Yücel Özdemir
Dünyanın pek çok bölgesi koşullar ve imkânlar çerçevesinde emperyalist devletler arasında yeniden paylaşılıyor. Berlin Duvarı’nın yıkılması, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasının üzerinden yaklaşık 35 yıl geçtikten sonra emperyalist rekabetin ulaştığı boyut değişik düzeylerde sertleşerek devam ediyor. “Paylaşım savaşlarının” biteceği tezinin bir safsatadan ibaret olduğu her geçen yıl daha da netleşiyor.
Batılı kapitalist-emperyalist devletlerin hedefindeki SSCB ve Doğu Avrupa’nın 1990’larda dağılmasından sonra, SSCB’nin egemenlik alanlarını korumada onun devamı olma iddiasındaki Rusya, özellikle 2000 yılında Vladimir Putin döneminin başlamasıyla, bir taraftan Batı’nın hedefinde olmaya devam ederken diğer taraftan SSCB’nin etkisi altındaki bölgeler ve ülkeleri kontrolü altında tutma çabası içinde oldu, olmaya da devam ediyor. Denilebilir ki son 35 yılda, Batılı emperyalist devletlerin arasındaki çelişkiler kendisini bariz şekilde ortaya çıkardığı koşullarda da Rusya’ya karşı ortak tutumları hep varlığını sürdürdü. Zira, eskiden SSCB’nin sonra Rusya’nın etkisinde olan ülke ve bölgeleri NATO ve AB’nin etkisi altına alma, Batı’nın öncelikli ortak stratejisi olmaya devam etti. Eskiden SSCB’nin parçası olan Doğu ve Kuzey Avrupa’daki cumhuriyetler, Belarus ve sallantıda olan Moldovya’nın dışındakiler- NATO ve AB üyesi yapılarak Rusya’dan koparıldı. Sadece koparılmakla da kalınmadı, Rusya’ya karşı önemli mevziler haline getirildi. SSCB’nin önemli cumhuriyetlerinden biri olan Ukrayna üzerinde ise paylaşım Şubat 2022’den beri sıcak savaş olarak sürüyor. Savaşın nasıl sonuçlanacağından bağımsız olarak, Rusya’nın Ukrayna’nın batısını kaybettiği bugünden söylenebilir. Doğusu üzerinde ise egemenlik mücadelesi ise daha sürüyor.
Rusya’nın batıdan kuşatılmasının önemli hamlelerinden birisi olan Ukrayna’nın ele geçirilmesi planına Moskova’nın savaşla yanıt vermesinin faturasının ne olacağı ise henüz tam kestirilemiyor. Bugüne kadar olanlara bakıldığında Kremlin’in Ukrayna hesabının, Rusya’nın lehine işlemediği anlaşılıyor. Askeri ve ekonomik gücünü, önemli bir ülke olan Ukrayna’nın kaybedilmemesine harcarken, savaş uzadıkça maliyeti de ağırlaşacak. Batı’nın yıllara yayılan savaş planı gelinen aşamada üç yılını doldurdu. Gelinen aşamada ABD ve lider Trump, kazanımlarını koruyacak tarzda savaşı bitirmenin yollarını arıyor. Birlikte yola çıktığı Avrupalı ortakları ise buna pek istekli görünmüyor. Zira, ABD’nin liderliğinde gerçekleşecek bir “barış” uzun vadeli paylaşım planlarına engel teşkil ediyor. Rusya’nın kazanmadığı, Ukrayna’nın kaybetmediği bir yaklaşımı öne çıkarıyorlar. ABD ise Ukrayna’nın toprak kaybını da içeren seçenekleri Rusya’ya teklif ediyor. Bu nedenle ABD ile Avrupalı emperyalist devletler arasında Ukrayna’nın paylaşılması konusunda çelişkiler her fırsatta kendisini açığa vuruyor.
Rusya da fırsatını bulduğunda belli kazanımlarda savaşı bitirmenin çabası içerisinde. Zira savaş uzadıkça Rusya’nın belli alanlarda kaybetmeye başladığı da bu süreçte görüldü.
2011’den Aralık 2024’e kadar Suriye’de kendisine yakın rejimi ayakta tutmayı başaran Rusya, Ukrayna savaşının faturasının ağırlaşmasının etkisiyle, Esad rejiminin düşmesine adeta vize vermek zorunda kaldı. Suriye sahasında İran ve Hizbullah’ın etkisinin zamanla zayıflaması, Rusya’nın askeri açıdan daha fazla güç aktarmasını gerektiriyordu. Batı’nın Ukrayna’ya verdiği askeri desteğin cephede Rusya’yı yer yer zorladığı koşullarda Suriye’deki bu ek yük daha fazla sürdürülebilecek durumda değildi. Bu zorunluluk nedeniyle Rusya uzun yıllardır Suriye üzerinden bölgenin dizaynında önemli bir aktör olma özelliğini önemli ölçüde yitirdi. Gelinen aşamada sahadan kısmen çekilmiş görünüyor. Askeri üsleri bölgedeki varlığını sürdürse de sahada inisiyatifin asıl olarak ABD’ye geçtiği söylenebilir.
Transkafkasya’da Rusya Güç Kaybederken
Ukrayna savaşının faturalarından birisi de Güney Kafkasya ya da Transkafkasya olarak tanımlanan bölgedeki eski Sovyet cumhuriyetleri Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan’ın bu süreçte Batı’ya daha fazla yanaşması oldu. Batıdan Ukrayna, Finlandiya ve Baltık ülkeleri üzerinden kuşatılan Rusya, adım adım güneyden de kuşatmayla karşı karşıya. Gürcistan’da, her ne kadar iktidar Batı ve Rusya arasında gidip gelse de ülkenin yönünü Batı’ya çevirdiği belirginleşmiş durumda. Bu kapsamda Gürcistan’da Rusya ve AB-NATO yanlısı güçler arasındaki mücadele, emperyalistlerin güç mücadelesine paralel olarak devam edecek.
