İngilizceden Çeviren: Fulya Alikoç
Soğuk Savaş sırasında, uzayın fethi, SSCB ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki rekabetin en belirgin şekilde ifade edildiği alanlardan biriydi. Bilimsel ve teknolojik yönlerin ötesinde, bu iki süper güç için, birinci güç olma mücadelesinde askeri ve ekonomik olarak kendilerini göstermenin bir aracıydı. Bugün ise, yapay zekâ (YZ), rekabetin ifadesinde, bu kez Çin ve Amerika Birleşik Devletleri arasında, uzayın fethinin mükemmel bir halefi konumundadır.
Yapay zekâ yeni bir şey değil. Bu bilimsel disiplin 1956'dan beri var ve iniş çıkış dönemleri yaşadı. Ancak 2010'lardan itibaren, büyük veri ve işlem gücündeki önemli artış sayesinde derin öğrenmenin ortaya çıkmasıyla birlikte dramatik bir ivme kazandı. Bundan sonra, zamanla, toplumun ve insan faaliyetlerinin tüm alanlarına yayılacak: ekonomik, sanatsal veya günlük yaşam.
Bu makalede, yapay zekâ ve kullanımına ilişkin lehte veya aleyhte bir pozisyon alma söz konusu olmayacaktır. Yapay zekânın ardında büyük stratejik meseleler yatmaktadır ve ister beğenin ister beğenmeyin, o galip gelecektir. Buradaki amaç, yapay zekânın etkilerini yalnızca rakip güçler arasındaki teknolojik rekabet açısından değil, aynı zamanda ekonomik ve askeri genel güç dengesi açısından da analiz etmektir.
Kapitalizmin karakteristik özelliklerinden biri, üretim araçlarının özel mülkiyetinden kaynaklanan ekonomik rekabettir. Şirketler rakiptir ve pazar payı elde etmek için kıyasıya bir mücadele içindedirler. Bu, her şirketin rakiplerinden daha cazip fiyatlar sunabilmek için sürekli olarak verimliliğini artırmaya çalıştığı anlamına gelir. Egemen ideolojinin günlük dilinde buna rekabet denir.
Yenilik Yapma ve Yeni Ürünler Sunma Yeteneği
Bir şirketin piyasada iyi konumlanmasını sağlayan önemli faktörlerden biri, yenilik yapma veya yeni ürünler sunma yeteneğidir. Bu, genel olarak kamu, endüstri veya ordu için ileri teknolojiler üzerinde çalışan teknisyenler ve mühendisler tarafından iyi bilinmektedir. Sorun şu şekilde özetlenebilir: “Çalıştığınız şirketin hayatta kalması, rakiplerinizden daha fazla yenilik yapabilme yeteneğinize bağlıdır.”
Kapitalizmde, rekabet karşısında hayatta kalabilmek için teknolojik gelişme şarttır ve şirketler rekabeti kazandığında, bu avantaj üretim araçlarına sahip olan azınlık bir kapitalisti zenginleştirmek için kullanılır.
Yapay zekâ sektörü, şirketlerin “rekabet gücü” arayışında ihtiyaçlarına giderek daha fazla uyarlanan çözümler sunacaktır. Bu yeni araçların gücü, önümüzdeki yıllarda, örneğin veri analizinde veya karar alma süreçlerinde, şirket yönetiminde, ticari stratejisinde veya araştırma ve geliştirmede önemli zaman tasarrufu sağlamak suretiyle şirketlerin verimliliğini on kat artırmayı mümkün kılacaktır.
Aynı durum askeri alanda da geçerli. Yapay zekâ ile donatılmış silahların performansı artacaktır. Askeri operasyon bölgelerinde bunun somut örneklerini zaten görüyoruz. Savaş ve ordusunun gücüne dayanan İsrail emperyalizmi, Filistin halkını yok etmek için insansız hava araçlarına yapay zekâyı entegre eden son teknoloji bir silah endüstrisine ihtiyaç duyuyor.
