Hande Köse
Kapitalizmi, diğer üretim biçimlerinden ayıran en temel unsurlardan biri emeğin ücretli emeğe dönüştürülmesidir. Kapitalizmde insanlar emeklerini kime, ne kadar süreliğine, hangi iş için, ne kadar ücret karşılığında satacağı konusunda görünüşte “özgür”dür. Yani emeklerinin sömürülmesine “rıza” gösterme konusunda “özgürler”. Ancak emek güçlerini satmak dışında geçimlerini sağlama yöntemine sahip değillerdir.[1] Kapitalizm tarih sahnesindeki yerini bireylerin emeklerini satabilmesine özgürlük tanıma vaadiyle almıştır ve geldiğimiz noktada emek gücü, özgürlüğü, “iş gücünü başkası hesabına işe koşma” biçiminde, yani bir yanılsama olarak yaşamaktadır.[2]
Günümüzde bu yanılsama nispeten yeni istihdam biçimleriyle desteklenmektedir. Platform şirketleri için çalışan esnaf kuryelerin “kendi işinin patronu”, “serbest”, “özerk” ya da “patronsuz”, adı üstünde esnaf olarak tanımlanması da kapitalist özgürlük iddialarıyla çakışmaktadır. Oysa esnaf kuryelerin sözde özerk çalışması; başta gelir güvencesizliği olmak üzere sosyal güvenceden mahrumiyet, fiziksel ve psikolojik rahatsızlıkların artışı, günde 12–14 saatlere varan çalışma süresi ve her an işsizlik korkusu ile iç içedir.
King’s College London Dijital Beşerî Bilimler Bölümü’nde Dijital Ekonomi Öğretim Üyesi Nick Srnicek’e göre bu iş modellerinde temel unsur işçilerin dışarıdan temin edilmesidir. Çünkü artık dijital araçlarla ve internet teknolojileriyle, en azından bazı işlerde işverenin işçiyi bir mekânda ve belirli bir zaman diliminde çalıştırmasına gerek yoktur. Örneğin ABD’de bu platformlar yasal bir temele de oturtulacak biçimde işçileri “çalışan” değil “bağımsız yüklenici (independent contractors)” olarak tarif etmektedir. Bu durum şirketlerin sosyal destek mekanizmalarını, fazla mesai ücretlerini, hastalık sebebiyle rapor alınan günleri ve işçi çalıştırmaktan kaynaklanan diğer tüm maliyetleri azaltarak yaklaşık yüzde 30 tasarruf etmelerini sağlamaktadır.[3]
Platform işlerde, şirketler istihdam politikaları açısından tam zamanlı çalışanlardan yarı zamanlı çalışanlara, geçici işçilere, bağımsız yüklenicilere ve diğer güvencesiz çalıştırma pratiklerine geçmiştir. Böylece kapitalizmin iki yüz yıl önce kullandığı parça başı iş sistemi bugün yeni ve dijital bir formda karşımıza çıkmaktadır.
Bu modelde işçiler sadece üretim yapmakta kullandıkları araçları sağlamakla ve çalışmaktan kaynaklanan tüm masrafları ödemekle kalmamakta; aynı zamanda bağımsız yüklenici statüsü şirketin sosyal güvenlik katkıları, işçi tazminatı ve işsizlik sigortasından kurtulmasını sağlamaktadır. Şirketler derecelendirme sistemleri aracılığıyla kalite kontrol ve insan kaynakları işlevlerini de tüketicilere ya da müşterilere devretmektedir.[4] Bu devir kimi sektörlerde çalışanların tüketiciler ya da müşteriler tarafından denetime tabi kılınmasına da neden olmaktadır. Bu tür bir dijitalleşme ve platform ekonomisi, işçiler açısından bir ilerleme olmaktan çok, çeşitli hakların yitirildiği bir tarihsel gerileme olarak okunabilir:
“Platform ekonomisinin çalışma dünyasını ileriye taşımak yerine bizi, işçilerin asgari düzeyde iş yeri güvenliği korumasına sahip olduğu ve iş sırasında yaralanan kişilerin fiziksel sakatlıklar veya gelir kaybı nedeniyle herhangi bir başvuruda bulunmadığı erken sanayi çağının iş yerine geri döndürdüğünü düşünmek için elimizde yeterli sebep vardır.”[5]
