1968 İSC/COSEC skandalı: Liberal değerlere sahip olmak mı, devletin aparatları olmak mı?

Hazal Yalın

İdeolojik akımların evrimi her zaman ilgi çekicidir; zira bu evrim, sosyal hayatın evriminin şu veya bu safhasına bütünüyle denk düşer. Dolayısıyla toplumun gelişimini bu akımların evriminden takip etmek mümkündür. 1967’de Uluslararası Öğrenci Konferansı / Koordinasyon Sekreterliği’nin (ISC / COSEC) etrafında gelişen skandal, liberalizmin evriminde son derece etkili oldu; bu skandal, batı liberalizminin tarihinde bir dönüm noktasına işaret eder. Ne var ki skandal, daha sonraki gelişmelerde oynadığı tayin edici role rağmen, pek de ilgi görmüş değil. Aşağıdaki yazıda göndermeler yapacağım üç makale dışında, hiç değilse ben, bu konuyla ilgili hiçbir akademik çalışma bulamadım. Bunlar, K. Paget’in antikomünist tarihi[1], J. Kotek’in esas itibariyle ISC / COSEC’in tarihinin ilk sayfalarını incelediği makalesi[2] ve T. de Vries’in meseleyi ideolojik bir kırılma noktası olarak değil de yönetişimsel bir dizi hadise olarak ele aldığı, ancak eski CIA mensuplarının hatıratına da başvurduğu önemli incelemesi.[3]

Bense, skandalın Amerikan ve genel olarak batı liberalizminin seyri üzerinde duracağım.

Dünya Gençlik ve Öğrenci Festivalleri sadece festival değildi; bunlar gerçekte, muhtelif ülkelerden esas itibariyle sol dünya görüşüne bağlı belli bir grup gençlik örgütünün arenası yahut daha doğrusu sergisiydi. Bu nedenle festivallerin başarısı haklı olarak bu örgütlerin ve bu dünya görüşünün başarısı sayılıyordu. Ve gene tam bu nedenle festivalleri engellemek, hatta mümkünse önlemek, daha 1947’de Prag’daki ilk festivalden beri Amerikan istihbaratının başlıca amaçlarından biriydi.

CIA belgelerine daha yakından baktığımızda, teşkilatın, ilerici gençliğin festivallerinin etkisini her tür vasıtayla yok etmek, çarpıtmak yahut hiç değilse sınırlamak hedefi güttüğünü görüyoruz. Doğal ki bu vasıtalar arasında yasaklar, resmi engeller, gözaltı ve tutuklamalar da vardı.

Festivallere katılım meselesi, muhtelif ülkelerin temsilcileri arasında sık sık tartışılmıştır. VI. Dünya Gençlik Festivali’ne karşı alınacak tedbirler bilhassa NATO Konseyi’nde tartışılmıştı. ABD Dışişleri Bakanı A. Dulles, gençliğin festivale katılımına engel olmanın güçlüğünü görünce, NATO ülkelerindeki elçilere, ABD için uygun heyetler çıkarmaları talimatı göndermişti. … Bu yüzden Moskova’ya, [Uluslararası Öğrenci Birliği ve Dünya Demokratik Gençlik Federasyonu tarafından — H.Y.] heyetlerin bileşimlerine etkide bulunma çabasına rağmen çok sayıda Sovyet karşıtı gençler de gelmişti.[4] Gerçekten de CIA’in gizliliği kaldırılmış belgelerinde, Latin Amerika, Asya, Afrika ve Avrupa ülkelerinde hazırlıklara engel olmak için çoğunluğu cezai olan hangi tedbirlerin alındığı görülür. Örneğin, 10 Eylül 1951 tarihli bir belgeye göre, Amerikalı yetkililer, Berlin’deki Dünya Festivali delegelerinin Avusturya’dan transit geçişini engellemişlerdi.[5] Keza, festivallere katılmak için hazırlanan kaç kişinin gözaltına alındığı yahut tutuklandığı, isim isim kimlerin festivallere katıldığı vb. hakkında ayrıntılı bilgi bulmak mümkündür.

Ancak bunlar, “probleme” tek yaklaşım değildi, zira etkinlikleri sabote etmek için özel seçilmiş antikomünist delegeler de gönderiyorlardı. Ancak bu yaklaşımın da teşkilat görevlileri arasında itirazlarla karşılaştığı oluyordu. Örneğin, 1955 tarihli ilginç bir belgede, kimliği bilinmeyen bir kaynak, CIA görevlisine şöyle der: “Batı hükümetleri komünizmi DDGF’nin faaliyetlerine komünist olmayan delegeler göndermek yoluyla karşı koymaya çalışmamalıdırlar. Batılı delegelerin antikomünist çıkışları (bunlar gerçekte pek azdır), komünist çoğunluğun kontrolü altındaki kimselerce boğuluyor ve DDGF, politik olmayan batılı gençlik grupları arasında daha büyük prestij ve nüfuz elde ediyor.” Böylece “kaynak”, komünistlerle ilişkili olmayan gençlerin komünist ülkelerdeki festivallere gitmelerine izin verilmesinin “çok faydalı” olacağını, zira bu suretle komünist gençliğin, hükümetlerinin batı karşıtı propagandasına daha büyük güvensizlik besleyebileceğini öneriyor. Bununla birlikte “kendisi, batı ülkelerinden komünistlerin Avrupa’nın komünist ülkelerine gitmelerinin kati surette yasaklanması gerektiğini belirtti.”[6]

