2015 Metal Grevi’nin ORS işçileri üzerindeki etkileri

Ayhan Aydoğan

ORS 1982’de Polatlı’da üretime başlayan, 1987 senesinde 4,5 milyon mamul üretirken 1996 senesinde ürün, işçi ve belgelendirme olarak büyük bir sıçrama yaparak 60 milyon mamule yaklaşan, Ortadoğu’nun en büyük rulman fabrikasıdır. 150 kişiyle seri üretime başlayan ORS’de şu anda 1600’ü işçi 400 beyaz yaka olmakla beraber toplam 2000 işçi çalışmaktadır.

Teori ve Eylem Dergisi’nin Kasım sayısında Polatlı’daki işçileşme sürecini anlatan bir yazı kaleme almıştık. Yazı, işçileşme sürecinin Polatlı’daki toplumsal hayatı kuşatıcılığı ve dönüştürücülüğü üzerine bir tartışma yapmıştı. Bu makale de 2015 Metal Grevi’nden sonraki toplumsal dönüşümü ele almaya çalışacaktır. Çalışmamız bir önceki yazının devamı olarak kurgulandığı için önceki makaledeki çıkarımlarımızı kısaca tekrar etmekte fayda görüyoruz.

Köylülükten işçiliğe geçişin ve kitlesel üretime başlamanın hayatın en küçük hücrelerinde bile etkisini gösterdiğini söyleyebiliriz. Örneğin genellikle “ahlaki yetersizlikle” açıklanan hırsızlık yedek iş gücü ordusu oluşana kadar, insanlar Polatlı’da açlıkla sınanana kadar ilçede ciddi bir sorun haline gelmemiştir. Arkadaşlık ilişkileri köyde akrabalık üzerinden, kentte ağırlıklı olarak aynı fabrikada çalışan iş arkadaşlıkları üzerinden ilerlemiştir. ORS’de üretim arttırdıkça eğitimi de kendi üretiminin devamlılığını sağlayacak şekle sokmuş, fabrikadaki itaat sorunu, bir ölçüde, okulda oluşturulan öğretmen-öğrenci ilişkisinin fabrikaya uyarlanmasıyla aşılmayı çalışılmıştır. Fabrikadaki bant sistemi ise aleti insanın uzvu olmaktan çıkartıp, insanı makinenin uzvu haline getirmiş ve hem fabrika içinde hem dışarda bu durum ilişkileri düzenleyici ve değiştirici bir rol oynamıştır. Kısacası sınıfın geçirdiği her değişimin toplumsal alanda bir karşılığı olmuştur. Bu karşılığın 27 Ağustos 2015’de ORS’de başlayan metal grevinin oluşum sürecinde ve devamında nasıl bir hal aldığını incelemeye başlayalım.

2015 METAL GREVLERİ

İşçiler kişisel güven ve özgürlüklerini tek tek kendilerinin şahsi eğitimlerini geliştirerek elde edemezler. Kendileri ve çevrelerini değiştirme gücünü, sınıf olarak bir araya gelerek ve toplumsal hayata sınıf olarak katılarak elde ederler. Grevler de bu durumun en yoğun yaşandığı anlardandır. Başlangıçta ekonomik hak istenciyle başlayan grevler, içerik ve taleplere bağlı olarak dayanışma grevi ve siyasi grevlere dönüşebilir. Tek tek işyerleri, fabrikalar, giderek aynı iş kolları ve farklı iş kollarından işçilerin ortak grevlerine ve genel greve doğru şekillenebilir. Bir fabrikada meydana gelen grev, en yakınındaki fabrikayı, bulunduğu havzayı, ilçeyi, ili ve bütün bir ülkeyi etkileme potansiyeline sahiptir. Daha nadir rastlansa da bazı grevler uluslararası ölçekte de etkili olabilir. 2015’te Bursa’daki Renault fabrikasında başlayan ve hızla kentteki diğer fabrikalara, ardından ülke geneline yayılan, giderek uluslararası ölçekte de etkisi görülen grev süreci bunun en yakın örneğidir.

2015 Metal Grevinde, Türk Metal-İş Sendikasından istifa eden işçiler doğrudan bir sendikal ve siyasal yönlendirme olmadan kendi örgütlülükleriyle eylemleri yönetmeye çalıştı ve Türkiye’nin öncü sektörü olan metal sanayinde uzun bir grev gerçekleştirdi. Somutlayacak olursak, Bursa’da, özellikle de Renault’nun başını çektiği “fiili sendika merkezi”; “Türk Metal’e hayır”, “Bosh’ta yapılan sözleşmede verilen ücretin bize de verilmesini istiyoruz”, “Eylemlerden dolayı hiçbir işçinin işten çıkarılmamasını istiyoruz” diyerek bir mücadele başlatmış, “Bunlar kabul edilmeden fabrikaya girmiyoruz” diyerek hareket etmişti. Bunları söylerken metal sektöründe çalışan işçilerin ülke genelinde diğer işçilerden daha az kazandığını ve işverene maliyeti en az olan sektörlerden biri olduğunu belirtmemizde fayda var. Diğer fabrikalardaki işçiler yukarıda belirttiğimiz istekler etrafında birleşerek, “Renault’nun, talepleri bizim de talebimizdir” demiş ve bu fiili sendika merkezinin çağrısına uyarak örgütlenmeye başlamıştır.

İŞÇİ-SENDİKA İLİŞKİSİ

2015 Metal İşçileri Grevi, ORS için de bir dönüm noktası olmuştur. ORS işçileri daha önce hiç girmedikleri bir yola, büyük ölçüde el yordamıyla, metal işçilerinin sürdürdüğü grevlerden aldıkları cesaretle çıkmışlardır. ORS işçilerinin ele aldıkları ilk hedef Türk Metal-İş Sendikası’nı (TM) fabrikadan çıkartmaktır. Bu isteklerine daha kendi komitelerini oluşturmadan kısa bir sürede ulaşırlar. “Toplam üç gün içerisinde beyaz yakalılar hariç 1680 TM üyesi bulunan fabrikada bu sendikaya üye sadece 60 işçi kalır.[1] TM’ye olan öfkenin temel motivasyonu, sendikanın tamamen yukarıdan yönetilmesi, hiçbir kararda işçiye sorulmaması olarak görülebilir. Görüşme yaptığımız ve aynı zamanda cami hocası olan ORS işçisi, işçi sendika kopukluğunu şu şekilde doğruluyor:

TM’nin para çaldığını hepimiz biliyoruz. Bu onların günahı ama bir diğer sorun çaldıkları paralarla pavyona gidip içki âlemlerinde bizim aidatlarımızı ezmeleri. Benim inancıma göre biz aidat veren işçiler de bu günaha ortak olmuş durumdayız, sırf bu yüzden kaza namazı kılmaktan imanım gevredi çoluğumun çocuğumun suratını göremez oldum” (İşçi, Katılımcı 1).

