Özlem Alev Demirel[1]

Almancadan çeviren: Mehmet Çallı

 

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısından çok önce, mevcut Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen (2019) “büyük güçler arasındaki rekabetin geri dönüşünü” içinde bulunduğumuz dönemin “en fazla öne çıkan özelliği” olarak tanımlamıştı. Ona göre bu yeni düzende kendini gösterebilmek için AB, çıkarlarını stratejik ve özerk bir şekilde savunmaya hazır olmalıydı. Bunu yapabilmek için de sadece gelişmiş askeri yeteneklere değil, aynı zamanda bu çıkarları savunacak ve yeteneklerini gerektiği gibi kullanacak iradeye de ihtiyacı vardı.

Stratejik özerklik kavramı jeo-ekonomik unsurları da (tedarik zincirleri, teknoloji jeopolitiği gibi) içermekle birlikte, AB’nin ana odağı, konsepti ilk başta ortaya çıkaran askeri yeteneklerinin genişletilmesi olmaya devam etmektedir. Sektörün bir araya getirilmesi (“konsolidasyon“) yoluyla bir Avrupa (ya da daha doğru tabirle Fransız-Alman hakimiyetindeki) savunma kompleksinin geliştirilmesi, özerklik çabalarının uygulanması açısından en önemli ön koşullardan biri olarak görülmektedir. Her ne kadar on yıllardır bu yönde girişimler söz konusu olsa da Haziran 2016’da Birleşik Krallık’ta yapılan AB’den ayrılma referandumu bu yönde muazzam bir ivme kazandırdı.

O zamana kadar kendi jeopolitik çıkarları nedeniyle her dönem frene basmış olan Birleşik Krallık’ın yokluğunda Avrupa’nın güç mimarisi değişti ve Almanya ile Fransa’ya kendi çıkarlarına hizmet edecek bir silahlanma kompleksinin inşasında öncü bir rol üstlenme fırsatı verdi.

Brexit kararından bu yana hızlı bir şekilde, bir zamanların sivil gücü AB’nin silahlanma ve askeri birlik olma yolunda ve hatta son dönemde kısmen de olsa savaş ekonomisine doğru net adımlar attığı yeni yapılar ve araçlar oluşturulmaktadır. Ancak bu gelişme, hem kendini AB’nin lideri ilan eden güçler arasındaki iç ilişkilerinde hem de diğer AB ülkelerinin gösterdiği tepkilerde ortaya çıkan çelişkiler ve hatta kimi zaman karşıt eğilimlerden yoksun olarak cereyan etmemektedir; bu makalede bu konuda kısa bir özet sunulmaktadır.

 

AST’den ABKS’ye

Avrupa Savunma Topluluğu”nun (AST) 1954’te Fransız Ulusal Meclisi tarafından reddedilmesi, Avrupa’nın muhtemel özerklik çabaları açısından uzun yıllar belirleyici oldu. O tarihten itibaren Avrupa askeri politikasına ilişkin meseleler NATO’nun meselesi haline geldi ve dolayısıyla ABD’nin liderliğine tabi oldu.

Bu düzen Soğuk Savaş boyunca (Fransa’nın yaptığı muhtelif “taciz ateşlerine” rağmen) nispeten istikrarlı bir şekilde devam etti ve ancak 1990’larda gerçekten değişmeye başladı. Avrupa’nın askeri yapı ve kapasitelerinin geliştirilmesi yönünde taleplerin yükselmesi için gerçi fazla zaman geçmesi gerekmedi. Ancak o dönemde gösterilen çabaların hedefi NATO’dan ve dolayısıyla ABD’den en azından belli bir ölçüde bağımsız (özerk) kabiliyetler oluşturmak değildi. Daha ziyade, Avrupa’nın katkısı NATO içinde güçlendirilecek ve NATO’ya tabi olunmaya devam edilecekti. Birleşik Krallık, bunun ötesine geçen tüm girişimleri büyük ölçüde sönümlendiriyordu ve Haziran 2016’da AB’den ayrılmak için yapılan referandumla birlikte özerk yapıların geliştirilmesinin önündeki ana engel neredeyse bir gecede Avrupa sahnesinden kayboldu.

Her ne kadar “stratejik özerklik” kavramı bir süredir Brüksel koridorlarında dolaşıyor olsa da, Birleşik Krallık referandumundan sadece birkaç gün sonra AB Küresel Stratejisi’nin (ABKS) kabul edilmesinden bu yana planlamanın odağına yerleşmiştir.[2] Özerk kapasitelerin önemi, 29 Haziran 2016’da sunulan ve şu anda Birliğin en üst düzey güvenlik politikası belgesi olan belgenin çeşitli yerlerinde vurgulanmaktadır. Buna ek olarak, ABKS, AB’nin “çıkarları” olarak “açık ve adil bir ekonomik sistem” ile “kaynaklara erişimi” tarif etmektedir. Buna göre, ticaret yollarının ve “Hint Okyanusu“, “Akdeniz“, “Gine Körfezi“, “Güney Çin Denizi” ve “Malakka Boğazı“ndaki önemli deniz yollarının “korunması” da bu bağlamda değerlendirilmektedir. Diğer çıkar alanları ise doğu yönünde “Orta Asya’ya kadar” ve güneyde “Orta Afrika’ya kadar” uzanmaktadır.[3]