Uzun süre AB ve NATO yanlılarının iktidarda olduğu Gürcistan’da geçtiğimiz yılın sonbaharında yapılan parlamento seçimlerini Rusya yanlıları kazanmıştı. Ekim 2025’deki yerel seçimleri de Rusya yanlıları açık arayla kazanınca, ülke yeniden karıştı. Bu, Gürcistan’ın uzun bir süre daha Rusya ile Batı arasında paylaşım sahası olacağı anlamına geliyor.
Rusya aleyhine Transkafkasya’da en önemli gelişmeler ise son birkaç yıldır Azerbaycan ve Ermenistan cephesinde yaşanıyor. SSCB’nin dağılmasından sonra Karabağ sorunu üzerine birbirleriyle savaşlara giren, can kayıpları veren her iki ülke, her savaşın ardından ‘büyük birader’ durumundaki Rusya’nın devreye girmesiyle geçici de olsa anlaşabiliyordu. Ancak zamanla Rusya her iki ülke üzerindeki siyasi, askeri, ekonomik gücünü aşamalı olarak yitirmeye başladı. Azerbaycan, uzun bir süredir Rusya-Batı ilişkilerini bir denge üzerinden götürüyordu. Rusya ile ilişkilerini sürdürürken Batı’yla, özellikle de onun Ortadoğu’daki “pis işlerini” yapan İsrail ile ilişkilerini askeri ve ekonomik düzlemde yoğunlaştırdı.
Aynı dönemde Ermenistan ise Rusya’nın yakın müttefiki olarak bölgede hareket ediyordu. Ancak İkinci Karabağ Savaşı’nda Rusya’nın Azerbaycan’a karşı açık tutum almaması, zamanında müdahalede bulunmaması ilişkilerde soğumaya yol açtı. Rusya’nın bu tutumunun arkasında elbette Ermenistan’da işbaşında olan hükümetin Batılı emperyalist devletlerle girmiş olduğu yakın ilişkiler yatıyordu. Bu nedenle, eski SSCB cumhuriyetleri arasında imzalanan Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) anlaşması aktif olarak yürürlüğe konulmadı. Rusya’nın Ermenistan yönetimini cezalandırma amacıyla izlediği bu tutum, daha sonra Batı’ya yakınlaşmada kullanılan bir söylem haline getirildi.
KGAÖ üyeliğinin dondurulmasından sonra Ermenistan, Fransa, Hindistan ve Çek Cumhuriyeti’nden askeri teçhizat satın almaya başladı. ABD askeri personelinin katıldığı ‘Eagle Partner’ tatbikatı Temmuz 2024’te ikinci kez gerçekleştirildi.[1] ABD’nin Avrupa ve Afrika Komutanlığı, tatbikatın amaçlarından birinin ortak barışı koruma misyonu için eğitim vermek ve birbirlerinin ekipmanlarını tanımak olduğunu belirtti.
Azerbaycan, Eylül-Kasım 2020 tarihleri arasında 44 gün süren İkinci Karabağ Savaşı’nın ardından 5 şehir, 4 kasaba ve 286 köyü topraklarına kattı. 8 Kasım 2020’de Karabağ’ın sembol şehri Şuşa’nın Azerbaycan tarafından ele geçirilmesi Ermenistan’ın yenilgiyi kabul etmesine giden yolu da hazırlamış oldu. Nitekim Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya arasında 10 Kasım 2020’de savaşı bitiren üçlü bildiri imzalandı.
Rusya’nın kısmen seyirci kaldığı savaşta Türkiye etkili bir rol üstlenirken, Azerbaycan’a verdiği İHA ve SİHA’lar çatışmaların seyrinde büyük bir rol oynadı. 10 Kasım 2020’deki anlaşmaya rağmen belli alanlardan çekilmeyi kabul etmeyen Ermenistan’a karşı 19 Eylül 2023’de ayrı bir operasyon daha düzenlendi. 24 saat süren operasyonda Karabağ’daki Ermenistan silahlı birlikleri silahlarını Azerbaycan ordusuna teslim etti. Böylece, SSCB döneminden itibaren Ermenistan’ın parçası olarak kabul edilen Karabağ oblastı tamamen Azerbaycan’ın egemenliği altına girmiş oldu.
Azerbaycan’ın Karabağ sorununu Türkiye’nin desteğiyle “halletmesi”, Ermenistan’ın 2020’de yapılan anlaşma ile Rusya’ya verilen bölgede “barış gücü” adı altında askeri birlikler bulundurma ve Zengezur koridoru dahil sınırları kontrol etme yetkisini yok sayması Erivan ile Moskova arasında ilişkilerde kırılmalara neden oldu.
Ermenistan’ın Eksen Kayması: Rusya Yerine AB ve ABD
Halbuki Ermenistan bir nevi Rusya’nın askeri koruması altındaydı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Ermenistan, Tacikistan ile birlikte sınırları Rus sınır birlikleri tarafından korunan iki ülkeden biriydi. Tacikistan, buna Afganistan’dan gelen tehditleri gerekçe gösterirken Ermenistan, Türkiye ile yaşanan sorunlar nedeniyle İran sınırına Rus askerlerinin yerleştirilmesini istemişti. Ermenistan-Azerbaycan sınırı ise Ermeni ordu birlikleri tarafından korunmuştu. Rus sınır muhafızlarının yanı sıra yaklaşık 3500 aile ferdi Ermenistan’da bulunuyordu. Bağımsızlık yıllarında Ermenistan Rus askeri üslerini kapatmadı. Bir tek Erivan Havaalanındaki Rus sınır muhafızları 1 Ağustos 2024 geri çekildi. Keza Rusya Ermenistan’ın en önemli silah tedarikçisi idi. Pazar payı 2010-2020 arasında yüzde 94 idi. Buna rağmen Moskova mümkün olan her yerde Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki güç dengesini korumaya çalıştı, açıktan Azerbaycan’ı karşısına almaya yanaşmadı.
