Listen to this article
Giriş
Dünyanın en zengin insanı ve ilk dolar trilyoneri Elon Musk, 23 Temmuz 2026 tarihinde The Economist’te yayınlanan röportajında yapay zekanın sağlayacağı üretkenlikle muazzam bir bolluk dönemine kapı açılacağını, çalışmayı gereksiz hale getireceğini, insanların paraya ve gelire ihtiyacı kalmayacağını ileri sürdü.[1] Teknolojinin, ortada herhangi bir toplumsal mekanizma, sermaye birikimi, mülkiyet rejimi yokmuş gibi, sınırsızca hükmünü uygulayacağını varsayan tekno-fetişistler için bunlar, hayatta pek bir karşılığı olmayan fikir jimnastikleri olabilir. Yine de Musk’ın sahip olduğu servete ulaşmak için milyonlarca yıl yemeden içmeden çalışması gereken emekçilerin Musk’ı dinleyip işi gücü bırakmayacağını tahmin etmek zor olmasa gerek. Ancak, yeni yapay zekâ uygulamaları ile giderek günlük hayata sirayet eden teknolojilerin, aynı zamanda ideolojik bir işlev görerek emekçilerin kendi geleceklerini kurma gücüne dair mevcut şüpheleri daha da arttırdığı açık.
Gerçekten de büyük dil modelleri, agent’lar ve yapay zekâ dünyasındaki yeni gelişmeler, işçi sınıfının sadece mavi yakalı değil, beyaz yakalı kesiminde de kaygıları artırdı. Haksız değiller. Bu somut kaygı, yapay zekâ modellerinin hizmet sektörü ve ofis sahasına girişi, bazı sektörlerde işçi çıkarmaların yoğunlaşması, uzmanlığa sahip olmayan kullanıcıların -en azından- basit işleri yapabilmesi ile yalnızca şu ya da bu işin değil bir bütün olarak işin geleceğine dair, kökeni çok da eskilere dayanan endişeleri yeniden gündemin ön sıralarına getirdi.
İşin geleceği kritik bir sorun. Bu, sadece insanların büyük kısmının bir işte iştigal ediyor olmasından dolayı değil. İş, burada ele aldığımız haliyle bir gelir elde etmek üzere yürütülen iş faaliyeti, kapitalizmin kurucu unsurlarından birisi. Dolayısıyla işin geleceği ve “işin sonu”na dair argümanlar kaçınılmaz olarak kapitalizmin geleceği ve sonu tartışmasıyla bağlantılı.
Tam da bu bağlantıya dayanan post-kapitalist kuramcılar, otomasyon amacıyla kullanılan yeni teknolojilerin, insanları üretim sürecinden tamamen ya da büyük ölçüde kopardığı, işlerin azaldığı, işin sonunun geldiği, böylece iş sonrası, ancak kapitalizm de işe dayandığından aynı zamanda kapitalizm sonrası bir toplumun adım adım tarih sahnesine çıktığını ileri sürüyorlar.
Bu iddia, gelişen yapay zekâ modelleri ve bazı sektörlere hızlı girişine bakıldığında, en azından ilk bakışta doğru gibi görünüyor. Mesela yok olan ya da daha az işçi ile yapılan iş faaliyetlerine ilişkin tonlarca örnek gösterilebilir. Dahası, geçmişte en azından bir nesil boyunca süren ve görünür hale gelen teknolojik gelişmeleri ve bunların günlük kullanıma girişini, bugün çok daha hızlı, 10 yıl, 5 yıl, hatta bir-iki yıl gibi kısa bir sürede gördüğümüz de açık. Bu konuda, neredeyse her konuda olduğu gibi, karşıt fikirlerin ve dünya görüşlerinin bol bol ampirik kanıt bulması, toplumsal hayatın karmaşık dokusundan kendilerini destekleyen olguları sıralaması mümkün.
Ancak bu çabanın ampirizmin ötesine geçebilmesi için daha genel bir soruyu analize dahil etmek gerekir. Bütün bu görünümler, yani tek tek, kimi zaman karşıt gibi gözüken fenomenler (bir işin otomatize olması ve yeni bir işin ortaya çıkması) nasıl bir bütünselliğin içinde yer alıyor ve varlık kazanıyor? Bu bütünselliğin, yani toplumun, somut olarak konuşursak kapitalist toplumun temel işleyiş mekanizması nasıl çalışır, bunun mevcut ve olası işleri ilgilendiren yanları nelerdir?
İşte bu soruların cevabı, post-kapitalist kuramcıların genellikle büyük mutlulukla karşıladıkları işin yok oluşuna dair efsanelere pek uygun değil. Eğer kapitalist iş, otomasyon dahil çeşitli nedenlerle gerçekten yok olsaydı, post-kapitalist kuramcıların yaptığı gibi bundan mutluluk duymakta haklı olurduk. Ancak, seçmece ampirik olguların ötesine geçildiğinde, genel verilere bakıldığında ve daha özenli bir kuramsal genelleme yapıldığında, işin -ve dolayısıyla işçi sınıfının- maalesef yok olmadığı, aksine olağanüstü hızla ilerleyen yapay zekâ modellerine rağmen işin, içinde yaşadığımız toplumun kritik ve temel bir unsuru olduğunu görülebilir. İşle birlikte işçi sınıfının da sonunun geldiğini düşünen post-kapitalist kuramcılar, zaten çözülmekte olan kapitalizmi uğurlarken, onu gerçekten uğurlamak için kolektif eylemine ihtiyaç duyulan işçi sınıfını da uğurlamakta pek aceleci davranıyor. Ancak ne iş ne de işçi sınıfı otomasyonla çözülüp yok oluyor. Evet, yeni teknolojilerle çalışma yaşamı ve iş dünyası köklü bir reorganizasyona tabi tutuluyor, işler, işi yapma biçimi ve dolayısıyla işçi sınıfı değişiyor. Ancak iş ve işçi sınıfı, kapitalist üretim ilişkilerinin temel bir unsuru olarak varlığını koruyor.
İşin Sonu ve Post-Kapitalizm
İki farklı iş-sonrası perspektiften bahsedilebilir. İlk yaklaşımda, iş, hem bireysel çaba ve kendini gerçekleştirmenin aracı hem de gelir/ödül sisteminin temel bileşeni olarak kritik bir önem taşımaktadır. İşin özsel olarak iyi olduğu varsayıldığı için işlerin yok olma tehlikesi adeta bir alarm durumuna işaret eder. Örneğin, Erik Brynjolfsson ve Andrew McAfee, ikinci makine çağı ile bir bolluk ve özgürlük toplumunun doğuşunu müjdelerken işlere yönelik otomasyon tehdidinden kaygı duyar.[2] Martin Ford da sadece mavi değil beyaz yakalı işleri, sadece rutin değil rutin olmayan işleri de ortadan kaldırma kapasitesine sahip olan yeni teknolojilerin ilerleyişi karşısında toplumsal patlama ve çözülmeyi önleyici önlemler alınması gerektiğini savunur.[3] Hem Brynjolfsson ve McAfee hem de Ford’a göre, işlerin giderek çözüldüğü, insanların temel gelir kaynaklarını kaybettiği, bir tür iş-sonrası çağa doğru yol alındığı dünyamızda, işten bağımsız bir temel gelir mekanizması ile toplumsal sürdürülebilirlik güvenceye alınmalıdır.