Aynı zamanda Küresel Strateji’de Birliğin “askeri mükemmeliyete” ulaşma hedefi ilan edilmektedir; bunun için “temel stratejik gereklilikler de dâhil olmak üzere kara, hava, uzay ve deniz yeteneklerinin tamamının mevcut olması” gerekmektedir. Bu amaçla “özerk” kapasitelerin oluşturulması gerekmektedir, ancak “bu kabiliyetlerin büyük bir kısmının edinilmesi ve sürdürülmesi” savunma sektörünün bir havuzda toplanmasını gerektirmektedir; ki bu da üye devletlerin “gelecekte bu alanda iş birliğini norm olarak kabul etmelerini” sağlayacak yapıları gerektirmektedir. Bu aynı zamanda Avrupa’nın özerklik çabaları için temel bir ön koşul olan Avrupa savunma sanayinin güçlendirilmesine de katkıda bulunmalıdır: “Sürdürülebilir, yenilikçi ve rekabetçi bir Avrupa savunma sanayii, Avrupa’nın stratejik özerkliği ve güvenilir bir OGSP (Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası) için elzemdir.”[4]

 

Silahlanma birliğinin ‘mantığı’

Avrupa silahlanma sektörünün bir çatı altında toplanması yönündeki çağrıların ardında nihayetinde oldukça basit sayılabilecek kimi varsayımlar yatmaktadır: Buna göre, örneğin ABD’nin tersine AB’de sektörün büyük ölçüde parçalanmış (“bölümlere ayrılmış“) olduğu söyleniyor. İhalelerin ağırlıklı olarak 27 üye devlet arasında ulusal şirketlere verildiğine, bunun sonucunda üretilen ürün sayısının düşük, ölçek ekonomisinin yetersiz ve dolayısıyla fiyatların yüksek olduğuna dikkat çekiliyor. Bu durumun ise, küresel ihracat pazarlarındaki rekabet gücünü ve uzun vadede, stratejik özerklik için gerekli olduğu düşünülen küçük ulusal pazarlar nedeniyle tüm sektörün hayatta kalmasını tehlikeye attığı belirtiliyor.

Bu bağlamda, AB Parlamentosu Bilim Servisi tarafından yapılan bir çalışma, savunma sektörünün bir çatı altında toplanmasının yıllık 26 milyar avro ile 130 milyar avro arasında tasarruf sağlayabileceği sonucuna varmıştır.[5] Benzer bir yelpaze AB Komisyonu tarafından da resmi olarak benimsenmiştir: Komisyon potansiyel tasarrufun 25 milyar ila 100 milyar avro arasında olacağını tahmin etmiştir.[6] Bu değerlendirmelere göre, sektörün konsolidasyonu yatırılan euro başına önemli ölçüde daha fazla askeri güç ve güçlendirilmiş bir endüstri ile sonuçlanacaktır. Burada kastedilen iş hacmi, daha az sayıda ama önemli ölçüde daha büyük şirketler (Eurochampions) tarafından sunulan az sayıda ve Avrupa çapında daha büyük siparişleri kapsamaktadır: “Nihai hedef, Avrupa’da halen kullanılmakta olan 180 kadar karmaşık silah sistemi türünü 30’a indirmektir. Bu yolda mantıksal adımlarla ilerlendiğinde, sonunda silah sistemi kategorilerinde Avrupa çapında standartlaştırılmış bir cephanelik, merkezi bir tedarik süreci ve bir dizi uluslar ötesi konsolide sistem entegratörü, yani savunma sanayi ana yüklenicileri ortaya çıkacaktır.”[7]

Bununla birlikte, sadece Avrupa pazarını belirlemekle kalmayacak, aynı zamanda daha gelişmiş silah sistemleri yaratma konusunda rekabet gücü daha yüksek ve daha fazla tekelleşmiş bir savunma sektörü de yaratılmış olacaktır.

Bunun mutlaka fiyatların düşmesi anlamına gelmediği gerçeğinden bağımsız olarak, savunma sektörünün bir çatı altında toplanması artık günümüzde daha fazla askeri güç ve stratejik özerklik elde etmenin ideal yolu olarak görülmektedir. Ancak böyle bir sürecin doğal olarak kazananları ve kaybedenleri olacaktır; bu süreç büyük oyuncuların ve şirketlerin lehine gelişecektir. Bu nedenle, AB Komisyonu’nun yanı sıra özellikle Almanya ve Fransa sektörün konsolide edilmesinden yanadır, çünkü bunun öncelikle kendi şirketlerine fayda sağlayacağına dair haklı umutları var. Öte yandan, küçük veya orta ölçekli savunma sanayisine sahip üye devletlerin “egemenlik çekinceleri” olarak nitelendirilen ulusal çıkarlarını her zaman savunmuş olmaları anlaşılabilir bir durumdur, ancak Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılma referandumundan bu yana bu durum onlar için çok daha zor hale gelmiştir. Federal Meclis Bilimsel Araştırmalar Servisi’nin 2017 yılında yayınladığı “İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılma referandumunun […] güvenlik ve savunma politikaları açısından sonuçları” başlıklı raporda da vurgulandığı üzere, Brexit “gelecekte savunma alanında daha fazla entegrasyonun önündeki engelleri kaldıracaktır“. Buna göre, bu nedenle “hem Fransa hem de Almanya’dan hükümet temsilcileri” Birleşik Krallık’ın ayrılmasını, “ortak bir Avrupa güvenlik ve savunma politikasına giden yolun hızlandırılması açısından esas itibarıyla bir fırsat” olarak görüyor.

 

Lider ikili

İngiltere’deki referandumun hemen ardından Almanya ve Fransa ellerine geçen fırsatı değerlendirerek AB’nin askeri aygıtının genişletilmesine öncülük etme isteklerini yayınladıkları iki siyaset belgesi ile ilan ettiler. Bunlardan ilki 27 Haziran 2016’da her iki ülkenin Dışişleri Bakanları Frank-Walter Steinmeier ve Jean-Marc Ayrault’nun imzasıyla “Güvenliğin olmadığı bir dünyada güçlü bir Avrupa” başlığıyla yayınlandı. Yaz tatilinin ardından 12 Eylül 2016 tarihinde ise, bu kez dönemin savunma bakanları Jean-Yves Le Drian ve Ursula von der Leyen tarafından kaleme alınan ikinci bir Fransız-Alman deklarasyonu yayınlandı (2016): 29 Haziran 2016 tarihinde sunulduğunda Avrupa Konseyi tarafından memnuniyetle karşılanan yeni AB Küresel Dış ve Güvenlik Politikası Stratejisi’nde (ABKS), güvenlik ve savunma konularında daha güçlü bir Avrupa, Avrupa’nın stratejik özerkliği ve güvenilir, hızlı, etkili ve duyarlı bir OGSP (Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası) çağrısında bulunuluyor.