Bazı analizlere göre, Moskova-Erivan hattındaki ilişkilerde en ciddi kopuş 2018’den sonra başladı.[2] 2018 baharında Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın, iki dönemlik görev süresi dolduktan sonra bile iktidarda kalabilmek için yapmak istediği anayasa değişikliğine halk tepki gösterdi. Ermenistan’da daha önce görülmemiş ölçüde sokak hareketi, protestolar yaşandı.
İlk olarak 2018’de yapılan seçimlerin ardından başbakanlık koltuğuna oturan, Rusya’ya mesafeli, Sarkisyan’a karşı muhalefeti birleştiren Nikol Paşinyan daha sonra giderek kalıcı bir siyasi aktör haline geldi. 2020’de Azerbaycan’ın Karabağ’a saldırısının başlamasının ardından Paşinyan defalarca Putin’i Bakü üzerinde etkili olmaya çağırdı. Ancak beklediği yanıtı alamadı. Moskova’ya göre ihtilaflı bölge, yani Karabağ, Ermenistan topraklarının dışında olması nedeniyle KGAÖ’nün yetki alanına girmiyordu. Aynı analize göre, Moskova ile Erivan arasındaki anlaşmazlığın asıl nedeni Karabağ meselesinden ziyade Azerbaycan’ın Ermenistan’la olan ve uluslararası alanda tanınan sınırında attığı adımlara Moskova’nın tepki vermemesiydi. Bakü, 2021 ve 2022 yıllarında sürekli Ermenistan sınırından içeriye girerek toprak kazanıyordu.[3]
Moskova’dan uzaklaşma isteği Batı’ya yanaşma konusundaki asıl dönüm noktası ise Paşinyan’ın Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü ilk kez tanıdığı ve tanıdığı sınırlara bir AB gözlem misyonu davet ettiği Ekim 2022’de Prag’da yapılan Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi’nde oldu. Ukrayna Savaşı’yla meşgul durumdaki Moskova, dönüp bölgeyle ilgilenmeyince Türkiye’nin de desteğini alan Azerbaycan, bölgedeki etkisini artırdı. Bu dönemde Rusya, Ukrayna Savaşı nedeniyle hem Türkiye hem de Azerbaycan’a bir yönüyle daha fazla ihtiyaç duyar hale gelmişti. Avrupa’nın kapattığı petrol ve doğal gaz vanası, bu iki ülke üzerinden dünya pazarına ulaşmaya devam ediyordu.
2020’deki üçlü anlaşmaya göre, Ermenistan ile Karabağ arasındaki bağlantıyı sağlayan Laçin Koridoru’na yerleştirilmesi gereken Rus barış gücünü konuşlandırmak için Moskova, fazla da acele etmeyince, Azerbaycan bunu fırsata çevirdi ve arkasında kendisinin olduğu bir provokasyonla koridoru ele geçirdi. Böylece Ermenistan ile Karabağ arasındaki bağlantı da kesilmiş oldu. Koridorun Azerbaycan tarafından ele geçirmesine sessiz kalan Rusya, Ermenistan’a vermesi gereken silahları da vaktinde teslim etmedi. Hem de parası ödendiği halde. Bütün bunlara tepki gösteren Paşinyan, Ermenistan’ın KGAÖ üyeliğini bir sonraki duyuruya kadar askıya aldı ve Moskova ile olan ittifak ilişkilerini gözden geçireceğini açıkladı.
Hal böyle olunca yeni rota Batı’dan, yani Washington ve Brüksel’den başkası olmadı. Avrupa’da özellikle Fransa’nın Ermenistan ile geçmişe dayalı yoğun ilişkileri söz konusu. En büyük Ermeni diasporası Fransa’da bulunuyor. Fransa, Ermenilere yönelik soykırımın ardından binlerce mülteciyi kabul etmiş ve özellikle Azerbaycan ile olan çatışmalarda, yeni güvenlik anlaşmalarıyla askeri olarak da Ermenistan’a destek vermişti. 2024 ve 2025’te yapılan anlaşmalarla askeri işbirliğinin güçlendirildi, stratejik ortaklığın resmileştirildi.
Avrupa’nın da tam desteğini alan Paşinyan’ın liderliğinde Ermenistan’ın yaşadığı bu dönüşüm Azerbaycan ve Türkiye’nin de işine yaradı. Zira Azerbaycan da bir süredir Moskova’dan ziyade Ankara, Tel Aviv ve asıl olarak da Washington’u gözleyen bir siyasi hat üzerinden ilerliyordu.
Moskova-Bakü Hattındaki Kırılmalar
Rusya-Azerbaycan ilişkilerindeki en önemli kırılma noktası ise 25 Aralık 2024’te, beş mürettebat ve 62 yolcu taşıyan bir Azerbaycan uçağının bir Rus füzesi tarafından düşürülmesi oldu. Olay, Rus hava savunma güçlerinin görev yaptığı Grozni üzerinde meydana geldi. Füzenin isabet ettiği uçak acil iniş yapmaya çalıştı, ancak Kazakistan’ın Aktau kenti yakınlarında düştü ve 38 kişi hayatını kaybetti. Bu yetmiyormuş gibi, Haziran 2025 sonunda Rusya’nın Yekaterinburg kentinde Azerbaycan kökenli birkaç kişinin tutuklanmasına, Bakü’nün tepkisi sert oldu. Tutuklananlardan ikisi, tartışmalı polis operasyonu sonucunda hayatını kaybetmişti.
Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, Rus güvenlik güçlerinin müdahalesine karşı sert açıklamalar yaptı, ülkede Rusya ile ilgili tüm kültürel etkinlikler iptal edildi. Rus haber ajansı Sputnik Azerbaycan’ın ofisinde aramalar yapıldı, Azerbaycanlı yetkililer iki Rus çalışanı gözaltına aldı. Medyaya göre bu kişiler Rus gizli servisi FSB’nin çalışanlarıydı.
Azerbaycan’ın Rusya’ya öncesine göre göstermiş olduğu bu sert tutumun arkasında elbette, Moskova’dan uzaklaşarak Batı’ya yaklaşmanın hesapları vardı. Bunun maddi koşulları da bir süredir oluşturulmuştu. Özellikle Avrupa Birliği (AB), ihtiyaç duyduğu doğalgaz ve petrolü Azerbaycan’dan almak için bir dizi anlaşma yaptı.
19 Temmuz 2022’de yapılan 18. AB-Azerbaycan İşbirliği Konseyi toplantısında ilişkilerin derinleştirilmesine dair bir dizi karar alındı. Bu kapsamda Azerbaycan vatandaşlarına, bazı kriterler yerine gerilmek şartıyla vize kolaylığı imkanı tanındı. Atılan adımlar kapsamında AB, hem petrol sektöründe hem de petrol dışı sektörde Azerbaycan’ın en büyük yabancı yatırımcısı haline geldi[4]. 2024 yılında Azerbaycan’ın ihracatının yüzde 63,3’ü, ithalatının yüzde 13,2’si AB’ye yönelikti. İhracatta en büyük pay tahmin edilebileceği gibi petrol ve doğalgaza aitti. Gelinen aşamada Azerbaycan, AB’nin stratejik bir enerji ortağı haline geldi ve AB’nin doğalgaz ihtiyacının yaklaşık yüzde 5’ini karşılıyor. Hazar Denizi’ndeki doğalgaz ve petrolün boru hatlarıyla Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasına dair değişik projeler de mevcut.
Azerbaycan sahip olduğu enerji kaynaklarını kullanarak ekonomik ve askeri gücünü geçmişe göre arttırdı. Bu durum Kremlin’de bir süredir rahatsızlık yaratmaya da başlamıştı. Bu nedenle aşamalı olarak Rusya’nın Azerbaycan’a yönelik söylemi sertleşti ve “Azerbaycan diasporası”na yapılan baskılarla mesaj vermenin hesabını yaptı.
Rotayı Washington’a çeviren Azerbaycan ve Ermenistan’ı 8 Ağustos 2025’te aynı masa etrafında bir araya getirip, el sıkıştırıp, üstelik bundan bir de Zengezur Koridoru anlaşması çıkarmak ise Donald Trump’a nasip oldu.
Zengezur Koridoru Neden Trump Koridoru Oldu?
Yönünü AB ve ABD’ye çevirme konusunda hemfikir olan Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki Karabağ’dan sonraki en önemli sorun olan Zengezur koridoru konusunda da Transkafkasya’daki terazi dengesinde ibreyi ABD’ye doğru kaydırmıştı. Rusya’nın aleyhine gelişen dengeler ABD emperyalizmine yeni fırsatlar yarattı. Azerbaycan ile eyaleti/oblastı Nahçivan’ın karadan birleştirilmesi yıllardır hem Azerbaycan’ın hem de Türkiye’nin en büyük hayaliydi. Ermenistan ve Azerbaycan’ın 8 Ağustos’ta Beyaz Saray’da el sıkışıp iş birliği mesajı vermesinden sonra ABD ile Ermenistan arasında imzalanan anlaşmayla “Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Yolu” (TRIPP) adını alan Zengezur Koridorunun işletme hakkı 99 yıllığına ABD’ye verildi. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, koridorun işletme hakkının Ermenistan’dan ABD’ye geçmesini “Bugün Kafkasya’da barışı tesis ediyoruz. Savaşlar, işgal ve kan dökülmesiyle meşgul olarak çok uzun yıllar kaybettik” dedi. Paşinyan da anlaşmanın imzalanmasını iki ülke arasındaki ilişkilerde “önemli bir dönüm noktası” olarak nitelendirdi.
Bölgedeki dengeleri yeniden dizayn eden ve 8 Ağustos 2025’de Beyaz Saray’da Ermenistan ile Azerbaycan arasında imzalanan yedi maddelik anlaşmada şunlar yer alıyordu::
“1) Liderler, Ermenistan ve Azerbaycan dışişleri bakanlarının, iki ülke arasında barışın ve devletlerarası ilişkilerin tesisine yönelik anlaşmayı paraf etmesine tanıklık etti. Anlaşmanın en kısa sürede imzalanması ve onaylanması için çaba göstereceklerini beyan ettiler.
2) Dışişleri bakanlarının, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatına (AGİT) Minsk Süreci’ni sonlandırmak üzere ortak bir başvuru imzalamasına da tanıklık ettiler. Minsk Süreci, Karabağ sorununu çözmek amacıyla 1992’de Rusya, ABD ve Fransa eş başkanlığında AGİT platformunda başlatılmıştı.
3) Bölgesel iletişim hatlarının “devletlerin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve yargı yetkisine saygı temelinde” yeniden açılmasının önemini teyit ettiler. Bu madde, özellikle Azerbaycan’ın batı bölgeleri ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti oblastı arasında Ermenistan toprakları üzerinden “engelsiz ulaşım” sağlanmasını kapsıyor.
