Sinan Birdal

 

ta ata aa ta ta ha ta tta ta

tarih

sınıfların
mücadelesidir

1921

kanunisani 28
karadeniz
burjuvazi
biz

on beş kasap çengelinde sallanan
on beş kesik baş
yoldaş

bunların sen

isimlerini aklında tutma

fakat

28 kanunisaniyi unutma!

 

nâzım hikmet, moskova 1923

 

1 Kasım 2015 seçimlerinden günler önce 27 Ekim’de Evrensel gazetesinde şöyle yazmıştım:

Cumhuriyetin 92. yılındaki siyasi kriz kuruluş yıllarındaki temel anayasal sorunları tekrar güncelliyor: Devlet başkanlığı ve hükümet başkanlığının bir kişinin elinde olup olamayacağı sorunu ve devlet teşkilatının idari yapısı.[1]

Ağustos 2023 itibarıyla bu sorunlar şimdilik aşılmışa benziyor. İktidarın açıklamalarına bakılırsa mevcut çözüm yeni bir anayasayla (kelimenin tam anlamıyla) “taçlandırılacak”. Ne var ki, sorununu çözmüş anayasa ancak ya Platon’un diyaloglarındaki düşüncelerde ya da devletin olmadığı bir toplumsal varlıkta olabileceğinden, “Sorun aşılmış” derken aslında sorunun, siyasal çatışmanın başka bir düzleme taşındığını kastediyorum. Peki, neydi kuruluşun temel sorunu? 2023 cumhuriyeti bu sorunu nasıl aştı? Şu anki sorun nedir? Bu denemede cevapları ararken takip edilecek rota olarak parlamento ve şiddet aygıtları arasında bir patika çizeceğim. İlkin, mevcut siyasi rejimin kuruluş yılları olan 2015-2016 yılları arasında beni tekrardan 1923 üzerine düşünmeye sevk eden şeyi tartışacağım: Parlamentonun tasfiyesi. Sonra, bu tasfiyeyi liberal cumhuriyet eleştirisinin kör noktasına geri götüreceğim: Onbeşlerin katline.

Cumhuriyet tarihi boyunca parlamento toprak sahipleri, taşra eşrafı ve büyük kent burjuvazisini ve orta sınıflarını temsil eden bir kurum oldu. Şiddet aygıtlarıyla ve en başta orduyla ilişkisi inişli çıkışlıydı. Liberal ve merkez sağ tezler parlamentonun ordu karşısındaki meşruluğu üzerine kuruludur. 27 Mayıs darbesi Demirel’in tabiriyle “milletin iradesini asmıştır.” 12 Mart’ta Demirel Başbakanlıktan ve Ecevit CHP Genel Sekreterliğinden istifa ederek parlamentoyu kurtarmışlardır. “Kurtarılmış parlamento” önce Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idamını onaylamış, sonra cuntacı Gürler’i cumhurbaşkanı seçmeyerek itibarını geri kazanmaya çalışmıştır. İlerleyen yıllar, parlamento kahramanları Demirel-Ecevit ikilisini ve nihayet tüm siyasi partiler ve toplumsal örgütleri tasfiye edecek kontrgerillanın iktidara gelişini nasıl çaresizce izlediklerinin hikayesidir. Şimdi ise parlamento tek-adam rejimine karşı bir çözüm olarak öneriliyor. Parlamento kontrgerillayla, şiddet aygıtlarıyla baş edebilir mi?

 

2015 Baykal Nutku

23 Haziran 2015’te CHP Antalya milletvekili Deniz Baykal favori pozu olan devlet adamı tavrı ve kaşlarıyla TBMM’yi açıyordu:

Bu gün üyesi olmaktan onur duyduğumuz TBMM iki ay önce 95. Kuruluş yıl dönümünü kutlamıştır. Dünyanın en eski en köklü parlamentolarından birisidir. Milli mücadeleyi gerçekleştirmiş, savaşlar isyanlar yaşamış bir Gazi Meclistir. Dünyanın pek çok yerinde millet meclislerini devletler kurmuştur. Bizde ise devleti de orduyu da Millet Meclisi kurmuştur. TBMM anayasayı yaptığı için değil, devleti kurduğu için Kurucu Meclistir. TBMM bu bir asra yaklaşan tarihi içinde misakı milli kapsamında egemen bağımsız bir devlet kurmuş, cumhuriyet devrimlerini gerçekleştirmiş, tek partili rejimden çok partili rejime geçişi sağlamış, eğitim, hukuk, kadın erkek eşitliği, sanayileşme, ekonomik kalkınma alanlarında büyük ilerlemeler sağlamıştır. 1999 yılından beri dünyanın  en büyük yirmi ekonomisinden biriyiz. Bu tablo, milletimizin ve onu temsil eden TBMM’nin iftihar tablosudur. Türkiye’yi bu noktaya taşımakta kuşaklar boyunca hakkı ve emeği geçen, bütün insanlarımızı şükranla anmak manevi borcumuzdur.[2]

