Listen to this article
Öncesi fikirsel oluşum süreci bir yana, hiç değilse son kırk yıldır küresel ölçekte işçi sınıfına yönelik büyük bir taarruz programı olan neoliberalizm, yol açtığı ekonomik krizler, derinleştirdiği yoksulluk ve aşınan ideolojik hegemonyasıyla sadece kendi sonunu değil kapitalizmin de sonunu tartıştırıyor. Bu son tartışmaların bir kısmı içinde yaşadığımız sistemin hâlâ kapitalizm olarak tanımlanabilir olup olmadığı (örneğin tekno-feodalizm) üzerine yürütülürken daha yaygın ve etkili diğer bir kısmı da mevcut sistemden sonraki sisteme geçiş olanakları, sonraki sistemin ne’liği ve buna ulaşmak için gereken mücadelenin niteliğinin tanımlanması üzerinden ilerliyor. Post-kapitalizm ise az çok kendi ortak tutarlılığını sağlamış olan bir kuramsal pozisyondan ziyade, kapitalizmden sosyalizm-olmayan bir sonraya geçiş tezlerinin genel başlığı olarak ortaya atılabiliyor.
İngiliz gazeteci ve siyasi danışman Paul Mason da 2008 krizini neoliberalizmin sonunun başlangıcı olarak görenlerden. Mason, neoliberalizmi bir zamanlar mümkün kılan, onun ön-koşulu olan ama artık onu yıkıcı bir nitelik kazanan faktörlerden birinin, bilgi teknolojisinin kapitalizmin de sonunu ve hatta post-kapitalist bir toplumu olanaklı kıldığı iddiasında bulunuyor.[0] Bu yazıda Mason’a göre kapitalizmin sonunu getiren koşulları, bu koşulların zorunlu ve olanaklı kıldığı post-kapitalizm anlayışı eleştirilecektir.
Kapanışta Açılan Tanımlar: Mason’a Göre Kapitalizm
Her son tartışması, ister istemez tartışanları hikâyenin başlangıcına fırlatıveriyor. Bu neoliberalizm için de geçerli kapitalizm için de. Öyle ya, bir olgunun sonunu ilan edebilmek için onu o yapan hangi karakteristik özelliklerin yok olduğunu, en azından yok olmaya yüz tuttuğunu göstermek gerekir. Hal böyle olunca, Dumbledore’un Harry Potter’a miras bıraktığı snitch gibi, düzen tanımlamaları da kapanışta (tekrar) açılıyor.
Bu kuraldan post-kapitalizm savunucusu Mason da muaf değil; kapitalizmin hangi tanımlayıcı unsurları ortadan kalktı ya da kalkıyor ki post-kapitalizme geçiş yaşanıyor, sorusunu cevaplamakla mükellef. Ancak Mason soruyu hazırdaki cevabına uyumlulaştırarak revize ediyor. Mealen ifade edecek olursak, kapitalizm nasıl bir sistem olageldi ki tüm çöküş öngörülerine (sisteme içkin devrevi krizler; “proleter devrimler çağı” vb) rağmen hayatta kalabildi, diye sormakla başlıyor.
Marksizmin temel önermelerine açık ya da örtük bir reddiye veya bir “düzeltme” işine niyetlenildiyse, sanki Marx ve Marksistler öyle tanımlıyormuş gibi, kapitalizmin salt ekonomik bir sistem olarak tanımlanamayacağı iddiası orta malıdır. Mason da bu alçak basamağı kapitalizmin evrimci kavramsallaştırılmasına sıçramak için kullananlardan. Ona göre kapitalizm, “gelişmiş bir toplumun piyasalar ve özel mülkiyet aracılığıyla işlemesini sağlamak için ihtiyaç duyulan bütün -toplumsal, iktisadi, demografik, kültürel, ideolojik- sistem” olarak son derece karmaşık, canlı bir organizma gibi bir yaşam döngüsü olan ama en önemlisi mütemadiyen “öğrenen bir mekanizmadır.” Yani “sürekli olarak uyum sağlar … Büyük dönüm noktalarında, tehlikeye tepki olarak başkalaşım ve dönüşüm geçirir; önceki kuşağın tanımakta zorlandığı örüntüler ve yapılar yaratır.”[1] Dolayısıyla ihtiyaç, kapitalizmin bu yüksek adaptasyon ve mutasyon kabiliyetini anlamayı sağlayacak bir kuram, bir model geliştirilmesidir. Ya da geliştirilmiş modellerin revize edilmesi.
Mason’ın “tarih kuramı olarak mükemmel ama bir kriz kuramı olarak yetersiz”[2] bulduğu Marksizmde “düzeltme” ihtiyacının hasıl olduğu yer tam da burasıdır. Marx, krizlerin temelinde, eksik tüketim görüntüsünün ardındaki, üretim anarşisinin koşulladığı aşırı üretim olgusu olduğunu açıklamıştır. Bununla ilintili olarak, kâr oranlarının düşme eğilimi ve bunlara yönelik çare arayışlarından, sermayenin ağır sanayi kolları ile tüketim malları sanayisi arasındaki akış hızının yavaşlamasından, kredilerin aşırı genişlemesiyle hayalî sermayenin büyümesinden kaynaklanan kriz unsurlarını da tespit etmiştir. Ancak 19. yüzyılda doğmak gibi bir şanssızlıkla 20. yüzyıl ve günümüz finansallaşmış kapitalizminin eğilimlerini gözlemleme olanağından yoksun olan Marx, karmaşık bir sistem olarak kapitalizmin yüksek uyum sağlama kabiliyetini, kendisine yeniden büyüme fırsatları yaratma gücünü en iyi ihtimalle hafife almıştır.[3]
Bu “kusurlar” bir yana, Mason’a göre de kapitalizmi anlamak için potansiyel olarak en sistematik çaba olan Marksizm, kapitalizmin bir emsal oluşturduğu “karmaşık uyumsal sistemler”in üç genel özelliğini içerecek şekilde revize edilmelidir. Birincisi, kapalı devre değil, dış dünya ile temas içinde gelişmeye açık olmalarıdır. İkincisi, tehlikeler, riskler ve engeller karşısında kendilerini hızla yenileyerek önceden kestirilmesi mümkün olmayan çareler (karşı eğilimler) üretmeleridir. Üçüncüsü, sistemin işleyişinden daha yüksek bir düzeyde beliren yeni olgular yaratmalarıdır ki kapitalizm açısından en önemlisi normal devrevi krizler ile kesin yıkılış arasında duran uzun devrelerdir.[4]
Mason’a göre Marksizmin eksik bıraktığı bu boşluğu uzun dalgalar kuramı (ya da Kondratieff dalgaları) ile doldurmak hem mümkün hem gereklidir.[5] Bu kurama göre kapitalizm; sınai evresinden bu yana, kısa iş çevrimlerinin ve haliyle daha kısa aralıklarla gerçekleşen devrevi krizlerin ötesinde, yaklaşık 20-25 yıllık bir yükseliş (geniş büyüme) evresinin ardından yine 20-25 yıl süren bir alçalış evresinin yaşandığı ve depresyonla sonuçlandığı 50 yıllık daha geniş döngüler şeklinde bir örüntü sergilemektedir. Yükseliş evresinde sermaye üretken sektörlere akar ve seyrek resesyon görülürken alçalış evresinde sermaye finans sektörlerine kaçar, burada yığılıp sıkışır, resesyonlar sıklaşır, depresyon baş gösterir ve kapitalizm mutasyon geçirerek hayatta kalır.