İş sonrası düşüncede ikinci perspektif ağırlıklı olarak eleştireldir. Operaismo, ivmelendiricilik gibi farklı ekollerden düşünürleri içerir. Bu düşünürlerin büyük kısmı için iş, esasen de ücretli iş bir tür eziyet ya da yüktür. Buna göre, insanların tarih boyunca sırtlarına yüklenmiş, onları yoksulluğa, tahakküme ve sağlıksızlığa mahkûm eden işlerin otomasyonu, insanlığa yeni bir özgürleşme olanağı sunmaktadır.
Önde gelen post-kapitalist düşünürlerden biri olan İngiliz gazeteci Paul Mason’a göre, otomasyon yaygınlaştıkça işe ve çalışmaya dayalı kapitalizm temelinden sarsılıyor; kooperatif temelinde örgütlenmiş yeni bir toplum giderek görünür hale geliyor. Bu yeni toplum, yazara göre, eski tür bir sosyalizm değil ama kapitalizmin temeli olan iş ortadan kalktığı için kapitalizm de değil: Kooperatifleşmeye dayalı ama şimdilik kapitalist ilişkilerle yan yana var olan, ancak giderek belirginleşen post-kapitalist bir toplum.[4]
Kanadalı ekonomist Nich Srnicek ve İngiliz sosyolog Alex Williams ise Geleceği İcat Etmek adlı ortak kitaplarında tam otomasyon talebini temel alan bir ütopya ve strateji öneriyor. İvmelendirici akımın (accelerationism) en önemli temsilcileri olan yazarlar, kapitalizmin belirli eğilimlerinin hızlandırılması ve böylece yeni bir toplumun temellerinin hazırlanması gerektiği görüşünde. Otomasyon da bunlardan biri. Fikir şu: Kapitalist mekanizmada iş üzerinden ortaya çıkan emek sömürüsü temel bir unsur ise, kapitalizmin yok olması için işin otomasyonla yok oluşunu desteklemek, teşvik etmek, hatta hızlandırmak gerekir.[5]
Yazar Aaron Bastani de Tam Otomatik Lüks Komünizmi başlıklı kitabında Mason’a benzer şekilde, otomasyonla, işlerin ve işlere dayanan kapitalist toplumun kendiliğinden bir çözülme sürecinde olduğunu ileri sürmektedir. İçinde bulunduğumuz durumu atların tarih sahnesinden çekilmesine benzeten yazara göre gelişen teknolojilerle ürün, gıda, kaynak ve enerjideki yetersizlikler aşılacak, devletin teşvik etmesi ve zorlanmasıyla Tam Otomatik Lüks Komünizm’e doğru yürünecektir.[6]
ABD’li sosyolog Peter Frase ise Dört Gelecek: Kapitalizmden Sonra Hayat kitabında otomasyonla iş-sonrası bir topluma doğru ilerlediğimiz fikrini diğer iş-sonrası kuramcılarla paylaşmaktadır. Ancak, Frase, Mason ve Bastani’den olası gelecek tasavvurları konusunda kimi noktalarda ayrılmaktadır. Otomasyonla birlikte dört farklı iş-sonrası toplum ihtimalinin belirdiğini ileri sürüyor. Bunlardan biri çalışmanın ortadan kalktığı ve bolluğun egemen olduğu, ancak bir tür yönetici feodal sınıfın biçimlendiği rantizmdir. Gelişmiş teknolojilerle her türlü ürün, herhangi bir enerji sıkıntısı olmaksızın sınırsız bir şekilde üretilebilir. Mülk sahibi olma kavramı, otomasyonun hüküm sürdüğü bir dünyada farklı bir biçim kazanır, en çok telif hakkı ve patenti elinde bulunduranlar egemen sınıf haline gelir. Frase’e göre bu sistem geleneksel anlamıyla kapitalizm değildir. Meta üretiminden ziyade maddi ve fikri mülkiyetten kaynaklanan gelir elde etme üzerine kurulu olduğundan, bunu rantizm olarak tanımlar. Bu, Yanis Varoufakis’in tekno-feodalizmine benzer bir iş sonrası tasavvurdur.[7]
John Danaher de otomasyon eğiliminin giderek büyüdüğüne dikkat çekerek iş-sonrası ütopyaların izini sürer. Ona göre, iş-sonrası toplum artık somut bir olasılıktır. Makineler insanların bütün ihtiyaçlarını karşılarken insanlara da bütün bunların keyfini çıkarmak kalır. Böylece toplum insan merkezli olmaktan çıkıp makine-robot merkezli bir topluma dönüşür.[8]
Post-kapitalist kuramcıların kalkış noktası yeni teknolojilerle kimi işlerin otomasyonu. Yani reddedilemeyecek, somut bir fenomen. Ancak, onlar bu ampirik olgudan yola çıkarak tek boyutlu bir analizle yetiniyor. Yaklaşımları teknolojinin etkisini adeta kadere dönüştüren güçlü bir teknoloji fetişizmi ile malul. Örnek gösterdikleri fenomenden, mesela bir işyerindeki otomasyonla düşen işçi sayısından yola çıkarken, teknolojiyi kusursuz bir gelişme, teknolojik gelişmelerin otomasyon etkisini de kaçınılmaz bir süreç olarak ele alıyorlar. ABD’li sosyolog Frase, bu yaklaşımın tipik bir örneğini sergilerken açık konuşuyor: “… denklemimdeki temel sabit, teknik değişimin kusursuz otomasyon eğiliminde oluşudur.”[9]
Yani post-kapitalist kuramcılar teknoloji ile istihdam arasında mutlak ve tek yönlü bir nedensellik kurma eğiliminde. Öngörülerinin bir kısmı açıkça yanlış, dayanakları ise ana akımın teknoloji fetişizmine yakın.