Bu halde çalışanlar açısından bir platform şirketinde çalışmakla ilgili yeni olan şey nedir? Yeni olan; işverenlerin emek sürecinin doğrudan yönetimini birtakım dijital araçlara devretmeye dair çabası ve çalışanların çalışma saatlerinde, işi nasıl yerine getirdiklerinde, eğitim düzeylerinde ve çalıştıkları şirkete duydukları aidiyet durumlarında büyük çeşitliliklere izin vermeye istekli olmalarıdır.[6] Bu durum işçilere fazladan çalışarak kendilerini kurtarmaları için bir yol sunar gibi görünmektedir ancak gerçekte olan yalnızca işçilerin haklarını gasp etmektir.[7] Bir başka deyişle platform şirketine bağlı olarak çalışmanın temel noktalarından biri şudur: Esnek ve güvencesiz çalışmanın işçilere “bir patron emri olmadan istediğiniz gibi çalışıyorsunuz, hatta istemediğinizde örneğin hava kötü olduğunda, dün gece uyuyamadığınızda ya da sadece canınız istemediğinde çalışmıyorsunuz bile” şeklinde sunulması. Ne kadar çalışırsan o kadar kazanırsın mantığı işçilere patronsuz çalışmanın güzelliği olarak sunulmakta ancak bu mantık devasa bir rekabet ve bu rekabetin yanı sıra günde neredeyse 12-14 saatlere çıkan bir çalışma süresi anlamına gelmektedir.
Woodcock ve Graham bu istihdam modelini “gig ekonomi” kapsamında ele almaktadır. “Gig” esasen sahne sanatları alanıyla ilgili bir kavram olarak kullanılmakta ve sanatçının bir sanat eseri sergiledikten sonra bir daha ne zaman çalışıp çalışamayacağını bilmeme halini karakterize eden parça başı iş düzenini ifade etmektedir. Çalışanlar ne zaman ve nasıl çalışacaklarının sürekli değişebildiği, kimi zaman stabil özellikler gösterse de bu sefer herhangi bir anda işten çıkarılabileceklerini bildikleri fakat bu anın ne zaman geleceğini öngöremedikleri bir ortamda çalışmaktadır. Böylece zaten gelir güvencesinden mahrum bırakılan çalışanlar güvencesizlik sarmalıyla kuşatılmaktadır:
“Gig ekonomi hakkında olumlu konuşan insanlar henüz talihsizliğe düşmemiş insanlardır. Yaşamlarının başlarında olan ve esnek bir işe sahip olan insanlar elbette bu işlere değer verecekler. Kendimize sormamız gereken şey herhangi bir yasal süreç olmaksızın platformdan uzaklaştırılan Uber sürücülerinden de aynı hikayeleri duyar mıydık? Yaralanan ve tekrar bisiklete binebilene kadar iki ay ücret almadan yaşamak zorunda kalan yemek kuryelerinden aynı hikayeleri duyar mıydık? Gig ekonominin işçilere sunduğu faydaları düşünürken gig ekonominin kimin işine yaramadığını, neden işe yaramadığını hatırlamak hepimizin sorumluluğundadır. Uzun vadeli iş sözleşmelerinin giderek geçmişte kaldığı ve giderek daha fazla işin platform aracıları tarafından aracılık edildiği bir toplum istiyor muyuz? Çalışanların üzerine daha da fazla risk yüklemek istiyor muyuz? Hepimiz gerçekten iş güvenliğimizi esneklik ve bunu sıklıkla takip eden güvencesizlikle değiştirmek istiyor muyuz?”[8]
Modelin İşleyişi
Platform şirketleri, çalıştırdığı işçilere sadece cep telefonları veya bilgisayarlarından üretime dahil olabilecekleri ve bu nedenle herhangi bir mekâna, saate bağlı olmadan çalışabilecekleri bir imkân sunduğu iddiasındadır. Bu iddialar elbette hâkim ideolojiden doğmakta, az ya da çok birtakım rahatsız edici, nahoş veya tatsız görevlerin yerine getirilmesini sağlamakta ve daha genel olarak kapitalist düzene elverişli bir yaşam tarzına bağlılığı destekleme aracı olarak işlev görmektedir.[9]
Esnaf kurye istihdam modeli de böyle bir ortamın ürünü olarak özellikle gıda ve e-ticaret sektöründe giderek artan biçimde işletilmektedir. Model özetle şu şekilde çalışmaktadır: Bir kişi öncelikle bir şahıs işletmesi kurarak vergi mükellefi olmakta; sonrasında çalışacağı platform şirketinin uygun gördüğü modelde araç, motosiklet veya bisikleti (yani çalışması için gerekli olan üretim aracını) edinmekte; bundan sonra da şirketle kurduğu bir “iş ortaklığı” sözleşmesiyle çalışmaya başlamaktadır. Bu durum anlaşılacağı gibi standart istihdam ilişkisinin dışında bir istihdam modelidir.