Bu amaç için başlıca vasıtalar, “kendi” gençlik teşkilatlarıydı. Kuşkusuz kapitalist ülkelerde de çok sayıda antikomünist gençlik teşkilatları vardı, ama bu dönemin büyük bölümünde, moral, örgütsel ve ideolojik üstünlüğün ilerici gençlik birliklerinde olduğunu belirtmek gerek. Dolayısıyla bu bağlamda antikomünist gençlik teşkilatları, ilerici teşkilatlarla karşılaştırıldığında, epeyce zayıftılar.

Ama CIA yardıma koştu; teşkilat, bunları, fiilen sınırsız yardımlarla finanse ediyordu.

1 Ağustos 1968 tarihli Pravda’da, ünlü Der Spiegel’e gönderme yaparak, CIA’in, sosyal demokrat dünya gençlik birliği olan Uluslararası Sosyalist Gençlik Birliği (USGB ya da “genç sosyalistler”) ile ilişkisi hakkında bir makale yayınlandı. USGB, DDGF’nin başlıca rakiplerinden biriydi. Makalede şöyle deniyordu: “USGB Genel Sekreteri Jan Hevkerup, yürütülmekte olan festivali engelleme girişimi içinde CIA ile ilişkiliydi. … Dergi [Der Spiegel], CIA’in her yerde genç sosyal demokratları uluslararası festivale etkide bulunmak için kullanmaya çalıştığını bildiriyor. … USGB yaklaşık 15 yıldır CIA’den para alıyordu. Derginin ortaya koyduğu deliller, CIA’in Viyana ve Helsinki’deki festivallere karşı kampanyaların dolaysız organizatörü olduğunu ortaya koyuyor.”[7]

Bu, Pravda’daki kısa makalede bulunmayan bazı ilgi çekici ayrıntılar barındıran büyük bir skandaldı. Danimarka hükümetindeki bir bakanın oğlu olan USGB Genel Sekreteri, 1966’dan beri CIA’in devamlı temas kurduğu biriydi. USGB üyesi olan iki Batı Alman gençlik teşkilatı skandalda önemli bir rol oynamışlardı. Bunlar, SPD’nin gençlik teşkilatı “Genç Sosyalistler” (yaklaşık 170 bin üyesi vardı) ve gene SPD’ye yakın, Almanya Sosyalist Gençliği “Şahinler” (yaklaşık 110 bin üyesi vardı) idi. CIA, USGB’yi, Gençlik ve Öğrenci Fonu üzerinden finanse ediyordu; bu da aslında, Der Spiegel’in yazdığına göre, CIA tarafından kurulan bir “kamuflaj şirketi” idi. Bu fonun genel sekreteri, Harri Lann adında bir CIA ajanıydı. CIA, USGB’ne “yılda 45.000 ile 50.000 dolar kadar” bir para ödüyordu (bugünün parasıyla yaklaşık 4 milyon dolar). CIA, Sofya’da o yaz yapılması planlanan Dünya Festivali’ni “daha öncekiler gibi” sabote etmek istiyordu.

Peki “daha öncekiler” nasıldı? Örneğin 1959’da Viyana’da yapılan festivalde teşkilat, Chicago’dan 180 antikomüniste, festival etkinliklerini sabote etmeleri için ödeme yapmıştı ve hem onların hem de Alman sosyal demokratlarının çabaları sayesinde, “festivalin daha ilk gününde polis 13 sokak kavgasını kayıtlara geçirmişti”. 1962’de Dünya Festivali Helsinki’de yapılırken CIA tarafından 40 bin dolara (bugünün parasıyla yaklaşık 3,5 milyon dolar) finanse edilen 160 Amerikalı antikomünist de Finlandiya başkentini ziyaret etmişti. Keza, USGB grubu da Helsinki’de, CIA parasıyla yayımlanan festival karşıtı gazeteler dağıtmıştı. CIA tarafından kışkırtılan sokak kavgalarından başka, USGB’nin Alman üyeleri yaklaşık 270 delegeyi, Helsinki’den ayrılıp ücretsiz bir Batı Avrupa gezisi yapmaya da ikna etmişlerdi.[8]

Aslında CIA etrafındaki bu skandalların tarihi 1967’de Sol Stern’in ABD’de yayımlanan aylık “Ramparts” dergisindeki makalesiyle başlamıştı. Bu makalede, CIA’in 1952’den beri sadece ABD Ulusal Öğrenci Birliğini (NSA) değil, Uluslararası Öğrenci Konferansı Koordinasyon Sekreterliği’ni (ISC / COSEC) de finanse ettiği kanıtlarıyla konulmuştu. NSA, ISC / COSEC’in üye örgütlerinden biriydi.[9]