İlk modellemeyi ortaya koyan Kondratieff’e göre bu döngülerin tetikleyicisi eskiyen sermaye mallarının (altyapı, kanallar, demiryolları, makineler vb. üretim araçları) yenilenmesi ihtiyacıdır. Dalga teorisine popülerlik kazandıran Avusturyalı iktisatçı Joseph Schumpeter ise bu uzun dalgaların asıl itici gücünün “yaratıcı yıkım” gücünü haiz teknolojik yenilikler (inovasyonlar) olduğunu iddia ederek teknolojik belirlenimci bir revizyon yapar. Son olarak Neo-Schumpeteryen gelenekten Carlota Perez, tetikleyici inovasyonların zorunlu ama yeter koşul olmadığını, bunların birbiriyle etkileşime girerek yeni bir sağduyu ve ortak yönetim aklı oluşturduklarını ileri sürmüş, yeni iş yapma ve çalışma biçimleri, yeni beceriler, yeni toplumsal kurumlar ve benzeri pek çok unsurla birlikte topyekûn bir değişime işaret ederek yayılımını genişlettiği uzun dalga modeline “tekno-ekonomik paradigma” adını vermiştir.[6]
Ancak, uzun dalgaya “kâr sisteminin uzun vadeli ritmi” şeklinde kendi tanımını getiren Mason’a göre Marksizmde olan ama bu uzun dalga modellerinde olmayan temel bir değişken vardır. Devrenin o zamana kadar teknoloji ve ekonomi şeklinde tanımlanmış iki dinamiğinin yanına üçüncü dinamik olarak sınıf mücadelesini kendisi ekler.[7] Buna göre; dalganın ilk 20-25 yılına tekabül eden yükseliş döneminde açılan “yeni teknolojik paradigma” ile üretici sektöre akın eden sermaye ortalamanın üstünde ve hızlı bir ekonomik büyüme getirir; bolca bulunan kâr, burjuvaziden aşağıya (yani işçi sınıfına) doğru rasyonel olarak dağıldığından sınıflar arası uzlaşı söz konusudur. Ancak aşırı yatırım, enflasyon ya da egemen güçler arasındaki “kibir savaşı” yüzünden bu “altın çağ” çoğunlukla travmatik bir krizle sona erer, dalga kırılır ve alçalışa geçer. Bu evrede ücretlerde düşüş, vasıfsızlaştırma, kamusal refah uygulamalarının tasfiyesi vb işçi sınıfına yönelik saldırılar başlar -ki Mason’a göre bu ilk evrimsel uyum girişimidir. Resesyonların sıklaştığı bu dönemde işçi sınıfı direniş gösterir de adaptasyon girişimini tehlikeye atarsa üretici sektörden finans sistemine yönelim olur, krizler finansal kriz şeklinde baş gösterir ve depresyon dönemi başlar. İkinci ve daha radikal olan adaptasyon, yani yeni teknolojiler ve iş modelleri arayışı başlar.[8] Mason’ın modeline göre işçi sınıfının direnişi inovasyonu zorunlu kılar; bu nedenle Mason teknolojik değişikliği “kapitalizmin en temel sağkalım içgüdüsü” olarak tanımlar.[9] Mason’a göre kapitalizm az çok saat gibi işleyen böylesi mekanik bir düzendir.
Bu kadar tıkırında giden bir sistemin sonu ile kastedilen ne olabilir? Yukarıdaki anlatıyı esas alacaksak tarihi boyunca virüsleri kıskandıracak denli mutasyon kabiliyetine sahip kapitalizmin bir noktada, bir şekilde bu en temel karakteristik özelliğini yitirmiş olmalıdır. Yıllar bazında oluşturulan ortaklaşılmış Kondratieff Dalgaları modelini esas alan Mason, 1790-1945 arasına tekabül eden ilk üç dalganın kusursuz işlediğini ifade eder. Ama 1940’ların sonundan başlayıp 1970’lerin başında (para politikasındaki Nixon şoku, petrol krizi, ABD ve İngiltere’de batan bankalar vs.) sert bir kırılma yaşayan ve bugün neoliberalizm adını verdiğimiz işçi sınıfına topyekûn taarruzun eşlik ettiği alçalma evresine girerek 2008 kriziyle sona eren dördüncü dalga, modelden saparak uzamıştır.
