Polatlı’da işçileşme süreci ve toplumsal etkileri

Ayhan Aydoğan

Makale, Ankara’nın Polatlı ilçesinde işçi sınıfının oluşum sürecini, tarihsel ve toplumsal olarak araştıran bir örnek olay incelemesidir. Bu kapsamda Polatlı’da 80’lerin başında kurulan ORS Rulman Fabrikasının bir kenti işçileştirmesini, işçileştirirken değiştirdiği toplumsal ilişkileri; bir bütün olarak bu sürecin gelişim seyrini ve karakterini irdeleyecektir. Saha çalışması sırasında kırsal üretimden kopma ve grev süreçlerinin din, milliyetçilik, paternalizm ve toplumsal yaşam üzerindeki değiştiriciliği tartışmaya açılmıştır. Ama bunların hepsini irdelemek bu yazının boyutunu aşacağından bu çalışmada sadece işçileşmenin greve kadar olan kısmının pratik toplumsal yaşamı ne derece etkilediği tartışılacaktır. Grevin toplumsal sonuçları ve işçileşmenin din, milliyetçilik ve paternalizm üzerindeki etkileri sonraki yazılarda ele alınacaktır.

Makale “işçi sınıfını teknolojik gelişmelerin bir sonucu olarak[1] gören bakış açısı yerine “toplumsal sınıfları toplumsal ilişkiler yumağı olarak[2] tanımlayan bakış açısını temel almaktadır. Yazı boyunca kavramlar bu temel yaklaşıma uygun bir anlam yüklemesi ile kullanılacaktır. Toplumsal ilişkiler yumağının başlangıcı ise ‘üretim ilişkileri’ olarak değerlendirilmektedir. Yine işçileri, yapısal dönüşümlere maruz kalan nesneler değil, kendi oluşumlarının da aktif özneleri olarak değerlendiren bakış açısı yazının temel aldığı yaklaşım olacaktır.

KENTE GÖÇ VE İŞÇİLEŞME

Polatlı 2002’deki AB şeker pancarı kotasına kadar en önemli tarım beldelerinden biriydi diyebiliriz. Kârlılığı diğer ürünlerle kıyaslanamayacak şeker pancarını üretemez hale geldikten sonra Polatlı köylüsü, buğday, arpa gibi ağırlıklı olarak hayvancılık ve unlu mamul üretilen hububatlara döndü. Kârlılığı az olan ürün üretme durumu, tarım alanlarının bölünerek azalması, makineleşme, ilçe merkezinde kurulan ORS gibi işçi ihtiyacı olan bir fabrikayla da birleşince, köyden kente göç hızlandı.

Bu göçü hızlandıran ORS’nin kurulumundan günümüze kronolojisinin bizim için önemli olan kısmı; 1982’de üretime başlaması, 1987 senesinde 4,5 milyon mamul üretirken 1996 senesinde hem ürün hem işçi hem belgelendirme olarak büyük bir sıçrama yapması, 2014 rakamlarıyla 60 milyon mamule yaklaşması, 2000 senesinde ülkemizdeki en büyük kurumsallaşma göstergelerinden biri olan QS 9000 şeklinde tabir edilen kalite belgesini alması gösterilebilir.

150 kişiyle seri üretime başlayan ORS’de şu anda 1600’ü işçi 400 beyaz yaka olmakla beraber toplam 2000 işçi çalışmaktadır. Beyaz yakalıları Ankara’nın çeşitli yerlerinden istihdam eden ORS, işçileri sadece Polatlı’dan almaktadır. Polatlı merkez nüfusunun 80 bin olduğunu düşündüğünüzde, 1600 ORS işçisi, bu işçilerin aileleri, ORS’den ayrılıp esnaflık yapanları, ORS’den ayrılıp POS’da (Polatlı Organize Sanayi) çalışanları toplayınca, Polatlı merkezde ORS ile organik bağı olmayan birilerini bulmanın çok mümkün olmadığı ortadadır.