Geriye bakınca Baykal’ı bir Shakespeare sahnesinde Marcus Antonius rolünde kucağında kanlar içindeki parlamentoyu taşırken görebiliriz: “Caesar’ı övmeye değil, gömmeye” geldim. Lakin, Baykal toga değil, frak giymekteydi. Haberlere göre, “Basın mensuplarının, ‘Frakınız yakışmış’ şeklindeki iltifatlarına Baykal, ‘Hiçbir frak kalıcı değildir’ yanıtını verdi. Son hazırlıklarını yaptığı gözlenen Deniz Baykal’ın aceleci tavrı dikkatlerden kaçmadı”.[3] Nitekim, meclis başkanı belirlenmeden hükümeti kurma görevini vermeyeceğini açıklayan Erdoğan, Baykal’ı görüşmeye davet etmişti. Kılıçdaroğlu’nun by-pass edildiği bu görüşme için Baykal sarayda gerçekleşmemesini şart koşmuş ve kendini cumhurbaşkanına anayasal görevleri ve yetkilerinin sınırlarını hatırlatan bir meclis başkanı namzeti pozisyonu biçmişti. Erdoğan bir yandan Baykal’la görüşürken, diğer yandan Türkeş üzerinden MHP’ye uzanıyor, bununla meclis başkanlığı seçimleri ve meclis hiçbir çalışma yapamadan seçime gidilmesi üzerinde anlaşıyordu. 23 Temmuz 2015’te AKP Sözcüsü Beşir Atalay parti örgütlerine yolladığı “Parti sözcülerimiz için ortak söylem notu” başlıklı erken seçim talimatında parlamentoyu etkisizleştirme çabasının başarıya ulaştığını ilan ediyordu:

Doğru siyasi hamlelerle karşımızda oluşturulmak istenen %60’lık blok dağılmıştır. TBMM Başkanlığı Seçimi iyi yönetilmiş ve başarı sağlanmıştır. Bu partimiz ve tabanımız için büyük moral üstünlük sağlamıştır. Açıldığı günden itibaren TBMM’nin çalışması bizim insiyatifimizde olmuş, Meclis son derece iyi şekilde çalıştırılmış, yapılmasını istediğimiz düzenlemeler yapılmıştır. (Lübnan Tezkeresi, RTÜK Üyeleri seçimi gibi örnekler verilebilir.)[4]

 

Tek-Adamlaşma: Parti, Grup, Parlamento

7 Haziran-1 Kasım arasında AKP’nin parlamento manevralarını, o dönem Mirgün Cabas’ın “Her Şey” programında Siyaset Bilimi Profesörü Ersin Kalaycıoğlu özetlemişti.[5] Başbakan Davutoğlu’nun bakanlık teklifini parti gruplarını es geçerek doğrudan milletvekillerine götürmesinin Anayasa ve Meclis içtüzüğüne aykırı olduğunu vurgulayan Kalaycıoğlu, bu taktiğe şu nedenle itiraz ediyordu: “Parti disiplininiz tehlikeye giriyor. Ve parti disiplini esasına göre meclis çalışmazsa hangi esasa göre çalışacağı belli değil. Meclisin çalışmaması için gerekli tohumları atmış oluyorsunuz… Türkiye’nin Meclisle yönetilmesini zorlaştırıyor.[6] Başbakan Davutoğlu’nun bakanlık teklifini reddeden Levent Tüzel, “Bakan olarak önerilecek isimlerin, partileri aracılığıyla belirlenmesi yoluna bile gidilmemiş[7] olduğuna dikkat çekerken parti disiplinini bozmaya yönelik bu hamleyi “antidemokratik” olarak nitelendirmişti.