Her şeyden önce SSCB hem varlığıyla diğer ülkelerdeki örgütlü işçi sınıfını güçlendiren bir unsur olarak hem de çöküşüyle neoliberalizmin uygulamasını kolaylaştıran bir faktör olarak dalgayı çarpıtmıştır. Modeli uygulamaktaki mekanik yaklaşımı bir yana, Mason burada neoliberalizme yaklaşımda Marksist-Leninistlerle benzer bir tutum sergilemektedir: Neoliberalizmin asıl hedefi işçi sınıfıdır; amacı “örgütlü emeği denklemden çıkarmaktır”, diğer tüm unsurlar (piyasalarda aşırı serbestleşme, özelleştirmeler, kıyı şirketçiliği vb) bir tür “yan üründür.”[10]
Örgütlü işçi sınıfının yenilgisiyle eş zamanlı olarak kapitalizm tarihinde daha önce hiç görülmemiş bir başka faktör, 1990’ların sonunda şu an hâlâ içinde olduğumuz beşinci dalganın önkoşulu olarak belirmiştir: bilgi teknolojisi. Mason, 20. yüzyıl sonundan başlayarak günümüze kadar yaratılan teknolojilerin kapitalizmle uyumlu olmadığını, onun mutasyon kabiliyetinin sınırlarına taşıdığını düşünmektedir. Bu nedenle post-kapitalizm dediği, bilgi teknolojisi dalgasının mümkün kıldığı bir toplumun mevcut kapitalizm dahilindeki olanaklarını ve zorunluluğunu savunmaya girişir:
“Kapitalizm teknolojik değişikliğe artık uyum sağlayamaz duruma gelince, post-kapitalizm bir zorunluluk olur. Teknolojik değişiklikten yararlanmaya uyum sağlayan davranışlar ve örgütlenmeler kendi kendilerine ortaya çıktıkları zaman, post-kapitalizm mümkün olur.”[11]
Post-kapitalizmin Zorunluluğu
Bilginin kapitalizmin temellerini aşındırdığı, en azından onu temelden değiştirdiği tezi ilk kez Paul Mason tarafından ortaya atılmıyor elbette. Zaten kendisi de “post-kapitalizmin kahinleri” dediği bir dizi ismi referans alıyor ve onları yeniden gözden geçiriyor. Bunların başında, bilgi teknolojilerinin ortaya çıkıp yükseliş evresine dair gözlem ve erken çıkarımlarını 1993’te yayınlanan Kapitalist Ötesi Toplum kitabında toplayan neo-Schumpeteryen yönetim teorisi uzmanı Peter Drucker geliyor. SSCB’nin resmi çöküşünün hemen ardından Marksizmin ideolojik olarak da çöktüğü, yani devrim yoluyla kurtuluş inancının sona erdiğinin ilk ilancılarından biri olan Drucker, evrimci perspektifle kapitalizm tarihini yeniden gözden geçirmiş, sanayi devrimi, verimlilik devrimi ve nihayet yönetim devrimi aşamalarından geçen kapitalizmin yeni bir yapıya büründüğünü iddia etmişti ki bu post-kapitalist yapı, geleneksel kabul edilen üretim faktörlerini (sermaye, emek, toprak) geride bırakan bilgiye dayanıyordu. Kabaca ifade edilecek olursa kapitalizmin çözmesi gereken yeni sorun artık emek üretkenliğini değil, bilgi verimliliğini artırmaktı. Bununla bağlantılı olarak iddia oydu ki, sınai proletaryanın yerini hızla bilgi ve hizmet işçileri alıyor, toplumun (devrimci olmayan ama) dönüştürücü öznesi olarak da “eğitimli insan” gelişiyordu.[12]
Mason, o dönemin ana-akımda hâkim olan bilgi teknolojisinin kapitalizmi mükemmelleştirdiği fikrine karşı, bu teknolojinin kapitalizmi aşan, onun ötesinde bir topluma evrildiğini düşünen Drucker’dan iki temel düşünceyi devralıyor. İlki bilginin herhangi bir değil, esas üretici güç haline geldiği. Aşağıda tartışılacağı gibi bu tespit, metanın değerinin oluşumuna, daha genel ifadesiyle emek-değer teorisini tartışmaya açmaya yöneliktir.[13] İkincisi de devrimci özne sorunsalıyla ilgilidir; Drucker’ın “evrensel eğitimli insan” kavramı Mason’ın post-kapitalist öznesi olarak “ağ bağlantılı birey” önerisi için ilham olmuştur.[14]
Mason’ın bir diğer post-kapitalizm kâhini ise, Drucker gibi Neo-Schumpeteryen tekno-belirlenimci eleştirmenlerin tazyikiyle, neo-klasik iktisat geleneğinde, büyümenin dışsal değil, içsel bir dinamiği olarak teknoloji unsurunu merkeze alan Paul Romer’dır. Romer’ın “endojen teknolojik değişim” adını verdiği kuramsal yaklaşımındaki tartışmanın özü, cisim formunda olmayan şeylerin; yaratıcı fikirlerin, bilimsel bulguların ve genelde bilginin metalaşabilirliği üzerinedir. Zira doğal olarak taşıdıkları birtakım niteliklere rağmen meta olabilmeleri burjuva iktisat açısından çözülmesi gereken bir soru(n) oluşturmuştur. Her şeyden önce, fikir ve bilginin biri tarafından kullanılması ya da tüketilmesi başkasının kullanmasını ve/ya tüketmesini engellemez; ana akım iktisat diliyle ifade edilirse doğaları gereği rekabetçi değillerdir. Bir diğer nitelik ise malın sahibinin başkalarının ondan fayda sağlamasını engelleyebilme derecesiyle (dışlanabilirlik) ilgilidir. Yaratıcı fikirler, teknolojik tasarımlar ve genel olarak bilginin “sahibi”, fikri mülkiyet ve/ya patent yoluyla ancak bir dereceye kadar başkalarının ondan faydalanmasını engelleyebilir. Bunlar bir noktada kaçınılmaz olarak toplumun genel bilgi birikimine dahil olurlar. İktisatça söylenecek olursa tam dışlanabilir değildirler, yarı-dışlanabilir niteliktedirler. Cisimsel mallardan bir diğer farklı niteliği ise, tekrar tekrar kullanılmalarının ya da tüketilmelerinin ek bir maliyet yüklemeyişidir; bir kez üretildiklerinde neredeyse hiç maliyetsiz çoğaltılabilirler. Bu da yapay olarak oluşturulmuş bir rekabeti, serbest olmayan, tekelci bir rekabeti koşullamaktadır.[15] Bilgi mallarının rekabetçi olmayan, yarı-dışlanabilir doğasının yanı sıra, literatürde “sıfır marjinal maliyet” başlığı altında yürütülen, maliyetsiz çoğaltılabilirlik özelliği üzerine tartışma devreye girmektedir. Mason’a göre, neredeyse tek kusuru kapitalizmin sonlu olduğunu anlayamamış olmak olan Romer’in en büyük katkısı budur ve kendi post-kapitalizm tezi için de temel oluşturmaktadır. Zira bilgi teknolojisiyle üretilen malların üretim maliyeti sıfıra yaklaşır, dolayısıyla, fiyatlarının düşmesi gerekir ama yükselip durmaktadır. Bu da Mason’a göre kapitalizmin (bize göre burjuva iktisadın) kıtlık hipotezine dayalı fiyatlandırma mekanizmasını alt üst etmiştir.
Buraya kadar Mason’ın Druker ve Romer üzerinden yürütülen tartışmada, temel üretici gücü (rekabetçi ve tam dışlanabilir olmayan) bilgi teknolojisi haline gelmiş olan kapitalizmden, tam da bu üretici güce uyum sağlayamaz hale geldiği için (sıfır marjinal maliyet, fiyat mekanizmasının alt üst olması), post-kapitalizme geçişin neden zorunluluk olduğuna dair tezlerini özetlemiş olduk. Şimdi de bu koşullar altında, “teknolojik değişiklikten yararlanmaya uyum sağlayan davranışlar ve örgütlenmeler kendi kendilerine ortaya çıkmak” suretiyle onu mümkün kılan, yani olanaklılığına dair tezlerle özetimizi tamamlayalım.