ORS’nin Türkiye genelinde ne anlama geldiğini anlatmak için ise ‘ORS’nin Türkiye’deki ilk ve tek rulman üretim fabrikası’ olduğunu belirtmek açıklayıcı olacaktır. “Türkiye’de dönen bir aparat imal edip (bu yelpazenin ne kadar geniş olduğuna yukarıda değinmiştik) ORS’yi tedarikçi olarak kullanmayan tek bir işletme dahi bulunmamaktadır.[3]

Kırsal bir ilçe olan Polatlı’da kurulan ORS fabrikasında başlangıçta köylüleri istihdam etti. İlk başlarda köydeki faaliyetlerinden arta kalan zamanlarda fabrikada işçilik yapan Polatlı ahalisi, köyle fabrika arasındaki mesafe ve asıl olarak da tarımdan eskisi kadar kazanma imkânları kalmadığı için Polatlı merkeze yerleşir. Tarımda makineleşme bir tarlada eskisi kadar insan gücü barındırmayı gereksiz kıldığı için köyden şehre göçü hızlandırıcı bir etkide bulunur. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Polatlı özelinde göçün hızlandırıcısı olarak sadece makineleşmeyi ve mesafeyi koymak yanıltıcı olabilir. Avrupa Birliği’nin şeker pancarı üretimine kota koyması Polatlı tarımının en büyük gelir kalemini önemli ölçüde azalttı, şeker pancarı yerine çok daha az gelir getiren ürünler ekmeye başlayan Polatlı’nın köylüleri pancar kotasından sonra tarımdan çok daha az kazanır hale geldi. Artık köylülerin azımsanmayacak bir kısmı, tam zamanlı işçilik yapan, hafta sonları ve yaz aylarında ise ek gelir olarak çiftçilik yapan bir kitleye dönüştü. Bu kitleden bir sonraki kuşak ise, “Polatlı merkezde doğup büyüyen, tarımsal işlerle olan ilişkisi boş vakitlerinde babasına yardımdan öteye geçmeyen” yaşam biçimine sahip bir kuşak haline gelmiştir. ORS fabrikasının kurulmasıyla birlikte köyden kasabaya başlayan göç, kentleşen bölgede yeni ihtiyaçlar yaratmış ve hem ORS’nin hem kentin yeni ihtiyaçlarını karşılamak adına Polatlı Organize Sanayi kurulmuştur.

ORS kurulduktan sonra bir müddet sürekli olarak köylerine gidip gelen işçiler, daha sonra kalabalık bir biçimde kalabilecekleri evler tutmuş, hafta sonları yine köylerine gitmiştir. Bir miktar fazla para kazanmaya başladıktan sonra ise köyle bağlarını koparmış, gecekondu inşa etmeye başlamışlardır. Burada kendilerince ‘idare eder’ bir düzen yarattıktan sonra evlenmeye, aile kurmaya ya da eşlerini nişanlılarını kente çağırmaya başlamışlardır.

Polatlı’da kitlesel göç olgusunun sarsıcı etkilerini hafifleten en temel şeylerden biri ise gecekondu olmuştur. Her gün köye gitmenin mali yükünü kaldıramayan, az sayıda insanla ev tutacak durumu olmayan işçiler büyük boyutlarda gecekondu mahalleleri kurma yoluna gittiler. Gecekondulaşma, köylerden Polatlı merkeze göçen nüfusun temel konut edinme biçimi olarak kurumsallaşmıştır. Aşağıdaki tablo ORS öncesi ve ORS’nin yarattığı göç dalgalarının periyodlarına göre gecekondulaşma oranını göstermektedir. Tablonun altında artış ve azalışların yıllara göre sebeplerini de açıklamaya çalışacağız.

Tablo 1: Dönemlere Göre Kaçak Yapılaşma Oranları

DÖNEMLERToplam Yerleşim Arazisine Göre Kaçak Yapı Oranı
ORS Kurulmadan Önce Devlet Arazisinde Kaçak Yapılaşma Oranı2%
1986’da ORS Kitlesel üretime geçtikten sonra Kaçak Yapılaşma Oranı16%
1992’de kitlesel işçi alımı en yüksek sayıya ulaştığındaki Kaçak Yapılaşma Oranı35%
1996’da kaçak yapılaşma oranı38%
2004 kaçak yapılaşma oranı20%
2010 Kentsel dönüşüm projelerinden sonra kaçak yapı oranı10%
TOPLAM100%

Kaynak: Polatlı Tapu Kadastro Müdürlüğü Arşivi (https://www.tkgm.gov.tr/tr/sayfa/tapu-arsiv-bilgi-sistemi-tarbis) (Erişim:06.02.2018)