Bunu, her iki ülkenin de öngörülen silahlanma birliği için en önemli yeni yapıların yanı sıra başta yeni bir hava muharebe sistemi (SCAF) ve yeni bir ana muharebe tankı sistemi (MGCS) olmak üzere bazı büyük ortak projeler üzerinde anlaşmaya vardığı Temmuz 2017’deki Fransız-Alman Bakanlar Konseyi toplantısı izledi. Ocak 2019’daki Aachen Antlaşması, o zamandan beri önemli ölçüde soğumuş olan Fransız-Alman silah dostluğunda yeni bir doruk noktası oluşturdu.

O zamandan bu yana, çeşitli araçlar sadece siyasi olarak kabul edilmekle kalmadı, aynı zamanda mali olarak da desteklendi ve bu yasama döneminde halihazırda uygulamaya konuldu.

 

Silahlanma birliğinin temel direkleri: CARD, PESCO, EDF

Bu arada, genel hedefleri ve çıkarları tanımlayan AB küresel stratejisi, kabaca özetlenecek olursa, Avrupa’nın silahlanma alanındaki planlama sürecinin en tepesinde yer almaya devam etmektedir. 2022’den bu yana Stratejik Pusula, “güç politikalarının geri dönüşü” ve Rusya ve şimdi de Çin ile giderek şiddetlenen çatışmalar için (askeri) hazırlığa odaklanan güncellenmiş bir tehdit analizi ile birlikte gelmektedir.[8]

Sürekli güncellenen tehdit analizi, henüz 2017 gibi erken bir tarihte, özellikle Fransız-Alman inisiyatifiyle başlatılmış ve amacı askeri hedeflerin (“Headline Goals“) belirlenmesidir. Bu hedeflere ulaşmak için üç ayrı araç kullanılmaktadır. Bunlardan birisi “Koordineli Yıllık Savunma İncelemesi“dir (CARD). Her ne kadar biçimsel olarak zorunlu tutmasa da başka bir yeni araçla (PESCO) sahip olduğu yakın bağlantısı nedeniyle fiilen üye devletleri mevcut ve planlanan savunma harcamaları, yatırımları ve araştırma çabaları hakkında kapsamlı bir hesap vermeye zorlamaktadır. Aynı zamanda CARD’ın görevi, mevcut kabiliyet açıklarını kapatmak için özellikle uygun olduğu düşünülen olası uluslar ötesi işbirliği projelerini belirlemektir.

Bu tür projeler şu anda öncelikle “Daimi Yapılandırılmış İşbirliği” (PESCO) çerçevesinde uygulanmaktadır. Almanya ve Fransa Temmuz 2017’deki Bakanlar Kurulu toplantısında PESCO’nun ana prosedürleri üzerinde anlaşmaya varmışlardı; daha sonra İtalya ve İspanya’yı da sürece dahil ederek Aralık 2017’de PESCO’yu nihai olarak etkinleştirmek için gereken çoğunluğu sağlamış oldular. Bir soru önergesine verilen cevap, “müttefiklere” burada ne kadar kurnazca bir oldubitti dayatıldığını göstermektedir: “PESCO ile sunulan taahhütlere ilişkin Fransız-Alman önerisinin temeli, Almanya, Fransa, İtalya ve İspanya savunma bakanlarının 21 Temmuz 2017’de Yüksek Temsilci’ye ortak bir mektup göndermesine yol açtı. Bu mektubun birer nüshası bütün AB savunma bakanlarına gönderildi ve böylece tüm üye devletler sürece dahil edilmiş oldu.”[9]

Her ne kadar bir araştırmanın ortaya koyduğu gibi, daha 2017 baharında en az 18 üye devletin kararsızlıklarını koruyor ve hatta PESCO’ya karşı çıkıyor olmalarına rağmen[10], sonuçta 25 AB üye taşıdıkları kaygılara rağmen PESCO kervanına katılmaya karar verdi; işin dışında kalanlar sadece Malta, o dönemde Danimarka ve Büyük Britanya oldu. Kaldı ki Birleşik Krallık o dönemde bu konudaki tartışmaların tümünden çoktan çekilmişti. Diğerlerinin kervana katılmalarının nedeni ortadaydı: Sonradan katılmak istemeleri durumunda Fransa ve Almanya’nın sergileyecekleri bir engelleme kararına takılmalarına yol açabilirdi, kısacası iş bu ikilinin lütuf gösterip göstermeyeceklerine bağlı hale gelecekti. Bu nedenle ancak ve ancak PESCO yapısına katılmaları durumunda, bu çerçevede planlanan projelerde belli bir ölçüde söz sahibi olmalarına izin veriyordu.