Post-kapitalizmin Olanaklılığı
Paul Mason’ın post-kapitalizminin mümkünlüğünü müjdeleyen kahinlerinden biri Yochai Benkler’dir. İsrail asıllı Amerikalı hukuk profesörü, özel olarak internet teknolojisinin gelişimine odaklanmıştır. İddiası odur ki kıt kaynakların bölüşümü üzerinden yürütülen rekabete dayalı ve mülkiyet odaklı endüstriyel üretim modellerinin orta yerinde -ya da kör noktasında mı demeli?- “ağ tabanlı bilgi ekonomisi” sağladığı olanaklarla şeffaf ve demokratik katılımcı, paylaşım odaklı, işbirliğine dayalı, ademi merkeziyetçi yeni bir üretim tarzının belirmiştir.[16] Burada iddia edilen, kapitalizmin yıkılıp yeni bir üretim tarzının egemen olması ya da Marksist anlamda yeni üretim tarzının koşullarının mevcut kapitalist toplumun bağrında yetişmesi değildir. Reformist yazına aşina olanlara tipik gelecektir; Benkler geleneksel kapitalist üretim tarzı ile bir arada, yan yana yaşayabilen kâr amacı gütmeyen, iş birliğine dayalı üretim pratiklerini, kendi koyduğu adıyla “denkler arası (peer-to-peer)” iş modellerini kastetmektedir. En tipik örneği görünürde gönüllü emeğine dayanan Wikipedia’dır.[17] Yine iddia odur ki bu yeni tür üretimler piyasaların hiyerarşik yapısını çözerek onları denkliğe/eşitliğe doğru itmekte, dönüştürmektedir.
Mason, son olarak, bir “post-kapitalizm kâhini” olarak Marx’a da başvurmaktadır. Ona göre Marx’ın büyük politik ekonomi projesinin ön taslaklarını oluşturan Grundrisse’de, daha sonra post-akımlarca müstakilleştirilecek olan “Makineler Üzerine Fragman” bölümünde, bilginin toplumsal olarak üretilmesi ve paylaşılması vurgusuyla kullandığı “genel zekâ” kavramıyla aslında post-kapitalizmi “öngörmüştür.” Mason’ın kavrayışının ve iddiasının özeti şudur: Marx kapitalizm için iki alternatif son tahayyül etmiştir. Birincisi, nesnel koşulları oluşmuş bir devrimin işçi sınıfı önderliğinde gerçekleşerek bir proletarya diktatörlüğünün, yani sosyalizmin önünü açmasıdır. Mason’a göre, Marx bu son seçeneğini daha detaylandırmıştır çünkü yaşadığı yüzyılın doğrudan gözlemleri bu “olasılığı” daha alakalı kılmaktadır. Oysa, Mason’a göre, “genel zekâ” kavramıyla ikinci bir alternatifi düşünmenin yolunu açmıştır. Asıl üretici gücün toplumsallaşmış bilgi, somutlanacak olursa yazılım vb. bilgi teknolojilerinde nesnelleşmiş “bedelsiz makine” haline geldiği, bu nedenle temel çelişmenin teknoloji ile piyasa mekanizması (ki tarif edilen neo-klasik piyasa anlayışıdır) arasında geliştiği bir aşamada kapitalizm çözülecektir. Çünkü bilgi yukarıda sayılan doğal özelliklerinin bir sonucu olarak değer yasasına, “toplumsal olarak gerekli emek zaman”a dayalı fiyatlandırma sistemine sığmaz, sığmayacaktır ve hatta onu “havaya uçuracaktır.”[18]
Artık Mason’ın ağzındaki bakla ortadır: Kapitalizmi kendisi olmaktan çıkaran şey, kendi ürettiği bilgi teknolojisinin kendi temeli olan değer yasasını ortadan kaldırıyor olmasıdır. Ve bu aynı koşul, yani bilgi teknolojisinin ve ürettiği malların değerinin “toplumsal olarak gerekli emek zaman” ile ölçülemiyor oluşu işçi sınıfını da devrimci özne olmaktan çıkarmaktadır. Artık mücadele piyasa hiyerarşileriyle piyasa-dışı paylaşımcı ağlar arasında olacağından değişimin öznesi de “ağ bağlantılı insan” olacaktır -ki Mason’a göre şimdiden, yani 2010’lu yıllarda Türkiye’de Gezi Direnişi’nde, Ortadoğu’da Arap Baharı’nda, Occupy hareketlerinde vs. kendisini göstermiştir.
Marx’ta Genel Zekâ ve Değer Yasasının Geçerliliği
Görüleceği gibi, aslında Mason’ın temel tezlerinde özgün pek az şey bulunmaktadır. Genel becerisi; tekno-belirlenimci kuramlar ile değer yasasının geçersizleştiğine ve emek-değer teorisinin çöktüğüne ilişkin tezleri (dijital emek, otonomcu maddi olmayan emek vb) Marx’ın önermelerinin tahrif edilmiş versiyonlarıyla uç uca eklemlemesi ve akıcı bir gazeteci üslubuyla modüler bir anlatıya dönüştürebilmesidir. Ancak bu eklektizm, özellikle bilgi teknolojisi ile bağlantılı post-kapitalist tezlerdeki analitik hataların tartışılması için de bir vesile sunmaktadır.
Tipik bir hata ve/ya çarpıtma; genel soyut bilginin varsayılan niteliklerinin somut bilgi mallarına ya da bilginin üretim dolayımıyla nesneleştiği formlara atfedilmesi ve argümanın zeminin kaydırılmasıdır. Bilginin doğası olarak vurgulanan temel nitelik, yani onu kullanan insan sayısı ne kadar artarsa artsın kendi varlığının eksilmezliği ve eskimezliği tüm toplumsal koşuldan soyutlanmış bir bilgi kavramına ait olabilir. Bu haliyle adeta bir Bilgi İdeası’nı çağrıştırmaktadır. Bu toplum-dışı olduğu kadar tarih-dışı bir bilgi kavrayışıdır çünkü bilim tarihinin tek başına kanıtladığı gibi, toplumun gelişim düzeyine bağlı olarak bilgi “eskir”, yani tarihseldir:
“[Sermaye emek zamanını tek belirleyici olarak vazettiği ölçüde…] Dolaysız emeğin [emek nesnesi ile arasında bir aracı mekanizma bulunmayan emeğin] karşısında, bir yandan genel bilimsel emek, yani doğa bilimlerinin teknolojik uygulaması, bir yandan da üretimin toplumsal bir bütün şeklinde eklemlenişinden ileri gelen genel üretici güç birinci plana geçer (genel üretici güç tarihî sürecin bir ürünü olduğu halde, toplumsal emeğin doğaya vergisiymiş gibi görünür).[19] (kalın vurgu bize ait)
Görüldüğü üzere bu pasajda Marx, bilginin makinede nesneleşme derecesi arttıkça, yani üretimin teknik temeli geliştikçe makineleşmenin, makinenin canlı emek ile birleşme (genel üretici güç) düzeyinin artacağını belirtmektedir. Üstelik, Mason ve benzerlerinin ifade ettiği gibi, bilginin “doğa vergisi” gibi (tözsel) görünen niteliklerinin tarihsel bir koşul olarak değer yasasını havaya uçurmak şöyle dursun, bilginin bir üretici güç olarak gelişiminin o tarihsel ilişki (sermaye ilişkisi) tarafından koşullandığını ve sınırlandığını açıkça ifade eder.
