İşçi sınıfı ve politik mücadele

Aydın Çubukçu

Engels işçi sınıfının temel mücadele biçimlerini sınıflandırırken, ekonomik, ideolojik ve siyasal mücadele biçimlerini sayar. Lenin, bunlar arasında siyasal mücadeleyi temel mücadele biçimi olarak vurgular. Komünist Manifesto, “her sınıf mücadelesi, siyasal bir mücadeledir” önermesini ileri sürer ve bu özelliği kazanabilmesi için, yerel ya da belli bir işkoluna ait mücadelelerin ulus çapında bir mücadele halini alması gerektiğine işaret eder. Manifesto, işçi sınıfının mücadelesini ilk önce burjuvazinin siyasal amaçlarının bir aracı halinde kullandığını belirtir. “Tüm bu mücadelelerinde burjuvazi, proletaryaya başvurmak gereğini duyar, onu yardıma çağırır ve böylece proletaryayı politikanın içine çeker. Demek ki, kendi eğitiminin öğelerini, yani kendisine karşı kullanılacak silahları proletaryanın eline bizzat kendisi verir.

Marksist-Leninist siyaset teorisinin bu temel önermelerini birlikte değerlendirdiğimizde, sınıf mücadelesinin farklı biçimleri arasındaki ilişkinin hangi zeminde ve hangi araçlarla, hangi hedefe göre kurulacağına dair zamana ve mekâna bağlı olmayan, bu anlamda evrensel ilkelerini elde ederiz.

İşçi sınıfının toplumsal bir güç olması, önce onun üretim sürecindeki kilit öneminden kaynaklanır. Toplumsal üretimin ana damarını o teşkil eder. Her türden meta ya da hizmet üretiminde onu varlığı şarttır. Kapitalizm açısından da, işçi sınıfının varlığı belirleyici önem taşır. Çünkü bu sınıf yoksa, canlı emek sömürüsü yoktur, öyleyse kâr yoktur, sermaye yoktur. Sömürü, işçi sınıfıyla burjuvazi arasındaki ilişkinin temelidir. Bu, çoğu kez işçinin ağır koşullarda çalıştırılması, yokluğa ve yoksulluğa düşürülmesi pahasına gerçekleşir ve bu da işçi sınıfının yaşam koşullarını iyileştirmek için ayrı bir mücadele vermesini zorunlu kılar.

Fakat sınıf mücadelesi, yaşam ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi mücadelesinden ibaret değildir. Ekonomik ve sosyal koşulların görece iyi olduğu ülkelerde, sınıf mücadelesinin işlevsiz kalacağı yolundaki görüşler, çok önceleri de söylenmiştir. Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin teorisyen önderlerinden Bernstein, işçi sınıfının toplumsal etkisini yitirdiğini, sınıf mücadelesinin geçersiz bir kavram haline geldiğini ileri sürerken, yaşam düzeylerinin yükselmesini, orta sınıfların büyümesini, sınıf yapısının karmaşıklaşmasını gerekçe olarak gösteriyordu. Buradan hareket ederek, devrimci Marksizmin ve sınıfa dayalı parti politikalarının gözden geçirilerek (revize edilerek) değiştirilmesini ve sosyalizm uğruna mücadele yerine reformlar yoluyla kapitalizmin iyileştirilmesi için çaba harcanması gerektiğini ileri sürüyordu. Birbirine bağlı olarak teoride ve politikada devrimci Marksizmden koparak meydana getirilen değişikliklerin kökeninde, sınıf mücadelesi ve işçi sınıfının toplumsal-tarihsel rolü hakkındaki yanlış görüşlerin baş rolü oynadığı görülebiliyor.

Bernstein’ın yanıldığını, hem bir süre sonra patlayacak olan Ekim Devrimi ve Almanya’da bir devrimin eşiğinden dönen sert sınıf mücadelesi, hem de bu olaylardaki işçi sınıfı öncülüğü göstermişti.

Fakat bunlardan daha önce, Lenin, Bernştayncılığın nasıl bir gericilik olduğunu teori ve örgütsel pratik bakımından mahkûm etmişti.