Bir başka işçi ise sendikayla olan ilişkiyi şu şekilde ele alıyor:

En net talebimiz Türk Metal’in gitmesiydi. Çünkü iyi kötü patronu anlıyordum. Ortada bir kazanç var, bundan sen çok alırsan patron az alıyor, sen az alırsan patron çok alıyor. Adam kendi pozisyonunun gerektirdiğini yapıyor. Ama bizim sendikamızın, kriz var patronu da anlayalım, memleket karışık patronu anlayalım hikâyeleri bizi çok bunalttı. Mesela ben Türk Metal zamanında hiç temsilci olmadım ama hiç dışarı da itilmedim, hep seçimlerde delege olarak oy kullanmaya götürüldüm. Yanlış olmasın seçimde tek başkan adayı vardı. Yani eğer biraz başkaldırmaya müsait bir yapın varsa sendika seni ne kendi bünyesine alıyordu ne de tamamen dışarıda bırakıp insanları örgütlemene müsaade ediyordu. Anlayacağınız, tamamen arafta bırakıyordu seni. Allah sizi inandırsın patronun bile bu kadar stratejik hamleleri yoktu. Yani kısacası bizim ilk ve en önemli hedefimiz sendikayı dışarı çıkartıp, kendi kurduğumuz komiteler aracılığıyla aldığımız kararları patrona uygulatmaktı” (İşçi, Katılımcı 2).

Bir başka işçi ise sendikayla yaşadığı sorunu şu şekilde dile getiriyor:

İş yerinde önceden bizim sadece bir saat öğle yemeği hakkımız vardı. Bir gün sendika geldi dedi ki ‘Sizin için mücadele edeceğiz ve yarım saat çay saati istirahati kazanacağız.’ Biz o güne kadar sendikanın bir şey kazandığını görmemiştik ama neyse dedik inandık. Sonra adamlar harbiden çay molasına hak kazandı. Biz bir sevindik, bir sevindik anlatamam. Bir ay sonra öğle aramız 1 saatten 30 dakikaya indi. Lan nasıl olur falan derken işin aslını öğrendik. Normalde biz 8 saat çalıştığımız için 1 saat öğle molası hakkımız var. 10 dakika çay molası verince 8 saati tamamlamamış oluyoruz ve öğle aramız 30 dakikaya iniyor. Biz 10 dakika çay molası kazandık derken bir baktık yemek molasından yarım saat gitmiş. İşte sendika böyle bir sendika. Ölür müsün, öldürür müsün? Neyse sonra ben sendikayı da işyerini de kötü niyetten dolayı dava etmeye karar verdim TİS sözleşmesini okudum. Kazandığımız böyle bir hakkın alınamayacağı yazıyordu. Eşime gidiyorum anlatıyorum, o bile inanmıyor haklı olduğuma. Koskoca patron sana yalan borcu mu var diyor. Ben karımı ikna edememişim kaldı ki mahkemeyi edeceğim diye düşündüm ilk başta. Derken davayı açtım, 2 sene sonunda kazandım. Geriye dönük her gün yarım saat için nerden baksanız 5.000 TL para aldım. Sonra bu emsal oldu, herkes dava açtı herkes aldı. ORS’de patrona karşı ilk eylemi yapan işçi benimdir. Sonra işte grev süreci falan izledi bütün bunları” (İşçi, Katılımcı 3).

Diğer bir işçi ise sendikayla olan ilişkilerindeki sıkıntıları kendilerini de eleştirerek şu şekilde anlatıyor:

Ağabey sen bakma burada herkes artık sendikaya atıp tutuyor ama bence bizim de hatamız en az sendika kadar büyük. Mesela bizim şirkette sendika temsilcileri fabrikada kâğıt üstünde ‘tezgâh ayarcısı’ konumuna yükseltilir ve maaşına 150 TL zam yapılır. Yani sendikacı olunca patrondan 150 TL aylık zam alıyorsun. Böyle bir şey dünyada görülmüş mü? Patron sendikacıya para verirse bu sendikacı nasıl işçilerin hakkını savunacak. Bizden kimse de buna ses çıkarmadı tabi sonuçta fazladan para niye ses çıkartalım. Grev bunu bile değiştirdi ağabey, sendikacı olan kimse patrondan zırnık para almayacak diye sözlü karar aldık. İşçi milleti normalde üç kuruşun hesabını yapar ama işte hayat öğretiyor” (İşçi, Katılımcı 4).

Tablo 1’in işaret ettiği verilerle değerlendirilecek olursak, işçiler sendika seçimlerinin şeffaflığına neredeyse hiç inanmamakta ve sendika içerisinde fikirlerinin değerlendirildiğini düşünmemektedir. Fikirlerinin alındığını düşünen işçi oranı yüzde 8. İşçilerin sadece yüzde 30’u sağlıklı bir biçimde bilgilendirme yapıldığını düşünüyor.

Tablo 1: Görüşülen işçilere göre, işçilerin sendika değerlendirmesi

 Evet %Hayır %Kısmen %TOPLAM
Bütün gelişmelerden haberdar ediliyorduk305020100
Değişikliklerle ilgili görüşlerimiz alınıyordu87121100
Önerilerimiz dikkate alınıyordu57223100
Problemlerimizle ilgileniliyordu58015100
İşçilere adil davranılıyordu154045100
Seçimler şeffaf oluyordu28216100

İŞÇİ KOMİTELERİ

ORS işçileri ilk hedefleri olan, Türk Metal Sendikasının fabrikadan gitmesi hedefine eriştikten sonra, başka bir soruyla karşılaşırlar: Sendikasızlığın oluşturduğu bu otorite boşluğu nasıl ikame edilecek? İşçiler bu boşluğu sekiz bölümlü fabrikadan, her bir bölümden çalışan işçi sayısına göre temsilciler seçerek ve bu temsilcilerden oluşan altı kişilik bir yürütme komitesi çıkartarak doldurdular. TM’ye seçimlerde şeffaflığın olmadığını düşündükleri için öfke duyan işçiler, kendi oluşturdukları komite seçiminde, buna azami özeni göstermiş, şeffaflık ve demokrasiyi ellerinden geldiğince hayata geçirmeye çalışmışlardı. Bu sürede hiçbir temsilci atama usulü seçilmedi. Bir düğün salonunda 1200 kişinin katıldığı bir seçimle 26 asil, 26 yedek bölüm temsilcisi ve 6 asil, 6 yedek sözcü komitesi seçtiler. Tüm temsilciler için, memnun kalınmadıkları durumda bir sonraki seçimi beklemeye gerek kalmadan geri çağırılma ilkesini koydular.