Burjuva iktisat için problem yaratan şeyin özü şudur: Kapitalizmin temel çelişkisi, geçmiş tüm üretici güçlere olduğu gibi, modern bilgi teknolojisine de karakterini vermiştir: Kapitalist mülkiyetin özel niteliği, doğası gereği herkesçe eksil(til)meden kullanılabilen (rekabetçi olmayan), dolayısıyla üretimi ve tüketimi toplumsallıkla karakterize olan bilginin bu niteliklerinin gerçekleşmesinin ve gelişmesinin önünde engel haline gelmiştir. Daha soyutlayarak ifade edilirse; bu durum, üretim ilişkilerinin gelişmelerinin yüksek bir aşamasında üretici güçlere ket vurmasının çağdaş görünümlerinden biridir.
Bu nedenledir ki Marx, sıkça atıfta bulunulan -muhtemeldir ki kitlelerin okuyacağını tahmin dahi etmediği- kişisel ön taslak notlarında bile, bilginin Mason’a göre kadir olduğu güçleri toplumun gelişmişlik düzeyine koşullayarak ifade etmiştir. Ve bu en çok “genel toplumsal bilgi” anlamına gelecek şekilde “genel zekâ” kavramını kullandığı pasaj için böyledir:
“Sabit sermayenin gelişme düzeyi [dolayısıyla onun cisimleşmiş hali olan makinenin gelişme düzeyi], genel toplumsal bilginin, … ne dereceye kadar dolaysız bir üretici güç haline geldiğini ve dolayısıyla toplumsal yaşam koşullarının ne dereceye kadar general intellect’in [genel zekânın] kontrolü altına girmiş olduğunu, ne dereceye kadar dönüştürülüp ona uyarlı biçime sokulmuş olduğunu gösterir. Toplumun üretici güçlerinin, salt bilgi biçiminin ötesinde, ne dereceye kadar toplumsal pratiğin, maddi yaşam sürecinin dolaysız organları halinde üretilmiş olduklarını ortaya koyar.”[20] (kalın vurgu bize ait)
Diğer bir ifadeyle makinenin gelişmişlik düzeyi (buharlı mı elektronik mi; mekanik mi otomatik mi, bilgisayarlı ve yapay zekâ mı vs.) verili toplumdaki bilimsel bilgi birikiminin ve bunun üretime uygulanma derecesinin, yani teknolojinin üretici güç olma kapasitesinin gerçekleşme derecesinin (dolaylı ya da dolaysız) bir göstergesidir. Ve “salt bilgi biçiminin ötesinde” diğer üretici güçlerin kendini dolaysızca realize edebilmesiyle de bağıtlıdır. Evet, burada genel toplumsal bilginin ya da genel zekânın, son tahlilde, tam anlamıyla dolaysız bir üretici güç haline gelmesinin kapitalizmden başka bir toplumda mümkünlüğüne işaret edilmektedir, doğrudur. Bu çok yalın ve basit bir gerçeğe dayanır: Emek aracı olarak makine (ya da bugünkü tüm bilgi teknolojisi ürünleri olan üretim araçları) sabit sermaye olmaktan çıktığında (değer yasasının işlemediği bir toplumda; komünist toplumda) kullanım değeri olmaktan çıkmaz: “Makinenin, sabit sermayenin kullanım değeri olarak en uygun biçimi olduğu gerçeğinden, sermayenin temsil ettiği toplumsal ilişkiye tabi kılınmak, makinenin kullanılabileceği en uygun ve en son toplumsal üretim ilişkisidir sonucuna atlanılamaz.”[21] Zaten komünizmin birinci aşaması olarak sosyalizmin iktisadi-toplumsal koşullarının kapitalist toplumun bağrında yetişiyor oluşunun bir ifadesi de budur.[22]
Ama kapitalist toplumda makine, sadece sabit sermayenin maddi varoluş tarzıdır-ki Marx’ın deyimiyle “sermayenin emekten bağımsız olarak kendi başına değer ve dolayısıyla artı-değer (ya da kâr) yarattığını ileri süren görüşün mantık hatasına hâlâ yüzeysel bir doğruluk görünümü veren biçim, sabit sermayedir.”[23]
Yukarıdaki alıntıların tamamı “Makineler Üzerine Fragmanlar” olarak anılan bölümdendir.[24] Ve “fragman” boyunca Marx makinenin (onda nesneleşen bilginin) tek başına değer kaynağı olamayacağını, hatta ancak emeğin olduğu yerlerde bir üretici güç olarak sahneye çıkabileceğini vurgular:
“Sabit sermaye, ancak kendisini nesnelleşmiş emek süresi olduğu ve ancak artık-emek süresi ürettiği ölçüde bir değer kaynağı olabilir. Nitekim tarihi anlamda … makinelerin kullanıma sokulmasının önvarsayımı bir işçi artığının varlığıdır. Ancak bir emek gücü fazlalığının bulunduğu yerde makineler emeğin yerini almak üzere araya girerler. İşçinin yardımına koşmak üzere ortaya çıkmaları ise sadece iktisatçıların hayal güçlerinde gerçekleşir. Makine ancak işçiler yığınsal olarak bulunduğu zaman işlerlik kazanabilir…”[25]
Görüleceği üzere, Mason’ın iddia ettiği gibi, Marx, genel toplumsal bilgi olarak genel zekânın asıl ve tek üretici güç olduğu bir alternatif “kapitalizm sonu veya sonrası” yazmamıştır. Yukarıda özetlendiği gibi, bilginin üretici güç olarak değer yasasını geçersizleştirdiği sonucu, burjuva iktisadı sınırları dahilinde speküle edilebilir ama Marx’a mal edilemez, Marksizme içerilemez.