Sınıf mücadelesinin ve özellikle de işçi sınıfının toplumsal rolünün kimi göreli değişikliklere bağlı olarak geçersiz hale geleceğini söylemek, ancak mücadele biçimleri içinde siyasal örgütlenme ve mücadelenin yerini görmemek ya da kasıtlı olarak görmezden gelmekle mümkündür.[1]

Lenin, “Bernştayncılık” olarak adlandırılan bu sapmayı eleştirirken, işçi sınıfının siyasal mücadele yerine, onun geriliğini ileri sürerek ekonomik mücadele ile yetinmesi gerektiğini, çünkü bunun “elle tutulur sonuçlara vaat etmediğini” ileri sürenlere karşı şunları söylemişti: “Rus işçileri, polisin halka zorbaca davranışına karşı, dinsel mezheplere zulmedilmesine, köylülerin kırbaçlanmasına karşı, amansız sansüre, askerlere işkence edilmesine, en masum kültürel girişimlerin bastırılmasına vb. karşı niçin hâlâ bu kadar az devrimci eylemde bulunmaktadır? Böyle bir eylem, ‘elle tutulur sonuçlar vaat etmediği’nden, ‘olumlu’ fazla bir şey sağlamadığından, ‘iktisadi mücadelenin’ onları buna ‘itmediği’nden ötürü müdür?

Bu sözlerde dikkat çeken bir nokta vardır. Menşevikler, işçi sınıfı kitlesini kazanabilmenin yolu olarak, gündelik talepler üzerinden propaganda-ajitasyon ve örgütlenme çalışması yapmakla yetinmeyi öneriyorlar, siyasi ajitasyon ve propagandanın işçileri “olumsuz etkilediğini” düşünüyorlardı. Ekonomik mücadele üzerinden yürütülecek bir çalışmanın etkili ve daha “elle tutulur” sonuçlar vereceğine inanıyorlardı. Bunun nedeni, politikayı, siyasi mücadele konularını, “yüksek ve işçilerin anlamayacağı ve ilgilenmeyeceği bir alan” olarak görmeleriydi. Özetle, işçilere yukarıdan bakan bir tavır içindeydiler. Lenin ise burada, gündelik hayatın ta kendisi durumunda olan siyasi gericilik örneklerini sayarak, siyasi propaganda ve ajitasyonun içeriğini yalnızca soyut ve yüksek politika lafazanlığı sananlara karşı çıkmaktadır. Görülebileceği gibi bu konular, insani ve vicdani bakımdan son derece rahatsız edici uygulamalardır ve aslında işçilerin her gün her saat tanık oldukları ya da yaşadıkları olaylardır.

Nitekim, Lenin buna da işaret ediyor: “Böyle bir görüşü benimsemek, yineliyoruz, saldırıyı gerekmediği yere yöneltmek olur, kişinin kendi darkafalılığını ‘ya da bernştayncılığını’ işçi yığınlarına yüklemek olur. Eğer bütün utanç verici haksızlıklara karşı yeteri kadar geniş, çarpıcı ve anında teşhirleri hâlâ örgütleyemiyorsak suç bizdedir, yığın hareketinin gerisinde kalışımızdadır.