4) Ermenistan, kendi topraklarında “Uluslararası Barış ve Refah için Trump Güzergahı” (Trump Route for International Peace and Prosperity — TRIPP) adlı bir transit yolu oluşturmak için ABD ve üçüncü ülkelerle birlikte çalışacak. ABD Başkanına göre bu proje, Ermenistan’ın koridorun yönetimini 99 yıllığına ABD’ye devredeceği özel bir ortaklık çerçevesinde gerçekleşecek.
5) Liderler, “geçmişin çatışmalarından arınmış parlak bir geleceğe yönelik bir yol haritası belirleme” ihtiyacını kabul etti. Bu sürecin, BM Şartı ve 11 Sovyet cumhuriyetinin SSCB’nin sona erdiğini ilan ettiği ve birbirlerinin sınırlarına ve toprak bütünlüğüne saygı duyduğunu belirttiği 1991 tarihli Almatı Deklarasyonu uyarınca yürütüleceği vurgulandı. Liderler, “iyi komşuluk ilişkileri kurmak için koşulların oluştuğunu” ve “bu gerçekliğin halklarımız arasındaki düşmanlığa son verilmesinin yolunu açtığını” ilan etti.
6) Washington zirvesinin “bölgede karşılıklı saygı ve barışın tesisi için” sağlam bir temel oluşturacağına dair güvenlerini ifade ettiler.
7) Başkan Trump’a “nazik misafirperverliği” ve Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki “ikili ilişkilerin normalleşmesine yaptığı önemli katkı” için şükranlarını sundular.”[5]
ABD bu anlaşmanın amacını “çatışmayı çözmek ve bölgeyi istikrara kavuşturmak” olarak ilan etti. ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack Temmuz 2025 ortasında gazetecilere verdiği brifingde “tüm tarafların paylaşımına olanak sağlayacak” bir düzenlemenin olacağını ileri sürdü.
Axios’a konuşan ABD’li bir yetkili ise ABD’nin bu kalkınma projesindeki ana amacının İran, Rusya ve Çin’in Güney Kafkasya’daki etkisini azaltmak olduğunu açıkça söyledi. Koridor, insanların ve malların Türkiye ile Azerbaycan arasında, İran ya da Rusya’dan geçmek zorunda kalmadan, Orta Asya’ya nakledilmesini sağlayacak. Böylece ABD her yıl milyarlarca dolarlık ticaretten faydalanacak. Rusya, İran ve Çin ise anlaşmayla bölgedeki siyasi, askeri ve ekonomik etkisini kaybediyor. Keza planlanan haliyle TRIPP, Ermenistan ile olan sınırını kapattığı ve Avrupa’ya ticaret yapma kapasitesini önemli oranda sınırladığı için İran sert tepki gösterdi.
ABD’nin Zengezur hamlesi, eğer koşullar hep bugünkü gibi devam ederse tahmin edilenden çok daha karmaşık ve büyük stratejik dönüşümün habercisi. Ermenistan’ın güneydoğusunda, İran sınırına yakın Synuik bölgesinden geçen yaklaşık 43 km uzunluğundaki Zengezur Koridoru, sadece Ermenistan üzerinden Azerbaycan ile eyaleti Nahçivan’ı karadan bağlamıyor, aynı zamanda Rusya ile İran, Türkiye ile Türki Cumhuriyetler ve Çin’in daha önce İran üzerinden yapmayı planladığı Kuşak-Yol Projesi’nin Orta Koridoru’na bir alternatif olma özelliği taşıyor. Koridor üzerinde demiryolu, petrol, gaz ve fiber optik ve muhtemelen elektrik hatları inşa edilecek.
Kuşak ve Yol Projesi’nin “Orta Koridoru”, Çin’i Türkmenistan-Hazar Denizi-Kafkasya-Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlamayı amaçlıyor. 3 Temmuz 2013’de Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) üyelerinin ulaştırma bakanları tarafından imzalanan “Ortak İşbirliği Protokolü” neticesinde bu koridorun temelleri atılmıştı. Aynı zamanda Bakü, Aktau ve Samsun limanlarını “Kardeş Liman” olarak beyan eden bir Mutabakat Zaptı da imzalanmıştı. “Orta Koridor”da İran’a da rol biçilmişti.
TRIPP ise İran’ı baypas ederek, Azerbaycan üzerinden Türki Cumhuriyetlere ve Orta Asya’ya açılan kapı olma özelliği taşıyor. Ancak sadece İran’ı baypas etmekle kalmıyor, aynı zamanda Ermenistan üzerinden devam eden İran-Rusya ticaret bağlantısını da tehdit ediyor. İran ile Rusya arasında Ermenistan üzerinden süren ticaret yollarının kapanmasına da yol açacak. Dolayısıyla TRIPP, aynı zamanda İran ile Rusya arasında konulmuş bir kama özelliği de taşıyor. ABD ve müttefiki Ermenistan’ın karşı çıkması durumunda iki ülkeden ticaret yeni TRIPP üzerinden mümkün olmayacak. Bu durumda her iki ülkenin daha dolambaçlı ticaret yollarına başvurması söz konusu olabilir. Deutsche Welle’ye bölgedeki gelişmeleri değerlendiren Azerbaycanlı siyaset bilimci ve milletvekili Rasim Musabekov şöyle diyor: “Gelişmeler Azerbaycan üzerinden geçen uluslararası ‘Kuzey-Güney’ ulaşım koridoru ve Rusya ile İran elektrik şebekelerini birleştiren projeler tehlikeye girebilir. Rusya’dan İran’a doğal gaz naklinde zorlukları göz ardı edilemez.”[6]
TRIPP Anlaşmasıyla ABD aynı zamanda Zengezur’da İran’a komşu da oluyor. 43 km uzunluğundaki koridorun işletilmesine ortak olan ABD’nin gelecekte bir askeri üs kuracağı da ileri sürülenler arasında. Keza ABD’nin koridordaki rolünün sadece yatırım değil, aynı zamanda güvenlik olacağı da anlaşmada yer alıyor. Rotanın gelirlerinde ABD yüzde 40, Ermenistan yüzde 30, Azerbaycan yüzde 30 pay sahibi olacak. Anlaşmada, koridorun güvenliğinin ABD’li özel güvenlik firmaları tarafından sağlanacağı ifade ediliyor. Ama bu ABD’nin koridoru kendi askeri çıkarları için kullanmayacağı anlamına gelmiyor.
