmalı ve her yurttaşın en temel hakkı olan eğitime erişimini güvence altına almak amacıyla, ihtiyacı olan tüm öğrencilere burs desteği verilmelidir.

 

[1] Türkiye İstatistik Kurumu (2024) “Yıllık Gayrisafi Yurt İçi Hasıla 2023”, https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Yillik-Gayrisafi-Yurt-Ici-Hasila-2023-53450

[2] KOBİ’ler 1-250 kişi arasında çalışanı olan ve yıllık net satışı ya da bilançosu 500 milyon TL’yi aşmayan işletmeler olarak tanımlanıyor.

[3] Türkiye İstatistik Kurumu (2024) “Küçük ve Orta Büyüklükteki Girişim İstatistikleri 2023”, https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Kucuk-ve-Orta-Buyuklukteki-Girisim-Istatistikleri-2023-53543

[4] Türkiye İstatistik Kurumu (2024) “İstatistiklerle Çocuk 2023”, https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Istatistiklerle-Cocuk-2023-53679

[5] Türkiye İstatistik Kurumu (2024) “Türkiye Çocuk 2023”, https://www.tuik.gov.tr/media/announcements/Turkiye_Cocuk_2023.pdf

[6] Türkiye İstatistik Kurumu (2023) “Yıllık Gayrisafi Yurt İçi Hasıla, 2022”, https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Yillik-Gayrisafi-Yurt-Ici-Hasila-2022-49742

[7] Göçmen, H. (2024) “Bireysel borçlanma ve Türkiye’de emek mücadelesinin biçimleri”, Textum Dergisi, https://textumdergi.net/bireysel-borclanma-ve-turkiyede-emek-mucadelesinin-bicimleri/

[8] Aydoğan, A. (2018) “ORS Fabrikası Özelinde Polatlı’nın İşçileşmesi”, Çankaya Üniversitesi, http://earsiv.cankaya.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/20.500.12416/5315/AYHAN%20AYDOĞAN.pdf?sequence=1&isAllowed=y

[9] Türkiye Cumhuriyeti Resmi Gazetesi (2016). “MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE

DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN”, https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2016/12/20161209-5.htm

[10] Milli Eğitim Bakanlığı (t.y.) “e-Mesem Giriş”, https://e-mesem.meb.gov.tr/Login.aspx

[11] Oksijen Gazetesi (2025) “TÜİK verileri açıklandı: Üniversite mezunlarının yaklaşık yüzde 25’i işsiz”, https://gazeteoksijen.com/turkiye/tuik-verileri-aciklandi-universite-mezunlarinin-yaklasik-yuzde-25i-issiz-217137

[12] Euronews Türkiye (2019) “Üniversite mezunu işsizlerin sayısı 15 senede 10 kat arttı: 4 işsizden 1’i üniversite mezunu”, https://tr.euronews.com/2019/09/19/universite-mezunu-issizlerin-sayisi-15-senede-10-kat-artti-4-issizden-1-universite-mezunu

[13] Türkiye Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) (2023) “Geleceği dünyasına hazırlanırken: Eğitime bakış – PISA 2022 bulguları ışığında Türkiye’de eğitimin durumu araştırması”, https://www.tusiad.org/tr/yayinlar/raporlar/item/11614-gelecegi-dunyasina-hazirlanirken-egitime-bakis-pisa-2022-bulgulari-isiginda-turkiye-de-egitimin-durumu-arastirmasi

[14] Evrensel (2025) “Evrensel’in manşeti: Çalışma Bakanlığı’nın çocuk işçilikle mücadeleye ayırdığı bütçe 1000 TL”, https://www.evrensel.net/haber/532196/evrenselin-manseti-calisma-bakanliginin-cocuk-iscilikle-mucadeleye-ayirdigi-butce-1000-tl

[15] Evrensel (2025) “Mesleki eğitimde müfredatı patronlar yazacak”, https://www.evrensel.net/haber/532759/mesleki-egitimde-mufredati-patronlar-yazacak

[16] Krupskaya, N. K. (2013) “Lenin ve Halk Eğitimi”, Evrensel Basım Yayın, İstanbul, sf. 380-381.

[17] Türkiye İstatistik Kurumu (2023) “Adrese dayalı nüfus kayıt sistemi sonuçları, 2023”, https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Adrese-Dayalı-Nüfus-Kayıt-Sistemi-Sonuçları-2023-49684&dil=1

[18] Evrensel (2025) “Evrensel’in manşeti: Çalışma Bakanlığı’nın çocuk işçilikle mücadeleye ayırdığı bütçe 1000 TL”, https://www.evrensel.net/haber/532196/evrenselin-manseti-calisma-bakanliginin-cocuk-iscilikle-mucadeleye-ayirdigi-butce-1000-tl

[19] Marx, K. (2009) Kapital: Cilt 1, 9. Baskı, Sol Yayınları, Ankara, sf. 380-381.