Birkaç gün sonra, NSA’in 1952’den 1964’e kadarki 12 eski yöneticisi bir basın toplantısı düzenlediler ve teşkilatın CIA’in para aldığını açıkladılar; ancak “bu paranın ‘tam bağımsızlık ve bütünlüklerine’ etkide bulunmadığını” iddia ettiler.[10] Her ne kadar NSA yöneticileri, CIA’den 1952’den beri para aldıklarını kabul etseler de bunun daha önce, muhtemelen 1950’de başladığına dair yeterince delil de vardır.[11]  ISC / COSEC ise iddiayı kategorik olarak inkâr etti. Ancak bu inkâra rağmen, ISC / COSEC’in 1952’den 1966’ya kadar CIA’in para kanalı olan bir dizi fondan sübvansiyon görünümü altında yaklaşık 200 bin (bugünün parasıyla yaklaşık 18 milyon) dolar aldığı ortaya çıktı.[12] Ancak CIA’in “desteği” ISC’nin 1950’de kuruluşuyla birlikte başlamıştı, zira ABD yönetimi, “Sovyetler Birliği’nin desteklediği Uluslararası Öğrenci Birliği’nin (UÖB) tekeline karşı koymak için batılı öğrenci liderleri arasında bir uzlaşmaya varmanın” araçlarını arıyordu.[13] Dahası CIA, ISC / COSEC’i projesine göre destekliyordu; yani ISC / COSEC, CIA’in projelerini onaylıyor ve hayata geçiriyordu. ISC / COSEC ile CIA arasındaki ilişkilerin “hayır” temeli üzerine kurulduğunu söylemek de mümkün değildi; her ne kadar yönetici organların Amerikalı olmayan üyeleri bu hususta hiçbir şey bilmiyorlarsa da, ISC / COSEC, CIA’in bir alt kolu olup çıkmıştı.

K. Paget haklı olarak şöyle diyor: “Eğer MacCarthy olmasaydı, Dışişleri Bakanlığı’nın NSA yahut ISC / COSEC’in uluslararası faaliyetlerini finanse edeceğini düşünmek zor olurdu.”[14] Yani bütün bunlar, “establishment”in menfaatlerinin gerektirdiği, ABD’deki antikomünist hezeyanın bir neticesiydi. Tam da bu nedenle ISC / COSEC, batılı devletlerin başka ülkelerin işlerine karışmalarına karşı “en ufak bir protestoda” bulunmamıştı. “Tersine, ISC liderleri, bu problemlerin öğrenci birliklerinin görev alanına girmediğini iddia ederek, öğrenci gençliğin bu hayati meselelerde görüş bildirmesini engellemek için mümkün olan her şeyi yapmışlardı.”[15]

ISC / COSEC’i daha yakından incelemek gerek.

UÖB Sekreteri V. Vdovin, 19 Şubat 1954 tarihli Komsomolskaya Pravda’da yayınlanan makalesinde, ISC / COSEC’in “İstanbul Öğrenci Konferansı”na özel bir önem verir: “UÖB Sekreteri G. Berges, gözlemci statüsüyle bulunduğu ‘İstanbul Öğrenci Konferansı’nı da konuşmasında anlattı. Bu ‘konferans’ dar bir nitelik taşıyordu; Asya, Latin Amerika, Yakın Doğu ve bir dizi Avrupa ülkelerinin büyük örgütlerinin temsilcileri yoktu. … ‘Konferans’ bütün bu ve pek çok başka meseleye sessiz kaldı.”[16] Gerçekten de İstanbul Konferansı epey dardı; sadece 40 gençlik teşkilatı katılmıştı ve bunların da 26’sı batılıydı.[17] Ve bekleneceği gibi, konferans, ISC / COSEC’in kendine has refleksini yansıtıyordu; hiçbir “siyasi” probleme dokunmamıştı. Bununla birlikte siyaset dışında kalmak tercihi de sadece belli bir siyasete karşı koymak için seçilmiş olan bir siyasettir. Ama İstanbul Konferansı, daha böyle erken bir tarihte bile, siyaset dışında kalmanın sınırlarını ortaya koyuyordu. Konferansın 11 Şubat tarihli oturumunda, delegeler Ortadoğu Komisyonu seçmek için toplandıklarında (Türkiye ve Lübnan delegeleri, bu komisyona adaydılar), (Akşam gazetesinin sözleriyle) “Lübnan delegesi birden ayağa kalkarak kendisinin İsrail delegesiyle işbirliği yapamayacağını beyan etmiştir”.[18] Bu konferansta, Fransız delegesinin, ISC’nin liderlerinin pasifliğine yönelik sert eleştirileri de dikkat çeker.[19]