Örneğin ABD’li ekonomist Jeremy Rifkin, ABD Çalışma Bakanlığı'nın yaptığı tahminlere dayanarak 1990 ila 2000 yılları arasında otomasyonun depo “iş gücü gereksinimleri”ni %25 oranında azaltacağını ileri sürmüştü.[10] Ancak, masa başındaki tahminler hayatta pek bir karşılık bulmamıştı. Depo işleri durgunluk ve otomasyona rağmen 1990'dan 2000'e %27 ve 2000’den 2017 ortasına kadar %83 artmıştı. Çok temel bir referans kaynağı olan Rifkin’in çalışmalarında yer verdiği birçok öngörü, bu örnekte olduğu gibi yanlışlanmıştı.[11]
Bu tür tahminlerin bazıları, kimi işlerin otomasyonuna ilişkin faydalı öngörüler sunmakla birlikte kolayca abartılı sonuçlara varabiliyor. Referans gösterilen çalışmaların başında Carl Benedikt Frey ve Michael A. Osborne’un İstihdamın Geleceği: İşler Bilgisayarlaştırmaya Ne Kadar Duyarlı? başlıklı makalesi geliyor. Buna göre ABD toplam istihdamının yaklaşık %47'si yüksek risk altında ve 2030 yılında ya da daha yakın bir zamanda bu işler yapay zekâ ve robotlar tarafından ortadan kaldırılacaktı.[12] Makalenin ilk hali 2013 yılında yayınlanmıştı ve bugün 2030 yılına 4 yıl kaldı. ABD’deki toplam iş sayısı yarı yarıya azalmak bir yana, epeyce arttı.
Teknolojinin iktisadi faaliyetteki çok boyutlu işlevlerini, teknoloji ve işler arasındaki ilişkinin sosyal boyutunu tamamen göz ardı eden bu tür ana akım çalışmalar iş-sonrası toplum kuramcıları için temel referanslar oldu. Mason’un kitabındaki post-kapitalist argümanlarını destekleyen temel çalışmalardan biri Frey ve Osborne’un makalesidir.[13] ABD’deki işlerin %47’sinin otomasyon riski altında olduğunu hatırlatan Mason, aynı referansa dayanarak, büro, imalat, lojistik sektörlerindeki işlerin büyük ölçüde otomatize olacağını öngörmekteydi, böylece kapitalizmi tanımlayan emek faaliyetinin hem sömürü hem de direniş açısından merkeziliğini yitirdiğini ileri sürmüştü: “Bilgi teknolojisi emeği üretimden uzaklaştırır ve piyasa dışı alışveriş biçimlerini teşvik eder.”[14]
Post-kapitalist kuramcıların kendi varsayımlarını doğrulamak için kaynak gösterdikleri çalışmalar zaten çok sayıda eleştiriye konu oldu. Örneğin Frey ve Osborne’un çalışması belirli işlerin belirli süreler içerisinde otomatize olma olasılıklarına ilişkin sorulara teknoloji uzmanlarının verdikleri öznel yanıtlarla şekillenmişti. Bu uzmanlar, teknolojik gelişmelerin etkisini abartmaya, toplumsal sınırlamaları ise göz ardı etmeye meyillidir. Dolayısıyla sonuçlar bilimsel bir analizden çok öznel görüşlerin harmanlanmasına dayanıyordu.[15] Ayrıca, bu çalışmalar genellikle mesleklerdeki görevlerin heterojenliğini dikkate almıyordu. Aynı dönemde yapılan daha özenli çalışmalar mesleklerin çok daha küçük bir kısmının, örneğin %9 ya da %14’ünün otomatize olabileceğini tespit etmişti.[16]
Peki, bugün, üretken yapay zekâ modelleriyle makinelerin analiz ve tahmin kapasiteleri bu düzeyde artmışken, her türlü işin yapay zekâ tarafından devralınması ve işin sona ermesi, post-kapitalist bir topluma doğru geçiş, gerçekten de mümkün değil mi?
Sermaye Birikimi, Otomasyon ve İşçileşme
Yapay zekâ ve dijital teknolojilerin iş süreçlerinde kullanımı, yaygın inanışın aksine, genellikle bir işin ya da mesleğin bir bütün olarak yok olması ile sonuçlanmaz. Tabii ki bazı işler, meslekler tarih içinde eskimiş, biçim değiştirmiş ya da tamamen kaybolmuştur. Yapay zekâ modelleri ile de bazı işler topyekûn ortadan kalkabilir. Ancak, daha yaygın etki, işin bir bölümünün makineler tarafından devralınması, böylece işin parçalanması, parçalanan ve takip edilmesi kolaylaşan iş temelinde emek denetiminin artışı ve işin vasıfsızlaşması biçimindedir.[17] Dijital teknolojilerin ve yapay zekâ modellerinin iş süreçlerinde kullanımına ilişkin deneyimler de bu genel tespitle uyumlu gözükmektedir.
Elbette otomasyon, iş süreçlerinin önemli bir boyutu ve sermayenin içsel bir eğilimidir. Kapitalist, işleri otomatize ederken maliyetleri düşürmek, verimliliği yükseltmek ve kârını arttırmak ister. Dolayısıyla tek tek işletmelerdeki göreli işçi sayısı, kimi durumlarda mutlak işçi sayısı azalma eğilimindedir. Bununla birlikte işçilerin yerini makinelerin almasıyla azalan işçi sayısı, çeşitli biçimlerde telafi edilebildiği gibi istihdam artışını teşvik eden çok sayıda yapısal etken vardır. Bu bakımdan otomasyon, sermayenin organik bileşiminde artış, sermaye yoğunlaşması, yeni istihdam alanlarının doğuşu ve işçileşme toplumsal sermaye birikiminin farklı görünümleridir, birlikte var olurlar.
İşletme bazında otomasyon ve istihdam
Sermayenin amacı daima daha fazla artı-değere el koymaktır ve bu da sermayenin giderek artan büyüklükte yatırımlarını gerekli kılar. Sermaye birikimi, el konulan artı-değer, ek ya da yeni bir yatırıma dönüştürüldüğü oranda mümkün olabilir.
Çeşitli sektörler arasında, hatta aynı sektördeki işletmeler arasında otomasyona duyarlılık farklılık gösterir. Yine de sermayenin genel eğilimi birim maliyeti düşürmek için emek gücünü ikame eden[18] daha gelişmiş üretim araçları kullanmaktır. Bu nedenle, bir işletmede, örneğin bir ajansta, grafik tasarımcı yerine daha fazla yapay zekâ uygulaması kullanıldıkça, üretim araçları ve ham maddelere ayrılan değişmeyen sermaye, işçilere ayrılan değişen sermayeye oranla giderek artar. Bu, 30 işçinin çalıştığı bir ajansta, üretken yapay zekâ modellerinin kullanılması ve 15 işçinin çalışmasıyla aynı miktarda ya da daha fazla çıktı üretilmesi anlamına gelir. Bu örnek eğilimin bir yönünü yansıtır, ancak sermayenin büyüme ve birikim eğilimi henüz göz ardı edilmiştir.