İşçiler zaman içerisinde yerel seçimlerde arsalarının tapularını almış ve gecekondular nitelik değiştirerek çok katlı evlere dönüşmüştür. “1996’dan sonra kaçak yapılaşmanın azalması, gecekondu bölgelerinin terk edilip apartmanlara yerleşimden kaynaklanmamaktır. 1992’ye kadar görmezlikten gelinen gecekondulara, 1992’den sonra elektrik ve su gibi belediye hizmetleri de götürülmeye başlanmıştır. 1996’da ise gecekondu sahiplerine tapu dağıtımı başlayıp mevcut gecekondular kaçak statüsünden çıktığı için, kaçak yapı oranı azalmaya başlamıştır. 2010 sonrasında ise Polatlı’da kentsel dönüşüm başlamış, gecekondu sahiplerine arsaları mukabilinde TOKİ’den ev verilmiştir.[4]

Gecekonduda yaşamaya başlamanın işçilerin göç aşamasında özellikle kentle kurdukları bağ açısından önemli bir rolü olduğu, işçilerin görüşmelerdeki aktarımlarından izlenebilmektedir. İçlerinden birisi durumu şu şekilde ifade etmektedir:

Bana gecekondu nedir diye sorarsanız size umuttur derim. Hiç unutmam: gelmişiz köyden, burada ev tutamıyoruz, kümes gibi 10 işçi aynı evde kalıyoruz, köyde de kalabalık kalıyorduk ama ana evi temiz oluyor sonuçta. Köye atar yapıp gelmişiz, gitsen gidemezsin. Zaten her gün git gel maddi olarak da boyumuzu aşar hale gelmişti. Gecekondu tam o arada kente tutunmamızı sağladı. Burada kalamıyorken geri de dönemiyorken bizim için ara formül oldu. İmkânım olsa yıkıp ev yaptırmazdım, müze diye gösterirdim torunlarıma, ama ne yapacaksın işte yıkıp yerine ev dikmek zorunda kaldık.” (İşçi, Katılımcı 1).

Aynı durumu ikinci nesil işçilerle konuştuğumuzda, gecekondunun hayatlarında kapladığı önemin değiştiğini gözlemleyebiliyoruz. Hemen hepsi çocukluğundan sonraki zamanını gecekonduda geçirmediği belirtiyor, ikinci nesil işçiler gecekonduyu sadece çocukluk diyebileceğimiz ‘hayal meyal’ hatırladıkları zaman aralığında yaşanmış ağır fakirlik olarak hatırlıyorlar. Kuzinesinde patates yapılan, sobanın kapağında limon kabukları koyulan romantik anlar genç işçilerin anlatılarında olmadığı gibi, genel görüşü özetleyen genç bir işçi o günleri şöyle anlatıyor:

Ağabey millet tutturmuş bir yok sobalı ev, içine patates üstüne limon… Ben anlatayım bak sana, okuldan dönüyorum mahallede her yer çamur, lastik ayakkabıyla sırılsıklam eve gelirdim, çorabı değiştirir depodan kömür çekmeye inerdim, sobayı yaktın ettin diyene kadar zaten divanda bayılırdım. Limon kabuğu değil, sobanın üstüne limon ağacı diksen anlayacak durumum olmazdı. O zaman televizyonda Ferhunde Hanımlar diye Ankara’da geçen bir dizi vardı. Orada bakardım çocuklar servisle gidiyor, servisle geliyor, gelince kömür mömür dertleri yok hazır sıcak ev, yemek zaten masanın üstünde bekliyor. Çok imrenirdim. Şimdi tüm bizim sıkıntıları bilmeyen, rahat büyüyenler işin sonundaki limonla bana fakirlik övüyor. Bana fakirlik övmeyin meraklıysanız gidin yaşayın” (İşçi, Katılımcı 2)

Türkiye’nin diğer bölgelerinde kırdan göç eden kitle yerleşik nüfusun yedek iş gücü deposunu oluştururken, Polatlı’da ORS’nin doyuma ulaşması hayli zaman almıştır. Doyuma ulaştıktan sonra ise Polatlı Organize Sanayi kurulmuş, organize sanayinin de doyuma ulaşması da epey bir zaman almıştır. Bu nedenle Polatlı’da göç kısa sürede işsizlik yaratmamış; ancak kente gelen üçüncü kuşak yedek iş gücü deposu olmuştur.