Ama bu eleştiriler haksızdı, zira apolitiklik, zaten teşkilatın kutsal ilkesi olarak tespit edilmiş bulunuyordu. ISC / COSEC’in aylık yayın organı Student’in Temmuz 1957 tarihli ilk sayısında şöyle denir: “ISC’ye rehber olan ilkeler, katı bir apolitiklik, dünyadaki bütün öğrenciler arasında işbirliği ve dostluk, bütün eğitim meselelerinin incelenmesi … bütün öğrencilere kültür, seyahat, spor, dinlenme vb. gibi en geniş sahalarda etkili bir yardım sunmak üzere çok sayıda pratik tedbirin alınmasıdır.”[20] Ama her ne kadar bu eleştiriler kurucu ilkelerle çelişiyor olsa da bunlar ISC / COSEC’teki yeni eğilimleri gösteriyordu: Bilhassa da siyasi çatışmalar bütün dünyada yükselirken, ilerici gençlik teşkilatlarının moral otoritesi bütün diğer örgütlerden karşılaştırılamayacak kadar yüksekken, öğrenci gençlik artık siyasetin, öğrencilerle ilgili olanların yanı sıra sosyal problemlerin dışında kalamazdı. Dolayısıyla, Volodin’in altını çizdiği gibi, ISC / COSEC “belli bir dönüşümden geçmek zorundaydı; bunlar … geleneksel apolitiklik ilkesi olan ‘student as such’ ilkesinden vazgeçiyorlar ve hatta sol öğrenci gençliğin kimi antiemperyalist sloganlarını da benimsemeye çalışıyorlar”. Altbach da bu eğilime büyük önem verir: “ISC, politize olma istikametinde ilerledi ve anti-sömürgecilik ve ırkçılık gibi bir dizi meselede kesin bir tutum aldı.”[21] Bunda şaşılacak bir şey yoktu, zira Amerikan emperyalist çevreleri de zaten yeni-sömürgecilikten yanaydılar.

Şunu da hatırlatmak gerek: ISC / COSEC’in motor gücü, ABD’nin Ulusal Öğrenci Birliği (NSA) idi; o da uluslararası olaylara, ISC’nin Avrupalı muhafazakâr üye teşkilatlarından, Amerikalılara has daha büyük bir pragmatizmle ayrılıyordu. Örneğin 1956’da Avrupalı üyelerin muhalefetine rağmen Cezayir’in bağımsızlık ilanını destekleyerek ISC’nin örgütsel bütünlüğünü kurtarmayı başarmıştı. Aksi takdirde, çok sayıda üye teşkilatın ISC’den ayrılması kaçınılmazdı. Bağımsızlığını istiklal savaşıyla kazanmış olan Türkiye’nin, Fransız sömürge siyasetini desteklediği hatırlanacak olursa, bu Amerikan pragmatizmi çok karakteristiktir.

Üye teşkilatların, ISC ile UÖB birliği arasında işbirliği için baskısı artıyordu; ISC / COSEC, gerçekte değilse de lafta, UÖB ile ortak organizasyonlar yapmak zorundaydı; UÖB de zaten bu yönde ısrar ediyordu. ISC / COSEC, bu gelişmelere iki türlü cevap veriyordu. Birincisi, yönetici organlarını aşırı bir şekilde merkezileştirdi. “ISC’nin yürütme organlarını teşkilatların değil, ISC tüzüğünde tespit edilmiş ilkelere sadakati ve bunları yerine getirmek yetkinliği kanıtlanmış ‘kalifiye öğrenci liderleri arasından’ tek tek kişilerin seçmekte olması dikkat çekicidir.”[22] Dolayısıyla, ISC yönetimi hiç şüphesiz “yetkin ve ilkelere sadık” olan yönetim tarafından seçiliyordu. Öte yandan, üye teşkilatların, batılı ülkelerin sömürge, yeni-sömürge ve bağımlı ülkelere, bilhassa da Vietnam’a uluslararası saldırganlığına karşı aktif bir şekilde harekete geçmesi için taleplerine karşı koyarken, ISC / COSEC bütünüyle ikiyüzlü bir tutum takınıyordu: Her ne kadar ABD, Vietnam konusunda eleştiriyi hak ediyorsa da Vietnam Demokratik Cumhuriyeti de savaştan ötürü suçlanmayı hak ediyordu, zira güneyin işlerine yıkıcı faaliyetlerle karışıyordu.

UÖB’ni başta Sovyetler Birliği olmak üzere sosyalist ülkelerin finanse ettiğini herkes biliyordu. Bu nedenle kimi antikomünist tarihçiler, ISC / COSEC’in de Amerikan istihbaratı tarafından finanse edilmesini aklamaya çalışırlar. Örneğin Kotek, “soğuk savaş” yıllarında gençlik hareketi için büyük önem taşıyan olayları değerlendirirken, sıkı bir antikomünist akıl yürütme hatta önyargıyla, CIA’i “uluslararası komünizmin cephe teşkilatlarına” karşı koymak için gençlik teşkilatlarını finanse etti diye aklar. Böylece, NSA’in 1955-1956 bütçesinin 106.933 dolar (bugünkü parayla 1 milyon dolar civarı) olması bunun da yüzde 86’sının (aslında bir CIA kuruluşu olan) Gençlik ve Öğrenci Fonu’ndan alınması onun için gayet doğaldır. “Fon, [ISC / COSEC’ten — H.Y.], UÖB ile rekabet edebilecek gerçek bir süper güç yaratmıştı.”[23]