İşçiler fabrikada işbaşı yaptıktan sonra ise fabrikada kalan TM temsilcilerine baskı uygulayarak onların artık bu fabrikada bir otorite olmadıklarını, seçtikleri fabrika komitesinin artık belirleyici olduğunu göstermeye başladılar. Burada da normalden farklı uygulamalar seçtiklerini belirtmek gerekir. İşçiler bu uygulamayı şu şekilde aktarıyor:

Bizim işçiler aralarından genç olan arkadaşlarından birinin ağzına sakız verip yılların TM temsilcisinin yanına yollamış. Çocuk ağzında sakız, eli cepte umursamazca sendika temsilcisinin yanına giderken, TM Temsilcisi ‘yerine geç’ emir kipiyle başlayıp, küfürle devam eden cümlelerini sıralamış. Çocuk geçmedikçe temsilci iyice sinirlenmiş. Çocuk yanına geldiğinde artık çocuğun üzerine yürüme noktasına gelmişken, işçilerin kendi seçtiği sözcülerden birisi gelip çocuğa yerine geçmesini söylemiş. Çocuk ağzındaki sakızı çıkartıp yerine geçince tüm fabrikada alkış kıyamet kopmuş” (İşçi, Katılımcı 5).

İşçi komitesi hem sandığın verdiği güçle hem de fabrika sahasında bu tarz teatral denilebilecek olaylarla, TM temsilcilerini hiçbir işe karışamayan sadece kendi ‘işlerine güçlerine bakan’ işçiler haline getirmeyi başarır.

ORS işçi komitesi fabrikada fiili otorite olduktan sonra işverenle de bir görüşme talep eder. Patron işçilerin seçtiği komiteyi tanımak zorunda kalarak görüşmeyi kabul etmek durumunda kalır. İşveren, komiteyle yapılan görüşmede işçilerin gücünü zayıflatmak adına komitenin kesinleşmesi için tekrar seçim yapılmasını ister. İşçi komitesi ise “Zaten tüm işçilerin katıldığı ve bizim seçildiğimiz bir komite var” diye diretmez ve nasıl olsa sonuç değişmeyecek diyerek işverenin isteğini kabul eder. Bunun sonucunda işçiler kendilerini işverenin eylemi soğutma ve oyalama zemininde bulurlar. Seçimin olacağı gün ise patron, işçilerin seçtiği temsilcilerden birine aday olamayacağını bildirerek oylamanın biçimini ve tekniğini belirlemeye kalkar. İşçiler patronun bu davranışına karşı ani bir kararla greve gider. Fabrika içinde 600 işçi varken grev başlar ve yarım saat içerisinde ise diğer iki vardiyada bulunan 1000 işçi de fabrika bahçesine gelir. Eylem başlar başlamaz Polatlı esnafından çokça erzak yardımı gelmeye başlar. Her şey ORS işçisinin lehine gözükmektedir. ORS işçisi patronun olağan koşullarda sıkça tekrarladığı “Bir dakika bile durmaya zamanımız yok” lafının grev zamanı da geçerli olacağını zanneder ve hemen daha grevin ilk saatlerinde sonuç almayı umarlar.

Patron bu kez işçilerle görüşmeyi reddedince işçiler arasında moral bozukluğu baş göstermeye başlar. İkinci gün başlarken, işveren elli kişilik bir işten çıkarma listesi hazırlattığını işçilere yayar. Komite patronun bu tehdidinden hiç etkilenmemesine rağmen, diğer işçilerin geri adım atabileceği ihtimali değerlendirir ve bölünerek içeriye girmektense ana talepler üzerinden işvereni masaya çağırıp, kalan talepleri daha sonra çözme kararı alır. İkinci günün sonunda uzlaşma masasına oturdukları zaman işverenle “fabrika komitesini tanımak, seçilme biçimine hiçbir şekilde müdahale ettirmemek, TM’nin fabrikadan çıkması ve temsilcilik odasındaki TM’cileri oradan kaldırmak” maddelerinde mutabakata varıp fabrikaya girerek işe başlarlar. Bu süreç ve komitenin aldığı kararlar alt komiteler ve işçiler arasında da değerlendirilip, öneriler ve eleştiriler grev komitesine ulaştırılır. Alt komitelerdeki genç işçilerden biri, grev anına dair eleştirilerini şu şekilde dile getiriyor:

Şu an işçilerin gördüğü en büyük eksiklik grev sırasında karar verme mekanizmasının birkaç kişiyle idare edilmesi. Grevden önce bantlarda, bölümlerde tüm vardiyalara denk düşecek komiteler belirledik. Ama grev zamanı bu tartışma zeminini oluşturamadık. Hızlı karar vermemiz gerek diye diye, istemeden de olsa işçilerin büyük bir bölümünü direnişin karar verme işinden çıkardık. Hal böyle olunca direniş, bazılarının bazıları adına yaptığı bir şeye döndü. Eğer daha çok tartışabilseydik, kararları daha çok ortaklaştırabilseydik, grev yine bu şekilde bitse bile, şu anda fabrika içinin o tecrübeyle bambaşka bir yer olacağını düşünüyorum. Bence en büyük ikinci hatamız ise, kendimizi dışarıdaki insanlara anlatmak gibi bir dert edinmedik. Buna ihtiyaç duymadık. Ama en çok baskıyı da dışarıdaki dünyadan yedik. Bizim bıraktığımız boşluğu patron çok iyi doldurdu. Patron bizleri, ‘Polatlı’nın ekmeğiyle oynayan marjinaller’ şekline soktu. Sosyal medyadan Türk Metal’in mitingine giden fotoğraflarımızı koydu. Patron sosyal medya üzerinden de boş durmadı. Grev öncesi ek iş olarak fayansçılık yapan bir arkadaşımız, fayans işi yapmak için 4 gün rapor alıyor. Grev günü de komitedeki bu arkadaşımızın raporlu olduğu güne denk geliyor. Patron hemen sosyal medyadan: ‘Grev zamanı kendini raporlu gösterip kendini kurtarıyorsun, peki peşinde sürüklediğin 1500 işçi ne olacak hiç utanmıyor musun?’ türünde paylaşımlar yapmaya başladı.