Yapay zekânın kullanımı ve faydalanılmasında öncü olan devletler ve şirketler belirleyici bir avantaja sahip olacaklardır. İşte bu yüzden yapay zekâya büyük miktarda para akıyor. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki OpenAI, Çin'deki DeepSeek veya MistralAI gibi şirketler için toplanan fonlar on milyarlarca hatta yüz milyarlarca doları buluyor.
Yapay zekâ, rekabette kalabilmek için önde gelen ekonomik güçler için öncelikli bir konu haline geldi. Geçtiğimiz Şubat ayında Donald Trump, teknoloji devlerini bir araya getiren Stargate projesi adı altında 500 milyar dolarlık bir yatırım planı açıkladı.
Yapay zekanın gücü, büyük veri yığınlarından faydalanmasına dayanmaktadır
Teknoloji sektöründe uzmanlaşmış bir fon sağlayıcı olan SoftBank, finansal sorumluluğu üstlenecek. ChatGPT'yi geliştirmesiyle tanınan OpenAI, operasyonel yönlerden ve teknoloji geliştirmeden sorumlu olacak. Oracle ise veri merkezlerini barındıracak altyapıyı sağlayacak.
Yapay zekanın gücü, diğer şeylerin yanı sıra, performansını artırmak için eğitilmesine (derin öğrenme) olanak sağlayacak verilerin kullanımına dayanmaktadır. Büyük veri, önemli bir altyapı gerektiren temel bir unsurdur. Gelişimi, verileri depolamak için sunucuları barındıran veri merkezlerinin inşasını gerektirir.
Çip, ana işlemci (CPU) ve grafik işlem birimi (GPU) geliştirme konusunda uzmanlaşmış Nvidia veya Arm gibi diğer şirketler de bu projeye ilgi gösteriyor. Tayvanlı, güçlü bir yarı iletken şirketi olan TSMC, elektronik çiplerin üretiminde kullanılacak. Microsoft ise gelişmiş bilgi işlem sistemlerinin yönetiminden sorumlu olacak.
Amerikan stratejisi, özellikle astronomik miktarlarda para enjekte ederek, rakiplerine karşı teknolojik üstünlüğünü korumak için tüm araçları kullanmaktır. Amerika Birleşik Devletleri, OpenAI aracılığıyla, tüm dünyada kendi baskın standardını dayatmak istiyor. Geçtiğimiz şubat ayında Paris Yapay Zekâ Zirvesi’nde ABD Başkan Yardımcısı JD Vance şunları söyledi: “Trump yönetimi, en güçlü yapay zekâ sistemlerinin Amerika Birleşik Devletleri'nde tasarlanıp üretilen yarı iletkenlerle inşa edilmesini sağlayacaktır.”
Eğer devletler ve şirketler Amerikan çözümlerini benimserse, tamamen Amerika Birleşik Devletleri'ne bağımlı hale gelirler ve böylece ABD, devletler ve şirketler üzerindeki ekonomik ve askeri egemenliğini sürdürebilir. Amerikan topraklarında veri merkezlerinin kurulması büyük bir stratejik meseledir. Bu merkezler hem sunucularının güvenliğini sağlayabilir hem de müşterilerinin verilerine erişimi kontrol edebilir.
Open AI, Kısıtlayıcı Yasaların Gevşetilmesi İçin Baskı Yapıyor
Şunu hemen anlayabiliriz ki, örneğin yarın bir müşteri (devlet veya şirket) düşman haline gelirse, ABD’nin onu ekonomik ve/veya askeri olarak etkisiz hale getirmesi daha kolay olacaktır.
