Aydın Göçmen

 

Mayıs 2022’den bu yana Britanya, yükseliş ve duraksamalarıyla bir grev dalgasına girmiş durumda. Bu dalga, demiryolu işçileri sendikası RMT’nin[1] 24 Mayıs 2022’de duyurduğu, Haziran’daysa ülkenin 13 başlıca işletmesinde gerçekleşen grevlerle başladı. Bu, İngiltere’de, 1989’dan bu yana işçilerin ulusal çapta gerçekleştirdiği ilk grevdi. Diğer iki demiryolu işçi sendikası ASLEF ve TSSA’nın da ay sonunda katıldığı grevlerle ülkenin başlıca ulaşım işletmelerinden Londra Metrosu ve National Rail’e yayıldı. 21 Haziran’da greve çıkan 40 bin demiryolu işçisine, 10 bin Londra Metrosu emekçisi de katıldı. Ulaşım emekçilerine, bir ay sonra, Temmuz’da, sendikaları The Communication Workers Union’ın (CWU) Ulusal Posta Hizmeti Royal Mail ve BT Openreach işletmelerinde aldığı grev kararlarıyla, posta ve telekomünikasyon emekçileri katıldı.

Temmuz ve Ağustos aylarında Unite sendikasına bağlı 370 işçi Liverpool ve çevresinde faaliyet gösteren Stagecoach Merseyside & South Lancashire şirketlerinde greve çıkarken, 19-20 Ağustos 2022 tarihlerinde London United Busways şirketinde çalışan aynı sendikaya bağlı 1.600 işçi 48 saatliğine iş bıraktı. 21 Ağustos’ta, ülkenin en büyük limanlarından Felixstowe Docks’ta çalışan, yine Unite sendikasına bağlı ve kendilerine önerilen %7’lik ücret artışını kabul etmeyen 1.900 işçi 8 günlük grev gerçekleştirdi. Bu, liman işçilerinin son 30 yılda gerçekleştirdikleri bu türden ilk grevdi. Ulaşım işçileri de aynı ay sonunda Stonehouse, Gloucestershire’da 25-27 Ağustos ve 1-3 Eylül 2022 tarihleri arasında 70 kamyon işçisi ve kargo çalışanının başlattığı grevler gerçekleştirdi.

Dönemin gelişmeleri, grevlerin çapının belli başlı tüm kamu hizmeti sektörlerini kapsayacağının işaretlerini vererek sürdü. Haziran sonunda %15’lik ücret teklifini kabul etmeyen Ceza Barosu Birliği (Criminal Bar Association) üyesi avukatlar, 4 haftalık grev başlatarak, %25 ücret artışı talep ettiler. 22 Ağustos’da avukatların 5 Eylül 2022’de gerçekleştirmek üzere tartıştıkları grev oylaması %79,9 destek aldı. 10 Ekim’de kendilerine teklif edilen %15 artışı kabul ettiklerini açıkladılar. 29 Kasım’da kamu emekçileri sendikalarından Public and Commercial Services Union (PCS) Aralık ve Ocak 2023’te gerçekleştirdiği grevleri ilan etti; Ocak’ta 120 hükümet deparmanında grev kararı aldığını açıkladı ve 1 Şubat 2023’te 100 bin kamu emekçisi iş bıraktı.

Sağlık emekçileri, 2022 sonunda grevlere katılanlar arasında yer aldı. 106 yıllık tarihinde hiç greve çıkmamış hemşireler sendikası, the Royal College of Nurses (RCN) ilk grevini gerçekleştirirken, GMB, Unison ve Unite sendikalarına bağlı ambülans şoförleri ülkenin farklı bölgelerinde grevdeydi. British Medical Association’a (BMA) bağlı genç doktorlar da Şubat’ta grev kararı aldı.

2022 sonbaharında, yüksek eğitim sendikası University and College Union (UCU) ve İskoçya’nın başlıca sendikası Educational Institute of Scotland’ın (EIS) açıklamalarıyla, bu sektördeki emekçiler de grevlere dahil olduklarını ilan etti. 24, 25 ve 30 Kasım’daki UCU grevlerinden sonra, Şubat ve Mart 2023’te yüksek eğitim emekçileri 11 gün iş bıraktı. Bunun yanında, %12’lik ücret artışı talep eden ülkenin en büyük iki eğitim sendikası National Education Union (NEU) ve National Association of Schoolmasters and Union of Women Teachers (NASUWT) sonbaharda grev oylamaları gerçekleştirdiler. NASUWT, 12 Ocak 2023’te, oylamaların %90 grev lehine sonuçlanmasına rağmen, oylamaya üyelerinin sadece %42’sinin katıldığını, grev için gerekli %50’lik oranı sağlayamadığını ve bu nedenle greve çıkmayacağını açıkladı. NEU ise, 16 Ocak’ta grev oylamasını kazandıklarını ve Şubat ve Mart’ta yedi gün greve gideceklerini, 1 ve 15 Şubat’ın yanı sıra 15 Mart’ta grevlerin ulusal çapta gerçekleşeceğini ilan etti.