Ancak bunun karşılığında AB ülkelerinin, açık ve net bir şekilde Avrupa savunma kompleksinin gelişimini hızlandırmak üzere tasarlanmış 20 kritere uymayı taahhüt etmeleri gerekiyordu. Örneğin, yukarıda bahsi geçen CARD’a katılım, bu süreçte belirlenen ulus ötesi projelerden en az birine katılma yükümlülüğü ile bağlantılıdır: “Bu kabiliyet projeleri Avrupa’nın stratejik özerkliğini arttıracak ve Avrupa Savunması Teknolojik ve Sanayi Üssü’nü (EDTIB) güçlendirecektir.” Diğer kriterler arasında “uyumlaştırılmış gereksinimler geliştirme taahhüdü” ve “silahlı kuvvetler için ortak teknik ve operasyonel standartlar üzerinde anlaşma taahhüdü” ile “mevcut kabiliyetlerin ortak kullanımını değerlendirme taahhüdü” yer almaktadır. Genel olarak, “ulusal düzeyde tespit edilen kabiliyet boşluklarının doldurulması için iş birliğine dayalı bir Avrupa yaklaşımına öncelik verilmektedir.” Ayrıca başlatılan PESCO projelerinden sadece Avrupalı şirketlerin gerçekten faydalanmasını sağlamak için şu kriter de formüle edilmiştir: “Sadece AB topraklarında katma değer sağlayabilecek kuruluşların faydalanabileceği iş birliği programlarının ve katılımcı üye devletler tarafından benimsenen satın alma stratejilerinin EDTIB üzerinde olumlu bir etkiye sahip olmasını sağlamak.” Bu kriterlere uygunluk artık yıllık olarak değerlendirilmektedir ve uç durumlarda, gereklilikleri yerine getirmeyen bir üye devletin nitelikli oy çoğunluğuyla PESCO’dan ihraç edilmesi bile mümkündür.[11]

PESCO’ya katılım tek başına, bu çerçevede başlatılan projelere öncelik verilmesi ve Avrupa Savunma Fonu’ndan (EDF) daha yüksek bir sübvansiyonla (normal yüzde 20 yerine yüzde 30) finanse edilebilmesi nedeniyle bile önemlidir. 2021-2027 yılları arasındaki mevcut AB bütçesinde, ulus ötesi AB savunma projelerinin araştırılması ve geliştirilmesi için EDF’den yaklaşık 8 milyar avro ayrılmıştır. Bu kaynağın dağıtımı açık ve net bir şekilde, stratejik özerkliğe katkıda bulunmak amacıyla Avrupa savunma sanayi üssünün bu kaynaktan faydalanması şartına bağlanmıştır.

EDF’nin kurulması bir darbeydi: Neticede AB bütçe kaynaklarının askeri tedbirler için kullanılması AB Antlaşması’nın 41/2 Maddesi uyarınca yasaklanmıştır. Bu yasak, Komisyon’un bunların sanayiyi teşvik etmeye yönelik tedbirler olduğunu iddia etmesiyle aşılmaktadır; ki bu da hukuki açıdan tartışmaya açıktır.[12] Yıllardır Komisyon, siyasetçiler ve savunma sanayii el ele vererek yeni bir hukuk kavrayışına ulaşmak için çaba sarf etmektedir. Gelecekteki Avrupa Savunma Fonu için önemli hazırlık çalışmaları, Temmuz 2015’de dönemin AB Komisyonu’nun Sanayiden Sorumlu Üyesi Elżbieta Bienkowska’nın daveti üzerine sanayi ve siyaset temsilcilerinden oluşan 16 üyeli bir “üst düzey grup” tarafından yürütülmüştü. Bu grup Şubat 2016’da, sonraki dönemde kararlaştırılan savunma fonunun birçok kilit unsurunu içeren bir rapor yayınladı. Dolayısıyla bu grupta yer alan şirketlerin AB fonlarından orantısız bir şekilde faydalanması pek de şaşırtıcı değil. Bunlar aynı zamanda en büyük üye devletlerin şirketleridir ve bu da yoğunlaşma süreçlerini daha da teşvik etmektedir.[13]

 

EFF, ASAP ve EDIP: Savaş ekonomisine doğru mu ilerliyoruz?

CARD, PESCO ve EDF ile, ulus ötesi projelerin belirlenmesi ve uygulanması için AB yapıları oluşturuldu ve bu projelerin artık araştırma ve geliştirme aşamalarında EDF aracılığıyla çapraz finansmanı gerçekleştirilebiliyor. Önceden eksikliği hissedilen şey, uluslar ötesi savunma alımlarının AB fonlarıyla doğrudan sübvanse edilebilmesiydi. Ancak bu da artık değişmiştir.

Bunun için önemli bir araç, Mart 2021’de başlatılan Avrupa Barış Aracı’dır (EPF). Bütçe dışı bir mali araç olduğu için AB bütçesinin bir parçası olarak değerlendirilmez ve bu da amacına uygun olarak kullanılmasını kolaylaştırır; yani böylece AB askeri misyonlarının ve dost aktörlere silah teslimatlarının finansmanı sağlanmış olur. Başlangıçta, 2021-2027 yılları arasındaki dönem için bu amaca yönelik olarak 5,7 milyar avro ayrılmıştı; ancak EPF’nin hızla Ukrayna’ya silah sevkiyatı için merkezi finansman aracına dönüşmesinin ardından, ek fonların enjekte edilmesi ihtiyacı gündeme geldi, bunun sonucunda da miktar en son Haziran 2023’te yaklaşık 12 milyar avroya yükseltildi.