Çünkü çalışanlar doğrudan şirketin bir çalışanı olarak değil, kurdukları şahıs işletmesi aracılığıyla ve imzaladıkları iş ortaklığı sözleşmesiyle sanki kendi işletmeleri aracılığıyla başka bir şirkete hizmet sunuyormuş gibi görünmektedir. Böylece bağlı olunan şirket doğrudan işçi çalıştırmadığı için tüm sosyal güvenlik maliyetlerinden kurtulmakta, ayrıca “ne kadar çalışırsan o kadar kazanırsın” sistemiyle çalışanları gelir güvencesinden mahrum bırakmaktadır. Aslında parça başı ücrete bağımlı olarak çalışan (bir paketi alıp a noktasından b noktasına teslim eden ve sonra tekrar başka bir paket alarak bunu çalışma süresi boyunca tekrarlayan) ve işçi olan kuryeler hukuki boşluklar ve hilelerle çalıştıkları platform şirketleri tarafından “bağımsız yükleniciler” olarak tanımlanmaktadır. Bu hal esnaf kuryelerin hukuki statülerinin de kritik bir konum almasına sebep olmaktadır. Öyle ki esnaf kurye istihdam modelinin yaygınlaşmasından önce kuryeler bir işletmeyle iş sözleşmesi yaparak ücret karşılığı ve sigortalı olarak çalışmaktaydı. Bu durumda doğrudan o işletmenin işçisi statüsüne sahiplerdi ve herhangi bir hak gaspında başvurabilecekleri birtakım yasal yollar bulunmaktaydı.
Ancak esnaf kurye istihdam modelinde çalışanların doğrudan iş değil “iş ortaklığı” sözleşmesi ile çalışmaya başlamaları tüm bu güvenceleri ve imkanları ortadan kaldırmaktadır. Öncelikle çalışanlar işçi statüsünde olmadıklarından İş Kanunu’na değil Borçlar Kanunu’na tabi olarak çalışma hayatında var olmaktadır. Esnaf kuryenin kurduğu şahıs işletmesi ile platform şirketi arasındaki sözleşme, Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen “eser sözleşmesi”ne örnek teşkil etmektedir. Kanunun 7’inci bölümünde düzenlenen eser sözleşmesi, “yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme” olarak tanımlanmaktadır.[10]
Buradan hareketle esnaf kuryelerin yasal ve fiili olarak talep edecekleri haklar sınırlandırılmakta, fiilen işçi olsalar dahi işçi olmaktan kaynaklanan hakları gasp edilmektedir. İşverenin sağlamakla yükümlüğü olduğu yol ve yemek masraflarının yanı sıra iş araç ve gereçlerini kendilerinin sağlaması esnaf kuryelerin çalışma pratiklerini derinden etkilemektedir. İşçi kimliği yok sayılmaya çalışılan ve işçilerin yüzyıllardır sürdürdükleri mücadeleleriyle elde ettikleri tüm haklarına el koyulan kuryelerin Türkiye’deki yasal mevzuat çerçevesinde örgütlenmeleri ve daha adil bir yaşam sürdürmek için sendikal mücadele yürütmeye ilişkin hak ve özgürlükleri yok edilmektedir.[11]
Bu nedenle esnaf kurye istihdam modelinin günümüz Türkiyesindeki çalışma hayatı açısından güvencesizliğin en katmerlendiği alanlardan biri olduğu görülmektedir. Esnaf kurye istihdam modeli genellikle gıda taşımacılığında karşımıza çıkmaktadır. Bu hususta ilk göze çarpan nokta bu işin temel riski olan kazalar ve ölüm oranlarıdır. Kurye Hakları Derneği’nin yayımladığı Moto Kurye Ölümleri Raporu’nda sadece 2024 yılında en az 64 kuryenin çalışırken hayatını kaybettiği, bu kuryelerden 6’sının çocuk işçi olduğu ve 51-64 yaş aralığında hayatını kaybeden kurye sayısının da 6 olduğunu belirtilmektedir.[12] Şirketler tarafından sunulan “kendi işinin patronu olma” ve “ne kadar çok paket taşırsan o kadar çok kazanırsın” vaatleri iş süresince tehlikeli davranışları (daha fazla para kazanmak için daha fazla teslimat ve daha fazla teslimat için daha fazla tehlike) teşvik etmektedir.[13] Şirketlerin hız kaygısı ve aynı zamanda içinde bulunduğumuz ekonomik kriz nedeniyle kuryelerin giderek artan ekonomik kaygıları trafik kazalarının yolunu açmakta, birçok kurye hayatını kaybetmektedir. Ayrıca kuryelerin özellikle ana akım medyada yankı bulan “çok fazla para kazandıkları” algısına dair de birkaç noktayı belirtmekte önem vardır. Kuryelerin ortalama çalışma saatinin 12 saat olduğu ve aynı zamanda çalışmaktan kaynaklanan tüm giderleri de kendilerinin üstlendiği, şahıs işletmesi sahibi oldukları için de vergi mükellefi oldukları düşünüldüğünde bu durum gerçekliğini yitirmektedir.