Diğer sendikalardan, demokratik kitle örgütlerinden, diğer işçilerden hiçbir destek istemedik, biz bize yeteriz dedik ama çok öyle olmadı. Aslında, Renault’nun bize desteğe gelmesi, direniş için oluşturduğumuz bütçeye katkı sağlaması, hem dışarıda hem içerde büyük etki yarattı, ama biz onu çözdüğümüzde direniş dağılmaya yüz tutmuştu. Oradan da geri döndüremedik. Greve dair son bir şey daha belirtmek gerekirse sonsuz direniş diye bir şey yok. Her direniş iyi ya da kötü elbet bir gün bitecek, o yüzden ömür boyu işleri kitleriz, fabrika önünde kalırız düşüncesinden ziyade, en güçlü olduğumuz an patronla masayı kurmamız gerekirdi. Biz güçlü olduğumuzda masayı kurmadık, patronun güçlü olduğu zaman anlaşmaya oturduk. Hal böyle olunca da ne koparsak kardır mantığına döndü iş” (İşçi, Katılımcı 6).

Bir başka işçi ise patronun karşı hamlelerine şu şekilde örnek veriyor:

Sosyal medyadan işçilerin ağzından sanki zorla greve çıkartılmışlar gibi dilekçeler paylaşmaya başladılar. Biz ilk başta güldük geçtik ‘Buna kim inanır’ diye ama o iş öyle olmadı. Tüm Polatlı’yı bize karşı çevirdi valla adam” (İşçi, Katılımcı 7).

Fabrikaya girdiklerinde işçilerin yaptıkları ilk değerlendirme, seçtikleri temsilci ve sözcülerin işverenle benzer bir “savaş anında” fabrikanın tamamını kontrol etme konusunda niceliksel olarak yetmediği ve yeteri kadar tabana yayılamadıkları olmuştur. Kendi deneyimleri ile ilgili vardıkları bu sonuca istinaden her temsilcinin kendi bölümündeki bantlarda ufak bant komiteleri kurmasını kararlaştırdılar ve ilk hedefleri olarak bunu belirlediler. 

İşçilerin bu süreç için yaptıkları tespitin ilki ise birinci gün yardımlarına koşan esnafın tavırlarının iş uzamaya başlayınca, kendileri de ekonomik sıkıntıya girmesinden dolayı döndüğünün ve davranışlarının işçilere “bitirin de hadi herkes işine gücüne baksın” baskısına dönüştüğü şeklinde oldu. İşçiler, bu süreçte yaptıkları en doğru hamlelerinin ise komiteyle diğer işçiler arasında düşünce açısı oluşmaya başlayınca ileri işçilere göre değil bütünlüğü bozmamak adına arkadaki büyük kitleyi düşünerek onların da ortaklaşabileceği asgari talepler etrafında hızlıca sonuç almalarının olduğunu belirttiler.

SINIF DENEYİMİNİN AKTARIMI

Öncesinde, grev bir yana, hiçbir eylem deneyimi olmayan, oluşturdukları komiteyle daha toplantı yapma olanağı bulamadan grev kararı alan ORS işçilerinin, TM ve işverenle girdikleri bu savaşı yürütebilmeleri pek kolay olmadı. İşçiler, diğer metal işçilerinin direnişlerini takip etmiş olmaktan ve onların tecrübelerinden çok şey öğrendiklerini, anlatıyorlar. Diğer işçilerin sadece olumlu deneyimlerinden değil, hatalı eylemlerinden de öğrendiklerini belirten işçiler en çok da yenilgi olarak gördükleri grevlerin eksikliklerinden ders çıkardıklarını anlatıyor. Bu durum gösteriyor ki, işçi sınıfı bir mücadelede yaptığı hataları eğer geniş işçi yığınlarına aktarabiliyorsa, kaybederken bile kazanan sınıf olabiliyor. Grev sırasında ORS’ye ziyaretlerine gelen Türk Traktör fabrikası işçi temsilcisinin neden grevi kaybettiklerini anlattığında hafızalarına kazıdıklarını söylüyorlar. Türk Traktör işçisinin ziyaretinde yaptığı konuşması özetle şu şekilde:

Değerli ORS işçisi sınıf kardeşlerim. Yıllarca omuz omuza çalıştığınız arkadaşlarınızın işten atılmasıyla başlayan onur mücadelenizde, üretimi durdurarak patronun işverenin işten atmaya çalıştığı arkadaşlarınıza sahip çıktınız. Bu büyük mücadelenizi Türk Traktör Fabrikası işçileri olarak ilk günden beri yakından takip ediyoruz. Bizler de 12 gün süren grevimizde birbirimize sizin gibi kenetlenmiştik. Daha sonra aramızda bölünmeler oldu. Bunu fırsat bilen patron arkadaşlarımızı işten attı. Birliğinizi bozmayın. Aranıza girip yalan haberlerle aklınızı karıştırmaya çalışanlara itibar etmeyin. Direnişiniz bütün metal işçileri tarafından takip ediliyor. Bizlerin hatalarından ders çıkarıp büyük kazanımlarla işbaşı yapmanızın hepimize örnek olacağını unutmayın. Patronla pazarlığa o istediği zaman değil, siz istediğiniz zaman oturun. Savaşın koşullarını güçlüyken belirlemezseniz, zayıfken karşı taraf belirler ve alacağınızdan çok daha azıyla bu fabrika bahçesinden ayrılmak durumunda kalırsınız. Yaşasın onurlu mücadelemiz.[2]

Başka fabrikaların işçilerinden ve deneyimlerinden öğrenme önemli olduğu kadar, sadece öğrenme değil farklı fabrikaların işçilerinin birbirleriyle gösterdiği somut dayanışmanın önemi de işçiler arasında yapılan değerlendirmeler arasında yer almıştır. Bu kapsamda, görüşme yapılan işçilerin önemli bir kısmı ise Renault fabrikasındaki işçilerden gelen desteğin, geç kalmış bir destek olduğunu ifade etmiştir. Bir işçi bu değerlendirmesini şu sözlerle aktarıyor:

Eğer dışarıdan böyle bir destek istemeyi daha önce akıl edebilseydik grev çok daha büyük bir kazanımla biterdi. Renault geldiğinde grev sönmeye yüz tutmuştu. Adamlar kalp masajı yaptı ama yetmedi”(İşçi Katılımcı 8).