TÜKENEN SINIF ATLAMA OLANAĞI

Polatlı’daki ana meslek guruplarının Polatlı’daki ağırlığına bakılacak olursa, sayı bakımından en kalabalık gurubu Polatlı Organize Sanayi (POS) işçileri oluşturmaktadır. “80 bin kişilik ilçe nüfusunun yaklaşık 10 bin’i POS’da çalışmaktadır. POS’daki en yüksek işçi çalıştıran firmada 100, en az çalıştıranda ise 6 işçi bulunmaktadır.[5] Rol ve fonksiyon bakımından en önemli grup ise ORS işçileridir. Polatlı Organize Sanayi’nin hemen hemen tüm kalifiye işçi nüfusu ORS’nin çalışma hayatından geçmiştir. Organize Sanayindeki işverenler ise ya ORS’nin kurulum aşamasında makine ve tezgâh kullanımını iyi öğrenen teknik işçilerden ya da köydeki tarım ağını kontrol eden tüccarların birinci veya ikinci dereceden aile yakınlarındandır. POS’da görüşme yapılan 100 işçiden 80’i kalifiye 20’si vasıfsız işçidir. Kalifiye olan 80 işçinin 62’ı ise eski ORS işçisidir, görüşme yapılan işçilerden 18’i doğrudan Polatlı Meslek Lisesi çıkışlıdır. Yani POS’daki kalifiye işçi havuzunu ORS’nin eski işçileri ve Polatlı Meslek Okulu mezunları oluşturmaktadır. Polatlı Meslek Lisesinden çıkan işçiler azınlık olmakla beraber daha genç işçilerdir.

POS’da görüşme yapılan 50 işverenden 36’sı eski ORS işçisiyken 14’ü tüccar ailesidir. Sadece veriler incelendiğinde yeni nesil patronların büyük bölümünün eski işçi olduğu düşünülebilir. Bu veriler Tablo 4’deki verilerle birlikte okunmadığında bizi Polatlı’daki ekonomik sınıflarda bir ters yüz olma yanılgısına kaptırabilir. İlk iki göç grubundaki ORS işçi kuşağından bazıları, fabrikada aldıkları eğitim, Polatlı’nın ilk kalifiye işçisi olmaları, ORS’nin bazı işleri kendi bünyesinden çıkartıp taşeron üzerinden yapmayı tercih etmesi, gibi sebeplerle ORS’nin taşeronu olma fırsatı yakaladı. Bu istisnai durum sonraki jenerasyonlar için de sınıf atlama motivasyonu olsa da yaklaşık 15 senedir ORS işçilerinden atölye kuracak kadar birikim yapabilen bir işçi olmadı. Bu durumu eski ORS işçisi olan bir POS işvereni şu şekilde anlatıyor:

İşe başladık, işi bilen o derece yok ki bize Almanya’dan gelen eğitmenler eğitim verdi. Ustabaşı olduktan 3 yıl sonra bizim hattın kaldırılacağını bu işlerin dışarıda yapılacağını söylediler. İki inek sattım, analog torna ve freze aleti aldım. Buradan işi bilen bir arkadaşı daha aldım. Köyden de iki amcaoğlunu aldım, öyle başladım işe. Şimdi olsa imkânı yok. Tüm makineler bilgisayar tabanlı. Bir makine 400 bin civarı yani 50 inek parası, nasıl denkleştirsin işçi adam onu, daha yer masrafı, diğer aletler onları saymıyorum bile. Zaten artık bizim zamanımızdaki gibi kalifiye işçi sıkıntısı da yok. Biz düzen otururken, boşluktan ayağımızı başımızı soktuk. Şimdi tüm köşe başları tutuldu, imkansız bir işçinin işveren olması.” (İşveren, Katılımcı 3)

Fakat Tablo 2’de gösterileceği üzere, POS’da bulunan ve tüccar ailelerinin sahibi olduğu atölye ve fabrikalar ile eski ORS işçilerinin atölyeleri arasında hacim olarak oldukça fark bulunmaktadır: Tüccar ailelerinin sahibi olduğu atölye ve fabrikaların iş hacmi ve çalışan sayısı eski ORS işçilerininkinden çok büyüktür. Tüccar ailelerinin atölyelerindeki işçi ortalaması 60 iken eski ORS işçilerinin sahip olduğu atölyelerdeki işçi ortalaması 8’dir.