Bu paranın sadece Ukrayna’ya silah sağlamak için değil, aynı zamanda ortak mühimmat alımları yoluyla sektörün konsolidasyonunu desteklemek için de kullanılması öngörülüyor: 20 Mart 2023 tarihinde AB Konseyi mühimmat tedariki, alımı ve üretimi için üç aşamalı bir plan açıkladı. Bu plan, üye devletlerden Ukrayna’ya mühimmat sevkiyatının ortak finansmanını (1. aşama), sınır ötesi mühimmat alımlarının sübvansiyonunu (2. aşama) ve Avrupa’da mühimmat üretiminin arttırılmasına yönelik bir tedbir paketini (3. aşama) içeriyor. 1. aşama için bir milyar avro ayrılırken, 2. aşama için de aynı kaynaktan bir milyar avro ve EDIRPA adı verilen başka bir araçtan 500 milyon avro ayrılması planlanıyor. Burada nispeten önemsiz gibi görünen bir başka muazzam adım daha var: uluslar ötesi bir temelde ve silahlanma tabanını güçlendirmek için yapılması şartıyla savunma teçhizatı alımına doğrudan giriş.[14]

Ancak 3. aşamada büyük bir adım daha atılıyor: 3 Mayıs 2023’te “Mühimmat Üretiminin Teşvikine İlişkin Avrupa Parlamentosu ve Konsey Tüzüğü Teklifi” (ASAP) sunuldu. Burada, AB bütçesinden 500 milyon Avro ve üye devletlerden aynı miktarda olmak üzere toplam 1 milyar Avro ile “mevcut üretim kapasitelerinin optimizasyonu, genişletilmesi, modernizasyonu, iyileştirilmesi veya yeniden kullanımı” ile “yeni üretim kapasitelerinin oluşturulması” veya “ilgili işgücünün yeniden eğitilmesi ve becerilerinin arttırılması” gibi tedbirlerin desteklenmesi öngörülüyor.[15]

Tanınmış politikacılar bir süredir savaş ekonomisine geçilmesi çağrısında bulunuyor. Elbette Avrupa Birliği bu noktanın henüz çok uzağında, ancak özellikle ASAP planı bu yöne işaret eden önemli başlangıç unsurları öneriyor. Sanayi Komiseri Thierry Breton önlemler paketini “eşi benzeri görülmemiş” olarak nitelendirip coşkuyla karşıladı: “Ukrayna’yı kısa vadede desteklemek için stoklarımızdan tedarik sağlamaya devam etmeliyiz. Ancak aynı zamanda mevcut üretimi yeniden önceliklendirmeli ve önceliği Ukrayna’ya vermeliyiz. […] Ancak savunma söz konusu olduğunda, endüstrimiz artık savaş ekonomisi moduna geçmelidir.”[16]

 

Geleceğin silahlanma dalgası: EDIP – EDAP

Avrupa Savunma Yatırım Programı” (EDIP) 2025’ten itibaren bir sonraki yeni büyük adım olacak. Önümüzdeki dönemde bu program sayesinde, savunma sanayisi alanında yeni konsorsiyumların (EDCC) oluşturulması mümkün olacaktır. Buna bağlı olarak, bazı diğer koşulların yanı sıra, silahlanma üssünün de güçlendirilmesi kaydıyla, savunma teçhizatı satın alırken KDV’den muaf tutulmaları yönünde bir “avantajdan” yararlanmalarını sağlayacak.

Finansmanı sağlanabilecek silahlar söz konusu olduğunda, “Avrupa Savunma Sanayiinin Ortak Tedarik Yoluyla Güçlendirilmesi Aracı” (EDIRPA), mühimmat kısıtlamasının ötesine geçmeyi amaçlamaktadır. Gelecekte EDIRPA potasındaki 300 milyon avro, mühimmatın yanı sıra diğer savunma ekipmanlarının da sınır ötesi tedarikini desteklemek için kullanılacak. Nicole König ve Leonard Schütte 28 Ağustos 2023 tarihli “International Politics” dergisinde “EDIRPA çığır açıyor, çünkü ilk kez AB’nin normal bütçesinden ortak askeri tedarik için fon sağlanıyor” diyor ve ekliyorlar: “Ancak muazzam yatırım gereksinimleri göz önüne alındığında, bütçe aslında önemsenecek gibi değil.”

Aslında EDIRPA’nın önemi, AB’nin savunma alımlarının önünü açmış olması bakımından niteliksel bir anlam taşıyor; aynı zamanda ileride çok daha sistematik bir şekilde sürdürülecek olan başka bir enstrümana da kapı açıcı ve köprü görevi görmesi amaçlanıyor. Burada kastedilen, önümüzdeki dönemde “Savunma Yetenekleri Konsorsiyumları” (EDCC) oluşturulmasını sağlayacak olan “Avrupa Savunma Yatırım Programı“dır (EDIP). Bu konsorsiyumlar, diğer hususların yanı sıra, savunma teçhizatı satın alırken KDV’den muaf olma “avantajından” yararlanacaklardır. KDV muafiyeti, silahlanma malzemelerinin kullanım ömrü boyunca önemli maliyetlere yol açan işletme, bakım ve kullanımdan çıkarma işlemleri için de geçerli olacaktır. “EDIP Yönetmeliği özellikle hiçbir üye devletin tek başına geliştiremeyeceği ya da tedarik edemeyeceği projeler başta olmak üzere, gelecekte ortak çıkarlara yönelik ortak geliştirme ve tedarik projeleri için bir mihenk taşı görevi görebilir.”

Buna ek olarak, 4 Eylül 2023 tarihinde AB haber portalı euractiv, Komisyon’un bir başka “Avrupa Savaş Ekonomisi Yasası” (EDPA) planladığını duyurdu. Görünen o ki, ASAP’ın genişletilmesi ve silah üretimine sunduğu desteği, kapsamı her türlü silahı kapsayacak şekilde tamamlanması amaçlanıyor. İfade edildiği şekliyle, “acil ihtiyaçlar halinde tüm savunma üretim sürecini hızlandırmayı amaçlayan kalıcı bir mekanizma” olması amaçlanıyor.

 

Sosyal kısıtlamalar ve militaristleşme

Ayrıntıları henüz netleşmemiş olsa da bir gerçek açık bir şekilde ortada: AB bütçesinden askeri harcamalara yönelik yasağın savunma fonu aracılığıyla nihayet kaldırılmış olmasının ardından, bu alana ayrılan kaynaklar hızla devasa boyutlara çıkarılabilir.