ORS-Renault fabrikası işçileri arasındaki dayanışmanın oluşturulmasında, ORS işçilerinin Evrensel Gazetesi üzerinden Renault fabrikası işçilerine yazdığı mektubun önemli bir yeri olmuştur. Renault fabrikasına gönderilen ve fabrika içinde dolaşıma giren metin Bursa’da büyük yankı uyandırır ve Renault işçilerini ORS için bir şey yapma çabasına iter. Metin özetle şu talepleri dile getiriyordu:

…Renault işçisi de ses vermelidir. Direnişin başrol oyuncusu olan Renault işçilerinden, Renault’dan esinlenen ve şimdilerde o yoldan yürüyen ORS işçilerine destek çok önemlidir. Otomotivin birçok devine bilyeli üreten işçilerle sizler birbirinize bağlı zincirden farklı değilsiniz. Hele ki şimdilerde örgütlenmeye başladığınız ve mücadeleci sendika iddiasındaki sendikayla birlikte mayıs ayında ortaya çıkış ilkelerinizden olan dayanışma ruhunu yeniden canlandırmak, bu yönde bir adım atmak, aynı zamanda tüm metal işçilerinin mücadelesi için önemlidir. Polat kelimesinin anlamı; demir gibi, kuvvetlidir. Şimdi Polatlı ilçesinden bir dönem sizler gibi ses veren kuvvetli bir direniş var. Komitesiyle, işçi inisiyatifiyle ilerleyen ORS işçileri dayanışmayı hak ediyor.[3]

Bu dayanışma çağrısı karşısında Renault işçileri, kendi aralarında kayda değer bir para toplayıp seçtikleri bir komiteyle birlikte ORS fabrikasına gittiler. ORS işçi komitesinden olmayan, fakat greve katılan bir işçiye, Renault işçilerinin ziyaretinin yarattığı etkiyi sorduğumuzda, bu ziyaretin hiç azımsanmayacak sınıfsal bir fark ediş yarattığını görüyoruz. İşçi değerlendirmesini şu şekilde aktarmıştır:

Direnişimizin onuncu günü falandı. Dediler ki Renault’dan işçi arkadaşlar ziyarete gelecek. Daha henüz onların direnişi de bitmemişti. Metal direnişini başlatan fabrika da onlar olduğu için diyeceklerini de merak ediyordum doğrusu. Adamlar sabah 10 gibi fabrikaya geldiler. Gördüğümde çok şaşırdım. Düzgün cümleler kuran, aralarında uzun saçlıların da olduğu tiplerdi. Bizim fabrikada olsa ‘Lan oğlum ne öyle avrat gibi saç yapmışsın diyeceğin adam’ Renault’da işçiydi ve diğer arkadaşları da hiç garipsemiyordu. Demek ki çok absürt bir durum değil onlar için. Neyse, sonra gayet güzel bir Türkçeyle kalabalığa seslendiler. Konuşmadan sonra yanlarına gittim çok sağ olun, direnişimize güç kattınız dedim. O da döndü ‘Ağabey buraya senin için gelmedim ki, kendim için geldim, bu işyerinde direniş büyürse benim Bursa’daki elim güçlenir patronun karşısında daha dik dururum’ dedi. Adamlar için işçi sınıfı ya da verdikleri kavga sadece kendi fabrikalarından ibaret değil. Tüm fabrikaları kendi kavgaları gibi görüyorlar. Zaten de öyle aslında. Valla o gün bugündür nerede bir direniş haberi görsem, en kötü ihtimalle kazansınlar diye dua ediyorum. Çünkü biliyorum onlar kazanırsa bu bize de yansıyacak” (İşçi, Katılımcı 9).

Renault işçilerinin, işçi sınıfını sadece kendi fabrikalarından ibaret görmeyişi, tüm fabrikalarda bir bilinç uyandırmadan kendi fabrikalarında ancak geçici kazanımlar elde edebileceklerini düşünmeleri, tüm işçileri ileri götürmeye çalışmaları, ORS işçilerini en çok etkileyen nokta olmuştur, diyebiliriz.

ORS grevini keskin bir biçimde kazanım ya da kaybediş olarak tarif etmek çok doğru olmaz. Her iki durumu da barındıran bir deneyimdir. Grev, mücadele olanaklarını ve işçilerin imkânlarını grev öncesi duruma göre ileriye götürmüştür. Bosh’da yapılan sözleşmeye yakın bir saat ücreti artışı olması, Türk Metal’in fabrikadan silinmesi, greve çıkan herkesin eksiksiz fabrikaya dönmesi, fabrika komitesinin tanınması, grev süresince kimsenin maddi hak kayıplarına uğramaması grevin kazanımları olarak sıralanabilir. Fakat içeriye girdikten sonra, mücadeleyi sistemli bir biçimde devam ettirme konusunda oldukça eksik kalınmıştır. Başarısızlık diyebileceğimiz bu kısmı fabrika komitesinden bir işçi şu şekilde aktarıyor:

Fabrikada hayat normale döndükten sonra işçiler sendikasız bu işin zor olacağını düşünmeye başladı. Biz de oturduk sendikalarla görüşmek için bir heyet kurduk. Birleşik Metal Sendikasıyla görüşmeye başladık. Ben konuşurken bizden korktuklarını, bize çok güvenmedikleri düşündüm. Ben TM’de de temsilcilik yaptığım için iyi kötü hâkimim konuya. İç Anadolu’daki üyelerinden çok daha fazlası bizim fabrikadan gelecekti. Kendi kontrolleri dışında bu kadar üyeyi sendikaya sokmak istemediklerini düşünüyorum. Sayımızın fazla olması, grevin Birleşik Metal’in (BM) kontrolünün dışında gerçekleşmesi, sendikanın içeriye hâkim olmaması ve komitenin BM’nin çizdiği kalıplardaki ‘solculardan’ oluşmaması gibi konular bizi onlar için cazip kılmadı. Çıkışta arkadaşlar anlam verememişti. ‘Lan adamların eline 2000 tane üye sayıyoruz herifler oralı olmuyor’ diyorlardı. Ama ben TM’deki bürokrasiyi bildiğim için daha görüşmeye giderken verdiğimiz mücadelenin de sayımızın da oralardaki dengeyi bozacağını, o sebeple çok hoş karşılanmayacağımızı tahmin etmiştim. Sorsan biri sağcı, biri solcu sendika ama kafa aynı kafa, hepsi kendi iktidarlarını korumak istiyor. Neyse biz dedik bari kendimiz sendika kuralım. Toplu Sözleşme imzalamak için metaldeki ülke kotası 10 bin işçi. Diğer fabrikalardaki işçilerle konuştuk, Renault’la da konuştuk ama sayıyı tutturamadık. Sonra dedik ki biz BM’ye üye olalım sendika da kayıtsız kalamaz duruma el atar. İlk gün 100 kişi üye oldu sendikadan hala ne arayan var ne soran. Sonra patron çağırdı bizi, öğrenmiş nereden öğrendiyse. ‘Arkadaşlar ben burada BM istemiyorum. Ben sizi işten atsam sendikal tazminat alırsınız, ihbar da alırsınız, kıdem de alırsınız. Üç yıl içinde bunların hepsini alırsınız ben size fazla fazla kıdem hariç 36 net maaşınızı şimdi vereyim siz çıkın’ dedi. Hem kıdem alacağız hem de üç senelik maaşımızı yattığımız yerden alacağız diye düşündük. Orada para sevgisi içerde kalıp mücadele etme isteğinden ağır bastı ne yalan söyleyeyim. Çoğu önder işçi bu süreçte fabrikadan uzaklaştı” (İşçi, Katılımcı 10).