Marx’ın Kapital’in birinci cildinde verdiğine benzer bir örnek şöyle ifade edilebilir[19]: Bir işletmede işçilerin ortalama ücretlerinin sabit olduğunu ve 300 işçiye toplam 3000 euro (değişen sermaye) verildiğini, makinelere ve hammaddelere yapılan yatırımın da 9000 euro (değişmeyen sermaye) olduğunu varsayalım. Sermayenin organik bileşimi (9000/3000) 3’tür. Yeni makinelerin 100 işçinin yerini aldığını böylece sermayenin değişmeyen kısmının değerinin 10.000 euroya yükseldiğini düşünelim. Bu durumda sermayenin organik bileşimi (10000/2000) 5’e yükselmiştir. Yeni teknik altyapısıyla şirketin piyasadaki gücünü artırması ve üretim hacmini iki katına çıkarması durumunda, değişmeyen sermayeye yaptığı yatırım 20 bin euro’ya çıkarken gereken işçi sayısı da iki katına (değişmeyen sermaye de 4000 euro’ya) çıkacaktır. Böylece gelişmiş makinelerle işçi sayısı nispi olarak azalmasına rağmen yatırım hacmindeki büyüme ile işçi sayısı 400’e çıkarak ilk duruma göre mutlak olarak artmış olacaktır. Üretim sürecinde daha gelişmiş makinelerin kullanılması ve göreli işçi sayısının azalması ile mutlak işçi sayısının artışı aynı anda söz konusu olabilir.
Birikim ve genişleme zorunluluğu sermayeyi yeni yatırımlar yapma ve daha fazla emekçiyi istihdam etmeye zorlar. Çünkü sermaye, bir süre sonra artık aynı sermaye değildir. Birikmiştir, büyümüştür. Biriken sermaye yeni yatırımlara dönüşmek, yeni yatırım alanları bulmak zorundadır. Marx’ın vurguladığı gibi “Biriktirmek toplumsal zenginlik alemini ele geçirmek, sömürdüğü insanların kitlesini artırmak ve böylece kapitalistin dolaylı ve dolaysız egemenliğini genişletmek demektir.”[20]
Sermayenin boyutlarının büyümesi ve mutlak işçi sayısının artışı konusunda e-ticaret tekeli Amazon iyi bir örnektir. Amazon’un dağıtım depolarında kullandığı robot sayısı ve değişmeyen sermayesinin boyutları son yıllarda olağanüstü bir artış gösterdi. 2015 yılında kullanılan robot sayısı 30 bin iken 2019 yılında bu sayı 200 bini, 2025 yılında ise bir milyonu aştı.[21] Robot sayısındaki bu artışın yarattığı ilk beklenti işçi sayısında düşme olsa da sonuç tam tersi. 2010 yılında 33 bin 700 işçi varken bu sayı 2015 yılında 230 bin 800, 2020 yılında ise 798 bin, 2026 başında 1 milyon 580 bine yükseldi.[22]
Amazon gibi hızlı büyüyen bir şirket örneği biraz istisna gibi gelebilir. Ancak büyüme halinde olan ya da yeni yatırım yapan birçok şirkette işçi sayısı artış eğilimindedir. Öte yandan tersi örnekler, yani yeni teknolojileri kullanarak işçi sayısının azaldığı şirketler de bir o kadar çoktur. Karşıt yönlü eğilimlerin ekonomi üzerindeki toplam etkisi kısa ve uzun vadede farklı olabilir, burada konjonktür belirleyicidir. Ancak genel eğilimi anlamak için tekil sermayenin ötesine geçmek, toplam sermaye hareketini incelemek gerekir.
Toplam Sermayenin Hareketi ve İstihdam
Toplam sermaye, yani “genel olarak sermaye” büyümek zorundadır. Küçülmesi ve bunun belirli bir süre boyunca devam etmesi ekonomikkriz anlamına gelir. Toplam sermayenin hareketi bakımından kriz, olağanüstü ya da istisnai bir durumda değil bu hareketin uğraklardan biridir. Ancak biridir. Her krizi, durgunluk, canlanma ve aşırı üretim gibi süreçler takip eder. Elbette bu şablon bir döngü değildir. Sınıflar arası ve sınıf içi mücadeleler, bunun devlet ve genel politikalara yansıması, partilerin konumu gibi birçok faktör bu döngüdeki kimi süreçlerin uzamasına, kimilerinin kısalmasına neden olabilir. Ancak, tarihsel süreçten açıkça görüldüğü üzere, farklı uğraklardan geçen toplam sermayenin genel eğilimi büyüme yönündedir. Birçok ülke ekonomisi son iki ya da üç yüz yıl içinde yüzlerce ya da binlerce kat büyümüştür.[23] Bu eğilim, kapitalizmin temel yasalarından birisi olan sermaye birikimi ile uyumlu olduğu kadar, onun genel bir sonucudur.[24]
Toplam sermaye büyüdükçe az ya da çok yeni istihdam olanakları ortaya çıkar. Ancak bu süreç de çok boyutludur. Çünkü toplam sermayenin büyümesi, aynı zamanda otomasyonla birlikte olabilir ve bu da büyüme ile gelen istihdam artışını dengeleyebilir. Bununla birlikte, sermaye birikimi artı-değerin üretilmesi ve gerçekleşmesine dayandığından, toplam sermayenin az çok istikrarlı bir büyümesi tahakküm altına aldığı emekçi kitleleri arttırmadığı sürece mümkün değildir. Öyleyse, burada sermaye hareketinin iki içsel niteliği açığa çıkar: İlki, otomasyonla emeğin ikamesi (böylece emek gücünün değerinin düşürülmesi ve nispi artı-değere el koyulması), ikincisi, sermayenin daha fazla artı-değere el koymak üzere daha büyük bir emekçi kitlesini tahakküm altına alma eğilimi, başka bir deyişle işçileşmenin teşviki. Marx bu tipik durumu şöyle ifade etmişti:
“Emekçi nüfus veri iken, artı-değer kitlesinin, dolayısıyla mutlak kâr kitlesinin, artı-değer oranının, ister iş gününün uzaması ya da yoğunlaşması, ister emeğin üretkenliğindeki artma nedeniyle ücretlerin değerindeki bir düşme yoluyla büyümesi gerekir ve bunun, değişen sermayenin değişmeyen sermayeye göre nispi bir azalma göstermesine karşın böyle olması gerekir. Toplumsal emeğin üretkenliğindeki aynı gelişme, toplam sermayeye göre değişen sermayedeki nispi azalmayla ve birikimdeki hızlanmayla … kendisini açığa vuran yasalar, bu aynı gelişme, geçici dalgalanmalar dışında, kullanılan toplam emek gücünün gitgide artmasında ve artı-değer ve dolayısıyla kârın mutlak kitlesinin artmasında kendisini gösterir.”[25]
Marx’ın yaklaşımında çağdaş yaygın anlayıştan farklı bir boyut vardır: Bütünlüğün, toplumsal işleyişin analize dahil edilmesi. Burada, günlük bakışta çelişki gibi görünenler bir aradadır. Hem otomasyon ve işçi sayısında azalma hem de otomasyonu da içeren sermaye birikimi ile işçi sayısında artış.