AB ülkelerinin askeri bütçeleri, diğer nedenlerin yanı sıra bu fonları doldurmak için de büyük ölçüde artacak: Temmuz 2023’te Vilnius’ta yapılan NATO zirvesinde, AB üyeleri de dahil olmak üzere tüm ittifak üyeleri, gelecekte askeri harcamalar için gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 2’sinin asgari sınır olarak belirlenmesi lehinde görüş bildirdiler. Bu yasal bir zorunluluk olmamakla birlikte, yine de önemli bir siyasi bağlayıcılığa sahip olacak.

Uygulanması halinde bu, üç haneli milyar avro aralığında ilave harcama yapılması anlamına gelecek. Avrupa Savunma Ajansı’nın son verileri 2021 yılı için AB askeri harcamalarının 221 milyar avro olduğunu gösteriyor, bu da GSYH’nin %1,5’ine denk düşüyor (2014’te 147 milyar avro). 2022 yılında GSYİH 15.840 milyar avro olarak gerçekleşmişti; mevcut AB ekonomik tahmini bu yıl %0,8 ve gelecek yıl %1,4 büyüme öngörüyor. Dolayısıyla 2024 yılında öngörülen %2’lik harcama hedefine ulaşabilmek için AB askeri bütçesinin yaklaşık 320 milyar Avro’ya çıkarılması gerekecek; örneğin sadece İspanya’nın harcamalarını yaklaşık 11 milyar avro artırması gerekecek, aynı durum İtalya açısından da geçerli olacak. Elbette NATO, bu ülkelerin bütçe durumları göz önüne alındığında parayı nereden bulacaklarını söylemiyor, ancak sosyal harcamalarda daha fazla kesinti yapılması gerekeceği açık.

Bu arada Almanya’da hükümet gelecek yıl GSYİH’nin yüzde 2’sine ulaşacağı için kendisine övgüler düzüyor; ancak bu sadece Alman Federal Ordusu’nun “özel varlıklarından” elde edilen 19,2 milyar avro sayesinde mümkün olacak. Bu para ise aslında yeni borçlanmadan başka bir şey değil. Ancak ayrılan bu kaynak en geç 2027 yılında tükenecek ve önceki mali planlamayla karşılaştırıldığında, %2’lik harcama hedefini tutturmak ve ortaya çıkan yaklaşık 30-35 milyarlık açığı kapatmak için resmi askeri bütçenin arttırılması gerekecek. Bu da ancak malum çevrelerin bugünden desteklenmeye başladığı benzeri görülmemiş sosyal kısıtlamalarla sağlanabilecek.

 

İç çatışmalar ve merkezkaç eğilimler

Son yıllarda Avrupa savunma kompleksini sağlamlaştıracak yapıların inşasında önemli ilerlemeler kaydedildiği aşikar; ancak bu süreç hiçbir şekilde sorunsuz ilerlemiyor.

Özellikle son zamanlarda Berlin ve Paris arasındaki tansiyon çok daha gergin bir hal aldı. Bunun arkasında elbette, 100 milyar avroluk Bundeswehr özel fonunun tetiklediği muazzam militaristleşmeyle paralel ilerleyen askeri güçteki olası yakın değişim de yatıyor. Bu durum, Almanya’nın ekonomik alandaki tartışmasız üstünlüğünün Fransa’nın askeri potansiyeli ile dengelendiği geçmiş dengeleri değiştirmektedir. Dolayısıyla Başbakan Olaf Scholz gibi üst düzey Alman siyasetçilerin Almanya’nın yakında Avrupa’nın “en büyük konvansiyonel ordusuna” sahip olacağını gururla açıklamaları Fransa’da pek de sevinç yaratmıyor.[17] Ocak 2023’te göreve geldikten kısa bir süre sonra Savunma Bakanı Boris Pistorius da aynı koroya katıldı: “Almanya Avrupa’nın en büyük ekonomisi, dolayısıyla AB’nin en güçlü ve en donanımlı ordusuna sahip olmak da hedefimiz olmalı.”[18]

Dahası, her iki taraf da kendi liderlikleri altında bir Avrupa savunma kompleksi inşa etmek istedikleri konusunda prensipte hemfikir. Ancak şimdi pastanın somut paylaşımı konusunda birbirlerine daha şiddetli bir şekilde tekme-tokat girişmeye başladılar. Özellikle en önemli iki proje olarak görülen FCAS ve MGCS konularında çok yavaş ilerleme kaydediliyor; zira her iki taraftaki şirketler siparişlerin ve know-how’ın paylaşımı konusunda anlaşamıyor. Ayrıca Almanya son zamanlarda, özellikle de Pistorius’un göreve gelmesinden bu yana, yabancı ürünlere giderek daha fazla bel bağlamış durumda ve Fransa bu durumu Avrupa’nın silahlanma temelini zayıflattığı gerekçesiyle sert bir şekilde eleştiriyor. Bu güvensizlik o kadar ileri gitti ki, bugün Almanya’nın önde gelen bir askeri dergisinde, Berlin’in son dönemde kendi başına attığı adımlar karşısında Paris’in “cevaben” Almanya’nın kilit savunma projelerini kasıtlı olarak baltaladığı ileri sürülüyor.[19]

İki ülkenin aralarındaki çıkar farklılıklarını çözüp çözemeyecekleri şu an için öngörülebilir bir durum değil; ancak küresel ölçekteki şiddetli rekabete tek başlarına ve birbirleri olmadan dayanamayacakları ihtimali daha yüksek. Ancak bu tespit gerçeğin sadece bir kısmını ifade ediyor. Zira diğer AB üyesi ülkelerin de aynı yönde hareket etmesi gerekiyor. Fransa ve Almanya’nın büyük projeler başlatma, tüm ayrıntıları ve bundan faydalanacak şirketleri kendileri belirleme ve ardından bunları diğer tüm ülkelerin benimsemesi gereken Avrupa çapında standart sistemler olarak sunma fikri gerçekler karşısında başarısızlığa uğruyor.

