Almanya’daki dönüşüm, yeşil ve dijital bir yenilenmeden çok rekabet gücü, militarizasyon ve sosyal hakların budanması için emekçileri hizaya sokan bir sermaye programına benziyor.
Alman sosyal demokrasisinin krizini ele alan bir makalenin bugünkü en büyük sorunu, “nereden başlamalı” sorusunu yanıtlamak olsa gerek. Zira SPD (Alman Sosyal Demokrat Partisi) denildiğinde söz konusu olan, Almanya’nın en eski, neredeyse 155 yıllık partisidir. Fakat yaşının büyüklüğü değil sadece; yerleşik partiler
Danimarka İşçileri Komünist Partisi* Danimarka, işçilerin sosyal ve siyasal kazanımlarının sürekli saldırı altında olduğu, Avrupa Birliği’nin ve çeşitli burjuva hükümetlerin neoliberal politikalarının son birkaç on yıldır uygulandığı, oldukça değişken bir siyasal ve sosyal dönemden geçiyor. Danimarka’ya ve Kuzey ülkelerine özgü “sosyal devlet”
Binlerce yıldan beri, tek tanrılı dinlerin merkezi olan Kudüs, Mısır ve Roma İmparatorluğu döneminde de dinsel ve siyasal çekişmelerin önemli bir merkeziydi. Ama Kudüs sorunu; Kudüs’ün Müslümanların eline geçmesinden sonra, kıtalar arası, “Hıristiyan-Yahudi medeniyeti ile İslam medeniyeti”, “doğu ve batı medeniyetleri sorunu”
1- KAPİTALİST DÜNYA EKONOMİSİ VE GELİŞME EĞİLİMİ CIPOML’nin uluslararası duruma ilişkin son materyallerinde, dünya kapitalist ekonomisinin büyüme hızındaki düşüşe, süreç olarak dalgalı, sektörler ve ülkeler arasındaki ilişki bakımından dengesiz gelişme sürecine, istikrarsızlığı derinleştiren etkenlere dikkat çekiliyordu. Üretimin kapitalist dünya pazarından daha hızlı
Ortadoğu’nun ABD ve İsrail planları doğrultusunda yeniden dizayn edilmesi ile ilgili girişimler, Suudi Arabistan Sarayı’ndaki “darbe” ile tetiklendi. 4-5 Kasım’da gerçekleştirilen darbeden beri yandaş basında komplo teorilerinden geçilmiyor. Yandaş basın üstünden AKP propagandası, ABD’nin bölgenin “yeniden düzenlenmesi”ne karşı çıkıyormuş gibi yapıyor, ama
Geride bıraktığımız Nisan ayı ortalarında başbakan Theresa May’in ansızın ilan ettiği 8 Haziran erken genel seçimleri, ülke içinde ve dışında yürüttüğü sermaye siyasetini daha da ilerden sürdürmek üzere daha geniş kamuoyu desteği hedefleyen Muhafazakar Parti hükümetinin, seçimlerden en fazla oy ve milletvekiliyle
Emperyalistlerin uluslararası sahnede pay kapma yarışının hızlandığı, işçi sınıfı ve emekçi halklar mücadelesinin yer yer farklı biçimlerde yükseldiği veya bunun işaretlerini gösterdiği yılların içersindeyiz. Böylesi bir süreçte irili ufaklı komünist gruplar da baş verip işçi sınıfı iktidarına giden yol tartışmalarını belirli seviyelerde
Fransa’da gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçları, Fransa gibi orta boylu bir emperyalist ülkenin büyük sermayesinin eğilimleriyle emek hareketinin sorunlarını anlama açısından tahlil etmeye değer birçok özellik taşıyor. Gelecek 5 yıl ülkeyi yarı başkanlık rejimiyle yönetecek başkanın seçilmiş olması, dünyada olup bitenler ve Fransız
Joseph Daher* Hizbullah, şöhreti son yıllarda azalsa da, İsrail’e karşı askeri direnişi nedeniyle uzun süre sol kesimden alkış aldı. Pek çok kişi, ilerici yanının bir göstergesi olarak, örgütün sunduğu sosyal hizmetlere de dikkat çekti. Halbuki bu son iddia gerçekliğe uymuyor. Hizbullah, Lübnan’da
“Yerli-milli”lik düşkünü kimileri “bir biz varız, bir de tüm dünya” diyor. “Bir Türk dünyaya bedeldir” darbımeselinden gelinen yer burası. Hollandalı G. Vilders’e “ırkçı” diyorlar, zaten o da hakkını veriyor; ancak –Putin ve Rusya’sıyla Trump geldikten sonra Amerika’yı bir yana ayırıp– içeride ve