Ama bu aklama girişimleri temelsizdir, çünkü UÖB, DDGF (yahut Dünya Sendikalar Federasyonu vb.) kendilerini siyaset dışı saymıyorlardı, meslek örgütleri değillerdi, “STK” değillerdi. Oysa ISC / COSEC, daima, sadece siyasetin dışında olmak değil, bağımsız olmak iddiası da güdüyordu ve bundan gurur duyuyordu. Ama Ramparts dergisinin ifşası, bunun tam tersi olduğunu, ISC / COSEC’in yolsuz bir teşkilat olduğunu kanıtlayınca teşkilat büyük bir krize düştü. Bu krizin iki veçhesi vardı. Birincisi, ISC bünyesindeki gençlik birliklerinin çoğunluğu güvenlerini kaybetti ve bunu yeniden kurmak mümkün değildi, çünkü CIA’in tarihinde bir rezalet dönemi de başlamıştı ve hiç kimse, onunla yan yana görünmek istemiyordu. İkincisi, CIA gençlik teşkilatlarını finanse etmeyi de bırakmıştı, zira Başkan Johnson teşkilata, öğrenci teşkilatlarının gizlice finanse edilmesine son vermesini emretmişti. Kaldı ki, hiçbir olumlu netice yoksa, CIA’den yardım almaya devam edip de istihbarat teşkilatı olarak damgalanmayacak hiçbir gençlik teşkilatı da kalmamışken, maddi desteğe devam etmek anlamsızdı. Ama bu kaynaklar olmaksızın hayatta kalmak da mümkün değildi, zira CIA’den akan kaynaklar, ISC’nin bütün gelirlerinin yaklaşık yüzde 90’ını teşkil ediyordu.

Bütün bu olayların üzerinden 50 yılı aşkın bir zaman geçmişken, böylesine “sıradan” bir uygulamanın 1960’lı yıllarda böyle büyük bir skandal doğurmuş olması tuhaf görünebilir.

NSA, liberal dünya görüşünü savunuyordu; ISC / COSEC de aynı değerleri vazediyordu. Sırsıklam siyasi bir örgüt olduğu halde güya siyaset dışı gibi davranan ISC / COSEC, liberal değerleri temsil ediyordu; ama bir anda aslında böyle değerler olmadığı, liberal çevrelerin liderlerinin devlet organlarının ve keza kötü şöhretli CIA’in çalışanları oldukları ortaya çıkmıştı. Böylece ilk defa, o zamana kadar herkese etik ve dürüst siyaset vazeden bu liderlerin gerçekte CIA hesabına çalıştıkları da ortaya çıkmıştı. Bu, onlar açısından büyük bir siyasi deprem demekti.

Üstelik hikâyenin devamı da vardı. Ramparts’ın yayınından sonra Der Spiegel’de olduğu gibi başka gazeteciler de benzer hikâyelerin peşine düşmeye başladılar ve CIA’in sadece ISC / COSEC değil, büyük çoğunluğu liberal çevrelerin etki alanında bulunan pek çok gençlik, sendika ve mesleki örgütle de ilgilendiğinin ve bunları finanse ettiğinin çok miktarda delilini buldular. Başka bir deyişle, ISC / COSEC etrafındaki skandal bir ilkti, ama benzerleriyle 1970’li yıllar boyunca gitgide daha sık karşılaşılır oldu. Dolayısıyla Ramparts, Amerikan toplumunda ve bütün dünyada, Amerikan liberalizmine karşı büyük bir güvensizlik dalgası yaratmıştı. Bugünkü Amerikan liberalizmi de bu skandallardan sonra şekillendi ve, her ne kadar kendisini Amerikan sol çevrelerinde konuşlandırıyorsa da hiç şüphesiz antikomünist kalmaya devam etti.

Sol Stern’in, ilkinin üzerinden 48 sene geçtikten sonra National Review için yazdığı bir makale, sadece yazarın evrimine değil, bu ilk skandalın Amerikan liberalizmi için ne büyük bir kriz teşkil ettiğine ve bu liberalizmin günümüzdeki suretine nasıl etkide bulunduğuna şahitlik eder:

Bugünden geriye baktığımda, Ramparts makalesini, savaş sonrası Amerikan liberalizmindeki tayin edici altüst oluş anlarından biri olarak görüyorum. Ramparts’ın da en parlak örneklerinden birini teşkil ettiği Yeni Sol radikalizminin 1960’lı yıllarda liberal dünya görüşüne saldırıları karşısında liberaller hızla kontrollerini kaybettiler. Pek çok önde gelen liberal … ABD’nin soğuk savaş siyasetinin pek çok başarısındaki kendi eylemlerinin katkısından ötürü sevinç duyacakları yerde Amerikan dış siyasetine yönelik bizim radikal eleştirilerimizi kabul etmeye başladılar ve soğuk savaşın aşırılıklarından ötürü kendilerinde suç bulur oldular. Bu, liberallerin tutarlı bir antikomünizmden anti-antikomünizme geçişinin başlangıcıydı.”[24]

Bu skandal neticesinde ISC / COSEC tamamen çözüldü ve Leiden’de toplanan soruşturma komitesi teşkilatı resmi olarak dağıttı. Komitenin açıklamasında, mali krize ek olarak, “Avrupalı öğrenci birlikleri arasındaki uzlaşmanın parçalandığı ve köklü bir radikalizm ortaya çıktığı” da ifade ediliyordu[25]. Bunların ikisi de doğruydu, zira 1968 Mayıs olayları, öğrenci teşkilatlarının da büyük bölümünü içine çekmişti.