TRIPP’in devreye girmesi “Orta Koridor”un Karadeniz ve Türkiye bağlantısı olan Gürcistan’ın da önemini azaltıyor. Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı, Trans-Anadolu Ulusal Gaz Boru Hattı veya Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Hattı, Ermenistan-Azerbaycan çatışması nedeniyle Ermenistan’ı baypas eden, Gürcistan’a stratejik değer kazandıran projelerdi. Ermenistan ile Türkiye ve Azerbaycan ilişkilerinin normalleşmesi bütün bunlardan ötürü Gürcistan’ın önemini azaltırken, Ermenistan’ın stratejik değerini hiç olmadığı kadar büyütüyor.
ABD’nin TRIPP üzerinden Transkafkasya’nın en önemli geçit yollarından biri olan Zengezur’u işletme yoluyla ele geçirmesinin ilk etapta Ermenistan, Azerbaycan ve Türkiye’nin işine yaradığı anlaşılıyor. İran, Çin ve AB ise anlaşmanın kaybedenleri olarak görülüyor. AB de uzun yıllardır Gürcistan ve Ermenistan üzerinden tek başına güç olmanın hesaplarını yapıyordu. Gürcistan’ın kaybedilmesi durumunda Ermenistan’ın daha fazla ABD ile birlikte hareket etmesi, AB ülkelerinin bölgeye dair hesaplarını kısmen zayıflatıyor. Zira, ABD’nin bölgede daha fazla öne çıkması, başta Fransa ve Almanya olmak üzere Avrupalı emperyalistlerin işine pek gelmiyor. Ama bu koridoru kendi çıkarlarına göre kullanmak istedikleri gerçeğini de ortadan kaldırmıyor.
Zengezur Koridoru üzerinden Doğu ile Batı’yı birleştiren enerji ve ticaret yolları özellikle Rusya ve İran arasındaki bağlantının koparılmasında da önemli bir rol oynuyor. İsrail-İran arasındaki 12 günlük savaş ve buna bağlı olarak ABD’nin doğrudan savaşın parçası olması hesaba katıldığında, uzun vadede Azerbaycan ile İsrail arasında derinleşen askeri ve ticari ilişkiler de bölge açısından önemli olacak.
Türkiye İçin Ne Anlama Geliyor?
Türkiye egemen sınıfları, özellikle SSCB’nin dağılmasından sonra, başta Azerbaycan olmak üzere Türki Cumhuriyetlerle her düzeyde ilişkileri geliştirmenin, bu ülkeleri bir arka bahçe olarak kullanmanın hayalini kurmuştu. Özellikle, Azerbaycan ile “tek millet iki devlet” söylemi üzerinden kurulan bağlara rağmen Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki sorunlar doğrudan transit geçiş yollarını engelliyordu. Bu temelde Ermenistan ile tarihsel nedenlerden kaynaklanan husumetin bitirilmesi, ilişkilerin normalleştirilmesi adına zaman zaman atılan adımlar da bir sonuç vermemişti. Bu nedende Ermenistan hep Türkiye ile Türki Cumhuriyetler arasında bir engel olarak görülüyordu. Bu durum aslında hâlâ devam ediyor.
TRIPP ile ABD’nin himayesinde olsa da Orta Asya’daki Türki Cumhuriyetler ile ticaret yollarının açılması Türkiye için bir kazanım olarak görülüyor. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha anlaşma imzalanmadan 21 Temmuz 2025’te şu açıklamayı yapmıştı: “Zengezur Koridoru sadece Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye’ye değil bölgedeki diğer ülkelere de fayda sağlayacak. Biz bu hattı aynı zamanda jeoekonomik boyutu itibarıyla son derece önemli bir konu olarak görüyoruz. Nitekim, bu hat bölgemizin ötesindeki coğrafyaları da birbirine bağlayacak ve ticareti canlandıracaktır. Bu hattın bir anlaşmazlık kaynağı değil, bir mutabakat simgesi haline gelmesi temel beklentimizdir. Bu sayede bölge iş birliğinin galebe çaldığı bir refah alanı olacaktır.”[7]
TRIPP’in devreye girmesi Türkiye için Orta Asya, Çin ve Hindistan ile olan ticaret yollarını çeşitlendirecek. İran ile doğrudan bir savaş ya da çatışmaya girmediği sürece, İran üzerindeki yollar da kullanılmaya devam edecek gibi görünüyor.
Projenin ABD himayesine geçmesi Türkiye’yi rahatsız etmediği gibi ABD ile uyumlu ilişki içinde olan Türkiye ve Azerbaycan bunu bir kazanım olarak görüyor. Zira gelecekte başta Ermenistan olmak üzere bölge ülkeleri; Rusya, İran ve Çin ile yaşanacak sorunların birinci muhatabı ABD olabileceği için bir bakıma rahat hissediyorlar. Her ne kadar Türkiye bugün tam anlamıyla gelişmelerden rahatsız olmazsa da asıl hedefi kendisinin bölgeyi kontrol etme, Zengezur’u Kalkınma Yolu’na bağlama hayali vardı. Yeni durumda ABD’den rol kapabildiği ya da ABD’nin ihtiyaç duyduğu kadarıyla yetinmek zorunda kalacak.