Toplumsal Cinsiyet
Esnaf kurye modeli açısından çalışma yaşamında toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin tartışılması da önem arz etmektedir. Kadın motokuryeler veya bisikletli kuryeler bu istihdam ilişkisinin en görünmeyen kısmında yer almaktadır. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki kadınların en başta motosiklet kullanması dahi eleştirilmekte ve yargılanmaktadır. Örneğin esnaf kurye olarak çalışan bir kadın, “Geçenlerde bir arkadaşımdan motor istedim şakasına, ‘Erkek bir arkadaşıma bile vermiyorum, kızsın güvenemiyorum’ dedi bana. Ben de ‘Kızlar daha dikkatli kullanıyor’ dedim. Büyük bir ön yargı var ‘kızlar yapamaz, kızlar kullanamaz’ diye. Onlara inat kullanıyorum işte. Çoğu erkekten de iyi kullandığımı düşünüyorum.”[14] diyerek bu yargıyı ortaya koymaktadır. Hem birçok çalışma ilişkisinde olduğu gibi kuryeliğin de “kadının yapacağı işler” arasında görülmemesi hem de sektörde kadınlara yönelik ayrımcı pratikler bu durumun başlıca sebepleri arasında yer almaktadır. Kadın esnaf kuryeler, müşteriler tarafından tacize uğrama ihtimaline daha fazla maruz kalmaktadır ki nihayetinde doğrudan eve teslim gerçekleştiren kuryeler kapıyı açan kişinin nasıl davranacağını kestirememekte ve herhangi olumsuz bir davranışla karşılaştıklarında haklarını arayabilecekleri mekanizmaların sınırlı olduğunu düşünmekte, böylece bir güvensizlik sarmalına daha dahil olmaktadır. Bu nedenle birçok kadın kuryenin akşamın geç saatlerinde çalışmayı tercih etmedikleri bilinen bir gerçektir ki bu da erkek kuryelere göre daha az ücret almalarına sebep olmaktadır.