Ek olarak, Mason, değer yasasını çözücü etkisinin yanı sıra, bilgi teknolojilerinin diğer bir etkisi olarak, çalışma ve ücret arasındaki ilişkiyi kopardığı, en iyi ihtimalle gevşettiğini de iddia eder. Bu sonuca, bilgi teknolojilerinin çalışma gereksinimini azaltmış, çalışma zamanı ile boş zaman arasındaki çizgiyi bulanıklaştırmış olduğu tespitinden varılmaktadır.[26] Mason, değerin oluşumunda emek-zamanın geçersizliğini iddia etmenin bir başka ifadesi olan bu öngörüyü iş sonrası toplum kuramlarından ödünç almıştır. Ancak Mason’ın post-kapitalizm iddiasını ortaya attığından bu yana geçen son on yılda dahi kapitalizm, bu tekno-ütopik hüsnüzannın tam tersi olan genel eğilimini göstermeye devam etmiştir; yapay zekâ teknolojileriyle çalışmanın ortadan kalkması bir yana daha da toplumsallaşmış, işçi sınıfı her geçen gün kendi içinde çeşitlenerek büyümesini sürdürmüştür.[27]
“Sıfır Marjinal Maliyet”: Değer ve Fiyat
Mason’a göre bilgi teknolojisinin değer yasasını aşındırıcı asıl özelliği ise bedelsiz paylaşılabilirlik, kopyalanabilirliktir; ona göre piyasanın fiyat mekanizmasını aşındıran budur. Yani “sıfır marjinal maliyet”i olmasıdır. “Bedelsiz makine” olarak yapay zekâ, yazılımlar, algoritmaların içerdikleri emek oranı yok olmakta, dolayısıyla değer üretilememekte, kapitalizmin kendini yeniden üretebilirliği (yani sermaye birikimi) imkânsızlaşmaktadır.
Mason burada hâkim burjuva iktisadın temel öncülünü “piyasa kıtlığı temel alır” öncülünü sorgulamaksızın kabul ediyor görünmektedir. Bu mantıkla piyasanın kıtlığına karşılık, bilgi doğası gereği boldur. Varılan sonuç; piyasa kıtlığı ile bilgi bolluğu arasındaki çelişkinin fiyat mekanizmasını aşındırdığı iddiasıdır.
Burada argümanın iki kısmı da (bilgi ve piyasa) sorunsuz değildir. Bilgi kısmından ilerleyelim.
Genel zekâ tartışmasındaki soyut bilgi niteliklerinin somut bilgi ürünlerine kategorik indirgenmesi işlemi ilerletilmekte, ilişkiselliği görmezden gelinmektedir. Daha açık bir ifadeyle, bilgi ürünleri hakkında üretim tarzındaki konumu ve işlevinden bağımsız bir tespit yapılmaktadır. Bilgi ürünü denilen meta, doğrudan bir kullanım değeri (akıllı telefondaki bir uygulama, Spotify’daki bir şarkı, youtube’daki bir video vb) olabileceği gibi, bir üretim aracı da (uygulamanın çalışmasın sağlayan yazılım, algoritma vb) olabilir. Dijital Emek Teorisinde olduğu gibi, sosyal medya kullanıcılarının etkileşimleri sonucu meydana gelen verilerin de aynı kategoride değerlendirildiği görülmektedir.[28] Kısacası pek çok tekno-belirlenimci tezde görülen semptom burada da geçerlidir: “Ham veriler, dijital üretim materyalleri ve bitmiş dijital mallar arasında net bir ayrımın bulunmaması; bu durum, ürünler ile mallar arasında ve değer ile fiyat arasında kafa karışıklığına yol açmaktadır.”[29]
İzlek kabaca şöyle konabilir: Kategorik olarak emek materyali, hammadde olarak davranan “ham veriler”, dijital üretim aracı olarak davranan “dijital üretim materyalleri” (yazılım, algoritma) bilişim işçisinin emek gücüyle birleşerek “dijital meta” oluştururlar. Ki dijital metanın değeri, Ar-Ge yatırımları, onlarca deneme, kalite kontrol vb süreçler içeren bu ilk üretim sürecinde oluşur. Bir kez üretildikten sonra, çoğunlukla yeniden üretim (kopyalama, çoğaltma) maliyeti sıfıra yakındır, dolayısıyla çok sayıda çoğaltılabilen bireysel kopyanın değeri de sıfıra yakınsar, ama asla yok olmaz. Her bir satılan kopyayla geri kazanılır.
Argümanın ikinci sorunlu kısmına, bilgi bolluğu karşısında piyasa kıtlığına dayalı fiyat mekanizmasının bozulmasına savına gelelim. Burada, burjuva iktisadının sürekli kendi ayağına dolanan kendi kendini dengeleyen piyasa mitinin uzantısı bir ön-kabul devrededir ki o da piyasanın fiyatları “doğru” oluşturma yeteneğini haiz olduğudur. Yani Marksizmdeki metanın değerinin bir ifadesi olarak fiyatın; o metanın üretilmesi için gerekli toplumsal emek zamanıyla belirlenen değerden, arz ve talep hareketlerine göre sürekli sapmalar ve yalpalamalar oluşturmak zorunluluğu olduğu fikrinin tam tersi bir önkabul. Üstelik tekelci aşamasındaki kapitalizmde! Yani tekellerin “piyasanın doğru fiyat oluşturma mekanizması” üzerindeki egemenliği gözle görülür, elle tutulurken. Mason tekel olgusunun elbette farkındadır; eşi benzeri görülmemiş ölçekte tekellerin oluştuğunu gözlemlemektedir. Ama ona göre tekeller hele ki bilgi teknolojisi çağında kalıcı olamamaktadır. Mason, tekil tekeller ile tekel olgusunun kendisini ayrıştırmamakta; tezinin çıkarımını destekleyecek şekilde tümel olanın yerine tikel olanı yerleştirmektedir. Kaldı ki; tekil tekellerin bile ayakta kalamadığı tezi, gerçeğin sadece ihmal edilebilir bir kısmını, belki yansıtmaktadır. Sermayenin yoğunlaşma ve merkezileşme eğiliminin bir sonucu olarak büyük şirketlerin birleşme, kaynaşma, yeniden ayrışma vb süreçler yaşadığı, bunun tekel olgusunun ortaya çıktığı tarihsel uğraktan çok daha hızlı yaşanabildiği ve haliyle “kaybolan” bir şirketin izini sürmenin zorlaştığı doğrudur. Ancak bu tekel olgusunun kalıcılığını yitirmesi bir yana hiç olmadık ölçüde gerçekleştiğinin bir kanıtıdır.