Tablo 2: Görüşülen işyerlerine göre, Polatlı Organize Sanayi Fabrikalarının İşçi Sayısı Ortalaması

Eski ORS İşçisine ait8
Tüccara ait60
Genel Ortalama34

Sadece işçi sayısı olarak da değil, eski tüccarlara ait atölyelerde makine, ekipman, tesisin kapladığı alan açısından eski ORS işçilerinin atölyelerine göre çok ciddi bir fark vardır. Eski ORS işçilerinden bazıları sınıf atlamayı başarsalar da, henüz doğuştan üretim aletlerine sahip olanlar kadar işleri büyütebildikleri söylenemez.

ORS işçilerinin ilçede statü sahibi olmalarının ya da meslek lisesinde okuyan çocuklarının hayalinde ORS fabrikasında işçi olmalarının yatmasının temel sebebi de ORS’de çalışmanın sınıf atlama ihtimalini düşletiyor olmasıdır. Tablo 3’te gösterildiği gibi işyeri sahibi olan ORS işçilerinin çoğu ikinci kuşak göçmenler, yani ORS seri üretime başladıktan sonra gelip, ilçenin ilk kalifiye işçileri olup, belli bir birikim elde ettikten sonra ORS’ye yan ürün üretmek için POS’da atölye kuran işçiler. En son göç kuşağında bu oran çok azalmış olsa da sınıf atlayan işçilerin hala canlı kanlı karşılarında duruyor olmaları, onların hikâyelerini dinlemiş olmaları, genç işçi adaylarının hala bu sınıf atlama hayalini kurmalarında önemli bir rol teşkil etmektedir.

Tablo 3: Görüşülen işverenlere göre, atölye sahibi olmuş eski ORS işçilerinin göç kuşağı

 SayıYüzde
1988-19961439
1996-20052056
2005-201525
2015 ve sonrası00
Toplam36100

Tablo 4’de ORS işçilerinin babalarının meslekleri irdelenmiştir. Sınıf atlayıp işveren olan ORS işçilerinin çocuklarının hiçbiri şuanda ORS işçisi olarak çalışmıyor. Mevcut ORS işçilerinin aile reislerinin dağılımına bakıldığında ise büyük bir kısmının, yüzde 71’lik bir kısmın yine işçi olduğu görülmektedir.

Tablo 4: Görüşülen işçilere göre, mevcut ORS işçisi aile reislerinin babalarının meslek gurupları

 Baba Meslekleri 
Meslek GuruplarıSayıYüzde
Esnaf105
OSR İşçisi9053
POS İşçisi3018
Köylü4024
TOPLAM170100

Son iki tabloyu (Tablo 3 ve Tablo 4) özetleyecek olursak üretim aracı sahibi olan tüm birinci kuşak ORS işçileri çocuklarını da yanlarında yetiştirerek, aile şirketi olma yolunda adım atmış bulunmaktadır. Şu anda ORS’de güncel olarak çalışan işçiler ise, işveren olmayı başaramamış yaşlı kuşak ya da bu kuşağın akrabalarından oluşmaktadır. Özetle her sınıfın gençleri ailelerinden gelen sınıfsal pozisyonların devamcısı olmaktadırlar.

İŞÇİ-ESNAF İLİŞKİSİ: ‘TEFECİ’NİN YERİNİ BANKA ALIYOR

İlçenin bir diğer ana meslek gurubu olan esnaf ve tüccarların ilçede ve ilçeye bağlı köylerde etkileri büyüktür. Sayıları sınırlı olan bu kimselere Polatlı merkezdekiler “tüccar”, köylüler ise “ağa” demektedirler. Tüccarların dükkânları 10 sene öncesine kadar hiç ihtisaslaşmamış bir yapıya sahiptir. Bir köylüye ne gerekirse tüccarların dükkânlarında bulunabilirdi. Dükkânlarında kumaşın yanında kömür, onun yanında gaz ya da yağ vardı. Fakat 2000’li yılların başından itibaren ihtisaslaşmamış dükkânlarının yerini, kısmen ihtisaslaşmış yan yana dükkânlar almıştır. Büyük şehirlerden farklı olarak burada tüccarlar sadece satan değil, aynı zamanda köylünün ürettiği ürünün en büyük alıcısıdır.