ISC / COSEC’in talihsizliği şuradaydı ki, Ramparts herkese, bu teşkilatın gerçek özünü göstermişti; ama gerçekte, ISC / COSEC pek çok benzerlerinden biriydi. Örneğin, DDGF’nın rakibi olan Dünya Gençlik Asamblesi (WAY), İngiliz yetkililerin enformasyon savaşının bir parçası olarak kurulmuştu. Ancak 1954’e kadar “CRD ve IRD, hazineden hiçbir zaman WAY için … yeterince para alamamışlardı. … 1952 ile 1954 arasında Anthony Eden ve Selvin Lloyd, WAY’ye yapılacak sübvansiyonların hazine tarafından kısılmasına yönelik bitmeyen girişimlerde bulunmuşlardır.”[26] (CRD, Cultural Relations Department; IRD, Information Research Department. Her ikisi de Foreign Office’e bağlı dairelerdi). Foreign Office’in bu dönemde WAY’e, DDGF’nun etkisini engellemek için siyasi bir araç olarak baktığı görülüyor; ancak Hazine’yi, sübvansiyonlarını artırmaya ikna edememişlerdi. WAY 1948’de uluslararası etkinlikleri için sadece 700 sterlin (bugün yaklaşık 35 bin dolar), motor organı sayılabilecek “Ulusal Komite” için de 2 bin sterlin (bugün yaklaşık 100.000 dolar) almıştı. Ama durum, 1954’ten itibaren tamamen değişti. Artık WAY sadece İngiliz değil, Batı Avrupa ve Amerikan parasını da “cömert bir şekilde” alıyordu. WAY, 1954’de Gençlik ve Öğrenci Fonu’ndan Singapur’daki bir konferans için 114 bin dolar (bugünkü parayla 1,1 milyon dolar) ve yıllık 48 bin dolar (bugünkü parayla yaklaşık 500 bin dolar), Asya Fonu’ndan o yıl 50 bin (bugünkü parayla yaklaşık 500 bin), 1955’te de Ford Vakfı’ndan 70 bin (bugünkü parayla yaklaşık 700 bin dolar) alıyordu (O yıl WAY’in başkan yardımcısı, o sırada sosyoloji öğrencisi olan I. Wallerstein idi). Bu suretle, Britanya hükümeti, sırf cimriliği yüzünden, WAY’in kontrolünü Amerikan parasıyla tamamen kaybetmişti.

Bütün bunlardan ne sonuç çıkar?

Hiçbir örgüt, hiçbir gençlik örgütü, siyaset dışı olamaz. Komünist hareket bunu iyi biliyordu; bu yüzden gençlikten kadın alanına, meslek örgütlerinden mahalle teşkilatlarına kadar bütün sol örgütler siyasi örgütlerdir. Bunlar, kapitalist ülkelerde, sınıf uzlaşması değil sınıf çatışması üzerine kuruludur. Ne var ki devlet onların elinde olduğu zaman bile bu örgütlerin faaliyetlerini bütünüyle bir devlet organı gibi değerlendirmek mümkün değildir; zira bu faaliyet, her ne kadar siyasi iktidarın iç veya dış siyasetiyle bütünüyle örtüşse de karşılıklı etkileşim içinde oldukları bir kesit de vardır. Zira bu örgütler aynı zamanda kitle teşkilatlarıdır; dolayısıyla siyasi iktidar ile kitleler arasında ideolojik bir köprü kurarlar. Siyasi iktidar bu örgütleri bir araç olarak kullanırken onlar için açık bir ideolojik şemsiye teşkil eder.

Liberal izleğe göre ise toplum, yani kapitalist toplum, uzlaşma üzerine kurulu sivil toplumdur. Dolayısıyla bir örgütün en ideal formu NGO’dur (“sivil toplum örgütleri”), zira NGO’lar da, tıpkı “sivil toplum” gibi, çatışma değil uzlaşma organlarıdır. En önemlisi NGO’lar devletin dışında, siyasetin dışında, siyasi mücadelenin dışında olmalıdır, zira devlet için uzlaşma alanları üretirler. Başka deyişle NGO’lar, rıza üretim vasıtalarından başka bir şey değildir.

Bu, asla gerçekleşmeyecek bir postüla olmasından başka, ikiyüzlüdür.

ISC / COSEC ve NSA’nin CIA’in doğrudan aparatları haline gelmesi, henüz erken bir dönemde, bunun kanıtıdır.