Sermaye birikimi bağlamında teknolojik gelişmelerin, buna üretken yapay zekâ modelleri de dahil, yeni istihdam alanları açan daha farklı boyutları da vardır. Bunun ayrıntılarına bu yazıda girilemeyecek olsa da günlük yaşamda gördüğümüz birkaç örneği hatırlatmakta fayda var: Sadece e-ticaret olanağının ortaya çıkması ile başka işlerin yanı sıra yüzbinlerce yeni kurye işi ortaya çıktı. Sosyal medya platformlarının doğuşu, dünya genelinde bu platformlarla bağlantılı milyonlarca yeni işi üretti. Ayrıca bir sektörün doğuşu, sadece o sektörde değil sektörün ileri ve geri bağlantılarının olduğu onlarca sektördeki istihdamı artırma potansiyeline sahiptir.
Ayrıntılandırmayacağımız diğer bir boyut ise, sermaye birikiminin aynı zamanda bir sermaye yoğunlaşması ve merkezileşmesi süreci olmasıdır. Bu da teknolojik gelişmeleri bağrında taşıyan sermaye birikiminin aynı zamanda, sermayeyi çevreden alıp merkezde toplaması, dolayısıyla kendi üretim aracıyla çalışan küçük burjuvazinin de mülksüzleşip işçileşmesi anlamına gelir.
Burada bir kısmına değindiğimiz eğilimler sonucunda, hızlı teknolojik gelişmelere rağmen hem tek tek ülkelerde hem de dünya genelinde işçi sayısı hızlı bir biçimde artmaktadır. En büyük işçileşme süreci Çin ve Hindistan gibi yüksek nüfuslu ülkelerde yaşanmaktadır. 1991 yılında Çin’de ücretli çalışanların toplam istihdama oranı %30,2 iken 2025’te 62,3’e çıkmıştır. Aynı dönemde Hindistan’da ücretli çalışanların oranı %14,6’dan %25,1’e yükselmiştir. Sadece bu iki ülkedeki rakamlar, yüz milyonlarca köylü ya da küçük mülk sahibinin işçileşmesi anlamına gelmektedir.[26]
Yaygın beklentiye aykırı bir diğer örnek dünyanın en robotik ülkesi Güney Kore’dir. Kore’de robot kullanımı olağanüstü yüksektir: 10 bin çalışan başına 1220 robot.[27] Güney Kore’de giderek artan robot yoğunluğuna rağmen, büyüyen sermaye birikimi nedeniyle çok sayıda yeni iş ve istihdam alanı ortaya çıkmıştır. 2000-2026 yılları arasında, Güney Kore nüfusu %10 civarında artarken istihdam edilenlerin sayısı %45 civarında artmıştır.[28] Bu eğilim tek tek ülkelerde sınırlı olmayan küresel bir olgudur. 1991 yılında dünya genelinde ücretli ve maaşlı çalışanların sayısı 1 milyar civarında iken 2024 yılında bu sayı 1 milyar 780 milyonu aşmıştır.[29]
Karşıt eğilimler
Toplam sermayenin birikiminde genel eğilim işçi sayısındaki artıştır, ancak bu adı üzerinde bir eğilimdir ve karşıt eğilimleri de içerir. Çünkü sermaye birikim süreci denge ile değil, çelişki ve istikrarsızlıklarla ilerler.
Günümüzde yeni istihdam alanlarının ortaya çıkmasını zorlaştıran kritik etkenlerin başında düşük verimlilik oranları gelmektedir. Yapay zekâ ve robotik teknolojilerine yapılan devasa yatırımlara rağmen ekonomi genelinde beklenen verimlilik artışı uzun zamandır elde edilebilmiş değildir. Hatta geçmiş dönemlere nazaran oldukça düşüktür.[30]
Düşük verimlilik artışının da teşvik ettiği sorunlardan birisi artan otomasyonla bağlantılı olan kâr oranlarındaki düşme eğilimidir. Ortalama kâr oranları üzerine yapılan farklı ölçümler ortalama kâr oranlarının düştüğünü göstermektedir. Basu’nun 25 büyük ekonominin verileriyle yaptığı hesaplamaya göre 1960’da yaklaşık %10 olan ortalama kâr oranı 1980’e gelindiğinde %7’lere düşmüştür. Sonrasında neoliberal uygulamalarla birlikte %8’e kadar çıkmışsa da 2008 krizinin ardından da %7’nin altına inmiştir ve hâlâ bu seviyelerdedir.[31] Kâr oranlarındaki düşüşün yeni yatırım ve iş olanaklarını kısıtlaması olağan bir sonuçtur. Daha düşük oranlı kâr beklentisi, daha az yatırım anlamına gelmektedir.
Düşen kâr oranlarının yarattığı sonuçlardan biri de sermayenin uzun vadeli yatırımlardan çok kısa vadeli finansal girişimlerle kazanç elde etmeye yönelmesidir.[32] Yatırımların finansal alana yönelmesi, günlük hayatın finans tarafından içerilmesi (kredi kartları, borçlanma, krediler vb.), finansal piyasaların genişlemesi ve katılımın artışı, finans sektöründeki sınırlamaların kaldırılması ya da gevşetilmesi gibi olgularla tanımlanan finansallaşma süreci istihdamsız büyümeyi teşvik etmektedir. Ancak, bu finansın tek başına büyümeyi sağladığı anlamına gelmez. Böyle bir büyüme ve sermaye birikimi, ancak başka sektör ya da ülkelerde üretilmiş artı-değerin çeşitli biçimlerde transferi ya da el konulması ile mümkün olabilir. Ancak, sonuç itibariyle finansal alandaki genişleme, istihdam artışını yavaşlatan bir süreç olarak etkili olur.[33]
1990’lı yıllardan itibaren ekonomik büyüme ile istihdam arasındaki ilişkinin zayıfladığı, bazı ülkelerde GSMH artışının istihdamda yeterli bir artış olmaksızın gerçekleştiği görülmüş ve bu durum literatürde istihdamsız büyüme olarak tanımlanmıştır.[34] Bu tür bir büyüme emekçilerin daha yoğun ve uzun sürelerle çalıştırılması, üretimin teknik temelinde yenilenme ve verimlilik artışı, doğal kaynakların fiyatlarındaki yükseliş ya da yüklü bir dış kaynak girişinden kaynaklanabilir. İstihdam artışı sınırlı ya da neredeyse hiç olmayabilir.
Elbette otomasyonun kendisi istihdam artışını sınırlandıran en önemli unsurlardan birisidir. Ekonomi genelinde yoğun bir otomasyonun sonucu işten atılan işçilerin başka iş ve sektörlerde istihdamı, kısa süre içinde, hatta uzun vadede mümkün olmayabilir. Uzun yıllar otomobil üretim bandında çalışmış bir işçi otomasyon sonucunda işten çıkarıldığında, birkaç ay içerisinde yeni işlerin yaratıldığı yazılım sektöründe iş bulamaz. Bu nedenle teknolojik işsizlik daimî bir olgu olarak varlığını sürdürür. Ayrıca, teknolojik ilerlemelerle vasıfların eskimesi sonucu, uzun süreli işsizlik yapısal bir sorun olarak kalıcı hale gelir.