Önder işçilerin çoğunun fabrikaya girdikten sonraki süreçte fabrikadan ayrılması içerdeki komiteyi oldukça zayıflatır. İçeride grevin ana sürükleyicilerinden olmayan, genç bir işçi komitesinin kalması grevin estirdiği rüzgârın azalmasına neden olur. Bu durum mücadelenin kesintisizliğini, tecrübe aktarımını, grev sırasında işçilerin patrona karşı kurduğu moral üstünlüğünü sıfır noktasına getirmese de epeyce azaltır.

GREVİN ARDINDAN

Grevin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçtikten sonra da görüşülen işçiler grevin etkilerini lehte ve aleyhte olmak üzere anlatmaya devam etti. Bu süreçten hem patronun hem işçilerin öğrenerek çıktığı söylenebilir. Artık ne ilk grevini bastırmaya çalışan patron ne de henüz komitesi dahi oluşmadan doğaçlama bir biçimde greve giden işçiler var.

Grev sonrasında meydana gelen değişimler patronun ve işçilerin öğrenme süreçlerini ortaya koyuyor. 2016 senesinde, yani grevden bir sene sonra fabrikada değişen en büyük şey işçilerin geldiği semtler. Önceleri sadece Polatlı ilçesinden işçi alan işveren, artık Sincan merkezinden de araç kaldırarak tüm Ankara’dan özellikle de Sincan’dan işçi toplamaya geçmiştir. 2016 Eylül ayının verilerine bakacak olursak fabrikada çalışan 1700 işçinin 350’si Sincan’da oturmaktadır.[4] Bu durum kısa vadede patronun hamlesine karşı hızlı hareket etmeyi zorlaştırsa da, büyük şehirden gelen genç işçiler “Bu fabrika Polatlı’nın değeri, Sayın Ahmet Aslan hepimizin babası, bu fabrika olmazsa Polatlı biter” laflarıyla motive olmamaktadırlar. Ne işveren Ahmet Aslan’ı bir baba olarak görmekteler ne de onlar için ORS fabrikası olmazsa olmaz bir işletmedir. Bunun en somut örneği patronun en güvendiği işçiler vasıtasıyla fabrika içinde dolaştırdığı feragatnameye, hiçbirinin olumlu yanıt vermemesidir. Feragatname özetle şunu söylüyor:

…gerek 15 Temmuz sürecinin sonunda gelmiş olduğumuz durum, gerek ülkemizin ve şirketimizin içinde bulunduğu kriz, şirketimizin içinde bulunduğu ekonomik durumu zorlaştırmıştır. Bu nedenle zor koşulların aşılabilmesi nedeniyle toplu sözleşmedeki zam oranından kendi isteğimle feragat ediyorum. İşverenimiz Ahmet Aslan’ın ilerde bize daha iyi koşullar sunabilmesi için bu fedakârlığın yapılması gerektiğini düşünüyorum.” 

Yeni işçiler, bunu işverenin kendi dezavantajlı pozisyonunu fırsata döndürme planı olarak yorumlayıp, içerdeki işçi komitesiyle de ortaklaşarak, 1700 işçiden yalnız 30 tanesinin imzasıyla feragatnameyi yönetime geri yollarlar. Feragatnameyi imzalamadan yollamak, “Polatlı’nın işçisi bana ihanet etti bundan sonra dışarıdan işçi alacağım” diyen Ahmet Aslan’ın “coğrafi birlikteliği önlersem fabrikadaki birliği de önlerim” planlarının işlemediğinin bir göstergesi olarak yorumlanabilir.

İşçilerin Sincan-Polatlı ayrımını boşa düşürmedeki başarılarının meslek liseli öğrencileri kazanmakta da uygulayabildiğini söylemek oldukça güç. Polatlı Meslek Lisesi’nden gelen genç işçiler üzerinde, işçi komitesinin yarattığı etki yeterli değil ve işverenin hamlelerine karşı koyacak kapasitede görünmüyor. İşçilerin bir kısmı “biz dışarıdayken, onlar içeride olmasaydı fabrika grevi kıramaz, onların da okullarında sorun çıkmazdı” diye düşünmekte, bir diğer kesim ise “çocuklar ne yapsın okul müdürü gelmiş, size Ankara sınırlarında iş verdirtmem demiş, nasıl greve çıkacaktı bu çocuklar” diye düşünmekte. Genç işçileri ortada bırakan bu tartışmanın üzerine işveren de gitmekte ve eski stajyer, şimdinin yeni genç işçilerini, greve çıkan işçilerden ayrı tutmayı kısmen başarabilmiş durumdadır.

ORS işçilerinin grevden sonra ülke gündemindeki olaylara bakışına göz atmak, grevin Polatlı işçisinin düşünce yapısını ne yönde değiştirdiğini anlamamızı da kolaylaştıracaktır. Grevden yaklaşık iki sene sonra yapılan Başkanlık Referandumu ve TİS’le ile ilgili işçilerle konuştuk.

ORS’de referandum öncesi, homojen bir tutum olduğunu söylemek zor. Referandum sürecinde görüşleri alınan işçiler, daha önceki referandum ya da seçimlerde patronlarının bir yeri işaret ettiğini, kemik bir siyasi yapıya dâhil olmayanların da bu işareti takip ettiğini belirtiyor. Ama 2015 Metal Grevi hem patronla işçi arasındaki “baba-oğul” ilişkisini, hem de patronun “işaret fişeği” olma özelliğini bozmuş durumda. 