Bu haliyle geçtiğimiz Şubat ayına gelindiğinde, Britanya’da 1 milyondan fazla işçi grev kararı almış ve sermaye hükümetinin 2016’da yasalaştırdığı greve çıkabilmek için gerekli olan oylamalara %50’lik katılım sınırını aşmayı başarmıştı. Buna rağmen, genel olarak ücret, işgüvencesi ve iş koşullarının iyileştirmesi talepleriyle başlayan bu grevlerin sonuç ve kazanımları açısından sınırlı bir tabloyla karşı karşı olduğumuzu söylemek gerekiyor. RMT’nin başlatmış olduğu grev, Galler ve İskoçya hükümetleriyle varılan kısmi anlaşmalara rağmen İngiltere’de hala sürerken, Sunak hükümeti toplusözleşmeye yanaşmıyor ve grevleri engellemek üzere, grev süreçlerinde acenta işçilerinin kullanılması ve “asgari hizmet güvencesi” sağlanmasına yönelik yasal girişimlerini sürdürüyor.

Bunun yanında diğer bazı sektörlerde farklı durumlar söz konusu. Bazı alanlarda enflasyon oranlarının altındaki teklifler kabul edilirken diğerlerinde grev mücadelelerinin belirsiz biçimde sürdüğünü belirtmek gerekiyor. Posta işçileri sendikası CWU, 15 Nisan 2023’de Royal Mail’le grevleri sona erdirmek için anlaşmaya vardığını bildirerek, üyelerinin 3 yıl için teklif edilen %10’luk ücret artışını kabul etmesini önerdiği bir açıklama yaptı. 11 Temmuz’da ise, üyeler arasında yapılan oylamanın, 115,000 posta çalışanının ezici bir çoğunlukla teklifi kabul etmesiyle sonuçlandığı açıklandı.

Buna karşılık, sağlık emekçileri açısından durum farklıydı. Hükümet görüşmelere yanaşmazken, RCN’nin temsil ettiği hemşirelerin grev oylamalarıyla ücret talepleri ve BMA’ya bağlı doktorların ücretlerinin 2008 düzeyine getirilmesi talebiyle yürüttükleri mücadeleleri sürüyor. En son 20 ve 21 Temmuz tarihlerinde greve giden doktorlar, bekledikleri görüşmelerin gerçekleşmemesi durumunda grevi sürdüreceklerini duyurdu. Sağlık emekçilerinin bu kesimlerinin mücadelesi, hükümetle bu yıl 16 Mart’ta başlattıkları görüşmelerin ardından devam ediyor. Hükümetin bu yıl Nisan’dan itibaren %5’lik bir ücret artışı ve geçmişe yönelik £1,655’lık cüzi bir ödemeyi içeren, ama farklı sözleşmeler altında olmaları nedeniyle doktorları kapsamayan teklifini, sendika liderleri, kabul edilmesi önerisiyle üyelerine açmış ve 14 Nisan’da UNISON sendikası, Ulusal Sağlık Hizmeti (National Health Service) çalışanı üyelerinin teklifi oybirliğiyle kabul ettiğini duyurmuştu. 26 Nisan’da ebeler meslek örgütü, the Royal College of Midwives da, İngiltere’de çalışan üyelerinin teklifi kabul ettiğini açıklamış, çoğu ambülans şoförleri ve genç sağlık çalışanlarından oluşan Unite üyeleri ise, 28 Nisan’da %55’lik bir oranla teklifi reddetmişlerdi. Ancak aynı gün GMB sendikası üyeleri teklifi kabul etti ve akabinde, 2 Mayıs’ta, 14 sendika temsilcisi ile hükümet arasında, doktor ve dişçiler dışında, 1 milyon NHS emekçisini kapsayan %5’lik bir ücret artışı kararı imzalandı. Yine 12 Mayıs’ta, Unison, Galler hükümetiyle benzer bir anlaşmaya vardı.

Eğitim alanında ise, 450 bin üyeli NEU, hükümetin 27 Mart 2023’te yaptığı %4,5 ücret artışı teklifini ret ederek, 27 Nisan ve 2 Mayıs’ta diğer eğitim sendikalarıyla birlikte koordineli olarak greve gitti. Ücret teklifini, aynı günlerde, NASUWT’un yanında National Association of Head Teachers (NAHT) ve the Association of School and College Leaders (ASCL) üyeleri de ezici çoğunlukla reddetti. 2 Mayıs’ta dört eğitim sendikasının katılımıyla gerçekleşen grevlerin ardından, hükümetin teklifini değiştirmemesi üzerine, NEU 5 ve 7 Temmuz’da greve gitti; NASUWT 12 Temmuz’da tekrar greve gitme kararı alırken, ertesi gün hükümet ücret artışı teklifini %6,5’a çıkardı. Bu kararı şimdilik okul müdürleri sendikası ASCL kabul etmişken, diğer sendika liderleri de desteklenmesi önerisiyle üyelerinin oyuna açtı. İskoçya ve Galler hükümetlerinin, daha yüksek olan, sırasıyla %14,6 ve %8’lik ücret artışı teklifleri, Mart ayında kabul edilmiş ve sendikaların buralarda aldığı grev kararları iptal edilmişti. Yine yüksek eğitim sendikası UCU da, Şubat’ta yaptığı açıklamalarla, ücret görüşmelerinde ilerleme sağlandığını kaydederek aldığı grev kararlarını iptal ettiğini duyurmuş, ancak hükümetin %5’lik ücret teklifini kabul etmeyerek, Nisan’da greve çıkma kararını 6 aylığına yenilemişti. Ücret, geçici sözleşme, emeklilik ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi talepleriyle 145 üniversitedeyse grev sürüyor, akademisyenler sınavlarda not vermeme boykotlarını sürdürüyor. Alanın işveren örgütü Universities and Colleges Employers’ Association’nın (UCEA) %5 ile 8 arasında değişen teklifleriyse kabul görmedi.