Çünkü çoğu yemek dağıtım şirketinin işlettiği bir “alevli saat” uygulaması bulunmaktadır. Bu uygulama özetle şuna işaret etmektedir: Genellikle akşam 17.00 ile 20.00 arasındaki yoğunluk saatlerine denk gelen ve gece 00.00-03.00 arasında çoğu kuryenin çalışmak istemediği saatleri kapsayan zamanlarda çalışmanın günün diğer zamanlarına göre daha fazla ücrete tekabül ediyor olması. Bu nedenle kadın esnaf kuryelerin özellikle 00.00’dan sonra çalışmak istememesi, isteseler de güvenlik kaygısıyla çalışamamaları toplumsal cinsiyete dayalı ücret eşitsizliğine neden olmaktadır. Ayrıca yalnızca kendilerinin değil ailelerinin de böylesi bir kaygıya sahip olması kadın esnaf kuryeler açısından sosyal ilişkilerinde de gerginliğe sebep olmaktadır. Örneğin esnaf kurye olarak çalışan bir kadın motokurye şunları ifade etmiştir:
“Çevremdekiler ve ailem benim gibi düşünmedi. Türkiye’de motosiklet kullanmanın tehlikeli olduğunu düşündükleri için ve bir kadın olarak ayrıca sıkıntı yaşamamdan korktukları için tedirgin oldular ama ben yine de kararlıydım ve gidip bir motosiklet alarak motokurye sektörüne giriş yaptım. İşe başladığımda çalışma arkadaşım olan erkekler başlarda çok hoşnut olmadılar bu durumdan, sanki motokuryeliği sadece erkekler yapabilirmiş gibi bir algıları vardı ve işlerini elinden alacakmışım gibi davrandılar bana.”[15]
Algoritmik Yönetim ve Denetim
Böylesi bir istihdam modeliyle çalışma yaşamına dahil olan kuryelerin bağlı oldukları şirketler tarafından tutuldukları denetim ve gözetim pratikleri de diğer istihdam biçimlerine nazaran farklılaşmaktadır. Örneğin bir mekâna bağlı olarak çalışmayan kuryeler herhangi bir güvenlik kamerasıyla gözlenememektedir. Mesai saati ve mola saatleri belli olmayan kuryelerin mola hakkını kullanması teknik olarak hiçbir işverene veya müdüre bağlı değildir. İşe geç kaldıklarında veya hiç gitmediklerinde teknik olarak hesap vermek zorunda oldukları kimse yoktur. Ancak şirket ne olursa olsun çalıştırdığı işçiyi denetlemekten vazgeçemez. Tüm bunlar düşünüldüğünde esnaf kuryeler denetim mekanizmalarına nasıl dahil olmaktadır?
Esnaf kuryelerin çalıştıkları şirkete ait mobil uygulama üzerinden mesai saati seçtiklerini ve o saatte işe başladıklarını da uygulamadan bildirdiklerini biliyoruz. Bu noktada karşımıza çıkan ilk denetim pratiği şirket yetkililerin bu uygulama üzerinden kuryelerin işe başlayıp başlamadığını denetlemesidir. Bu konudaki denetim şu şekilde işlemektedir: Şirketin kuryelerin çoğunlukla görmedikleri ve tanımadıkları bir yetkilisi işe başlaması gerektiği halde başlamayan kuryeyi telefonla arayıp uyarmakta, bu durum ikinci kez tekrarlandığında “kırmızı listeye”[16] alınmakla tehdit etmekte, üçüncüde ise kuryenin çalışmasını belli bir süreliğine askıya almakta, en son ise tamamen hesabını kapatmaktadır. Bu denetim pratikleri yalnızca mesaiye başlayıp başlamama konusuyla sınırlı değildir. Örneğin belli bir gün içinde (örneğin 2 hafta) birden fazla kez kaza bildirimi yapmak, motosikletin arızalandığını bildirmek gibi durumlar da sorunlara yol açmaktadır. Bu nedenle kimi şirketler artık kuryeler kaza bildirimi yaptığında ya bulundukları konuma başka bir kuryeyi göndermekte ya da kazanın kanıtı olarak kuryenin fotoğraf göndermesi talebinde bulunmaktadır. Böylece aslında algoritmik denetimin pekiştiğini düşünmek mümkündür ve kuryeler bu duruma dair çok sınırlı başa çıkma stratejileri geliştirebilmektedir.
Platform şirketleri platformlarda çalışan işçileri kontrol etmek, yönetmek, hizmet talep edenlerle hizmet veren çalışanları bir araya getirmek için algoritmik yönetim tekniklerini kullanmaktadır.[17] Çünkü platform şirketlerinde özellikle de esnaf kurye olarak çalışmak için neredeyse hiçbir kriter gözetilmemekte, bu nedenle oldukça fazla sayıda işçiyi kapsamaktadır. Böyle bir kitlesellik içinde şirketlerin dijitalleşmenin tüm nimetlerinden faydalanmaması düşünülemez. Yine Uber’den örnek vererek şunu söylemek mümkündür: “Uber kendisini DNA’sında makine öğrenmesi olan bir şirket olarak tarif etmektedir. 2014 ve 2015 yıllarındaki büyüme döneminde Uber’e ayda yaklaşık 50 bin sürücünün kaydolduğunu düşünürsek insan yöneticilerin programlayıp yönetemeyeceği kadar büyük insan kitlesi karşısında bir tür sanal yönetim sistemi oluşturması gerekiyordu ve bunun için de yapay zeka algoritmalarından faydalandı.”[18] Yine örneğin Jeff Bezos’a ait olan Mechanical Turk adındaki, parça başı iş konusunda aracı platformda çalışanların Bezos’a gönderdikleri şikayet maillerinin ortak noktası da benzerdir: “Ben bir insanım, algoritma değil.”[19] Böylesi bir kitlesel işçi ordusuna sahip olan platform şirketleri elbette gücünü algoritmalara ve bu algoritmaları kullanarak geliştirecekleri denetim ve sömürü pratiklerine dayandırmak istemektedir.