Referandumda ‘Evet’ veya ‘Hayır’dan bağımsız, fabrika içinde işçiler, “İlk defa bir seçimde bu kadar tartışıp konuşuyoruz, önceden patron;  ‘İstikrar giderse,  fabrika batar, hepimiz işsiz kalırız’ diyordu. Onu dedikten, sonra senin ne düşündüğünün çok önemi kalmıyordu. Önemli olan ekmek teknemizdi, patronun faydasına ne denk düşüyorsa, düşünmeden gidip oyumuzu ona veriyorduk. Ama şimdi patron, öyle bir şey söylese dahi, kimsenin umurunda değil. Babamızın o olmadığını öğrendik” diyerek fabrikadaki tartışma ortamını aktarıyor (İşçi, Katılımcı 11).

Grev sonrası işçilerle konuştuğumuz diğer bir başlık ise metal sektöründeki TİS süreci. Konuştuğumuz ilk işçi, iki TİS arasındaki genel atmosfer farkından şöyle bahsediyor: 

Bir önceki TİS’te sendika, bizim sendikamızdı. Patron babamızdı. Şimdi, grevde bizi desteklemeyi bırak, patrona işçi bulan bir sendika var ve grev zamanı işçisini tuvalete dahi sokmayan bir patron var. Bir önceki TİS’e göre daha çok şeyin farkındayız. Önceki sözleşmelerde biz kazanalım, patron da kazansın, diyorduk. Ama geçirdiğimiz süreçten hiçbir şey anlamadıysak, iki tarafın aynı anda kazanamayacağını anladık. Ortada üretilen bir şey var, bunun ne kadarı patronun olursa o kadar azı bizim oluyor. Biz ne kadar hak koparırsak, patron o kadar az kazanacak. O yüzden TİS zamanı patrona kızmak bence gereksiz. O da, biz de kazancımızı arttırmak istiyoruz. Kim nereden tutturursa artık! Lakin sendikayı anlamıyorum. Ya 1600 işçi sendikandan istifa etmiş,  şu TİS döneminde bir şey yap da insanların fikri değişsin. Yok arkadaş, adamlar bildiklerini yapıyorlar. Bırak mücadeleye teşviki, ağızlarından bir kere sözleşme lafını duymadık” (İşçi, Katılımcı 12).

Bazı işçiler ise bir önceki TİS’te niteliği soru işaretleri barındırsa da ortada bir sendika olduğunu, bu TİS’e ise örgütsüz girdiklerini söylüyor. Sendikanın doldurduğu öncülük kurumunun bu toplu sözleşmede olmaması işçilerde bir endişe yarattığı anlaşılıyor. İşçiler bu konuda sadece Türk Metal’i de suçlamıyor. Kendilerinin mücadeleyi öğrendiklerini, bu durumun diğer sendikalar üzerinde cazibe yaratacağına korku yarattığını söylüyor.

Grev sonrası patron ve işçilerin birbirlerine ve hayata karşı tutumlarının birçok açıdan değiştiği görülüyor. Özellikle patron, bir daha böyle bir sınıf hareketiyle karşılaşmamak adına çok fazla önlem geliştirdi diyebiliriz. Bu önlemlerden bir tanesi işçinin hayatını en yakın yerden kuşatıp, kendi istedikleri işçi profilini oralardan örgütlemek. Grev öncesi işçi eğitimlerini aksatan ORS yönetimi, grevden sonra işçi ailelerine dahi eğitim vermeye başladı. Bu eğitimlerden en önemlisi 2017 yılında verilen “Öfke Yönetimi’” eğitimiydi. Eğitimin amacı kısaca, işçinin üretim hattında oluşan gerginliğini, sinirli halini, aile içinde seyreltip iş yerine tekrar rahat bir biçimde dönmesini sağlamak ve işverenin kendisine dönük olan öfkeyi bastırıp, herhangi bir sınıfsal taban hareketinin başlamadan önüne geçmek. Bu eğitime ilişkin konuştuğumuz işçi eşlerinden ilki durumu şöyle izah etti:

Niye tüm eğitimler ORS işçilerine veriliyor da öfke yönetimi eğitimi bize veriliyormuş? Herhangi bir kişisel gelişim kursu veya seminer olduğu zaman işçilere veriliyor. Öfke yönetimi olunca konu bize dönüyor. Neden? Çünkü bizim paşalar öfkelenecek, esip gürleyecek, ama biz insan olmadığımız için öfkelenmeyeceğiz, öfkelenmediğimiz gibi o öfkeyi yumuşatmakla da sorumluyuz. Allah muhafaza, karşılık falan verirsek ailemiz bölünür. Sorumlusu biz oluruz” (İşçi eşi, Katılımcı 13).

İşçi eşi en çok da sunumu yapan eğitmenin “Size söylenen her lafı üzerinize alıp tepki vermeyiniz” lafını garipsediğini söylüyor. Çünkü verilen eğitimin içeriğine göre o laf kadına söylenmemiştir. Ağır çalışma koşullarından bunalan, ağır sanayide çalışan işçinin kendini boşaltma biçimidir ve bu karşılık verilmesi gereken değil yönetilmesi ve sakinleştirilmesi gereken bir durumdur. İşçi eşi bu tespitini “Eğer çalışma koşullarına öfkeleniyorsa gitsin hesabını patronla görsün, örgütlenip greve çıktılar, yine çıksınlar biz de destekleyelim. Herifi köle gibi çalıştıran ben değilim ki adam bana çemkirince susayım”  (İşçi eşi, Katılımcı 14) şeklinde bitiriyor.[5]

Diğer bir işçi eşi ise eğitimden çıkardığı sonuçtan çok eğitime gidiş amacını anlatıyor. Anlatırken de greve çıkmış en ileri işçinin dahi kadın konusundaki feodal düşünceleri ni yıkamadığı anlaşılıyor: 

Benim eğitime katılmamdaki en büyük sebep, 2015 Metal Grev’inde yaşadığım bir olaydır. Grev bitmeye yüz tutmuşken eşlerimize destek için fabrika bahçesine gittik. Orada fabrika güvenliğinden şiddet görmemize rağmen fabrika kapısından ayrılmadık. O esnada grev komitesinden bir işçi çıkıp ‘İçerde grev kırıcılar var bu kadınlar burada kapı önünde direniyor. İçerdekiler etek, bizim kadınlarımız pantolon giysin’ dedi. Yani insan gidip gideceğine pişman oluyor. Ya arkadaş biz kadın olarak mücadele verince niye erkek kıyafetine layık görülüyoruz, neden mücadele etmek erkeklerin işi? Ben bu tür aklımdaki sorulara yanıt bulmak için gittim eğitime. Ama orda da diyorlar ki eşiniz eve öfkeyle gelir de size bir şey söylerse ona cevap vermeyin öfkesini yatıştırın. O öfke size değil ağır çalışma koşullarınadır. Ya arkadaş eğer öfkesi ağır çalışma koşullarınaysa gitsin hıncını ondan alsın, örgütlensin yine greve gitsin. Niye onun ceremesini ben çekeyim[6] (İşçi eşi, Katılımcı 15).