Bunların yanında, 235 bin üyeye sahip kamu emekçileri sendikası PCS üyelerinin 130 bini Nisan’da ulusal çapta iş bıraktı ve 6 ve 7 Haziran’da bunu tekrarladı. PCS’in %10’luk ücret artışı, iş güvencesi ve emeklilik fonlarına yönelik taleplerine karşılık bir teklif geldi. Öte yandan, yine kamu hizmeti sektöründe faaliyet gösteren 32 bin üyeye sahip Prospect sendikası, Nisan’da PCS ile birlikte greve çıktıktan sonra, Mayıs sonlarında hükümetle görüşmelerin başladığını açıklayarak, kararı alınmış grevleri “durdurduğunu” ilan etti.[2]

Sürecin uzunluğu ve kapsadığı emekçi kitleler göz önüne alındığında, kimi örneklerde ücret talepleriyle enflasyon oranının altındaki tekliflere imza atılmasıyla başarıları sınırlanan, başka örneklerdeyse yavaşlamasına rağmen süren ve tamamlanmamış olduğu görülen bu hareketliliğin karakterinin ne olduğu, işçi hareketi ve Britanya’da sınıf mücadelesinin seyri bakımından neyi temsil ettiği önemli ve tartışmaya değer. Ancak böyle bir değerlendirmeden önce, sürecin başladığı 2022 Haziran’ından sonraki bir yılda 4 milyon kadar işgünü kaybına[3] neden olan grevlerin yükselişini yol açan etkenler üzerinde kısaca durmak yararlı olacak.[4] Bu, süreç açısından etkili olan siyasi ve iktisadi dinamikleri anlamaya bir giriş sağlamanın yanında, Britanya işçi sınıfı mücadelesinin yükselişine dair değerlendirmelerin hâlâ giriş niteliğinde olmaları açısından da gerekli.

 

Yeni izlenimi veren gelişmeler

Göreli olarak dönemsel bir istikrar yakalayan işçilerin bu hareketlenmesi ve grevlere başlıca ne gibi etkenlerin yol açtığı sorusu, bizleri derhal İngiltere’de emekçilerin özellikle son 15 yılda kötüleşmiş çalışma ve yaşam koşullarının incelenmesine götürüyor. Savaş sonrasında, 1976-77 dönemi dışarda tutulduğunda, gerçek ücretler 2008 ekonomik krizine kadar arttı.[5] Ancak o dönemden bu yana, pandemi öncesindeki nispi yükselişe rağmen gerçek ücretler genel eğilim olarak düştü. Son Office for National Statistics (ONF) verilerine göre, Nisan 2022’de tam gün çalışan bir işçinin ortalama haftalık ücreti olan £640, 2021’in aynı ayıyla kıyaslandığında %5 artmış gibi görünse de enflasyon oranları dikkate alındığında reel olarak %2,6’lık bir düşüşü ifade ediyor. Sendikalar konfederasyonu Trade Union Congress’ın (TUC) 2022 sonunda yaptığı araştırmalar da ücretlerdeki düşüşün, 1977’den beri görülen en sert, 1945’ten bu yana yaşanan ikinci en sert düşüş olduğunu ve kamu emekçilerinin bu düşüşten en fazla etkilenen kesim olduğunu işaret etti.[6]

Gerçek ücretlerde 2008’den sonra başlayan duraksama, bu dönemin çoğunda iktidar olmuş Muhafazakar hükümetin özellikle kamu hizmetlerinde yaptığı devasa kesinti, özelleştirme ve krizden etkilenen şirketlere verdiği destekleri içeren “kemer sıkma” politikalarının getirdiği yoksullaşmayla birleşti. Böylesi koşullarda gelen pandemi de emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarını daha da kötüleştirerek, büyük bedeller ödemelerine yol açtı. Son yıl içerisinde greve giden emekçilerin özellikle pandemi döneminde anahtar rolleri vurgulanan kamu emekçileri olmaları ve ödedikleri bedellere karşılık mükafatlandırılmayı beklerken karşı karşıya bırakıldıkları ücret ve yaşam koşullarının kötüleşmesiyle düşük ücret dayatmalarına karşı yükselen tepkileri, grevlerin temel bir nedenini ortaya koyuyor. Yetmiyormuş gibi, pandeminin etkisinin azalmasıyla ortaya çıkan yeni ekonomik tabloda, enflasyonun uzun yıllar görülmedik oranda artışı, daha sonra hem meta dolaşım süreçlerinin sekteye uğraması, hem de Ukrayna savaşının perçinlediği enerji ve bunun getirdiği “geçinme” krizi, ücretlerdeki nispi yükselişi aşağıya çekerek, emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarını kötüleşmesini derinleştirdi.