Sonuç: “Modern Ütopya” ya da Revizyonizm Olarak Post-kapitalist Toplum
Yeni bilgi teknolojisinin post-kapitalizmi mümkün kılan son etkisi ise üretimin (işin veya çalışmanın da denebilir) organizasyonuna dairdir. Neoliberalizmin dayattığı hiyerarşiye karşı, “piyasa sisteminin kör noktalarında” “iş birliğine dayalı üretim” alanları ve modelleri kendiliğinden bitivermektedir. Bu okumaya göre; örneğin kripto para birimleri, zaman bankaları, kooperatifler, özyönetim alanları sadece piyasa-dışı değil, salt var olabilmeleriyle piyasaya aykırı, onu aşındırıcı modellerdir. Yeni mülkiyet ve kiralama biçimleri, paylaşım ekonomileri, ortak mallar (müşterekler) denkler-arası-üretim.
Bilgi teknolojisi ise tüm bu modelleri ağ yoluyla birbirine bağlamaktadır. Ağlar, kapitalizm sonrası projeye "ince ayrıntı" (granülerlik) kazandırır; yani, bir yöneticiye ait bilgisayarın ekranında her sabah yeni baştan yaratılmasına gerek bulunmayan, kendisini bire bir yineleyen, piyasasız bir sistemin temelini oluşturabilir. Yani mücadele piyasanın hiyerarşisi ile ağ arasındadır; devrimci özne de “ağ bağlantılı birey” olarak belirmektedir.
Bu akıl yürütme, post-kapitalist toplumun koşullarının güncel kapitalizmin bağrında gelişiyor olması, yzaktan bakıldığında Marksizmin devrimin olanaklılığı tezine, yani belirli bir üretim tarzının üretici güçler unsurunun içerebildiği tüm güçleri içerdiği bir aşamada üretim ilişkileriyle yıkıcı bir çelişkiye girmesine, diğer bir ifadeyle, bir sonraki toplumun önkoşullarının mevcut toplumun bağrında gelişmesi tezine benziyor görünebilmektedir. Ancak doğru görüş mesafesine gelindiğinde; 21. yüzyılın tüm reformist/revizyonist tezleri gibi kapitalist unsurlar (piyasa) ile kapitalist-olmayan unsurların (kooperatif, komün vb.) bir aradalığını vazeden biçimci formülden ibaret olduğu görülecektir. Zaten Mason’a göre de devletin tek işlevi bu iki sektör arasındaki bir aradalığın çerçevesini çizmektir: “Yalnızca bedelsiz oldukları ya da paylaşıldıkları zaman çalışan mallar ve hizmetler üretmek için ağ teknolojisi kullanılarak yapılan iş birliğine dayalı üretim, piyasa sisteminin ötesine geçen yolu tanımlar. Bunun için, devletin çerçeve yaratması yetecektir ve kapitalizm sonrası sektör, on yıllar boyunca piyasa sektörüyle bir arada yaşayabilir. Olan biten de budur zaten.”[30]
Mücadelenin asgari programı, büyük finansın baskılanması, kemer sıkmanın tersine çevrilerek kamu yatırımlarının artırılması, yeşil enerji yatırımları ve ücretlerin yükseltilmesi yoluyla küreselleşme unsuru yaşatılarak neoliberalizmin defedilmesidir. Azami program olan “kapitalizmi geride bırakma” (yıkma değil!) ise sosyalizmle mümkün olmayacaktır. Çünkü Mason’a göre kapitalizmin arazi yapısı değişmiş durumdadır: “hiç olmadığı kadar küresel” ama bir o kadar da “parçalı” hale gelmiştir. Mason’a göre bu yüzden merkezi planlama hem olanaksız hem de ihtiyaçlarını gidermekten ziyade kendini ifade etmek için tüketen ağ bağlantılı bireyler için tercih edilesi değildir. Bu yüzden post-kapitalist toplum “mikro mekanizmalar üzerine kurulu”, tıpkı yazılım tasarımında olduğu gibi “modüler bir proje tasarımı” gibi inşa edilmelidir. Ve bu proje -tıpkı (neo)klasik iktisatçıların muhayyilesindeki “piyasa” gibi- “kendiliğinden çalışmalı, kendi kendini yürütebilmeli”dir.
Paul Mason’ın post-kapitalizmi; 19. yüzyılın ütopik ve bilimsel sosyalizmlerin, 20. yüzyılın devrimci ve evrimci sosyalizmlerin aralarındaki gerilimleri de biriktirerek 21. yüzyılın koşullarında sireti aynı sureti başka biçimlerde ana hatlarıyla yeniden bir canlandırma girişimi gibidir. Zaten kendi iddiası da bu yöndedir:
“[Post-kapitalizm] ütopik mi? On dokuzuncu yüzyıl ortasındaki ütopyacı sosyalist topluluklar başarısızlığa uğradı, çünkü ekonomi, teknoloji ve insan sermayesi düzeyleri yeterince gelişmemişti. Bilgi teknolojisiyle birlikte, ütopyacı sosyalist projenin büyük kısımları olabilirlik kazanmıştır: Kooperatiflerden tutun da komünlere, insan özgürlüğünü yeniden tanımlayan özgürleşmiş davranış patlamalarına kadar.”[31]
Ancak Lenin’in işaret ettiği önemli bir farkla: Marx öncesi sosyalizm ütopik sosyalizmdir ve yenilmiştir. “Bu akım, artık kendi bağımsız zemini üzerinde değil, Marksizmin genel zemini üzerinde, revizyonizm olarak mücadelesini sürdürmektedir” ve kapitalist toplum varlığını sürdürdüğü sürece varlığını sürdürecektir:
“Davranışını her duruma göre belirlemek, günün olaylarına ve küçük politikaların sürekli değişip durmasına uyum sağlamak, tüm kapitalist sistemin, tüm kapitalist evrimin temel özelliklerini ve proletaryanın birincil çıkarlarını unutmak, bu birincil çıkarları o anki gerçek ya da varsayılan avantajlar uğruna feda etmek —revizyonizmin politikası budur. Ve tam da böylesi bir politikanın doğasından apaçık anlaşılacağı üzere, revizyonizm sonsuz çeşitlilikte biçimler alabilir; az çok “yeni” her mesele, az çok beklenmedik ve öngörülemeyen her gidişat, temel gelişim çizgisini sadece önemsiz bir ölçüde ve çok kısa bir süre için değiştirse bile, her zaman kaçınılmaz olarak o ya da bu türden bir revizyonizme mahal verecektir.”[32]