Burada bir kısmına değindiğimiz unsurlar işsizliği arttıran ya da istihdam artışını yavaşlatan karşıt etkenlerdir.
Ancak işsizliğin varlığı ve özellikle uzun süreli işsizliğin süreklilik kazanması post-kapitalist kuramcıların varsaydığının aksine kapitalizmin iş ve emek temelli yapısının çözülmesine işaret etmez. İşsizlik oranları erken kapitalistleşmiş ülkelerde genel olarak oldukça düşük kalmaya devam etmektedir. Örneğin ABD’de son çeyrek yüzyılda işsizlik oranı %3,5 ila %6 arasında değişmiştir. Temmuz 2026 verilerine göre işsizlik %4,1’dir. İşsizlik oranı 2001 dot.com krizi, 2008 krizi ve 2020 Kovid-19 gibi kriz dönemlerinde bu aralığın dışına çıktı ve onu aştı. Kriz sonrasında tekrar ortalama seviyesine adım adım döndü.[35] Başka ülkelerde de benzer eğilimleri görmek mümkün. Güney Kore’de, 1998 Asya Krizi’nin ardından %7’nin üstüne çıkan işsizlik oranı 2000’lerin başında %5’in altına düşmüştür. 2008 Krizi ve 2020 Kovid-19 krizindeki kısa süreli yükselişler dışında, genellikle %3-4 civarında seyretti.[36]
Mevcut işsizlik istatistiklerinin büyük yöntem sorunlarıyla malul olduğu, çok sayıda gerçek işsizi, işsiz olarak kabul etmediği doğru. Buna rağmen sermayenin genel eğilimi, tüm toplumu işsiz hale getirmekten çok, işsiz kitlelerin varlığını hem çalışanlar üzerinde bir baskı aracı olarak kullanmak hem de azalan iş olanaklarıyla onları güvencesiz ve niteliksiz işlerde çalışmaya razı etmek yönündedir.
Fiziki ve manevi yüküne, artan çalışma süreleri ve yoğunluğuna, sendikal hak ve korumaların zayıflamasına rağmen emekçiler hayatlarını sürdürmek için emek güçlerini satarak bir işte çalışmak zorundalar. Mevcut işsizlik, tüm toplumun işlerden azade olmasının, yani kendiliğinden bir kapitalizm sonrasının yolunu açmak bir yana tüm emekçileri daha kötü koşullardaki işlerde çalışmaya itmektedir. Söz konusu olan iş sonrası bir toplum değil, iş dayatmasının arttığı, emeğin daha yoğun bir sömürüye maruz kaldığı iş merkezli kapitalist bir toplumdur. Mevcut işsizlik ile “iş-sonrası toplum” niteliksel olarak farklı olgulardır.
Sonuç
Kapitalist üretim ilişkilerinde, otomasyon, bağımsız bir unsur değil, sermaye birikiminin bir bileşenidir. Farklı politik geleneklerden gelen ve farklı gelecek tasavvurlarına sahip post-kapitalist kuramcılarının yanılgısının temeli, kapitalist üretim biçiminin nasıl işlediğini yeterli ve doğru bir biçimde analiz edememeleridir. Otomasyonu, içinde işlediği sermaye birikimi bağlamından koparmakta, böylece onun sadece teknik sonucuna yani yüzeyde görünene odaklanmaktadırlar.
Otomasyon ve teknoloji içinde bulunduğu kapitalist bağlam içerisinde düşünüldüğünde, onu teşvik eden kadar sınırlayan çok sayıda iktisadi, sosyal ve kültürel faktör olduğu görülmektedir.
Otomasyonla birlikte tek tek işyerlerinde işçi sayısı azalma eğilimindedir. Ancak üretimin, ticari faaliyetin ve sermayenin boyutları büyüdükçe toplam işçi sayısı da belirli ölçülerde artmaktadır. Ülke düzeyindeki istihdam verileri bunu göstermektedir. Dünya genelinde de işçi sınıfı kitlesi hızlı bir biçimde, sermaye toplamı ise çok daha hızlı bir biçimde büyümektedir.
Post-kapitalist kuramcılar gelişen teknolojiler, otomasyon, finansallaşma, verimlilikte düşüş gibi nedenlerle kapitalizmin iş yaratma konusunda kimi zorluklarla karşı karşıya kaldığı konusunda haklılar. Bununla birlikte, kapitalist toplumlarda işin bu tür bir yok oluşuna ilişkin herhangi bir emare söz konusu değil. Kapitalist üretim biçimi hâlâ esas olarak işçi ile sermayedar arasındaki iş ilişkisine dayanmaya devam ediyor. İşsizlik büyük ve önemli bir sorun olsa da işin tükendiğini değil, kapitalist toplumsal mekanizmanın, işleyiş mantığı gereği işle birlikte işsizliği de ürettiğini gösteriyor. İşsizlerin geçim araçlarından kopuşu ve içine düştükleri aşırı yoksulluk, işin bir gelir kaynağı olarak işlevini sürdürmesiyle doğrudan bağlantılı.
Emekçilerin iş süreçlerinde karşılaştığı sorunlar da iş ve işe dayalı kapitalizminin yok oluşunu değil, tam tersine, kapitalist mantığın çıplak biçimiyle çalışma yaşamına uygulanmasını simgeliyor. İşçiler işten özgürleşmek bir yana daha fazla iş yoğunluğu ve emek denetimine maruz kalıyor. İş koşulları kötüleşiyor, işçiler ikinci bir ek işte çalışmak zorunda kalıyor. Yeni metalaşma ve şirketleşme alanları ile kapitalist iş ilişkileri daha önce metalaşmamış toplumsal alanlara yayılıyor. Yeni teknolojik araçlarla iş, mesai saatlerinin ötesine taşınıyor ve tüm hayatı kapsama eğilimine giriyor.[37]
Post-kapitalist kuramcıların otomasyonla birlikte toplam işlerin azaldığı ve işe dayalı kapitalizmin kendiliğinden bir yok oluşa sürüklendiği varsayımı çağdaş kapitalizmin güncel gerçekliği ile uyuşmamaktadır. Emekçilerin önünde duran tehlike otomasyonla ortaya çıkan neredeyse tüm toplumu saran bir işsizlik değil, tersine, toplumsal faaliyetler ve emek gücünün daha çok metalaştırıldığı, düşük ücretin yaygınlaştığı, iş hayatında ve toplumsal yaşamda güvencesizliğin egemen olduğu, gelir dağılımındaki adaletsizliğin arttığı, yoksulluğun ve işsizliğin toplumun geniş kesimleri üzerindeki etkisini sürdürdüğü kapitalist mekanizmadır. Onun ortadan kaldırılması da kapitalizmin kendiliğinden post-kapitalizme dönüşümüyle değil tam da bu sorunlardan ve sömürüden muzdarip olanların yeni bir toplumu kendi elleri ve zihinleriyle kurmasıyla mümkündür.