Direniş Pratikleri
Elbette tüm bu çalışma koşullarının yıpratıcı olduğu, özerk çalışma hayali ve vaadiyle emek sömürüsünün gizlenmeye çalışıldığı bir istihdam ilişkisinde esnaf kuryelerin birtakım başa çıkma stratejilerinin olmadığını söylemek mümkün değildir. Esnaf kuryelerin tabi olduğu kanun nedeniyle sendikalarda örgütlenememelerinden kaynaklı olarak kimi kuryeler kendi aralarında çeşitli dernek ve mesleki birlikler kurarak dayanışma pratikleri geliştirirken kimi kuryeler daha enformel ilişki ağları kurmayı tercih etmektedir.
Kuryelerin başvurdukları eylemler ise genellikle kontak kapatma veya şirketlerin genel merkez binaları (yoksa şirket sahiplerinin özel mülkleri) önünde gerçekleştirdikleri basın açıklamalarıdır. İş cinayetlerine dair gerçekleştirilen eylemler ise genellikle motorlarla konvoy oluşturmak ya da kornalarla ses çıkarmak ve motorlarına çeşitli sloganlar yazmak şeklindedir.
Gün sonunda esnaf kuryelerin başta paket başı ücretler olmak üzere çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve özellikle de esnaf kuryeliğin işçi statüsüne alınması için bazıları ülke geneline yayılan eylemliliklerde bulunduklarını görmekteyiz. Örneğin 2022 yılında Trendyol kuryelerinin düşük zam oranına karşı gerçekleştirdikleri eylemler devamında başta YemekSepeti kuryeleri olmak üzere diğer esnaf kuryeler arasında yayılmış, bu yaygınlık sonucunda 8 ilde gerçekleşen direnişlere dönüşmüştür. Eylemler yalnızca Türkiye ile sınırlı kalmamış Yunanistan ve Almanya gibi birçok ülkede Türkiye’deki motokurye direnişlerine destek için eylemler gerçekleştirilmiştir. Bu ülkelerdeki motokuryelerin direnişlerine de karşılıklı dayanışmanın örneği olarak Türkiye’den de destek mesajları verilmiş, kuryeler ülkelerin konsoloslukları önünde protesto eylemleri gerçekleştirmiş, örneğin kuryeler Yunanistan’daki Yemeksepeti işçileriyle dayanışmak için Yunanca ve Türkçe “Yunanistan’daki işçi kardeşlerimizin yanındayız” yazılı pankartlar açarak Yunanistan’daki kuryelerle dayanışma içinde olduklarını ifade etmiştir (1+1 Express, 2022). Yine Almanya’da da benzer şekilde Türkiye’de direnen kuryelere dayanışma mesajı iletilen eylemler gerçekleştirilmiştir. Kuryeler, “Riders unite, together we fight!” (Birleşin kuryeler, mücadele hep beraber!) sloganını haykırarak Delivery Hero[20] genel merkezinin önünde eylem gerçekleştirmiştir.
Dünyadaki kurye eylemlerinin farklı başa çıkma stratejileri barındırdığını vurgulayan dönemin Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Uluslararası İlişkiler Müdürü Kıvanç Eliaçık, dünya genelinde en fazla eylemin Çin’de yapıldığını; İspanya, İngiltere ve Arjantin’de kuryelerin eylemlerine tüketici örgütlerinin ve müşterilerin de destek verdiğini belirtmiştir. Ayrıca Eliaçık, İtalya’da kafe ve restoranların çalışanlarının da eylemlere katıldığını ifade etmekte ve kuryelerin genellikle geleneksel grevlerden farklı yöntemler tercih ettiğini sözlerine eklemektedir: “Bunlar geleneksel grevler değil. Örneğin Çin’deki eylemlerde çevrimdışı grev diye bir yöntem ortaya çıktı. Bir kurye patronunu hiç görmüyor. Dijital uygulamaları çevrimdışı yaparak patrona, müdüre varlıklarını yokluklarıyla hissettirdiler.”