OpenAI, rakiplerine karşı liderliğini korumak için yapay zekâ ile ilgili yasaların gevşetilmesi yönünde baskı yapıyor. Şu anda, yapay zekânın geliştirilmesi ve kullanımı mevzuatla düzenleniyor. Ancak bu mevzuat, son yıllarda hızlanan ilerlemeye ayak uyduramıyor. Mevcut durumun gerçekliği karşısında eskimeye başlıyor ve hâlâ belirsiz alanlar mevcut.
Otonom silahlar, otonom araçlar veya sağlık gibi hassas alanlarda başta “etik” sorular ortaya çıkıyor. Bunlar arasında “Makineye ne gibi sorumluluklar bırakıyoruz?" gibi sorular yer alıyor.
Bu konular etrafındaki tartışmalar, az çok katı bir çerçeve lehine sonuçlanıyor. Ancak Stargate projesinin ön saflarında yer alan OpenAI CEO'su Sam Altman'a göre, yasaların daha esnek hale getirilmesi gerekiyor çünkü “Aşırı katı bir yasal çerçeve, gelişme hızını yavaşlatıyor.”
OpenAI, pazara hâkim olmak ve makine öğrenimi modellerini dayatmak istiyor. Sam Altman'ın stratejisi, Donald Trump'ı OpenAI ile ABD’nin çıkarlarının örtüştüğüne ikna etmektir. Örneğin, Amerikan topraklarında yabancı modellerin kullanımına ilişkin mevzuatı sıkılaştırmak istiyor. Teknolojik korumacılık kampanyası yürüterek yabancı rekabetten kurtulmayı hedefliyor. Bu politikayı, büyük bir fonlamayla birleştirerek, Microsoft'un Windows ile daha önce yaptığı gibi, işletim sistemleri alanında da kendini dayatmayı umuyor.
Rekabeti ezme arzusu Amerikan sınırları içinde de yaşanıyor. Elon Musk, 22 Ocak'ta sosyal medya platformu X'te Stargate projesine karşı “gerçekten paraları yok” şeklinde bir paylaşım yaptı. Ayrıca (herhangi bir kanıt sunmadan) Softbank'ın Stargate'e pompalanacak 10 milyar dolarının bile olmadığını iddia etti.
Musk Kendi Yapay Zekâ Şirketini Kurdu
Musk, Sam Altman ile birlikte OpenAI'yi kurmuş ve stratejik farklılıklar nedeniyle resmen ayrılmıştı. Daha sonra xAI'yi kurdu ve o zamandan beri eski ortağıyla doğrudan rekabet halinde. Ancak, xAI, Musk’ın o dönemde bizzat üyesi olduğu Trump yönetimi tarafından yarıştan dışlandı. Bu, Musk ve Trump arasında ortaya çıkan bir başka ayrılık ve farklı kapitalist çıkarların bir ifadesidir.
OpenAI'nin makine öğrenimi modellerinin geliştirilmesinin önündeki engellerden biri fikri mülkiyet haklarıdır. Modellerini eğitmek için OpenAI'nin insan bilgisine, bu durumda internette bulunan tüm verilere erişmesi gerekir. Sonuç olarak, telif hakkıyla korunan veriler, yani fikri mülkiyet ve telif hakkına tabi veriler, geliştirme maliyetlerini sınırlamak amacıyla izinsiz olarak kullanılmıştır.
Birçok örnekten biri, New York Times’ın verilerini izinsiz kullandığı için OpenAI'a karşı yasal işlem başlatmasıdır. Bu, Sam Altman'ın telif haklarını ortadan kaldırmak veya en azından "gevşetmek" istediği bir diğer yasal yönüdür; oysa kendi yapay zekâ modelleri fikri mülkiyet hakları koruması altındadır. Burada, örneğimizde, Altman'ın çıkarlarının savunulması, kârını diğer şeylerin yanı sıra telif haklarından elde eden New York Times Şirketi'nin çıkarlarıyla çelişmektedir.