Ramparts skandalı ortaya çıkışıyla birlikte derin bir sarsıntı yaratmıştır; zira bu ikiyüzlülüğü ilk defa olanca çıplaklığıyla ortaya sermiştir. Skandal, bugünkü Amerikan liberalizminin şekillenişi üzerinde de etkili olmuştur. Ne var ki bu, yapısal bir etki değildir. Skandalla birlikte Amerikan liberalizminin söyleminde antikomünist ton zayıflamıştır, S. Stern’in deyişiyle “anti-antikomünizm” vurgusu kazanmıştır (Bu yıllarda, Sydney Pollack’ın unutulmaz “Akbabanın Üç Günü” filminde doruğa çıkan, CIA’in ve FBI’ın günah keçisi ilan edildiği bir dönem başlamıştır. “Conspiracy Theory”de bunun yerini “kötü CIA, iyi FBI” alacaktır; bugünse, kahraman CIA). Dahası, liberalizm Amerikan “siloviki”den uzak durmuş, “sol” sayılır olmuştur. Ancak liberalizmin iç ideolojik bütünlüğü sarsılmamıştır. Bu sayede, neoliberalizm, batı liberalizminde sadık bir müttefik bulmuştur. Amerikan ve genel olarak da batı liberalizmi iç siyasette kültür, ırk cinsiyet gruplarının vb. (ama sınıf örgütlerinin değil) hak ve hürriyetlerinin genişlemesini hedefler; bununla birlikte alt sınıf ve katmanların sınıf bilincinin aşınmasını, bu suretle siyasi örgütlerin de zayıflamasını ve tahrip olmasını hedefler. Bu, batı liberalizminin emperyalist müdahale doktrini haline gelmesine yol açmıştır. Bernard Couchner’in ünlü kitabının adının “Le Devoir d’Ingerence” (Müdahale Zorunluluğu) olduğunu hatırlatmaya değer.[27] Liberalizm bu sayede siyasi “establishment” ile bütünleşmiştir. Bunun çıplak örneklerinden biri, aynı liberal çevrelerin LGBT hakları vazederken Yugoslavya, Suriye, Libya’nın bombalanmasını savunmaları, hatta provoke etmelerinde, Latin Amerika ülkelerinde, Bolivya’da, Brezilya’da, Venezuela’da darbeler örgütlemelerinde görülür. Bu dönüşümün ilk teorik temellerini 1968’de Colombia Üniversitesi’nden Wolfgang Friedmann atmıştı; Friedmann, liberal çevrelerin Vietnam Savaşı’nda Amerikan hükümetine desteğini kazanmak için bir liberal müdahalecilik konsepti ortaya koymuştu.[28] Bu girişim o zaman başarıya ulaşmamıştı; ama 20. yüzyılın sonunda Yugoslavya’nın bombalanmasıyla birlikte başlıca batılı ülkelerin tekel ideolojik motivasyonu haline gelmiştir.

Başka bir deyişle aynı “solcu” liberalizm, bugünkü liberal müdahaleciliğe evrilmiştir.

KAYNAKLAR

Aldrich R.J. Putting Culture into the Cold War: The Cultural Relations Department (CRD) and British Covert Information Warfare // The Cultural Cold War in Western Europe 1945-1960 / eds. G. Scott-Smith, H. Krabbendam. London, 2003. p. 86–106.

Altbach P.G. The Student Internationals: An Analysis of International and Regional Student Organizations. US Department of Health, Education, and Welfare. Washington D.C., 1970. p. 125.

Kotek J. Youth Organizations as a Battlefield in the Cold War // The Cultural Cold War in Western Europe 1945-1960 / eds. G. Scott-Smith, H. Krabbendam. London, 2003. p. 138–58.

Paget K. From Stockholm to Leiden: The CIA’s Role in the Formation of the International Student Conference // The Cultural Cold War in Western Europe 1945-1960 / eds. G. Scott-Smith, H. Krabbendam. London, 2003. p. 107–37.

Stern S. NSA and the CIA // Ramparts. 1967. p. 29–39.

Stern S. Ramparts, the CIA, and Cold War Revisionism [electronic resource] // National Review 2015.2 April. URL: https://www.nationalreview.com/2015/04/ramparts-cia-and-cold-war-revisionism-sol-stern/ (accessed 20.04.2020).

Vries T. de The 1967 Central Intelligence Agency Scandal: Catalyst in a Transforming Relationship between State and People // Journal of American History. 2012. vol. 98, no. 4. p. 1075–92.

Walters R. 12 NSA Ex-Presidents Defend CIA Subsidies // Washington Star. 1967. 26 Feb.

Володин И.А. Международное молодежное и студенческое движение: этапы большого пути // Научные труды Московского гуманитарного университета. 2018. № 6. с. 55–71.

Можаева Л.А. Всемирные фестивали молодежи и студентов: из опыта общественной дипломатии // Новый исторический вестник. 2016. т. 48, № 2. с. 132–45.

Austria, Communist Leader Rants Аgainst US Action in Preventing Youths from Transiting Western Austria dated 10 September 1951 г. // CIA FOIA RDP82-00457R008700040010-8.