Son bir yıla yayılan grevler, düşen gerçek ücretler ve kötüleşen yaşam koşullarıyla işçi ve emekçilerin uzun bir süredir birikmiş tepki ve öfkesinin bir ifadesi olduğu kadar, aynı zamanda sendikal örgütlülüğün durumuyla da yakından ilgili görünüyor. Son verilere göre, Britanya’da 6,5 milyon işçi sendikalı ve bu, tüm çalışan nüfusun %22’sini temsil ediyor. Bu, 13,2 milyon işçinin sendikalı olduğu, bu konuda bir zirve olan 1979 yılıyla çarpıcı bir karşıtlık oluşturuyor.[7] 2022 yılında özel sektörde 2,4, kamu sektöründe ise 3,84 milyon işçi sendikalıydı. Bu veriler açısından bakıldığında, hem grevlere çıkan kesimlerin çoğunluğunu kamu emekçilerinin oluşturması, hem de hedeflenen işverenlerin Royal Mail, demiryolları ve üniversiteler gibi “özel” olduğu halde toplusözleşme yetkisine sahip şirketlerden oluşması, emekçilerin en örgütlü kesimlerinin bu yükselişte etkili olduğunu belirtirken, pandemi döneminde kamu hizmetlerinin korunmasına yönelik gelişen halk tepkisinin de bu yükselişte etkili olduğunu gösteriyor.

Pandemi ve sonrası dönemde kısmen kamu emekçileri açısından ücret beklentilerinin belirmesinin, genel olarak da halk açısından kamu hizmet ve haklarının savunusunun yükselmesinin, bu grevlerin mayalanması ve yayılmasına nasıl katkıda bulunduğu üzerinde kısaca durmak gerekiyor.

Sosyal devletin özelleştirilmelerle yok edilmeye girişilmesinin son aşaması olarak tamamen dağıtılmasına yönelik uygulamalar muhafazakar iktidar döneminde ilerletildi ve bu yönde atılan adımlar emekçi kitlelerin tepkilerine neden oldu. Halka ücretsiz sağlık hizmeti sunan Ulusal Sağlık Hizmeti (NHS) ile yine halka parasız sunulan eğitim hizmetlerinin günümüzde devasa kaynak, personel ve altyapı sorunlarıyla boğuşmakta olmasına yönelik kitleler arasında yükselmiş duyarlılık bunun örneklerinden. Keza, halen sürmekte olan BMA içinde örgütlü genç ve stajyer doktorlarla RNS içinde örgütlü hemşirelerin yürüttüğü ücret mücadelesinin halk ve hastalardan aldığı destek, bu etkenin gücünün göstergelerinden. BMA’nın yürüttüğü grevlerde kamuoyu desteği almaya özellikle dikkat etmediğini belirtmesi ve buna ihtiyaç duymaması, yine halkın kamusal hizmetleri sahiplenmesinin gücünü ortaya koyuyor.

Sağlık, eğitim ve ulaşım işçilerinin yanı sıra postanelerden merkezi hükümette çalışanlara kadar farklı sektörlerden emekçileri içeren bu hareketlilik çeşitli çevreler tarafından “işçi sınıfının geri dönüşü” olarak değerlendirildi. “Elveda proletarya” denmişti ve proletarya geri dönmekteydi. Bu çevrelere burjuvalar da dahil. Daha grevlerin başladığı 2022 Haziran’ından itibaren “ülkenin sendika liderleri tarafından rehin alınmasına” müsamaha edilemeyeceğine, sanki 1970’lerde böyle bir durum söz konusuymuş gibi, hükümet temsilcileri tarafından “geçmişe dönülemeyeceğine” dair ardı arkası yeni yeni kesilmekte olan açıklamalar yapıldı. Örneğin RMT lideri Mick Lynch’in Rusya ve Putin’in ajanı olduğuna dair küçümsenmeyecek bir propaganda sürdürüldü; ancak bu propagandanın halkın eylemelere verdiği desteğin büyüklüğünü azaltıcı bir etkisi olmadı. Ama bu demagojilerin yanında, hükümet, greve giden işçilerinin yerine acente işçilerinin çalıştırılması ve grevler sırasında asgari bir hizmet sağlanmasını zorunlu hale getirecek yasal düzenlemeler hazırlığına girdi ve bunları ilerletiyor.

Grevlerin, aynı zamanda muhalefetteki İşçi Partisi (Labour Party) tarafından hiçbir biçimde desteklenmediği koşullarda gerçekleştiği ve sürdüğü de kaydedilmeli. Ilford South Labour milletvekili ve dönemin gölge Ulaşım Bakanı Sam Tarry, Euston istasyonunda, Temmuz 2022’de gerçekleşen bir grev gösterisine desteğe gitmesi ve ardından konuyla ilgili televizyonlara röportaj vermesinden dolayı görevinden alındı ve bu tavır, ana muhalefet partisinin genel tavrı olarak sürdürüldü. Labour Party’nin işçi sınıfı ve grevleri karşısındaki bu tutumu, 2020’de sosyal demokrat Jeremy Corbyn’in parti liderliğinden düşürülmesinden sonra, sermaye yanlısı politikaları daha açıktan yürütmeye başlayan ve iktidar hesapları yapan Keir Starmer’la ekibinin kapitalistlere yaranma politikalarının belirgin bir göstergesidir.