AKP liderliği aslında kuruluştaki parlamento strateji ve taktiğini izleyerek muhalefeti grup siyaseti üzerinden etkisizleştirmekteydi. Kurucu Meclis yürütme, yargı ve yasama yetkilerini elinde toplamış bir parlamentoydu ve birçok kez Meclis Başkanı sıfatıyla Mustafa Kemal’le ters düşen kararlar almıştı. Kurucu Meclis’in seçtiği ilk üç içişleri bakanı, Abdülkâdir Cami Baykurt (3 Mayıs – 13 Temmuz 1920), Hakkı Behiç Bayiç (17 Temmuz – 4 Eylül 1920) ve Nazım Resmor Öztelli (4 – 6 Eylül 1920) Mustafa Kemal tarafından reddedilmişti. 2 Ağustos 1920’de Hakkı Behiç’in bakanlıktan istifa etmesi üzerine, 4 Eylül’de meclisteki seçimi Mustafa Kemal’in adayı Refet Bele değil, solcu Halk Zümresi grubunun üyesi Nazım Resmor kazanmıştı. Yeşil Ordu’nun ve Halk İştirakiyun Fırkası’nın kurucusu ve yöneticisi olan Nazım Bey Mustafa Kemal tarafından Sovyetler Birliği’ne casuslukla suçlanmış, kendisine randevu verilmemiş, Çerkez Ethem’e rica edilerek istifaya zorlanmıştı.

CHP’nin doğuşu, tarihsel muadilleri olan on dokuzuncu yüzyılın diğer kadro partileri gibi, parlamento içinden oldu. 1920 boyunca mecliste istediği çoğunluğu kuramayan Mustafa Kemal 10 Mayıs 1921’de parti disiplinine sahip bir Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu kurdu. Grubun iç tüzüğünde bütün mebusların Müdafaa-i Hukuk üyesi olduğu yazılmıştı ama 90 mebus gruba davet edilmemişti. Davet edilen grup önce Cumhuriyet Halk Fırkasına daha sonra Cumhuriyet Halk Partisi’ne dönüşecekti. Mustafa Kemal bu grubu da disipline etmek için 17 kişilik gizli bir grup oluşturacaktı. Gruptan dışlanan mebuslar ise ideolojik bir bütünlük arz etmiyordu, ortak noktaları Mustafa Kemal tarafından müttefik olarak görülmemeleriydi. Bu mebuslar Temmuz 1922’de İkinci Müdafaa-i Hukuk Grubu’nu kurdu ve güçlenen meclis başkanına karşı yürütme üzerinde meclisin yetkilerini savundu. Mustafa Kemal’e verilen başkumandanlık yetkileri konusunda meclisteki tartışmalar mebusların savaş sonrası rejime dair otoriterleşme kaygılarını yansıtır. Bu tartışmalar sırasında Mustafa Kemal’in meclisi dağıtmayı düşünmesine rağmen bunu uygulamaması/uygulayamaması parlamentonun işlevi açısından dikkate alınması gereken bir olaydır. 28 Haziran 1923 seçimlerinde İkinci Grup tasfiye edilmesine rağmen mecliste bu sefer Mustafa Kemal’in tarafsız bir devlet başkanı konumuna gelmesini savunan Kâzım Karabekir, Rauf Orbay ve Ali Fuat Cebesoy gibi isimlerin etrafında bir muhalefet oluşmuştur. Cumhuriyet’in ilanı, 1924 Anayasası ve 1925’teki Takrir-i Sükun (OHAL) rejiminden parti devletinin kurulduğu 1935’e kadar parlamentoda muhalefetin etkisizleştirilme süreci devam etmiştir.