- Mason (2016), age, sf. 16-17. ↩
- Mason (2016), age, sf. 89. ↩
- Üstelik Mason’a göre, Marx’ın takipçileri de (Lev Troçki, Karl Kautsky, Rosa Luxemburg kastedilmektedir) bu uyumlanma özelliğini kavramanın kıyısında dolaşmış ama kapitalizmin çökeceğine olan tabiri caizse körü körüne inançları yüzünden tatmin edici bir açıklama getirememişlerdir. Bu niteliği kavramaya en yaklaşan isim mali sermaye çözümlemesiyle bir katkı sunan (ama bize göre rekabetsiz tekelleşmeyle barışçıl, yani devrimsiz geçişi formülü sunarak reformizmden öteye geçemeyen) Rudolf Hilferding’dir. Lenin ve Stalin ise “en yüksek aşaması”na ulaşan kapitalizmin artık ancak çökebileceğini savunarak zaten mutasyon kabiliyetini anlamaya yaklaşamamışlardır bile. Ancak 1970’lerde “göreli özerklik” kavramının Marksist literatüre girmesinden sonradır ki bu “kusurlar” giderilmeye başlanmıştır. Mason’ın görüp gösterdiği Marksist gelenek budur. Kendisine temel aldığı zincirleme revizyonizm tamlamasının eleştirisi, doğrudan onun adına olmasa bile referans aldığı isimler şahsında (Troçki, Kautsky, Hilferding ve -saf kapitalist bir toplumun kapitalist olmayan dışsal formlar olmaksızın üretilen değeri realize edemeyeceğini iddia ederek Marx’ı “düzeltme” girişimi oranında- kısmen Luxemburg) başta Lenin olmak üzere pek çok Marksist-Leninist tarafından pek çok kez yapılmıştır. Eldeki konuyu dağıtıcı olacağından yazı kapsamı dışında bırakılmıştır. ↩
- Mason (2016) age, 90, 95. ↩
- Uzun dalga ya da uzun iş çevrimleri de denen model, adını genç SSCB’de Konjonktür Enstitüsü’nün kurucusu, Marksist olmayan bir iktisatçı Nikolai Kondratieff’den (1892-1938) almıştır. ↩
- Mason (2016), age, sf. 84-86. ↩
- Mason (2016), age, sf. 123. ↩
- Mason (2016), age, sf. 118-119. ↩
- Mason (2016), age, sf. 17. ↩
- Mason (2016), age, sf. 141-142. ↩
- Mason (2016), age, sf. 17. (koyu vurgu bize ait) ↩
- Türkçesi: Drucker, P. (2000) Kapitalist Ötesi Toplum, çev. B. Çorakçı, İnkılap Kitabevi, İstanbul. Bu dönem Druker da dahil, az çok bu tez etrafında buluşan post-kapitalizm savunularının Marksist bir eleştirisi için bkz: Cengiz A. (1998), “‘Kapitalizm Ötesi’ Tezler ve İşçi Sınıfı”, Özgürlük Dünyası, 91, https://www.ozgurlukdunyasi.org/2014/06/04/qkapitalizm-otesiq-tezler-ve-isci-sinifi/ ↩
- Teknolojik değişikliklerin artı-değer üretip üretmediğine ilişkin daha detaylı bir tartışma için bkz: Koşar, A. (2019) “İnovasyon artı değer yaratır mı?”, Teori ve Eylem, 35, 14-32. https://teoriveeylem.net/inovasyon-arti-deger-yaratir-mi/ ↩
- Mason (2016), age, sf. 169-170. ↩
- Bu anlamda da ne tam bir kamu malı ne de alışılageldik anlamıyla özel maldırlar. Romer, P. (1990) “Endogenous Technological Change”, Journal of Political Economy, 98 (5), 71-102. Teknoloji çağında bilginin kamusal ve/ya özel niteliğine dair tartışmaların kısa ve anlaşılır bir özeti için bkz: Öncü, S. (2025) “Michael Perelman ve özel olmayan malların iktisadı”, evrensel, https://www.evrensel.net/haber/565864/michael-perelman-ve-ozel-olmayan-mallarin-iktisadi ↩
- Benkler, Y. (2006) The Wealth of Networks: How Social Production Transforms Markets and Freedom, Yale University Press, New Haven ve London. ↩
- Mason (2016), age, sf. 188. ↩
- Mason (2016), age, 195-196, 233. ↩
- Marx, K. (2012) [1857-1858] Grundrisse: Ekonomi Politiğin Eleştirisi İçin Ön Çalışma, çev. S. Nişanyan, 2. Baskı, Birikim Yayınları, İstanbul, sf.552. ↩
- Marx, age, 560. ↩
- Marx, age, 551. ↩
- Yapay zekâ üzerinden daha detaylı bir temellendirilmesi için bkz: Cengiz, A. (2026) “Yapay Zekânın Ekonomi Politiğine Dair Notlar”, Teori ve Eylem, (72), 17-30. https://teoriveeylem.net/yapay-zekanin-ekonomi-politigine-dair-notlar/ ↩
- Marx, Grundrisse, sf. 556. ↩
- Marx’ın orijinal taslaklarında böyle bir başlık yoktur. ↩
- Marx, Grundrisse, sf. 554-555. ↩
- Mason (2016) age, sf. 18-19, ↩
- Daha kapsamlı analizler için bkz: Koşar, A. (2022) Robotlar İşimizi Elimizden Alacak Mı?, Kor Kitap, İstanbul; idem (2025) Yapay Zekâ ve İşin Geleceği, Kor Kitap, İstanbul. ↩
- Dijital emek teorisine Marksist bir eleştiri için bkz: Kangal, K. (2017) “Dijital Emek Tartışmaları”, Teori ve Eylem, 5, sf. 54-59, online erişim: https://teoriveeylem.net/dijital-emek-tartismalari/. Ayrıca elinizdeki sayıda: Deniz, E. H. (2026) “Zorunluluktan Fetişizme Boş Zaman Tartışması ve Christian Fuchs’un Dijital Emek Teorisi”. ↩
- Giang, N. T. (2026) “Digital goods and the ‘value paradox’: An approach from Marxist political economy”, Kalagatos, 23(2), https://doi.org/10.52521/en0ct602 ↩
- Mason (2016) age, sf. 20. ↩
- Mason (2016), age, sf. 25 ↩
- Lenin, V.I. (1973) [1908], “Marxism and Revisionism” [Marksizm ve Revizyonizm], Lenin: Collected Works içinde, cilt 15, Progress Publishers, Moskova, 29-39, sf. 37-38. ↩