Dünya genelinde en fazla kurye eyleminin Çin’de görülmesi şaşırtıcı bir durum da değildir. Öyle ki Çin’deki yemek sipariş sektöründe yaklaşık 12 milyon kurye çalışmaktadır. Kuryelerin bir kısmı Alibaba şirketine bağlı olan Ele.me uygulamasına, bir kısmı ise sektörün ikinci büyük ismi olan Çinli sermayedar Wang Şing’e ait olan Meituan adlı şirkete bağlı olarak çalışmaktadır. Ayrıca Çin’de kuryelerin çalışma koşulları o denli ağırdır ki çoğu kurye psikolojik ve fiziksel olarak oldukça yıpranmaktadır. Örneğin Çin menşeili sosyal medya platformu Douyin’de yayımlanan bir videoda, paketini teslim etmek isterken polis çevirmesine takılan kuryenin diz çöküp polisten özür dilediği görülmekte, başka bir videodaysa uygulama üzerinden kötü yorum alan bir kurye öfke nöbeti geçirerek telefonunu parçalamaktadır.
Türkiye’de ise genellikle kuryelerin eylemliliklerinin kontak kapatma şeklinde gerçekleştiğine tanıklık ediyoruz. Bu bağlamda kuryelerin üretim araçlarını bir protesto aracına dönüştürdüklerini söylemek mümkündür. Kuryeler motosikletlerinin üzerine “Kuryeler şu anda eylem yaptığı için teslimat yapamamaktadır. Haklarını aldıktan sonra tekrar deneyiniz”, “Emek bizim, risk bizim, kâr onların”, “Motor, masraf benim, kazanan kim?” gibi cümleler yazarak taleplerini dile getirmektedir.
Esnaf kuryeler herhangi bir eylem ve direnişte bulunduklarında şirketler tarafından hesaplarının askıya alınmasıyla, ki bu durum doğrudan işten çıkarılma anlamına gelmektedir, tehdit edilmektedir. Ancak kuryeler eylemlerine devam etmekte ve çoğu eylemleri de özellikle geniş kitlelere ulaştığında kazanımlarla sonuçlanmaktadır. Trendyol kuryeleri 2022’de gerçekleştirdikleri 3 günlük iş bırakma (kontak kapatma) eylemlerinin sonucunda kazanım elde etmiştir.[21] YemekSepeti kuryeleri; “bizim kaybedeceğimiz bir asgari ücret, sizin milyon dolarlar.”[22] diyerek direnişlerinin önemini vurgulamıştır. Getir’e bağlı olarak çalışan Vigo kuryeleri ise 2024 yılında şirketin ücret politikasını paket başı ücrete geçirmesine karşı eyleme çıkmıştır. Bir Vigo kuryesi, “Yıllardır Vigo’da kuryelik yapıyoruz, yıllardır şirketin tek övündüğü şey saatlik garanti ücret vermesi, yıllardır bunu söyleyerek bizleri piyasanın çok altında ücretlerle çalıştırdılar. Gecenin bir yarısı kendi kafalarına göre aldıkları bir kararla saatlik ücreti kaldırdılar, paket başı ücrete geçtiler. Vigo’daki hiçbir kurye bu uygulamayı kabul etmiyor. Biz biliyoruz ki paket başı sistemde kuryeler ölüyor.”[23] diyerek esnaf kurye modelinin paket başı ücrete dayalı bir çalışma modeli olmasının işçileri daha fazla çalışma ve bu nedenle de daha hızlı teslimat yapmaya süreklediğinin, bunun da kurye ölümlerine sebep olduğunun altını çizmiştir. Bu gibi örnekler çoğaltılabilir. Nasıl ki işçi sınıfı deneyimlerinden öğrenmektedir, esnaf kuryeler de birbirleriyle dayanışma göstererek ve hak gasplarına karşı direnişe geçerek öğrenmektedir.
[1] Woodcock, J. ve M. Graham (2020) The Gig Economy – A Critical Introduction, Polity Press, Cambridge, UK, sf. 32.