AKP’nin 2023 söylemi, Yeni Türkiye sloganı bir kuruculuk iddiasının ifadesidir. Bu açıdan Erdoğan’ın önündeki model Osmanlı sultanlarından ziyade Mustafa Kemal gibi görünüyor. Günümüzdeki anayasal krizin cumhuriyet rejiminin kuruluşundaki krizle biçimsel olarak örtüşmesi tesadüf olmasa gerek: Devlet başkanının yürütmeyi fiilen yönetmesi. Kuvvetler birliğine dayanan Birinci Meclis meclisten özerk bir kabine değil, bir meclis komisyonu olan İcra Vekilleri Heyeti’ni kurmuştu. Bu dönemde kendisinden bağımsız bir kabine ve başbakanın ortaya çıkmasını engellemeye çalışan M. Kemal vekil adaylarını belirleme yetkisini ele geçirmek için muhalefetle çatışmıştı. 1923 seçimlerinde muhalif İkinci Grubun tasfiyesi başarıldıysa da M. Kemal bu kez karşısında kendisine tarafsız devlet başkanı olmasını telkin eden Rauf Orbay ve Kazım Karabekir’i bulacaktır. Muhalefeti etkisiz hale getirmek için bir hükümet krizi çıkartan Mustafa Kemal’in çözümü kabine sistemini kabul etmek ve cumhuriyeti ilan etmektir. Hızla gerçekleştirilen basit bir değişiklikle devlet reisi olan reisicumhurun gerektiğinde hem meclise hem de bakanlar kuruluna başkanlık etmesi kabul edilir. Reisicumhur başvekili seçecek ve kabineyi meclis onayına sunacaktır. Ayrıca reisicumhur parti liderliğine de devam edebilecektir. Cumhuriyetin kurucu iktidarı böyle oluşmuştur. Mustafa Kemal’in icra kuvveti askeri komuta kuvvetine ve askeri zaferden elde ettiği meşruiyete dayanmaktadır. Yeni bir kurucu iktidar için de herhalde aynı koşullar geçerlidir.

 

Şiddet araçlarıyla manevra

1980li yıllardan itibaren sol liberal tarihyazımı Kurucu Meclisin İkinci Grubu’nu Kemalizm eleştirisinin merkezine oturttu. İkinci Grubun liberal sözcüsü Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey’in Topal Osman tarafından öldürülmesi bu eleştirinin öne çıkardığı sembolik bir olaydır. Ancak, bu cinayete vesile olacak husumetin başka bir cinayetin sonucu olduğu genelde unutulur.

22 Ocak 1921’de Kurucu Meclis’in gizli oturumunda Mustafa Kemal, Mustafa Suphi ve arkadaşlarının ülkeye girişiyle ilgili bazı mebusların eleştirileri üzerine şu açıklamayı yapar:

Halbuki Mustafa Suphi son zamanlarda memleketimize gelmek üzere bulunuyordu. Bunlardan bir kısmını sahil tarikiyle göndermişler, kendisi de Kars üzerinden gelmek istiyordu. Bunu haber alan Erzurumlular böyle bir adamın memleket dahiline girmesinden son derece müteheyyiç olmuşlar ve memlekete sokulmaması için teşebbüsatta bulundular. Makamatı resmiyeye müracaat ettiler. Bu adam memleketimize girerse parçalarız.[8]

İkinci Grubun önde gelenlerinden Erzurum mebusu Hüseyin Avni Bey’in ısrarlı eleştirileri üzerine Mustafa Kemal tekrar kürsüye çıkar. Kendisinin komünist bir parti kurdurmasını ve Bolşeviklerle ilişkilerini eleştiren dönemin Transatlantikçilerine karşı stratejik hattını savunur:

Bir zaman geldi ki Ankara’da, Eskişehir’de, şurada burada memleketin hemen bir çok yerlerinde bir çok insanlar, birbiriyle rabıtadar olmaksızın, Komünistlik teşkilâtı kurmaya ve aynı zamanda hariçten de birtakım insanlar serseri surette memlekette dolaşmaya ve aynı zamanda propaganda yapmaya başlamışlardır… Fakat münevveran dahi dahil olduğu halde Halk, Ordu Komünizmin ne olduğunu bilmiyor. Yalnız kuvvei naciye olabileceği itikadına zahip olmuş ise o zaman körü körüne cahilane komünizm olabilir veyahut milletin bir kısmı kalili, kısmı cüzisi temayül edebilir. Bu suretle ekalliyetin ekalliyeti denecek mertebede tekevvün edecek bu kuvvet kendini şâmil ve hâkim bir kuvvet farzederek, çünkü vukufsuzluğu veçhile bir teşekkül olacağından derhal memleket dahilinde – Bittabi bu gibi inkılâbatın heyeti umumiyei milliyemiz tarafından derhal imha edileceğine mutmainiz – herhalde bir feveran olabilir, bir inkılâp teşebbüsü olabilir. Bu itibarla Hükümet tedbir düşünmek mecburiyetinde kalır. Efendiler, iki türlü tedbir olabilirdi. Birisi; doğrudan doğruya Komünizm diyenin kafasını kırmak; diğeri, Rusya’dan gelen her adamı derhal denizden gelmiş ise vapurdan çıkarmamak, karadan gelmiş ise hududun haricine defetmek gibi zecrî, şedid, kırıcı tedbir kullanmak.[9]