Kaynakça
Arntz, M.; T. Gregory, U. Zierahn (2016) “The Risk of Automation for Jobs in OECD Countries: A Comparative Analysis”, OECD Social, Employment and Migration Working Papers, No. 189, OECD Publishing, Paris.
Bastani, A. (2019) Fully Automated Luxury Communism: A Manifesto, Verso, Londra.
Benanav, A. (2019) Automation and the Future of Work, Verso, Londra ve New York.
Bhorat, H. and M. Oosthuizen (2006) “Evolution of The Labour Market: 1995-2002”, Poverty and Policy in Post-Apartheid South Africa içinde, H. Bhorat ve R. Kanbur (ed.), HSRC Press, Cape Town.
Braverman, H. (2008) Emek ve Tekelci Sermaye: Yirminci Yüzyılda Çalışmanın Değersizleştirilmesi, çev. Ç. Çidamlı, Kalkedon Yayınları, İstanbul.
Brynjolfsson, E.; A. McAfee (2018) The Second Machine Age, çev. L Göktem, Türk Hava Yolları Yayınları, İstanbul.
Carmeli, A.; A. Sternberg, A.; D. D. Elizur (2008) Organizational culture, creative behavior, and information and communication technology (ICT) usage: A facet analysis, Cyberpsychology & Behavior, 11(2), 175-180.
Danaher, J. (2019) Automation and Utopia: Human Flourishing in a World without Work, Harvard University, Cambridge, Massachusetts.
Derks, D.; A. B. Bakker (2014) “Smartphone use, work–home interference, and burnout: A diary study on the role of recovery”, Applied Psychology, 63, 3, 411-440.
Ford, M. (2018) Robotların Yükselişi: Yapay Zekâ ve İşsiz Bir Gelecek Tehlikesi, çev. C. Duran, 4. Basım, Kronik Kitap, İstanbul.
Frase, P. (2019) Dört Gelecek: Kapitalizmden Sonra Hayat, çev. A. E. Pilgir, Koç Üniversitesi Yayınları, İstanbul.
Frey, C. B.; M. Osborne (2017) “The Future of Employment: How Susceptible are Jobs to Computerisation?”, Technological Forecasting and Social Change, 114, 254–280.
GeekWire (2025) “Amazon tops 1 million robots: Here’s what they do”, https://www.geekwire.com/2025/amazons-robot-workforce-hits-1-million-heres-what-they-all-do/
Heater, B. (2019) “Amazon says it has deployed more than 200,000 robotic drives globally”, Tech Crunch, https://techcrunch.com/2019/06/05/amazon-says-it-has-deployed-more-than-200000-robotic-drives-globally/
IFR (2025) “Robot Density In The Manufacturing Industry 2024”, https://ifr.org/news/robot-density-surges-in-europe-asia-and-americas/
Kim, E. (2015) “Amazon is now using a whole lot more of the robots from the company it bought for $775 million”, Business Insider, https://www.businessinsider.com/amazon-doubled-the-number-of-kiva-robots-2015-10?r=UK
Koşar, A. (2023) Robotlar İşimizi Elimizden Alacak mı? Teknoloji, Emek, Gelecek, İkinci Baskı, Kor Kitap, İstanbul.
Macrotrends (2026) “Çalışan Sayısı'in Amazon.com, Inc.”, https://tr.tradingview.com/symbols/NASDAQ-AMZN/financials-statistics-and-ratios/number-of-employees/
Marx, K. (2000) Kapital: Birinci Cilt, çev. A. Bilgi, Sol Yayınları, Ankara.
Marx, K. (2003) Kapital: Üçüncü Cilt, Sol Yayınları, Ankara.
Mason, P. (2016) Kapitalizm Sonrası: Geleceğimiz İçin Bir Kılavuz, çev. Ş. Alpagut, Yordam Kitap, İstanbul.
Moody, K. (2018) “High Tech, Low Growth: Robots and the Future of Work”, Historical Materialism, 26(4), 3-34.
Nedelkoska, L.; G. Quintini (2018) Automation, skills use and training, OECD Social, Employment and Migration Working Papers, OECD Publishing, Paris.
Orhangazi, Ö. (2008) “Keynesgil Finansal Düzenlemelerden Finansallaşmaya: İktisat Literatürü ve ABD Ekonomisinin Finansallaşmasına Tarihsel Bir Bakış”, ODTÜ Gelişme Dergisi, 35, 133-159.
PPI (2024) “Trade Fact of the Week: Half of the world’s 3.51 billion workers don’t have regular pay or labor law protections”, https://www.progressivepolicy.org/trade-fact-of-the-week-half-of-the-worlds-3-51-billion-workers-dont-have-regular-pay-or-labor-law-protections/
Rifkin, J. (1996) The End of Work: The Decline of the Global Labor Force and the Dawn of the Post-Market Era, G. P. Putnam’s Sons, New York.
Roberts, M. (2022) “A world rate of profit: important new evidence”, https://thenextrecession.wordpress.com/2022/01/22/a-world-rate-of-profit-important-new-evidence/.
Srnicek, N.; A. Williams (2015) Inventing the Future: Postcapitalism and a World Without Work, Verso, London.
Statista (2026) “South Korea – Number of Workers”, https://www.statista.com/statistics/1124769/south-korea-number-of-workers/
The Economist (2026) “An Interview with Elon Musk”, https://www.economist.com/insider/the-insider/an-interview-with-elon-musk
The World Bank (2026) “Wage and salaried workers, total (% of total employment) (modeled ILO estimate) – China, India”, https://data.worldbank.org/indicator/SL.EMP.WORK.ZS?locations=CN-IN
Trading Economics (2026a) South Korea – Employed Persons”, https://tradingeconomics.com/south-korea/employed-persons
Trading Economics (2023b) “United States Unemployment Rate”, https://tradingeconomics.com/united-states/unemployment-rate
Trading Economics (2023c) “South Korea Unemployment Rate”, https://tradingeconomics.com/south-korea/unemployment-rate
Üzar, U. (2019) “Kapitalizmin finansallaşma sürecinde önemli bir sorun olarak işsizlik: Tartışma ve analiz”, Siyasal: Journal of Political Sciences, 28, 1, 73-97.