Hungary / Rumania / USSR, Suggestions for Countering Communist Youth Propaganda dated 6 October 1955 г. // CIA FOIA RDP82-00046R000500280008-8.

Letter Congressman Donald E. Lukens to CIA Director Richard Helms dated 16 May 1967 г. // CIA FOIA RDP70B00338R000200230030-8.

Milletlerarası Talebe Konferansında Bir Hadise // Akşam. 1954. 12 Jan.

Tote Ratten // Der Spiegel. 1968. Nr. 31. S. 28–29.

Врагами фестиваля руководит ЦРУ // Правда. 1968. 1 авг.

Программа сотрудничества (к итогам сессии Исполкома МСС; статья В. Вдовина, секретаря МСС) // Комсомольская правда. 1954. 19 фев.

Yalın H. Yalan, Provokasyon, Bombardıman: Yugoslavya’nın Yok Edilişinin Kısa Tarihi. Yakın Doğu Haber. URL: https://www.ydh.com.tr/haber.php?HID=15936.

Friedmann W. Interventionism, Liberalism, and Power-Politics: The Unfinished Revolution in International Thinking // Political Science Quarterly. 1968 Vol. 83, no. 2. P. 169—189.


[1] Paget K. From Stockholm to Leiden: The CIA’s Role in the Formation of the International Student Conference // The Cultural Cold War in Western Europe 1945-1960 / eds. G. Scott-Smith, H. Krabbendam. London, 2003.

[2] Kotek J. Youth Organizations as a Battlefield in the Cold War // The Cultural Cold War in Western Europe 1945-1960 / eds. G. Scott-Smith, H. Krabbendam. London, 2003.

[3] Vries T. de The 1967 Central Intelligence Agency Scandal: Catalyst in a Transforming Relationship between State and People // Journal of American History. 2012. vol. 98, no. 4.

[4] Можаева Л.А. Всемирные фестивали молодежи и студентов: из опыта общественной дипломатии // Новый исторический вестник. 2016. т. 48, № 2. С. 139–40.

[5] Austria, Communist Leader Rants Аgainst US Action in Preventing Youths from Transiting Western Austria dated 10 September 1951 г. // CIA FOIA RDP82-00457R008700040010-8.

[6] Hungary / Rumania / USSR, Suggestions for Countering Communist Youth Propaganda dated 6 October 1955 г. // CIA FOIA RDP82-00046R000500280008-8.

[7] Врагами фестиваля руководит ЦРУ // Правда. 1968. 1 авг.

[8] Tote Ratten // Der Spiegel. 1968. 29 Jul. Nr. 31.

[9] Stern S. NSA and the CIA // Ramparts. 1967.

[10] Walters R. 12 NSA Ex-Presidents Defend CIA Subsidies // Washington Star. 1967. 26 Feb.

[11] Letter Congressman Donald E. Lukens to CIA Director Richard Helms dated 16 May 1967 г. // CIA FOIA RDP70B00338R000200230030-8.

[12] Vries T. de. Op. cit. P. 1075.

[13] Paget K. Op. cit. P. 108.

[14] Ibid. P. 109.

[15] Володин И.А. Международное молодежное и студенческое движение: этапы большого пути // Научные труды Московского гуманитарного университета. 2018. № 6. С. 65.

[16] Программа сотрудничества (к итогам сессии Исполкома МСС; статья В. Вдовина, секретаря МСС) // Комсомольская правда. 1954. 19 фев.

[17] Altbach P.G. The Student Internationals: An Analysis of International and Regional Student Organizations. P. 31.

[18] Milletlerarası Talebe Konferansında Bir Hadise // Akşam. 1954. 12 Jan.

[19] Володин И.А. Указ. соч. С. 65.

[20] Altbach P.G. Op. cit. P. 65.

[21] Ibid. P. 67.

[22] Володин И.А. Указ. соч. С. 67.

[23] Kotek J. Op. cit. P. 153.

[24] Stern S. Ramparts, the CIA, and Cold War Revisionism [electronic resource] // National Review 2015.2 April. URL: https://www.nationalreview.com/2015/04/ramparts-cia-and-cold-war-revisionism-sol-stern/ (accessed 20.04.2020).

[25] Altbach P.G. Op. cit. P. 72.

[26] Aldrich R.J. Putting Culture into the Cold War: The Cultural Relations Department (CRD) and British Covert Information Warfare // The Cultural Cold War in Western Europe 1945-1960 / eds. G. Scott-Smith, H. Krabbendam. London, 2003. P. 99.

[27] Yugoslavya’nın yok edilmesi ve Couchner’in rolü üzerine etraflıca yazıştım: Yalın H. Yalan, Provokasyon, Bombardıman: Yugoslavya’nın Yok Edilişinin Kısa Tarihi. Yakın Doğu Haber. URL: https://www.ydh.com.tr/haber.php?HID=15936.

[28] Friedmann W. Interventionism, Liberalism, and Power-Politics: The Unfinished Revolution in International Thinking // Political Science Quarterly. 1968 Vol. 83, no. 2. P. 169—189.