Ancak, orta ve uzun vadede TRIPP’in Türkiye’den çok Azerbaycan’a yarayacağı da söylenebilir. İran ve Rusya’ya komşuluk Batılı emperyalist devletler açısından Azerbaycan’ı, Transkafkasya’da kilit öneme sahip stratejik bir ülke haline getiriyor. İki düşman ülkeyle olan sınır komşuluğu stratejik önem bakımından Azerbaycan’ın önemini gelecekte daha da arttıracak gibi görünüyor. Buna bir de sahip olduğu enerji kaynakları da eklendiğinde, halen ikili oynayan Azerbaycan’ın yönünü her bakımdan Batı’ya çevirmesi durumunda bölgede pek çok açıdan dengeler değişebilir.
10 milyon nüfusu olan Azerbaycan, Batılı tekeller için Türkiye gibi büyük bir pazar olmamakla birlikte Batı’nın ihtiyaç duyduğu doğal gaz ve petrol rezervlerine sahip. Petrol ve doğal gaz üretimi, Azerbaycan’ın GSYİH’sinin yaklaşık yarısını oluşturuyor. Devlet gelirlerinin yarısını ve ihracat gelirlerinin yüzde 90’ından fazlasını yine petrol ve doğal gaz sağlıyor. Bu ihracatın büyük bir kısmı Gürcistan ve Türkiye’den geçen boru hatları üzerinden Yunanistan, Arnavutluk ve İtalya’ya taşınıyor. Azerbaycan ayrıca dünyaya sıvılaştırılmış doğal gaz satıyor. Yıllık 48,7 milyar metreküp doğal gaz ve 30,2 milyon ton ham petrol üretimi (2023 yılı rakamları) ile Azerbaycan küresel ölçekte daha küçük üreticiler arasında yer almakla birlikte AB için önemi giderek artıyor. Şu anda Norveç, Cezayir ve Rusya’nın ardından yüzde 7’lik payıyla AB’nin dördüncü büyük doğal gaz tedarikçisi.”[8]
TotalEnergies ve Azerbaycan’ın petrol ve gaz şirketi SOCAR, 2023 yılında yeni Abşeron gaz sahasını faaliyete geçirirken BP liderliğindeki bir konsorsiyum yeni keşfedilen büyük gaz yataklarını geliştiriyor.[9]
Gelişmeler, özellikle Avrupa’nın Rusya dışında yöneldiği alternatif enerji kaynakları bakımından da Azerbaycan’ın önemini geçmişe göre artırmış görünüyor. Bu durum doğal olarak Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde “abi-kardeş” ilişkisini de değiştirme potansiyeli taşıyor. Azerbaycan’ın sahip olduğu jeostratejik konum, enerji kaynakları ve ABD-İsrail ekseni ve Avrupa ile kurduğu ilişkiler dikkatle izlemeye değer.
Her Şey Anlaşmadaki Gibi Olmayacak
ABD’nin TRIPP ile Transkafkasya’ya attığı adım emperyalist paylaşım açısından elbette önemli bir hamle. Ancak, her şeyin anlaşmadaki gibi hayat bulmayacağı da bugünden söylenebilir. Her şeyden önce, Zengezur koridorunun ABD’li şirketler tarafından işletilmeye başlaması için Ermenistan Anayasası’nda Azerbaycan’dan toprak talebini içeren, Karabağ’ın Ermeni toprağı olduğunu ifade eden maddelerin çıkarılması gerekiyor. Bu konuda yapılacak bir referandumdan Azerbaycan ile ilişkilerin ABD ve AB’nin istediği yönde normalleştirilmesini içeren bir sonucun çıkmaması durumunda, TRIPP’in hayata geçme olasılığı daha başından itibaren zayıflamış olacak.
İkinci en önemli konu ise anlaşmayı imzalayan ülkelerdeki siyasi dengelerin ne olacağıyla ilgili. Gürcistan’da olduğu gibi, Rusya’nın desteklediği sermaye kesimleri ve aktörler yeniden güç kazanabilirler. Rusya ile ekonomik, siyasi, askeri ve tarihsel açıdan yakın bağlara sahip, iç içe geçişlerin olduğu Trankafkasya’da Rusya’nın etkisini tamamen yok edip, enerji ve ticaret yollarının güvenli geçiş güzergahı olmasını beklemek yanıltıcı olacaktır. Buna bir de İran ve Çin etkisi eklendiğinde, istikrarsızlık olasılığı istikrar olasılığından çok daha yüksek. Rusya’nın bölgeye dönmesi durumunda da Batı elde ettiği mevziler üzerinden istikrarsızlığı körüklemeye devam edecek.
Ermenistan’da 2026 yazında yapılması planlanan parlamento seçimleri bu açıdan önem arz ediyor. Son anketlerde Paşinyan’a destek oranı sadece yüzde 10 civarında.[10] Uzun süredir dış politikasının en önemli önceliği olarak belirlediği Azerbaycan ile barış anlaşmasında bir ilerleme kaydetmesi durumunda Paşinyan’ın güç toplayabileceği ileri sürülüyor. Ancak tersi eğilim çok daha güçlü görünüyor. Rusya’nın da dayanaklarını harekete geçireceği göz önünde bulundurulduğunda TRIPP’in birinci yılında bile işler tersine dönebilir.
Transkafkasya’daki emperyalist dalaştan en fazla etkilenecek ülkelerin başında İran ve Türkiye’nin geleceği anlaşılıyor. Başta ABD olmak üzere Batılı emperyalist devletlerin Transkafkasya üzerinden yapmayı planladığı ya da planlayacağı hamlelerden birisi İran’daki rejim değişikliğini bir kez daha denemek olacaktır. TRIPP bir taraftan Çin ve Rusya’nın ticaret yolları bakımından İran’a biçtiği rolü azaltırken diğer taraftan ise İran’ı kuzeyden askeri olarak kuşatmaya olanak sağlıyor. İran-Azerbaycan arasında karadan bağlantıyı sağlayan “Aras Koridoru” da önceliğini büyük ölçüde yitirecek. Bu nedenle, anlaşmaya en sert tepki gösteren ülkenin İran olması boşuna değil. İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in danışmanı Ali Ekber Velayeti, koridorun bölgenin jeopolitik yapısını değiştireceğini ve Ermenistan’ın parçalanmasına zemin hazırlayacağını öne sürmüştü.