Uzun bir süre boyunca yapay zekâ esas olarak akademik çalışmalar yoluyla geliştirildi. Konferanslar ve bilimsel makalelerin yayınlanması sırasında, araştırmacı ekipler modellerini, ilerlemelerini vb. sundular. Bu, diğer araştırmacı ekiplerin bu çalışmalardan yararlanarak kendi başlarına ilerlemelerine ve yeni modeller sunmalarına olanak sağladı. Böylece, farklı ekiplerin çalışmaları birbirini beslemeyi mümkün kıldı. Bilim işte böyle ilerler.
Ancak OpenAI, kendi geliştirdiği ama diğer bilim insanlarının öncü çalışmaları olmaksızın var olamayacak olan modellerden diğer şirketlerin finansal fayda sağlamasını önlemek için fikri mülkiyet yoluyla modellerine erişimi kapatarak bu ilkeyi bozuyor. OpenAI kâr amacı güden bir şirkettir, ancak her şeyden önce rekabeti ezerek pazara hâkim olmak istiyor.
Kapitalizm, üretim araçlarının özel mülkiyetine dayalı bir sistemdir. OpenAI, gelişimini bilimsel bilgiye borçludur, ancak aynı zamanda özel mülkiyetin bir yönü olan telif hakkı tarafından da engellenmektedir. Gelişiminin belirli bir aşamasında, kapitalizm üretici güçlerle çelişkiye düşer ve bunu yapay zekâ alanında açıkça görüyoruz.
Çin yapımı DeepSeek yapay zekâsı açık kaynaklı
Öte yandan, OpenAI'nin baş rakibi olan özel Çin şirketi DeepSeek-AI, modellerini (ve özellikle DeepSeek V3 ve R1'i) açık kaynaklı hale getirmeyi, daha doğrusu MIT lisansı altında yayınlamayı, yani modellerini ücretsiz olarak kullanıma sunmayı tercih etti. Basitçe söylemek gerekirse, MIT lisansı kopyalamaya ve kopyaların ticarileştirilmesine izin verir.
DeepSeek-AI, nicel ticaret konusunda uzmanlaşmış, yani matematik ve veri analizini kullanarak piyasa verimsizliklerinden yararlanan, işlemleri otomatikleştiren ve işlem verimliliğini ve kârlılığını artıran Çinli bir serbest yatırım fonu (hedge fund) olan Hangzhou Huanfang Technology Ltd Co, daha bilindik adıyla High Flyer tarafından kurulmuştur.
High Flyer, amacı borsayı kullanarak maksimum kar elde etmek olan bir şirkettir; bu bazılarının “komünist” olarak tanımladığı bir devlette, bazılarının modern kapitalizmin zirvesi olarak niteleyeceği bir durumdur: çelişkiye dikkat edin.
DeepSeek-AI'nin Açık Kaynak'ı seçmesinin nedeni kesinlikle etik veya bilim sevgisi değil, ondaki çıkarıdır. Açık Kaynak'ın ardında, yazılım ve yapay zekâ modellerini geliştirmeye katılan, düzeltmeler ve iyileştirmeler öneren veya eski modellere dayalı veya onlardan bağımsız olarak yeni modeller öneren, karşılık beklemeden çalışan bir geliştirici topluluğu vardır. Burada bilgi paylaşımı, gelişmenin itici gücüdür. Bu şekilde ilerleyerek, geliştirme maliyetleri önemli ölçüde azaltılabilir.
Yılın başında R1 sürümünün piyasaya sürülmesi büyük yankı uyandırdı çünkü DeepSeek-AI, geliştirme maliyetinin sadece 5,6 milyon dolar olduğunu açıkladı; ChatGPT-4'ün ise 80 milyon dolardan fazla maliyeti olduğu tahmin ediliyor. Her iki modelin de avantajları ve dezavantajları var, ancak DeepSeek, her sorgu için 27 kat daha az maliyetle rakibine göre ciddi bir avantaja sahip. DeepSeek'in modelleri, Amerikalıları ürpertecek avantajlara sahip.