Uzun açıklamaların ardından Mustafa Kemal şu sonuca varır:

Komünist teşkilâtına ne gibi mülâhazata binaen Hükümet serbesti vermiş olduğunu da izah ettim. Kısmen fakat yine bundan tevellüd edebilecek olan mahazire karşı dahi tedabiri şedide ve katiye tatbiki ve imkânı mahfuz bulundurulmuştur ve belki yakın zamanda bunun asarını göreceksiniz.[10]

Meclisteki gizli oturumundan bir hafta sonra, 28 Ocak’ı 29’a bağlayan gece, Mustafa Suphi ve on dört yoldaşı Trabzon’da Kayıkçılar Kahyası Yahya çetesi tarafından katledildi. Yahya faili meçhul bir şekilde öldürüldü. Yahya’nın ölümünü gündeme getiren Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey Topal Osman tarafından, bu sonuncusu da İsmail Hakkı tarafından öldürüldü. Şiddet, İkinci Gruptan 1970lerdeki Ecevit’e parlamento savunucularının en kör noktasını, yumuşak karnını oluşturdu.

 

Topal Osman’a iade-i itibar

Son dönemdeki tek-adamlaşmaya koşut olarak, parlamento tarihi açısından kayda değer bir gelişme Topal Osman’ın İmamoğlu’ndan Bahçeli’ye kahramanlık statüsüne yükseltilmesi oldu. 23 Haziran 2019 seçimlerinden önce Ekrem İmamoğlu Giresun’daki mitinginde siyasi karakterini şöyle tanımlıyordu:

Bir de bağlı olduğum değerler var. Türkiye’nin o güzelim Misak-ı Milli sınırlarına, komutanlarına, askerlerine, benim dedeme, sizlerin dedelerine, Topal Osman’a, bayrağına, havasına, suyuna, doğasına, bu ülkenin kuruluş değerlerine, Cumhuriyet’e, demokrasiye, çocuklarımızın dünden bugüne gelip, yarınlara ulaşmasının yolunu açan, bu ülkenin tek lideri Mustafa Kemal Atatürk’e bağlıyım.[11]

2 Nisan 1923 tarihli ve 370 sayılı kararıyla, Kurucu Meclisin gömüldüğü yerden çıkarılıp başsız vücudunun kapının önünde ayaklarından asılarak teşhir edilmesini emrettiği Topal Osman’ı İmamoğlu’nun değerlerinden biri yapan acaba nedir?

Topal Osman’a dair değerlendirmeler miting meydanlarında kalmadı. 8 Haziran 2022’de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli “Milli Mücadelenin yiğit kahramanı ve Türk milletinin fedakar evladı” Topal Osman’ın hukuki itibarının iadesi için TBMM’ye kanun teklifi verdi. Bahçeli’ye göre Topal Osman’ın “Mustafa Kemal Atatürk tarafından verilen emirle, kabri Giresun Kalesi’nde bulunan Anıt Mezara taşınmak suretiyle, kendisine duyulan muhabbet ve itibarına duyulan özen kurucu irade tarafından bizzat ilan edilmiştir.[12]

Bahçeli’nin girişiminin AKP tabanının bir kısmında rahatsızlık yarattığı anlaşılıyor. 27 Mart 2022’de Topal Osman tarafından katledilişinin 99. yıl dönümünde, Ali Şükrü Bey’in mezarı başında AKP Trabzon İl Başkanı Sezgin Mumcu’nun da katıldılığı bir bir anma düzenleyen Trabzon Sivil İnisiyatif Platformu üyesi bir grup iade-i itibar çabalarını eleştirmek için yine mezar başında bir basın açıklaması yaptı.[13] Yeni Akit’ten Mustafa Armağan ise Topal Osman’ın Ali Şükrü’yü öldürtmediğini, Mustafa Kemal’in her ikisini de tasfiye ettiğini öne sürerek milliyetçiler-mukaddesatçılar arasındaki gerilimi aşmaya çalıştı.[14] Seçim zamanı muhtemelen bu gerginlik nedeniyle MHP ve AKP’nin öncelik vermediği bu kanun teklifi şimdi MHP-AKP tabanları arasında bir Topal Osman sürtüşmesinden medet uman İYİP tarafından gündeme getiriliyor. 20 Temmuz 2023’te İYİP İstanbul Milletvekili ve Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burak Akburak Topal Osman Ağa’nın itibarının iade edilmesi için TBMM’ye kanun teklifi sundu.[15]