Hemşireler gibi işçi sınıfına yeni katılan kesimleri de kapsayarak yükselen grevlerle gösteriler türünden yan eylemlerinin farklı sektörlerde bazı yanlarıyla farklılaşan taleplerine rağmen ortak nedenlerinin başında ücretler ve çalışma koşulları geliyor. Bu ikisinin yanında, 1980’lerden bu yana giderek zayıflayan örgütlü işçi hareketine kapitalistlerin dayattığı emeklilik fonu kesintilileri ve güvenli iş sözleşmeleri konularında gelişen tepkilerin de kısmen etkili olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle demiryolu işçilerinin ücret ve çalışma koşullarının iyileştirilmesinin ötesine geçen işin yoğunlaştırılması ve esnekleştirilmesine karşı taleplerle akademisyenlerin yürüttüğü eylemlere konu olan emeklilik fonlarının güvence altına alınması talepleri de grev ve eylemlerin ücret artışı talebiyle sınırlı kalmayan bu yönünü örneklemektedir.

Bu özelliklerinin de gösterdiği gibi, belirtilen koşul ve nedenlerle on yıllardır görülmemiş biçimde yükselen Britanya’daki işçi hareketinin niteliğini sorgulamak, bu sorgulama üzerinden mücadelenin daha örgütlü, istikrarlı ve sistematik bir hatta girmesini belirleyecek etkenleri ortaya koyabilmek açısından önemli. Gelişiminin bugünkü evresinin ortaya çıkardığı dersleri kavramak, bu durumunun işaret ettiği seyri anlamak için olduğu kadar, bu hareketin daha örgütlü ve istikrarlı bir yönelime girebilmenin neresinde olduğunun ve sınıf güçlerini bekleyen görevlerin belirlenmesi açısından da bir zorunluluk.

 

Yansıyan düzey ve nitelikler

İşçi ve emekçilerin düşen ücret, kötüleşen çalışma ve yaşam koşulları üzerinden yaptığımız tartışmanın gösterdiği gibi, bu grev ve hareketlilik, sermaye ve hükümetlerinin on yılı aşkın süredir sertleştirerek sürdürdüğü saldırı ve hak gaspları politikalarına karşı bir tepki olarak gelişti. Ve bir ölçüde değinildiği gibi, greve giden işçi ve emekçi kesimleri ve hareketliliğin çapı göz önüne alındığında, bu tepkinin, işçi sınıfı ve emekçilerin siyasi örgütlülüğün düzey ve niteliklerini yansıttığını söylemek mümkün. Grevlere, sermaye ve sermayenin neoliberal politikalarının sürdürücüleri olan May, Johnson ve Sunak hükümetlerinin ağır saldırıları neden olmuşken, emekçilerin tepkisinin bu grevlerle görülen içerik ve biçimini de onların örgütlülük ve bilinç düzeyleri belirlemiştir.

Bunu gösteren başlıca olgu, grevlerin şimdilik kamu sektör ve hizmetleri alanında çalışan işçiler ve sendikalarının önayak olduğu eylemler olmasıdır. Özel sektör işçileri arasındaysa sendikal örgütlülük 2021’de %12,7 iken, 2022’de %12’ye düştü. Aynı dönemde kamu işçilerinin sendikalaşma oranıysa %50’den %48,6’ye geriledi.[8] 2022 itibariyle özel sektörde 2,4 milyon işçi, kamu sektöründe 3,84 milyon işçi sendikalarda örgütlü. Bu da, ülkede 1970’lerden bu yana imalat sanayisi küçülürken hizmet sektörünün büyümesiyle ve aynı dönemde sermayenin odaklanarak sürdürdüğü işçi örgütlülüğünü kırmaya yönelik başarılı hamlelerini kapsayan iktisadi ve sosyal değişikliklerle uyumlu. Grevler, işçi sınıfı ve sendikalarının en örgütlü olduğu sektörlerde ortaya çıkıp yayıldı ve gelişim biçimleri de özellikle 1980’ler sonrası sendika ve işçi örgütlerinin içerisine itildikleri toplumsal alanlar ve örgütsel biçimleri yansıtıyor. Grevlerin, madenci greviyle zirve noktasına varan 1980 grevleri döneminde yürürlüğe konan yasal sınırlarla güç kaybına uğrayan bir işçi hareketine dayanarak ve etkisi daha da gelişmiş olan sendikal bürokrasinin güdümünde gerçekleşiyor olması, harekete geçirici etkenlerinin güçlülüğüne karşın taşımakta olduğu belirli uzlaşma eğiliminin başlıca nedenidir. İtfaiyeciler sendikası FBU’dan eğitim sendikalarına kadar sendikaların enflasyonun altındaki teklifleri kabul etmeleri, ama grevci işçilerin imzalanan geri sözleşmeleri ret etmeye yönelik seslerinin güçlü çıkmaması, yine aynı gerçekliğin ifadesidir. İşçi sınıfı yeterli örgütlenmeye sahip değildir; tabandan yükselen baskı sendika bürokrasisinin egemenliğindeki sendikaları greve zorlamış, ancak, işçilerin sermaye ve hükümetlerinin yasalardan da güç alan saldırılarını püskürtmeye gücünün yetmediği koşullarda hem birer günlük grevler anlayışı aşılarak yaptırım gücüne sahip grevlerin örgütlenmesini, hem de sendika yönetimlerinin oldukça geri sözleşmeler imzalamaları engellenerek grevlerin daha ileri haklar elde edilinceye kadar sürdürülmesini sağlayamamıştır.