Yapay zekâ, tıpkı ABD gibi, Çin için de bir öncelik olarak tanımlanıyor. Çin'in bilim ve teknoloji alanındaki küresel rekabette inisiyatif almasının önemli bir stratejik aracı. Eğer Çin kendi modellerini standart olarak kabul ettirmeyi başarırsa, ekonomik avantaj da elde edecektir.
Amerikan kapitalizminin çıkarlarına yönelik bu tehdit, Sam Altman tarafından OpenAI'ı Amerikan yönetiminin tercihi yapmak, yapay zekâ sektöründe “üzerine oynanacak at” olarak tanımlamak ve böylece kendi iç rakiplerini saf dışı bırakmak için kullanılıyor.
Bu, yalnızca Çin ve ABD arasında teknolojik bir mücadele değil, aynı zamanda bu iki güç arasında yapay zekânın belirleyici bir rol oynayacağı emperyalist bir rekabettir.
Avrupa Kapitalizmi Geride Kaldı
İki büyük süper güç arasındaki bu mücadelenin ortasında, Avrupa geride kalmamak için kendi yolunu bulmaya çalışıyor. Uluslararası arenada Avrupa kapitalizminin gerilemesi söz konusu. Bu durum özellikle Fransa'da geçerli. Bu nedenle, yapay zekâya yatırım çekmek ve Amerikan teknolojilerine olan bağımlılıklarını olabildiğince azaltmak onlar için hayati önem taşıyor.
ABD, Avrupa'yı kontrolü altında tutmak ve böylece, örneğin silah sistemlerine entegre edilmiş yapay zekâ yoluyla, ekonomik ve askeri üstünlüğünü dayatmak için her türlü yolu deniyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Leyen, AB tarihinin en büyük kamu-özel sektör ortaklığı olan 200 milyon avroluk bir projeyi duyurdu. Yapay zekâ üzerine düzenlenen Paris Zirvesi, Emmanuel Macron için Fransız kapitalizminin satış temsilcisi rolünü üstlenme fırsatı oldu; çünkü bu yatırımların potansiyel finansal faydalarının tamamı kapitalistlerin elinde olacak.
Ekonomik üstünlük için verilen bu teknolojik yarışta, yapay zekâ diğer stratejik sektörleri de peşinden sürüklüyor. Yapay zekâ sadece modeller, algoritmalar ve sinir ağlarından ibaret değil. Başarılı olmak için yapay zekânın eğitime ihtiyacı var. Basit bir örnek vermek gerekirse, kedileri tanıma doğruluğunun yüzde 100’e yakın olması için yüz binlerce kedi fotoğrafı verilmesi gerekiyor. Başka bir deyişle, yapay zekâ aynı zamanda verilere erişme yeteneğine de dayanıyor.
Performansını artırmak için, büyük miktarda veriye yakın olması gerekir; bu nedenle bu verilerin veri merkezlerinde barındırılması ve işlenmesi gereklidir. Soyut bir teknoloji değildir, donanıma dayalıdır. Veriler, diğerlerinin yanı sıra GPU'lar (grafik işlem birimleri) ve TPU'lar (özel işlemciler) tarafından işlenir.
NVIDIA yapay zekâ kullanımına yönelik elektronik çipler geliştirirken, TSMC ise elektronik çiplerin yapısını oluşturan yarı iletkenlerin üretimi için gerekli teknoloji ve bilgi birikimine sahip. Bu tür firmalar kilit bir rol oynuyor.
Bu sektörü kontrol eden devletler, rakiplerine karşı avantajlı konumda oluyor haliyle. Örneğin, dünyanın en büyük yarı iletken üretim endüstrisine ev sahipliği yapan Tayvan, ABD ve Çin tarafından büyük ilgi görmektedir.