SONUÇ

İşçilerdeki grev sonrası en net değişimi aşağıdaki tablo üzerinden değerlendirebiliriz.  Aşağıdaki tabloda grev öncesi ve sonrası ORS işçilerine “Kendinizi ne olarak görüyorsunuz” sorusunu yönelttik, değişimi gözlemlemek adına grev öncesi alınan cevapları da parantezin içinde belirttik. Grev öncesi kendisini ağırlıklı olarak Türk sonra Müslüman olarak gören ORS işçileri geçirdikleri iki grevin ardından aynı soruya ağırlıklı olarak ‘işçi’ cevabını verdiler. İşçilerden bir tanesi kendi durumuna şöyle açıklık getirmiştir:

“Ben dinine bağlı milliyetçi bir insan olduğumu düşünüyorum. Beni ben yapan özelliklerimin de bunlar olduğunu düşünürdüm hep. Yıllarca camiye gittim, dua ettim, bunları yapınca ya da yapmayınca hayatımda da etrafımda da çok büyük değişimler olmadı. Kimilerini terörist kimilerini milliyetçi diye ayırdım. Bunun da, ne bende, ne de benim dışımdaki hayatta çok ciddi değişimler yarattığını düşünmüyorum. Ama grev alanında bulunduğum her saatin, sadece benim değil burada herkes için, hatta dışardaki işçiler için de çok önemli olduğunu gördüm. Patronu da en çok o an korkutmuştuk. İyi yaptık, kötü yaptık o kısım tartışılır ama doğduğumdan beri hayata şurada geçirdiğim 17 gün kadar etki etmemişimdir. Dostlarımı en mutlu ettiğim hal, karşıdakileri en çok üzdüğüm an işçi olduğumu en çok hatırladığım zamandı. O zaman biz işçiyiz işte ağabey kalan her şey işçi olmaktan sonra gelir” (İşçi, Katılımcı 16).

Tablo 2: İşçilerin “kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz” sorusuna cevapları

 SayıYüzdeYaş Ortalaması
İşçi(19)405025
Müslüman(25)162042
Türk(55)162042
Kürt(11)81040
TOPLAM80100 

Grev gibi açık bir sınıf savaşı eylemiyle kendilerini işçi olarak görmeye başlayan ORS işçileri ‘Baba’ olarak gördükleri işvereni de uzlaşamayacakları patron sınıfına koydular. Seçimden, ülkedeki diğer büyük sorunlara kadar ‘Babalarının’ pozisyonuna göre pozisyon alan işçiler, grevle birlikte patrondan bağımsız hareket eden özneler haline gelmiştir, diyebiliriz. Fakat Polatlı işçi sınıfı dikkatini, gözlem gücünü ve bilincini, büyük ölçüde kendisi üzerinde yoğunlaştırmış, modern toplumun bütün sınıflarının karşılıklı ilişkileri ve politik yaşam deneyimi temelinde edinilmiş düşüncelerle olan kopmaz bağını kurma yolunda çok ilerleyememiştir. Alt yapıda olan değişiklikler yani köylülükten,  köylü işçiliğe, köylü işçilikten de işçiliğe geçiş ve grev gibi sınıf uzlaşmazlıkları kalıcı değişiklikler yaratmıştır. Ama bu kalıcı değişiklikler Polatlı’da ve ülkenin genelinde siyasal bir işçi sınıfı bilincinin oluşmasına ve genel olarak sınıf partisi ile birleşmesine yetmemiştir.

KAYNAKÇA

Aydoğan Ayhan, ORS’de İşçi Eşlerine Öfke Kontrolü Eğitimi, Evrensel Gazetesi, https://www.evrensel.net/haber/337786/orsde-isci-eslerine-ofke-kontrolu-egitimi, Erişim Tarihi:16.11.2020

Bulut Birkan, Sınıf Dayanışması Direnişi Güçlendiriyor, https://www.evrensel.net/haber/260071/renault-ve-turk-traktor-iscileri-orsyi-ziyaret-etti-sinif-dayanismasi-direnisi-guclendiriyor, Evrensel Gazetesi,  Erişim Tarihi:15.11.2020

Türk Metal Sendikası Aylık Yayın Organı, Eylül 2015 Sayı: 194, S 52

Yalçıntaş Ömer, Yeniden Renault Benzeri Bir Direniş mi Başlıyor? , Evrensel Gazetesi, https://www.evrensel.net/haber/259802/yeniden-renault-benzeri-bir-direnis-mi-basliyor, Erişim Tarihi: 18.11.2020


[1] Türk Metal Sendikası Aylık Yayın Organı, Eylül 2015 Sayı: 194, sf. 52.

[2] Bulut, Birkan, “Sınıf Dayanışması Direnişi Güçlendiriyor”, Evrensel Gazetesi,  https://www.evrensel.net/haber/260071/renault-ve-turk-traktor-iscileri-orsyi-ziyaret-etti-sinif-dayanismasi-direnisi-guclendiriyor , Erişim Tarihi:15.11.2020

[3] Yalçıntaş, Ömer, “Yeniden Renault Benzeri Bir Direniş mi Başlıyor?”, Evrensel Gazetesi, https://www.evrensel.net/haber/259802/yeniden-renault-benzeri-bir-direnis-mi-basliyor , Erişim Tarihi: 18.11.2020

[4] Sincan’da ikametgâh eden işçi tahmini, Sincan’dan kalkan 50’şer kişilik 7 tane servis üzerinden yapılmış olup, yaklaşık bir rakamdır.

[5] Aydoğan, Ayhan, „ORS’de İşçi Eşlerine Öfke Kontrolü Eğitimi“, Evrensel Gazetesi, https://www.evrensel.net/haber/337786/orsde-isci-eslerine-ofke-kontrolu-egitimi, Erişim Tarihi:16.11.2020

[6] Aydoğan, Ayhan, „İşçi Eşlerine Öfke Kontrolü Eğitimi“, T24, http://t24.com.tr/haber/isci-eslerine-ofke-kontrolu-egitimi,488608, Erişim Tarihi: 16.11.2020

Warning: A non-numeric value encountered in /home/teoriveeylem/public_html/wp-content/themes/Newspaper/includes/wp_booster/td_block.php on line 353