[2] Demir, İ. (2023) Akışkan Emek Akışkan Ahlak – Akışkan Modernite Çerçevesinde Çalışma Ahlakının Dönüşümü, 1. Baskı, Ütopya Yayınevi, Ankara, sf. 29.
[3] Srnicek, N. (2017) Platform Capitalism, Polity Press, Cambridge, sf. 75-81.
[4] Schor, J. B. (2020) After the Gig – How the Sharing Economy Got Hijacked and How to Win It Back, University of California Press, California, sf. 33.
[5] Ravenelle, A. J. (2019) Hustle and Gig – Struggling and Surviving in the Sharing Economy, University of California Press, California, sf. 111.
[6] Schor, After the Gig – How the Sharing Economy Got Hijacked and How to Win It Back, sf. 77.
[7] Ravenelle, Hustle and Gig – Struggling and Surviving in the Sharing Economy, sf. 209.
[8] Woodcock ve Graham, The Gig Economy – A Critical Introduction, sf. 33-34.
[9] Huberman, J. (2023) Dijital Kapitalizmin Ruhu – Emek, Sermaye ve Sömürünün Değişen Kisvesi, Fol Yayınları, Ankara, sf. 21-28.
[10] Kıdak, E. (2021) Kargo Taşımacılığında Kendi Hesabına Çalışma Aldatmacası: Esnaf Kurye Modeli. TÜMTİS Yayınları, İstanbul, sf. 67.
[11] Kıdak, E. Kargo Taşımacılığında Kendi Hesabına Çalışma Aldatmacası: Esnaf Kurye Modeli. sf. 46.
[12] Kurye Hakları Derneği (2025) Moto Kurye Ölümleri Raporu, Kurye Hakları Derneği, İstanbul, sf. 4.
[13] Dablanc, L.; E. Morganti ; N. Arvidsson ; J. Woxenius ; M. Browne ; N. Saidi (2017) The Rise of on-demand “Instant Deliveries’ in European, Supply Chain Forum: An International Journal 18 (4), 203-217.
[14] Turgut, E. (2022) “Motokurye kadınlar anlatıyor: Övgü de duyacak, ön yargı da dinleyecek vakit yok bu işte”, Evrensel, https://www.evrensel.net/haber/453286/motokurye-kadinlar-anlatiyor-ovgu-de-duyacak-on-yargi-da-dinleyecek-vakit-yok-bu-iste
[15] Bulut, E. (2022) “İki teker üstünde emek mücadelesi: Kadın moto kuryeler”, Kadın İşçi, https://www.kadinisci.org/iki-teker-ustunde-emek-mucadelesi-kadin-moto-kuryeler/
[16] Bu tabir genellikle esnaf kuryeler arasında şirket yetkilileri tarafından sık sık belli başlı konularda uyarılan kişilerin yer aldığı bir liste anlamında kullanılmaktadır.
[17] De Stefano, V. (2018) Negotiating the Algoritm: Automation, Artificial Intelligence and Protection of Labour, Employment Working Paper No. 246, sf. 1-25.
[18] Dyer-Witheford N.; A. M. Kjosen,; J. Steinhoff (2022) Yapay Zekâ ve Kapitalizmin Geleceği – İnsandışı Bir Güç, Çev. B. Cezar, İletişim Yayınları, İstanbul.
[19] Woodcock ve Graham, age, sf. 75.
[20] Delivery Hero tüm dünyadaki çevrimiçi yemek sipariş şirketlerinin başında gelmektedir. 2015 yılında 589 milyon dolar değer biçilen YemekSepeti hisselerinin tamamını satın almıştır (Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi, 2020).
[21] Evrensel (2022) “Türkiye’nin dört bir yanında 2022’de başlayan, devam eden işçi eylemlerinin haritası”, https://www.evrensel.net/haber/454269/turkiyenin-dort-bir-yaninda-2022de-baslayan-devam-eden-isci-eylemlerinin-haritasi
[22] Koşar, A. (2022) “Kuryeler ve emeğin şehri kuşatması”, Evrensel, https://www.evrensel.net/haber/454815/kuryeler-ve-emegin-sehri-kusatmasi
[23] Uysal, M. (2024) “Vigo kuryeleri eylemde: Paket başı ölüm demektir”, Evrensel, https://www.evrensel.net/haber/515229/vigo-kuryeleri-eylemde-paket-basi-olum-demektir