İşçi sınıfının yetersiz örgütlenme düzeyinin bir ürünü olarak, grevlerin, işçi sınıfının politik örgütlülük düzeyini de yansıttığını söylemek gerekiyor. Gerek işçi hareketi ve gerekse sendikal örgütlenme içinde etkili olduğunu söyleyebileceğimiz başlıca akımların kimi koordinesiz, kimiyse birbirinden tamamen bağımsız ve hatta karşıt etkinliklerin hareketleriyken hiçbirinin proleter devrimci eğilimde olmamaları, kendilerini ve grevleri istikrarlı bir mücadeleci hatta birleştirememiş ve buna yetmemiş olmaları önemli ölçüde bunun bir sonucudur. Özellikle sendikalar konfederasyonu TUC ve farklı sendikaların üst yönetimlerinde etkili olan Labour Party güdümlü milliyetçi-reformist eğilimli işçi bürokrasisi yanında sendikalarda belirli bir etkiye sahip siyasal örgüt ve gruplar arasında, bazı Troçkist örgüt, revizyonist parti ve gruplarla kendiliğinden bilinci pek aşmamış bazı işçi grupları sayılabilir. İşçi hareketinin bu ögesi, grevlerin birbirinden kopukluğu ve ekonomik talepleri aşamayan karakterinin yanında, TUC’un grevleri birleştirmek için samimi bir çaba harcamamış olmamasında da görülebiliyor. Bir yıla yayılan grevler, grevler etrafında bir halk hareketi yaratmak üzere RMT lideri Mick Lynch ve CWU lideri Dave Ward’ın Labour Party “solcularıyla” oluşturdukları “Enough is Enough” (“Artık Yeter”) kampanyası örneğinde, başlarda halk desteği için belirli bir odak oluşturmasına rağmen, yeterli bir sınıf perspektifinden yoksun oluşu ve bu nedenle çözüm olmaya çalıştığı sorunun daha derinleşmesine katkıda bulunmasıyla, yine, sınıf bilinci ve politik örgüt eksikliğinin bir göstergesi oldu.

Britanya ve dünya işçi hareketinin temel bir sorununu yansıtmasının yanında, grevlerin sonuçlarının belirsizliği ve siyasi bir perspektiften yoksunluğu, işçilerin bilinç ve örgütlülük düzeyinin yansıması açısından başka bir ögeye de işaret ediyor. Bu, greve çıkan ve hareketin yükselişinin başlıca öznesi olan kamu ve hizmet sektör işçilerinin, sınıf mücadelesi açısından, Britanya işçi sınıfının en deneyimsiz ve yaslanacak mücadele deneyimden en yoksun kesimleri olmaları ve sınıfın geneli açısından, mevcut mücadele deneyiminden yeterince yararlanılamamış olunmasıdır. Yine bu öge de grevlerin kamu emekçileriyle sınırlı kalışı ve siyasal perspektiften yoksunluğuyla birlikte ele alındığında, bu bir yıllık grevlerin, uzun vadede işçi hareketinin örgütlenmemiş kesimlerinin katılımı ve istikrarlı mücadeleci bir siyasi hatta girerek bir sonraki evresine taşınabileceğini ortaya koymuştur.

Birçoğu Labour Party üyesi olan sendikaların, geleneksel olarak bu partiyle ilişkileri ve üyeliklerini partinin muhalefette olduğu dönemlerde kamuoyu önünde tartışmaktan kaçındığı bilinir. Buna rağmen ekonomik taleplerin genel siyasi talep ve hedeflerle birleştirilmesini içermek üzere mücadeleci ve istikrarlı bir hatta girmesi için çeşitli girişimlerin bu dönemde tartışılmaya başlandığını, bu grevlerin önemli bir sonucu olarak belirtmek gerekiyor. Aralarında People Assembly ve diğer ulusal sosyal hak savunusu kampanyalarının da bulunduğu çevrelerin grevci işçiler üzerinden sürdürdüğü grevleri ve destek eylemlerini koordine etme girişimlerinin yanında, yine son günlerde gündeme gelen “Transform” oluşumu ve tartışmaya başladığı örgütlenme planları bunun bir örneği. Labour milletvekili Thelma Walker’ın yanı sıra Breakthrough Party, Left Unity ve People’s Alliance of the Left gibi “sol” örgütler ve 14 binin üzerinde üyesi olan Fırın, Gıda ve Birleşmiş İşçiler Sendikası (Bakers, Food and Allied Workers Union) ulusal başkanı Ian Hodson’un desteğiyle ilan edilen oluşuma, çeşitli kampanya grupları da destek veriyor.[9] Böyle bir oluşuma neden olarak, en son hükümetin çocuklara yönelik sosyal yardımlarda kesintiler öngören hükümet politikalarına karşı çıkmayı reddeden Labour Party’nin Starmer liderliği altında geldiği pozisyon gösteriliyor. Bunlara, özellikle işyerlerinde örgütlenme ve mücadeleye yaptığı vurgu ve bir tür “siyasal sendikacılık” eğilimini savunmasıyla tanınan Sharon Graham’un liderliğindeki genel iş sendikası Unite’ın çevresinde şekillenen ve mücadeleci sendikaları koordine etmeye çalışan Workers Unite oluşumu da dahil edilebilir.