Ancak şu net saptamayı yapmak mümkün: AB entegrasyon yolunda ilerledikçe kendi içindeki çelişkiler daha da belirgin hale geliyor.

Örneğin Polonya, Fransız-Alman savaş tankı sistemi MGCS’ye katılmaya çalıştığında, kapı yüzüne çarpılmıştı ve buna gerekçe olarak gösterilen asla Varşova hükümetinin herhangi bir konuda sergilediği demokrasi eksikliği olmamıştı. Polonya hemen tepkisini gösterdi, ABD ürünlerini (250 Abrams tankı) satın aldı ve Güney Koreli Hyundai Rotem ve Hanwha Defense şirketlerine 2022 yılında 1.000’den fazla K2 muharebe tankı siparişi verdi. Hava muharebe sistemi FCAS için de benzer bir durum söz konusu: Burada da Almanya ve Fransa her şeyi bitirdikten sonra İspanya’yı küçük ortak olarak dahil ettiler. Buna karşılık İtalya ve bir süreliğine İsveç, İngilizlerin rakip projesi Tempest’e (şimdiki adıyla Global Combat Air Programme) katıldı. Belçika’nın FCAS projesine katılmak için yaptığı son girişimler gözlemci statüsü verilerek geçiştirildi.

Burada da bu çelişkilerin nasıl çözüleceği şu anda tamamen belirsiz. Ne Paris ne de Berlin tek başlarına liderlik yapma iddialarından vazgeçme konusunda büyük bir isteklilik göstermiyor. Bunun yerine, diğer ülkelere daha fazla baskı uygulayarak onları Fransız-Alman silahlanma politikasında hizaya getirme çabaları devam ediyor. Bunun da halihazırda gözlemlenebilen merkezkaç eğilimleri daha da güçlendirmesi muhtemel.

Tüm bunlar, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin bir sonucu olarak “safların sıklaştırılması” nedeniyle şimdilik örtülüyor. Bu ise aynı zamanda AB’nin NATO ve ABD ile olan ilişkilerini de etkiliyor. AB bir yandan NATO ile uyumlu bir şekilde kabiliyetlerini arttırırken, diğer yandan da askeri anlamda bağımsız hareket edebilmek için hazırlık yapıyor. Çünkü Batı’nın Atlantik’in her iki yakasındaki birliği, öncelikle kendi genişleme çabalarını ve pazarlara erişimini engelleyen yeni güçleri geri püskürtmeye dayanıyor. Ancak bu da elbette AB ile ABD arasındaki mevcut rekabeti ortadan kaldırmadığı gibi AB içindeki çelişkileri de çözmüyor.

 

Güçlü iktidar savaşlarının yaşandığı bir dünyada güçlü bir barış hareketi

Tüm bunlar, silahlanmaya ayrılan bu milyarlar sadece sosyal projeler ve altyapı harcamaları için kaynak eksikliğine yol açmıyor, bu gelişmeler ışığında dünyanın daha güvenli hale gelmediğini de belirtmek gerekiyor. Ukrayna’daki savaş jeopolitik değişimlerle paralel ilerliyor. Dünyadaki çeşitli ekonomik ve siyasi güçler arasındaki çatışmalar giderek daha güçlü bir hal alıyor. Silahlı çatışmaların, savaşların ve vekalet savaşlarının çoğalma tehlikesi aşikar; Bayan von der Leyen’in 2021’de yaptığı ve burada girişte alıntılanan “rekabetin arttığı yeni dönem” ve “birbirleriyle ilişkilerini yeniden dengeleyen bölgesel rakipler ve büyük güçler“e işaret ettiği açıklamasını da bu bağlamda anlamak gerekir. Dünyanın yeniden paylaşımı için verilen güçlü iktidar kavgasında AB silahlanıyor, halk arasında kök salmış eski tabuları tümüyle bir kenara atıyor ve hükümetler bu askeri kabiliyetleri kendi çıkarları doğrultusunda kullanma yönündeki siyasi iradelerini daha açık bir şekilde ifade ediyor.

Sistemin doğasında var olan bu iktidar kavgası ne yeni ne de şaşırtıcıdır, ancak daha açık bir şekilde sürdürüldüğü bir noktaya ulaştı. Hem de Avrupa gibi daha gelişmiş toplumlarda bile söylemin daha açık ve saldırgan hale geldiği ve savaşa hazırlığı arttıracak söylemlerin inşa edildiği bir noktaya ulaştı.

Komisyon Başkanı 13 Eylül 2023 tarihinde yaptığı Birliğin Durumu konuşmasında jeopolitik bir komisyon oluşturmuş olmakla övünerek, 27 üye ülkenin askeri bir birlik kurmak üzere yola çıktığını ve 30 üye ülkenin bunu tamamlayacağını söyledi. Bu söylem belki bundan 10 yıl önce toplumun daha ilerici kesimlerinde daha güçlü protestolara yol açabilirdi.

Ve bu konuşma aynı zamanda bize bu protestoyu yeniden ve daha güçlü bir şekilde örgütleme görevini yüklüyor.

Açıklamaların ve alınan tedbirlerin ardında yatan büyük savaş potansiyeli, Ukrayna’da devam eden savaş ve Afrika kıtası uğruna AB ile Çin ve Rusya arasında sertleşen iktidar kavgası, Hint-Pasifik’teki gerginlik sarmalı, Orta Doğu’da tırmanan gerilim ve çok daha fazlası bizim için bir uyarı işareti olmalıdır. Dünyanın yeniden paylaşımı için verilen mücadele tüm hızıyla devam ederken, silahlanma, savaşlar ve iktidar kavgaları da her yerde işçilerin sırtında tüm hızıyla sürüyor. Bunun bedelini canlarıyla, bedenleriyle ya da mallarıyla ödemek zorunda kalmamaları için güçlü bir barış hareketine ihtiyaç var. Ve bu mücadelede kaybedebilecek zamanımız yok.