SINIF POLİTİKASI

Genellikle anlaşıldığının aksine, “sınıfı ilgilendiren politika” denilince Lenin, özel bir politik konular listesi önermiyor. Ekonomist bakış açısından “işçi sınıfını ilgilendiren politika” denilince, örneğin düşük ücretler, kötü çalışma koşulları gibi sendikal mücadelenin konusu olan kimi başlıkları “politika düzeyine yükseltme” biçiminde bir anlama biçimi çok eskiden beri Türkiye soluna hâkimdir. Bu açıdan bakılınca, ilk ortaya çıktığı andan itibaren solcu partilerin, “işçi sınıfını kazanma” diye bir derdi olmuştur ve bunun da yolu “ekmek davası” üzerinden konuşma olarak görülmüştür. “İşçileri ürkütmeme” gibi kötü bir adla anılan bu tarzın ortaya çıkışının nedenlerini Lenin, “kendi darkafalılığımız kendi bernştayncılığımız” olarak açıklamaktadır. Bu, kendinden, kendi fikirlerinden ve politik tutumundan ürken reformculuğun kökleri ve etkileri ayrı bir inceleme konusu olabilir. Ancak Lenin’in önerdiği çözüme bakınca, bundan kurtulmanın o kadar zor olmayacağına inanabiliriz. “Bunu yaptığımız zaman (ve bunu yapmak zorundayız ve yapabiliriz de), en geri işçi bile, öğrencilerin ve dinsel mezheplerin de, köylülerin ve yazarların da, kendisini yaşamının her adımında baskı altında tutan ve ezen aynı karanlık güçler tarafından hakaretlere ve keyfi davranışlara uğradıklarını anlayacak ya da içinde duyacaktır; ve bunu duyunca, kendisi de tepki göstermek isteyecektir, bu yolda dayanılmaz bir istek duyacak ve gereğini yapmayı bilecektir; bugün sansürcüleri ‘yuhalayacak’, yarın bir köylü ayaklanmasını amansızca bastırmış olan valinin evi önünde gösteri yapacak, öbür gün kutsal engizisyonun işini gören papaz kılıklı jandarmalara bir ders verecektir.

Bu örneklerde önemli olan, işçilerin söz konusu olaylara gerçekten anlatıldığı biçimde tepki gösterip göstermemesi değil, kendileri dışındaki ezilenlerin sorunlarına ilgi göstermeleridir. Lenin’i ilgilendiren de budur. İşçi sınıfının yalnızca kendisi için ve kendi gündelik sorunları için mücadele etmesinin bir sınıf tavrı ve sınıf politikası olarak kabul edilmesi ile Lenin’in çerçevesini çizdiği kapsamda mücadele etmesi arasındaki fark açıktır. “Ekonomik mücadelenin kendisine siyasal nitelik kazandırma” peşindeki Menşevik program, sınıfı, kendinden ibaret dar çevresine sıkıştırırken, Lenin’in önerisi, tam da Marx’ın “bütün insanlığın sözcüsü” olarak gördüğü yerden ele almakta ve onu gerçek toplumsal güç halinde seferber etmenin yolunu açmaktadır. “Geçerken ‘eylem çağrıları’ konusunda bir noktaya değinelim. İlkyaz olaylarından önce, işçiler için elle tutulur sonuçlar vaat etmediği kesin olan bir sorunda, yani öğrencilerin askere alınması sorununda, işçileri etkin olarak müdahale etmeye çağıran tek gazete İskra olmuştur. ‘183 öğrencinin askere alınması’ ile ilgili 11 Ocak tarihli emrin yayınlanmasından hemen sonra, İskra … bu konuda bir makale yayınladı ve henüz gösteriler başlamadan önce işçileri ‘öğrencilerin yardımına koşmaya’ çağırdı…

Menşevik politika açısından, işçi sınıfının gündelik çıkarlarını hiç ilgilendirmediği için “elle tutulur sonuçlar vaat etmeyen” bu çağrı, Lenin’in görüşüne göre, sosyalist siyasal bilincin geliştirilmesi görevinin bir gereğidir. Lenin, işçi sınıfının kendisi dışındaki halk kesimlerinin sorunlarına ilgisinin son derece önemli olduğuna birçok kez çarpıcı örneklerle dikkat çekmektedir. “Şimdiye kadar çalışan yığınların önüne mümkün olan bütün konularda uygun teşhirleri sermekte çok az şey, ya da hemen hiç bir şey yapmadık. Bir çoğumuz, henüz bu yükümlülüğümüzün bilincine varmış değildir, ve fabrika yaşamının dar çerçevesi içinde ‘günlük tekdüze mücadelenin’ ardında kendiliğinden sürüklenmektedir.