Güçlendirilmiş parlamentocuların bir parlamenter katiline gösterdikleri bu derin muhabbet parlamentarizmin çıkmazının en bariz göstergesi. Cumhuriyet tarihi ise parlamentonun şiddet araçları ve kontrgerillaya karşısında etkisiz kaldığını, hatta en kritik dönemeçlerde toplumsal hareketlere karşı şiddet aygıtlarının kanun ve anayasayı çiğnemelerine destek verdiğini gösteriyor. Dünyadaki diğer parlamentoların tarihi de bu tespiti doğruluyor: Genel oy ilkesiyle seçilen ve yasama gücünü kullanan kurulların özerkliği ancak toplumun öz-örgütlerinin güçlü ve etkili olduğu zamanlarda mümkün oluyor. Öz-yönetimin olmadığı bir parlamentarizm er ya da geç demir yumruklu bir idarenin kontrolüne giriyor.

 

 

[1] Birdal, S. (2015) “Cumhuriyet”, Evrensel, https://www.evrensel.net/yazi/75175/cumhuriyet

[2] CNN Türk (23 Haziran 2015) “İşte Baykal’ın Meclis açılış konuşması”, https://www.cnnturk.com/video/turkiye/iste-baykalin-meclis-acilis-konusmasi.

[3] Karar (23 Haziran, 2015) “Baykal: ‘Hiçbir frak kalıcı değildir’”, https://www.karar.com/baykal-hicbir-frak-kalici-degildir-17990.

[4] Sözcü (2015) “AKP’den erken seçim talimatı”, https://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/akpden-erken-secim-talimati-896893/.

[5] Bu bölüm büyük ölçüde şu yazılara dayanmakta: “Fiili güç ve olağanüstü hal”, Evrensel, 25 Ağustos 2015, https://www.evrensel.net/yazi/74742/fiili-guc-ve-olaganustu-hal; “Fiili güç ve parlamento”, Evrensel, 1 Eylül 2015, https://www.evrensel.net/yazi/74793/fiili-guc-ve-parlamento.

[6]  CNN Türk (26 Ağustos 2015) “Her Şey”.

[7] Bianet (27 Ağustos 2015) “Levent Tüzel Bakanlık Teklifini Reddetti”, https://m.bianet.org/bianet/siyaset/167137-levent-tuzel-bakanlik-teklifini-reddetti.

[8] TBMM Gizli Celse Zabıtları, Devre 1, Cilt 1, İçtima 1, 22.1.1337, Celse 4, s. 327, https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/GZC/d01/CILT01/gcz01001136.pdf.

[9] TBMM Gizli Celse Zabıtları, Devre 1, Cilt 1, İçtima 1, 22.1.1337, Celse 4, ss. 333-334, https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/GZC/d01/CILT01/gcz01001136.pdf.

[10] TBMM Gizli Celse Zabıtları, Devre 1, Cilt 1, İçtima 1, 22.1.1337, Celse 4, s. 335, https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/GZC/d01/CILT01/gcz01001136.pdf.

[11] Sözcü (2019) “İmamoğlu: Onların yürüdüğü akılsız yola girmeyeceğim”, https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/imamoglu-onlarin-yurudugu-akilsiz-yola-girmeyecegim-5052302/.

[12] Sözcü (2022) “Bahçeli’den Topal Osman Ağa için itibar iadesi teklifi”, https://www.sozcu.com.tr/2022/gundem/bahceliden-topal-osman-aga-icin-itibar-iadesi-teklifi-7182556/.

[13] Artı Gerçek (2022) “Bahçeli’nin Topal Osman’a iade-i itibar teklifine Trabzon’da tepki”, https://artigercek.com/politika/bahceli-den-topal-osman-in-itibarinin-iadesi-icin-kanun-teklifi-1-214590h.

[14] Yeni Akit (2022) Mustafa Armağan, “Ali Şükrü Bey’i Topal Osman mı öldürdü?”, https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/mustafa-armagan/ali-sukru-beyi-topal-osman-mi-oldurdu-39376.html.

[15] T24 (2023) “Topal Osman’ın iade-i itibarı için kanun teklifi”, https://t24.com.tr/haber/topal-osman-in-iade-i-itibari-icin-kanun-teklifi,1121081.