 

Genel sonuçlar

İşçi sınıfı açısından, bu öznel etkenlerin yanı sıra, geride bırakılan 10 yıl ve pandemi yetmiyormuş gibi, Sunak hükümetinin şimdiden daha da ağır ekonomik ve siyasal saldırılara giriştiği önümüzdeki dönemde izleyeceği politika, bu hareketliliğin yönünü belirleyici olacak. Hükümetin süren grevlere vereceği tepkiyle ülkenin enflasyon, enerji ve konut krizi gibi başlıca sorunları karşısında sürdüreceği siyaset, bunun başlıca ögelerini belirtecek. Parti liderliğine yönelik çatışmalar, pandemi döneminde gerçekleştirdiği yolsuzluklar ve kitleler nezdinde eksilen desteği gibi sorunlarla sarsılmış olmasının yanında, Brexit ve pandemiyle yükselen göç ve göçmen işçiler sorununda bölünmüş olan iktidar partisinin bu politikalar üzerinden bir erken seçime gidip gitmeyeceği de, yine önümüzdeki yakın dönem açısından ülkenin yaşamını etkileyecek etkenlerden. Son dönemde kimi parti çevrelerinin Sunak’a 2024 baharında düzenlenecek bir erken seçime gitmesi için yaptığı çağrılar kadar, son göçmenlik yasasıyla, seçimlerin ana gündeminden biri haline gelmesi kesinleşen göç sorunun tırmandırılarak tartışılmasının sürdürülmesi bunu gösteriyor.

Son olarak, hükümetin sendika liderlikleri üzerinde etkili olmayı da amaçlayarak, Ukrayna Savaşı üzerinden sürdürdüğü milliyetçi ve emperyalist politikalara karşı gelişecek halk tepkisinin de grev ve işçi hareketinin yönü üzerinde etkili olacağını kaydetmek gerekiyor. Grevler dönemindeki atıllığının yanı sıra olası bir Labour Party iktidarına endekslenme politikası yürüten TUC’un grevlere katılmamış olmasına rağmen daha grevler başlamadan Ukrayna ile “dayanışma” için gerçekleştirdiği eylemlerle girişimleri bunu yeterince gösteriyor. Halk tepkisiyle oluşabilecek bir barış hareketinin gelişmesi, TUC’a hakim olan havayı dağıtmanın yanında, grevlerin gidişatını etkileyen güçlerden biri olan sendikal bürokrasinin yaslandığı milliyetçi, ahlakçı ve uzlaşmacı temelleri güçsüzleştirerek, etkisini azaltıcı bir işlev görecektir. Örneğin hükümetin silah üretiminin artırılması siyasetini üyelerine istihdam sağlayacağı için destekleyen GMB gibi sendikaların duruşunu ve hareketin diğer bölümleriyle ilişkisini etkileyecek, sendikal hareketin bölünmüşlüğünün bir etkeninin giderilmesine katkı sağlayacaktır.

Bu grevlerin, genel olarak işçilerin sınıf bilincini, mücadele ruhunu, dayanışmasını, karşı karşıya olduğu sorunların siyasal kaynaklarına ilişkin kavrayışlarının gelişmesine katkı sağlayarak geliştirmek gibi sonuçlarının olduğu bir gerçek. Grevlerin, mücadeleye zorladığı sendika bürokrasisinin etkisini sarstığı da bir gerçek. Grevler, aynı zamanda, çalışma ve yaşam koşulları açısından, kamu ücretlerinde bir standart oluşturmak üzere sermayenin tüm ülke işçi ve emekçilerine yönelik olarak giderek ağırlaştırmakta olduğu dayatmaları şimdilik püskürtmüş ve grevlerin halktan aldığı desteğin gösterdiği gibi, mücadelenin meşru bir çözüm yolu olduğunu ortaya koymuştur. Ama diğer yandan, gelişmeler, işçi ve emekçilerin mücadele kararlılıklarını sürdürmedikleri koşullarda kendilerine daha ağır koşulların dayatılmaya devam edeceğini, önlerinde duran sendikal bürokrasinin etkisinin kırılıp azalmak yerine daha güçlenebileceğini ve en son, kendilerini, ancak istikrarlı bir mücadelenin, sınıf olarak sömürüden kurtuluşları için mücadelelerini örgütleyip yönetecek bağımsız siyasal örgütlerinin oluşmasını sağlayacak deneyimle donatacağını yeniden ve yeniden göstermiştir. Unison’un ulusal yürütmesinde “sosyalistlerin” grev döneminde azınlık haline gelmesi bunu gösterdiği gibi, bu eylemlerin derhal sınıf mücadelesi ve örgütlülüğünde belirli kazanımlara yol açmayacağını da göstermiştir.