Yapay Zekâ ve Stratejik Kaynaklar İçin Mücadele
Aynı şekilde, bir veri merkezinin tüm unsurları her şeyden önce malzeme ve minerallere dayanmaktadır. Bu nedenle çeşitli mineral ve nadir toprak kaynaklarına erişim stratejik bir konudur; dolayısıyla yapay zekâ yarışının uluslararası gerilimlerin yoğunlaşmasına ve stratejik kaynaklara erişim için askeri çatışmalara yol açacağı açıktır.
Son olarak, dikkate alınması gereken bir diğer önemli ve sorunlu husus da yapay zekânın enerji yoğun bir teknoloji olması. Uluslararası Enerji Ajansı'na (IEA) göre, ortalama olarak, yapay zekâ kullanan bir sorgu, altyapısıyla ilgili bir arama motorundaki sorguya göre 10 kat daha fazla enerji tüketiyor. Bu, ne kadar çok kullanılırsa, küresel enerji tüketiminde o kadar önemli bir pay alacağı anlamına geliyor.
Günümüzde veri merkezleri küresel elektrik tüketiminin yüzde 1 ila yüzde 2’sini oluştururken yapay zekâ bu tüketimin üçte birine tekabül ediyor. IEA’ya göre, veri merkezi tüketimi 2030 yılına kadar iki katına çıkabilir. Yapay zekânın ateşli savunucuları, bu teknolojinin önemli çevresel etkileri göz önüne alındığında, enerji dönüşümüne katkıda bulunabileceğini iddia ediyor. Bununla birlikte, kapitalizm çerçevesinde insan faaliyetlerinin çevre üzerindeki baskısını azaltmayı amaçlayan bir enerji dönüşümü, şüphesiz ekonomik çıkarlarla çatışacaktır.
Tüketilen enerji miktarının zamanla sürekli arttığı ve fosil yakıt rezervlerinin belirli bir aşamada üretimin azalmasına yol açacak kadar tükendiği bir dünyada, sistemler ve makineler giderek daha fazla fosil dışı elektrik enerjisine bağımlı hale gelecektir. Bu durum, şiddetli bir rekabete yol açacaktır.
Bu, gelecekte yapay zekanın gelişimini sınırlayan faktörlerden biridir. Enerji olmadan yapay zekâ olmaz. Bu, yapay zekanın özerk bir varlık olarak insanlığın varlığına tehdit oluşturacağı yönündeki spekülasyonları ortadan kaldırmak için vurgulanması gereken bir noktadır. Bazı şirketler ve bireyler dikkati buna odaklasa da insanlığa yönelik birincil tehdit yapay zekâ değil; savaşlara ve çevresel yıkıma neden olan kapitalizmdir.
Tüm yenilikçi teknolojiler gibi, yapay zekânın gelişimi de insanların günlük yaşamlarını derinden değiştirecektir. Ancak Marx’ın 1848’de Komünist Manifesto’da açıklamaya çalıştığı gibi, ilerleme, toplumu bir savaş alanına dönüştürerek kapitalistler ve işçiler arasındaki sınıf karşıtlığını daha da belirginleştirir. Bunu gözlerimizin önünde görüyoruz. Kapitalizmde teknoloji, yalnızca ‘hayvansal durum’dan kurtuluş için bir araç değil, aynı zamanda azınlık bir kapitalistin hizmetinde bir tahakküm aracıdır.
Bu sınıfın ve siyasi temsilcilerinin elindeki yapay zekanın tek amacı, askeri kapasiteyi ve gözetim araçlarını artırmak ve egemenliklerini kurmak için azami kâr elde etmektir. Yapay zekâ gibi teknolojiler kendi başına ne iyi ne de kötü bir şeydir, ancak sınıflı toplum var olduğu sürece, egemen sınıfın hizmetinde bir araç olarak kalacaktır.
- Hordel, G. (2025) “Artificial Intelligence: A Technological and Imperialist Struggle”, Left Horizons, https://www.left-horizons.com/2025/06/04/artificial-intelligence-a-technological-and-imperialist-struggle/ ↩