Anlaşmayla bir enerji ve ticaret koridoru olmayı hedefleyen Türkiye ise etrafında oluşacak istikrarsızlıktan doğal olarak etkilenecek ülkelerden birisi. Ermenistan Başbakanı Nikol Peşinyan’ın son aylarda Türkiye ile ilişkileri normalleştirmek istedikleri yönündeki mesajları da ABD ve Avrupa ekseninde yaşanan gelişmelere bağlı. Ancak ilişkilerin hangi temeller üzerinden normalleştirileceğine dair Ermenistan halkını memnun edecek, tarihsel yüzleşmeye kapı aralayacak bir yola girilmemesi durumunda ters tepme olasılığı da yüksek görünüyor.
Geçmişte de karşılıklı olarak iyi niyet mesajları verilmiş, ancak ciddi bir ilerleme sağlanamamıştı. Bu nedenle Erivan-Ankara hattında atılacak adımlar, kat edilecek yol da bölgedeki dengeler açısından önemli olacak.
Olup bitenler, emperyalist devletler arasındaki çıkar çatışmasının etkisini Transkafkasya’da uzak olmayan bir dönemde sert bir şekilde kendisini hissettireceğini gösteriyor. Rusya’nın kaybettiği alanlara yeniden dönme hamlesi yapması uzak bir ihtimal değil. TRIPP hamlesi ile bir taraftan “Orta Kuşak” ticaret yolunun nereden geçeceğinin güzergahı belirlenirken, diğer taraftan da Batı’nın saldırıları karşısında iş birliği içinde olma potansiyeli taşıyan İran ile Rusya arasına her açıdan bir barikat örmeyi de hedefliyor. Daha doğrusu bağlantı koparılıyor. Bunun bir sonraki hamlesinin ABD-İsrail-Azerbaycan üçlü ittifakının İran’a karşı harekete geçme olacağı da bugünden söylenebilir. En azından İran’da rejim değişikliği planlayanların ajandasında bunun olduğu bir sır değil. Azerbaycan’ın tüm Müslüman ülkeler arasında İsrail’in en önemli müttefiki olması da bunu gösteriyor. ABD-AB eksenli emperyalist paylaşım planlarının bu hamlesine karşı İran, Rusya ve Çin’in bölgeyle ilgili planlarını yeniden gözden geçirecekleri de anlaşılıyor.
Halkları arasında düşmanlık ve şovenizm tohumları ekilen Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki savaşların bitmesi bir olumluluk olarak değerlendirilebilir. Bu süreç ayrıca Ermeni soykırımı nedeniyle yaşanan tartışmalarla birlikte Türkiye’deki emekçiler üzerinde de Ermeni düşmanlığının etkili olmasında rol oynadı. Ancak yapılan anlaşma, halkların barış içinde bir arada yaşamasını temin etmekten çok ABD emperyalizminin çıkarlarına hizmet etmektedir. Dolayısıyla emperyalistlerin dayatmasıyla atılan adımların yine bu güçlerin bölgesel hesaplarına bağlı olarak farklı bir biçim kazanması ve yeni gerilim ve çatışmalara yol açması da sürpriz olmayacaktır.
Bugünden yeni savaş risklerine gebe olan Transkafkasya’daki gelişmleri, elbette dünya üzerindeki paylaşım mücadelesinin bir parçası olarak görmek gerekiyor.
[1] Tagesschau de (2024) “Armenien sucht neue Partner – Russlands Nachbarn wenden sich ab”, https://www.tagesschau.de/ausland/europa/armenien-russland-usa-eu-100.html
[2] Tschernikow, R. (2025) “Die armenisch-russischen Beziehungen”, Dekoder, https://www.dekoder.org/de/gnose/die-armenisch-russischen-beziehungen/
[3] Tschernikow, Die armenisch-russischen Beziehungen.
[4] Rat der Europäischen Union. (2025) “Aserbaidschan”, Consilium, https://www.consilium.europa.eu/de/policies/azerbaijan/
[5] Harici (2025) “Trump Koridoru anlaşmasının detayları”, https://harici.com.tr/trump-koridoru-anlasmasinin-detaylari/
[6] DW (2025) “Verliert Russland seinen Verbündeten Aserbaidschan?”, https://www.dw.com/de/verliert-russland-seinen-verb%C3%BCndeten-aserbaidschan/a-73126126
[7] BBC Türkçe (2025) “Zengezur Koridoru hakkında neler biliniyor?”, https://www.bbc.com/turkce/articles/c5yp2kw3142o
[8] Zabanova, Y. (2024) “Die Energiepartnerschaft zwischen EU und Aserbaidschan: kurzfristiger Nutzen, unsichere Zukunft”, boell.de/de/2024/11/12/die-energiepartnerschaft-zwischen-eu-und-aserbaidschan-kurzfristiger-nutzen-unsichere
[9] Enerji Günlüğü (2023) “TotalEnergies ve SOCAR Azerbaycan’da gaz üretimine başladı”, https://www.enerjigunlugu.net/totalenergies-ve-socar-azerbaycanda-gaz-uretimine-basladi-54785h.htm
[10] Stöber, V. S. (2022) “Alleingelassen von Putin”, https://www.tagesschau.de/ausland/europa/russland-ovks-kaukasus-tuerkei-101.html