Grevlerin kamu sektöründe yoğunlaşmasının yanı sıra özellikle ülkenin büyük merkezlerinde gelişmiş olması ve büyük çoğunluğunun bir ya da iki günlük eylemlerle sınırlı kalması, hareketin gelişip daha örgütlü ve istikrarlı bir hatta girmesinin somut adımlarının atılması ihtiyacını vurgulaması açısından önemli. Liverpool’da 580 liman işçisinin katılımıyla Kasım 2022’de gerçekleşen ve ücretlerde %14,3 ile %18,5’lik kazanımla sonuçlanan Unite grevi, bunun önemli ve olumlu örneklerindendi. Bu başarıda, yerel halkla birleşme ve desteğini alma yanında, grevlerin, verilen iki arayla, 5 hafta boyunca sürmüş olması etkiliydi. Bu örnekte görüldüğü gibi, grevin kararlı biçimde sürmesini sağlayacak sınıf bilinçli işçilerin sınıfla ve halkla ilişkilerini ve taban işçi örgütlerini güçlendirmeleri yanında ekonomik mücadelelerini genel siyasi ve toplumsal sorunlarla birleştiren bir perspektif ve platformlar geliştirmeleri ihtiyacı, sınıfın mücadeleci güçlerinin önünde somut bir görev olarak durmaktadır. Bunun bir parçası ve dünya çapında işçi hareketinin göreli dönemsel zayıflığının bir yansıması ve giderilmesinin bir adımı olarak, uluslararası mücadele deneyimlerinin güncel mücadelelere aktarılması ve ışık tutması, Fransa’da olduğu gibi, mücadelelerin sendikalarla sınırlı kalmayarak fabrikalardaki işçi örgütlenmelerine dayanması ve etrafında örgütlü bir halk hareketi oluşturma yoluna girmesi açısından gerekli. Böyle bir yönelim, grevler arasında koordinasyonu sağlayıp, işçilerin dayanışma ve mücadele azimlerini yükselterek, kendi öz örgütlenmelerini geliştirip güçlendirmelerine katkı sağlayacaktır.

Uzun bir sessizlikten sonra gelişen sınıfın hareketlenmesi ve grev süreci, Brexit ve pandemiyle değişen Britanya’da, bugün yeni bölükleriyle işçilerin yanı sıra emekçi halk kitlelerinin de uyanışını temsil ediyor. Bu durum, sınıf bilinçli işçilerin, işçi sınıfı ve emekçilerle daha ileriden bütünleşmek üzere, güncel mücadelelere daha kararlı biçimde katılıp gelişmelerini sağlamak üzere sömürülen geniş kitlelerin çalışma ve yaşam koşullarını olabildiğince iyileştirecek taleplerine ulaşmalarına hareketin içinden katkı sağlamalarını gerektiriyor. Buysa, grevlerin bugünkü zayıflama görüntüsüne rağmen, önümüzdeki kış yaşanabilecek daha derin bir “geçim”, barınma ve ısınma vb. krizleriyle işçi sınıfının tekrar ivme kazanabilecek hareketliliğine hazırlık olması için yükseltilmesi gereken propaganda, ajitasyon ve örgütlenme çalışmasının önemini belirtiyor. Böyle bir çalışma ve örgütlenme hattı, işçi ve emekçileri, bir yıl kadar kısa bir sürede gerçekleşebilecek bir seçimle iktidara gelmesi kuvvetle olası olan bir Labour hükümetinin sendika bürokrasisine yaslanacak olmasının yanında sermayenin saldırı politikalarını sürdürmesiyle belirlenecek bir sonraki döneme en iyi biçimde hazırlayacaktır.

 

[1] National Union of Rail, Maritime and Transport Workers: Ulusal Demiryolu, Denizcilik ve Ulaşım Sendikası.

[2] BBC (2023) “Strike dates: Who is striking and what pay do they want?”, https://www.bbc.co.uk/news/business-62134314

[3] ONS (2023) “Labour disputes;UK;Sic 07;total working days lost;all inds. & services (000’s)”, https://www.ons.gov.uk/employmentandlabourmarket/peopleinwork/employmentandemployeetypes/timeseries/bbfw/lms

[4] Haziran 2023’e kadar süren bir yıl zarfında yaşanan, 2011 Kasım’ında kamu emekçilerinin ulusal çapta çıktıkları tek günlük grev bir yana bırakılırsa, 1989 ile 1990’ın aynı ayları arasında görülen 5 milyon işgünü kaybından bu yana grevler nedeniyle yaşanan en büyük iş kaybıydı. Aralık 2022’de yaşanan 829 bin işgünü kaybıysa, tek günlük grevlerin yaşandığı Kasım 2011 dışta tutulduğunda, Temmuz 1989’dan bu yana görülen en büyük işgünü kaybıydı.

[5] Bank of England (2023) “Research datasets”, www.bankofengland.co.uk/statistics/research-datasets

[6] TUC (2023) “2022 is the worst year for real wage growth in nearly half a century”, https://www.tuc.org.uk/news/2022-worst-year-real-wage-growth-nearly-half-century#:~:text=2022%20has%20been%20the%20worst,over%20the%20course%20of%202022.

[7] Department for Business and Trade (2023) “Trade Union Membership, UK 1995-2022: Statistical Bulletin”, https://assets.publishing.service.gov.uk/government/uploads/system/uploads/attachment_data/file/1158789/Trade_Union_Membership_UK_1995-2022_Statistical_Bulletin.pdf

[8] Department for Business and Trade, agy.

[9] Sagir, C. (2023) “Labour movement figures call for new party after Starmer benefit cap comments”,  Morning Star, https://morningstaronline.co.uk/article/b/labour-movement-figures-call-new-party-after-starmer-benefit-cap-comments