 

Kaynaklar

Akkerman, Mark u.a. (2022): Fanning the flames. How the European Union is fuelling a new arms race, ENAAT/TNI, Mart 2022.

Ballester, Blanca (2013): The Cost of Non-Europe in Common Security and Defence Policy, European Parliamentary Research Service, Cost of Non-Europe Report (CoNE) 4/2013.

Daimî Yapılandırılmış İşbirliğinin (PESCO) kurulması ve katılımcı Üye Devletler listesine ilişkin 2017/2315 sayılı Konsey Kararı (CFSP), Brüksel, 11 Aralık 2017.

Brzozowski, Alexandra/Pugnet, Aurélie (2023): AB Komisyonu mühimmat üretimini arttırmak istiyor, euractiv, 3.5.2023.

Alman Federal Meclisi (2018): Daimi Yapılandırılmış İşbirliği (PESCO) ve Avrupa askeri politikasının yeniden düzenlenmesi, 19/2884 No’lu Federal Meclis Matbuatı.

Dossi, Amos (2019): PESCO-Rüstungskooperation: Potenzial und Bruchlinien, CSS-Analysen zur Sicherheitspolitik, Nr. 241, Mart 2019.

EU-Globalstrategie (2016): Gemeinsame Vision, gemeinsames Handeln: Ein stärkeres Europa. Eine Globale Strategie für die Außen- und Sicherheitspolitik der Europäischen Union (EUGS), Brüssel, 29.06.2016.

EU-Kommission (2023): EU-Kommission will Munitionsproduktion in der EU ausbauen, Pressemitteilung, 3. Mayıs 2023.

Fischer-Lescano, Andreas (2018): Rechtsgutachten zur Illegalität des. Europäischen Verteidigungsfonds, Kasım 2018.

Ortak Bildirim (2022): Savunma yatırım eksikliklerinin analizi ve sonraki adımlar, JOIN(2022) 24, 18 Mayıs 2022.

Hoffmann, Lars: Digitalisierung des Heeres auf der Kippe, Europäische Sicherheit & Technik, 29 Haziran 2023.

Le Drian, Jean Yves/Leyen, Ursula von der (2016): Erneuerung der GSVP, Berlin, 12.09.2016.

Leyen, Ursula von (2019): Federal Savunma Bakanı’nın 15 Şubat 2019 tarihinde 55. Münih Güvenlik Konferansı’nın açılışında yaptığı konuşma.

Lippert, Barbara u.a. (2019): Strategische Autonomie Europas. Akteure, Handlungsfelder, Zielkonflikte, SWP-Studie Februar 2019.

Michel, Charles (2020): Aufbauplan: Stärkung der strategischen Autonomie Europas – Rede auf dem Brüsseler Wirtschaftsforum am 8. September 2020.

Möller, Almut/Pardijs, Dina (2017): The Future Shape of Europe, ECFR, Flash Scorecard, Mart 2017.

Rat der Europäischen Union (2022): Ein Strategischer Kompass für Sicherheit und Verteidigung, Brüssel, den 21 Mart 2022.

Rat der Europäischen Union (2023): Lieferung und gemeinsame Beschaffung von Munition für die Ukraine, Brüssel, 20 Mart 2023.

Riedel, Donata (2019): Deutschland kommt beim Thema Verteidigung Frankreich entgegen, Handelsblatt, 21 Ocak 2019.

Spiegel Online (2022): Deutschland hat bald größte konventionelle Nato-Armee in Europa, Spiegel Online, 31.5.2022.

Spiegel Online (2023): Pistorius will bald in die Ukraine reisen, Spiegel Online, 22.1.2023.

Veselinovič, Jaša (2022): European Foreign Policy Think Tanks and ‘Strategic Autonomy’: Making Sense of the EU’s Role in the World of Geoeconomics, in: Babić, Milan u.a. (Hg): The Political Economy of Geoeconomics: Europe in a Changing World. International Political Economy Series. Palgrave Macmillan, Basingstoke, S. 81-106.

Wettach, Silke (2017): „Mangelnde Zusammenarbeit kostet zwischen 25 und 100 Milliarden Euro“, Handelsblatt, 1.7.2017.

Wissenschaftlicher Dienst (2017): Mögliche sicherheits- und verteidigungspolitische Folgen des britischen Referendums über den Austritt des Vereinigten Königreichs aus der Europäischen Union, 1 Mart 2017.

 

[1] Demirel, Ö. A. (2023) “Strategische Autonomie und Europäischer Rüstungskomplex”, Zeitschrift Marxistische Erneuerung Z., 135.

[2] Veselinovič, 2022: s. 94ff.

[3] AB Küresel Stratejisi, 2016.

[4] AB Küresel Stratejisi, 2016.

[5] Ballester, 2013, s. 8.

[6] Wettach, 2017.

[7] Dossi, 2019, s. 2.

[8] Avrupa Birliği Konseyi, 2022.

[9] Alman Federal Meclisi, 2018.

[10] Möller ve Pardijs, 2017, s. 5.

[11] Karar (CFSP) 2017/2315.

[12] Fischer ve Lescano, 2018.

[13] Akkerman, 2022.

[14] Avrupa Birliği Konseyi, 2023.

[15] AB Komisyonu, 2023.

[16] Brzozowski ve Pugnet, 2023.

[17] Spiegel, 2022.

[18] Spiegel, 2022.

[19] Hoffmann, 2023.