Worldometers (2026) “Güney Kore Nüfusu”, https://www.worldometers.info/tr/dunya-nufusu/guney-kore-nufusu/
- The Economist (2026) “An Interview with Elon Musk”, https://www.economist.com/insider/the-insider/an-interview-with-elon-musk ↩
- Brynjolfsson, E. ve McAfee, A. (2018) The Second Machine Age, çev. L Göktem, Türk Hava Yolları Yayınları, İstanbul. ↩
- Ford, M. (2018) Robotların Yükselişi: Yapay Zekâ ve İşsiz Bir Gelecek Tehlikesi, çev. C. Duran, 4. Basım, Kronik Kitap, İstanbul. ↩
- Mason, P. (2016) Kapitalizm Sonrası: Geleceğimiz İçin Bir Kılavuz, çev. Ş. Alpagut, Yordam Kitap, İstanbul. ↩
- Srnicek, N.; A. Williams (2015) Inventing the Future: Postcapitalism and a World Without Work, Verso, London. ↩
- Bastani, A. (2019) Fully Automated Luxury Communism: A Manifesto, Verso, London. ↩
- Frase, P. (2019) Dört Gelecek: Kapitalizmden Sonra Hayat, çev. A. E. Pilgir, Koç Üniversitesi Yayınları, İstanbul. ↩
- Danaher, J. (2019) Automation and Utopia: Human Flourishing in a World without Work, Harvard University, Cambridge, Massachusetts. ↩
- Frase, Dört Gelecek, sf. 25. ↩
- Rifkin, J. (1996) The End of Work: The Decline of the Global Labor Force and the Dawn of the Post-Market Era, G. P. Putnam’s Sons, New York. ↩
- Moody, K. (2018) “High Tech, Low Growth: Robots and the Future of Work”, Historical Materialism, 26(4), 3-34. ↩
- Frey, C. B. and Osborne M. (2017) “The Future of Employment: How Susceptible are Jobs to Computerisation?”, Technological Forecasting and Social Change, 114, 254–280, sf. 268. ↩
- Mason, Kapitalizm Sonrası, sf. 241-42. ↩
- Mason, Kapitalizm Sonrası, sf. 248 ↩
- Arntz, M.; T. Gregory, U. Zierahn (2016) “The Risk of Automation for Jobs in OECD Countries: A Comparative Analysis”, OECD Social, Employment and Migration Working Papers, No. 189, Paris: OECD Publishing, sf. 21. ↩
- Nedelkoska, L. & Quintini, G. (2018) Automation, skills use and training, OECD Social, Employment and Migration Working Papers, OECD Publishing, Paris; Arntz ve arkadaşları, The Risk of Automation for Jobs in OECD Countries, sf. 7-8. ↩
- Braverman, H. (2008) Emek ve Tekelci Sermaye: Yirminci Yüzyılda Çalışmanın Değersizleştirilmesi, çev. Ç. Çidamlı, Kalkedon Yayınları, İstanbul. ↩
- Gelişmiş makineler her zaman emek gücünün ikame edilmesi anlamına gelmez. ↩
- Marx, K. (2000) Kapital: Birinci Cilt, çev. A. Bilgi, Sol Yayınları, Ankara, sf. 429. ↩
- Marx, Kapital: Birinci Cilt, sf. 566. ↩
- Kim, E. (2015) “Amazon is now using a whole lot more of the robots from the company it bought for $775 million”, Business Insider, https://www.businessinsider.com/amazon-doubled-the-number-of-kiva-robots-2015-10?r=UK; Heater, B. (2019) “Amazon says it has deployed more than 200,000 robotic drives globally”, Tech Crunch, https://techcrunch.com/2019/06/05/amazon-says-it-has-deployed-more-than-200000-robotic-drives-globally/; GeekWire (2025) “Amazon tops 1 million robots: Here’s what they do”, https://www.geekwire.com/2025/amazons-robot-workforce-hits-1-million-heres-what-they-all-do/ ↩
- Macrotrends (2026) “Çalışan Sayısı'in Amazon.com, Inc.”, https://tr.tradingview.com/symbols/NASDAQ-AMZN/financials-statistics-and-ratios/number-of-employees/ ↩
- Örneğin yıllık %3,5 gibi büyüme oranı ile bir ekonomi yaklaşık 200 yılda 1000 kat büyür. ↩
- Koşar, A. (2023) Robotlar İşimizi Elimizden Alacak mı? Teknoloji, Emek, Gelecek, İkinci Baskı, Kor Kitap, İstanbul. ↩
- Marx, K. (2003) Kapital: Üçüncü Cilt, Sol Yayınları, Ankara, sf. 195. ↩
- The World Bank (2026) “Wage and salaried workers, total (% of total employment) (modeled ILO estimate) – China, India”, https://data.worldbank.org/indicator/SL.EMP.WORK.ZS?locations=CN-IN ↩
- IFR (2025) “Robot Density In The Manufacturing Industry 2024”, https://ifr.org/news/robot-density-surges-in-europe-asia-and-americas/ ↩
- Statista (2026) “South Korea – Number of Workers”, https://www.statista.com/statistics/1124769/south-korea-number-of-workers/; Trading Economics (2026a) South Korea – Employed Persons”, https://tradingeconomics.com/south-korea/employed-persons, Worldometers (2026) “Güney Kore Nüfusu”, https://www.worldometers.info/tr/dunya-nufusu/guney-kore-nufusu/ ↩
- PPI (2024) “Trade Fact of the Week: Half of the world’s 3.51 billion workers don’t have regular pay or labor law protections”, https://www.progressivepolicy.org/trade-fact-of-the-week-half-of-the-worlds-3-51-billion-workers-dont-have-regular-pay-or-labor-law-protections/ ↩
- Benanav, A. (2019) Automation and the Future of Work, Verso, London and New York. ↩
- Roberts, M. (2022) “A world rate of profit: important new evidence”, https://thenextrecession.wordpress.com/2022/01/22/a-world-rate-of-profit-important-new-evidence/ ↩
- Orhangazi, Ö. (2008) “Keynesgil Finansal Düzenlemelerden Finansallaşmaya: İktisat Literatürü ve ABD Ekonomisinin Finansallaşmasına Tarihsel Bir Bakış”, ODTÜ Gelişme Dergisi, 35, 133-159, sf. 145. ↩
- Üzar, U. (2019) “Kapitalizmin finansallaşma sürecinde önemli bir sorun olarak işsizlik: Tartışma ve analiz”, Siyasal: Journal of Political Sciences, 28, 1, 73-97, sf. 94. ↩
- Bhorat, H. and M. Oosthuizen (2006) “Evolution of The Labour Market: 1995-2002”, Poverty and Policy in Post-Apartheid South Africa içinde, H. Bhorat ve R. Kanbur (ed.), HSRC Press, Cape Town, sf. 158 ↩
- Trading Economics (2023b) “United States Unemployment Rate”, https://tradingeconomics.com/united-states/unemployment-rate ↩
- Trading Economics (2023c) “South Korea Unemployment Rate”, https://tradingeconomics.com/south-korea/unemployment-rate ↩
- Derks, D. and Bakker, A. B. (2014) “Smartphone use, work–home interference, and burnout: A diary study on the role of recovery”, Applied Psychology, 63, 3, 411-440; Carmeli, A., Sternberg, A. ve Elizur, D. D. (2008) Organizational culture, creative behavior, and information and communication technology (ICT) usage: A facet analysis, Cyberpsychology & Behavior, 11(2), 175-180. ↩