İşçi sınıfını geriden takip” çizgisi, yalnızca işçi sınıfının politik bilincini ilerletmek bakımından zararlı değildir; bu, aynı zamanda, diğer ezilen, sömürülen halk kesimlerinin mücadelesini de geri düzeyde tutmak, daha ileri hedefler uğruna mücadeleyi olanaksız hale getirmek sonucunu da getirmektedir. Toplumsal muhalefet güçleri içinde, işçi sınıfının bilinçli ve örgütlü mücadelesi öne çıkmadıkça, işçi sınıfı da bunun için elverişli politik bir çizgiye gelmedikçe, demokratik hareketin daha ileri hedefler uğruna mücadele etmesi mümkün olmamaktadır. Çok açık biçimde, halkın diğer kesimleriyle işçi sınıfı arasında karşılıklı bir etkileşme öngörülmekte ve burada asıl ilerletici ve sonuç alıcı güç olarak işçi sınıfı görülmektedir. Ancak işçi sınıfının bu görevi yerine getirebilmesi, kesin olarak kendi dar gündelik çıkarlarının ötesinde bir mücadeleye sevk edilmesiyle olanaklı olacaktır.

SINIFIN BİRLİĞİ

Komünist Manifesto’da, işçi sınıfı mücadelesinin gittikçe genişleyen bir birlik halinde ilerlemesinin kimi koşullarına dikkat çekilir. Bunlar, “büyük sanayinin ürettiği ve değişik yerlerdeki işçilerin birbirleriyle bağlantısını sağlayan ulaşım ve iletişim araçları” olarak sayılır. Marx ve Engels açısından burada önemli olan, sınıf mücadelesinin siyasal karakter kazanmasıyla sınıfın “genişleyen birliği” arasındaki ilişkidir. “Zaman zaman işçilerin kazandığı olur, ama bu zafer geçicidir. İşçilerin mücadelesinin esas sonucu, o anki başarı değil, sürekli genişleyen birleşmeleridir. Bu birleşmeye, büyük sanayinin ürettiği ve değişik yerlerdeki işçilerin birbirleriyle bağlantısını sağlayan gelişen ulaşım ve iletişim araçları da yardımcı olur. Zaten aynı nitelikteki pek çok yerel mücadelenin ulus ölçeğinde bir mücadele, bir sınıf mücadelesi olarak yoğunlaşması için yalnızca birleşmeye ihtiyacı vardı. Ama her sınıf mücadelesi siyasal bir mücadeledir.

Lenin, sınıfın birliği kavramını siyasal mücadele temelinde açıklayarak, bunu sağlayabilmenin yollarını ele alır. Onun açısından “sınıfın birliği” sorunun bir yanı elbette ekonomik mücadelenin çerçevesine giren konulardan oluşur. Fakat Manifesto’nun önermesiyle birlikte ele alındığında, sınıf mücadelesinin farklı biçimleri arasında dolaysız bağlar kurmak gerektiği açıkça görülmektedir ve Lenin’in de asıl hedefi budur. Şu halde, “bir rubleye bir kopek ekleme” mücadelesi olarak adlandırdığı ekonomik talepler uğruna mücadelenin, tek başına ve kendi sınırları içinde kaldığı sürece sınıfın birliğine hizmet etmek bir yana, farklı işkolları ya da bölgeler bakımından ortaya çıkan farklılıklar yüzünden parçalayıcı bir rol oynayabileceği de görülebilir.

Kuşkusuz kısa vadede ve sınırlı ölçeklerde bu talepler “elle tutulur sonuçlar” verebilir. Ancak Lenin bunu, “geri işçilere ayak uydurmak” olarak nitelendiriyor. İşçi sınıfı politikası mücadelesi verenlerin görevinin, siyasal teşhirleri ve siyasal ajitasyonu derinleştirmek, genişletmek ve yoğunlaştırmak olduğunu söylüyor. Önemle belirttiği bir konu, işçilerin gerçek ihtiyaçlarının da zaten bu olduğudur. Bir işçinin dilinden bunu şöyle ifade ediyor:

Ve bu işçi, Raboçaya Mysıl ve Raboçeye Dyelo’dan kendisine akıl öğretmeye gelenlere şöyle diyecektir: bizim kendi başımıza pekâlâ üstesinden geleceğimiz bir işe böyle aşırı gayretkeşlikle karışmakla, kendinizi boş yere meşgul ediyorsunuz ve asıl görevlerinizden kaçıyorsunuz baylar. Sosyal-demokratların görevinin iktisadi mücadelenin kendisine siyasal bir nitelik kazandırmak olduğu yolundaki iddianızda zekice olan hiçbir şey yoktur; bu, sadece bir başlangıçtır ve sosyal-demokratların temel görevi değildir; çünkü, Rusya dâhil, bütün dünyada, iktisadi mücadeleye siyasal nitelik kazandırmaya ilk kalkışan, çok kez, bizzat polis olmuştur; hükümetin kimi desteklediğini kavramayı işçiler kendileri öğreniyorlar. Yeni bir Amerika keşfetmiş gibi, bu kadar övgüsünü yaptığınız ‘işçilerin işverene ve hükümete karşı iktisadi mücadelesi’, bugün Rusya’nın her tarafında, en ücra köşelerinde bile, grevlerden söz edildiğini işitmiş, ama sosyalizm konusunda hiçbir şey duymamış işçilerin kendileri tarafından yürütülmektedir. Elle tutulur sonuçlar vaat eden somut istemler ileri sürerek biz işçiler arasında harekete geçirmek istediğiniz ‘eylemi’ biz zaten ortaya koyuyoruz ve günlük, sınırlı sendikal çalışmalarımızda, bu somut istemleri çoğu kez aydınlardan hiçbir yardım görmeksizin biz kendimiz ileri sürüyoruz. Ama bu eylem bize yetmiyor; biz sadece ‘iktisadi’ siyaset lapasıyla beslenecek çocuklar değiliz. Biz ötekilerin bütün bildiklerini bilmek istiyoruz. Siyasal yaşamın bütün yönlerini ayrıntılı olarak öğrenmek ve tek tek her siyasal olaya etkin olarak katılmak istiyoruz. Bunu yapabilmek için, aydınların, bizzat bizim pek iyi bildiğimiz şeyleri biraz daha az yinelemeleri, ve henüz bilmediğimiz şeyleri, fabrikadaki ‘iktisadi’ deneyimin bize hiçbir zaman öğretmeyeceği şeyleri, yani siyasal bilgileri biraz daha fazla vermeleri gerekir. Bu bilgileri, siz aydınların edinmesi kolaydır, ve bunları şimdiye kadar sunduğunuz miktarlardan yüz kez ve bin kez daha büyük miktarlar halinde bize sunmanız görevinizdir; bu bilgileri, bize, sadece tartışmalar, broşürler ve makaleler biçiminde değil (açık sözlülüğümüzü bize bağışlayın; bunlar çok kez bir hayli cansıkıcı olmaktadırlar), hükümetimizin ve yönetici sınıflarımızın yaşamın bütün alanlarında şu anda ne yaptıklarını canlı teşhirler biçiminde iletiniz. Bu görevinizi yerine getirmek için daha çok çaba gösteriniz ve ‘çalışan yığınların eylemini yükseltmek’ konusunda biraz daha az konuşunuz. Biz sizin sandığınızdan çok daha aktifiz, ve hiçbir ‘elle tutulur sonuç’ vaat etmeyen istemleri bile açık sokak savaşlarıyla pekâlâ destekleyecek durumdayız. Bizim eylemimizi ‘yükseltmek’ size düşmez, çünkü eylemden asıl yoksun olan sizlersiniz. Kendiliğindenliğe daha az boyun eğin ve kendi eyleminizi yükseltmeyi biraz daha çok düşünün baylar!

Politik eğilimleri farklı işçiler arasında, yalnızca gündelik çıkarlar temelinde bir “birlik” oluşturma girişimi, geçici, yüzeysel ve biçimsel kimi sonuçlar verebilir. Bütün sınıf mücadelesi tarihi boyunca ve bütün ülkelerin deneyimleri açısından bunun işçi sınıfı politikası yürütenlerin hedefi olamayacağı görülmüş ve kabul edilmiştir. “En gerideki işçiye göre” ajitasyon ve propaganda, geniş kitlelere ulaşma hedefini anlamsız, içeriksiz hale getirmekte ve sonuçta geri bir çizgiye karşılık düşmektedir.

[1] Lenin’den yapılan bütün alıntılar için bkz: “Ne Yapmalı?, Üçüncü Bölüm, Trade-Unioncu Siyaset ve Sosyal Demokrat Siyaset” Sol Yayınları, 1990