Polatlı’da köylü-tüccar ilişkisine göz atıldığında, bu ilişkinin en belirgin tarafını alışveriş ve borçlanma mekanizmasının oluşturduğu görülmektedir. Fakat bu ticaret ilişkisinin yanı sıra diğer fonksiyonlardan da söz etmek gerekir. Köylünün eline para sadece ürününü sattığı zaman, yani yılda bir kez geçmektedir. Fakat günümüz şartları düşünüldüğünde sadece yılda bir kez ele geçen toplu para hayatı idame ettirmeye yetmemektedir. Köylünün ürünü sattığı dönem dışında da paraya ihtiyacı vardır. Bu parayı da en kolay tüccardan sağlamaktadır. Köylüler gerektiği anda hiçbir bürokratik iş veya kefillik kurumuna gerek duymadan tüccardan para alabilmektedir. Bir sonraki sene, borç aldığı tüccara mallarını çok ucuza satmak zorunda kalsa da, geleceğini onun eline bıraksa da, istediği anda gereği olan parayı temin edebilmesi köylü için hayati bir önem teşkil etmektedir. Yapılan görüşmeler, Polatlı’nın köylülerinin bankalarla ilişkilerinin çok sınırlı olduğunu, bankaya pek fazla gitmediklerini göstermiştir. Tüccar-köylü ilişkisi bakımından ifade edilmesi gereken diğer bir nokta da tüccarın köylüsüne hayatın çeşitli alanlarında ve zamanlarında yardımcı olmasıdır. Örneğin tüccar köylüsüne, Polatlı merkezde başka kurumlara işi düştüğü zaman yol gösterir, avukat bulur, bürokratik işlerini halleder. Ya da hastalandığı zaman hangi doktora gidebileceğini söyler. Yani Polatlı’da ticaret erbabıyla işçi, köylü arasındaki ilişki metropol hayatına göre çok daha organik bir ilişkidir. Fakat bu durum ORS’deki son işçi kuşağı için böyle değildir. Henüz meslek lisesinden mezun olup çalışma hayatına yeni giren işçiler, kendinden önceki işçi nesilleri gibi tüccarla sıkı bir bağ kurmamaktadır. Tüccardan veresiye ucuz telefon almaktansa banka kredisiyle üst model telefon almayı tercih ediyorlar. Kendi köylerinden tanıdık tüccarların evlerinde kirada oturmaktansa uzun vadeli banka kredilerini tercih ediyorlar. Bu durumu iki senelik ORS işçisi bize şu şekilde özetliyor:

Benim babam da amcam da ORS işçisi ağabey, buraya onları bizim köyün tüm hayvanlarını satın alan kasap sokmuş. O kasap şimdi mobilyacı da olmuş, telefoncu da olmuş, olmuş da olmuş anlayacağın. Babamgilin ne zaman başı sıkışsa bizim Ahmet Ağa’ya bir varalım, o bir çare bulur diyorlar. İşlerini de çözüyor, yalan yok. Ama benim Ahmet Ağa’yla böyle bir durumum yok. İlk telefonu ondan veresiye almıştık. Telefonu veresiye adamdan aldık ayıp olmasın diye babam evlenirken mobilyayı da oradan aldırdı. Onlar istiyor ki hepimiz adamın kanatları altında olalım. Beni geriyor böyle şeyler mis gibi gittim ikinci telefonu 36 ay vadeli krediyle aldım. Araba alırken de bankadan çektim paramı. Bu bankadan telefon kredisi çektim diye araba kredisini de buradan halletmem gerek diye bir baskılanmaya da girmedim. Adam ta 30 sene önce babamı ORS’de işe soktu diye ben hala bu adama minnet duymak zorunda mıyım?” (İşçi, Katılımcı 4)

Başka bir genç işçi ise banka-tefeci değişimine başka bir bakış açısı getiriyor: “Ağabey biz köyden alışkanlık yakın zamana kadar tefecilerden para alırdık. Ama borçlu olduğun insanla sürekli içli dışlı olmak iyi değil. Misal ağadan eğer para almışsan, sana sormadan eve gelir, kahvede eşini kaldırır okeye oturur. Yani sana o parayı verene kadar her ortamda kendini ezik hissedersin. Bankada o yok en azından banka müdürü kafasına göre eve gelmez, kahvede eşini kaldırıp batak atmaz. Muhtemelen borcu ödeyemezsek o da burnundan getirir eve gelir haczini de yapar ama en azından parasını ödüyorken bir sıkıntımız olmuyor” (İşçi, Katılımcı 5). 

İşçilere borç ya da farklı bir türden paraya ihtiyaç duyulduğunda nereden bu parayı temin etmeye çalıştıklarını sorduğumuzda verilen cevaplar kuşaklar arası borç alınan finansal kurum değişimini de açıkça ortaya koymakta. Tüccarlık hala gündemde olmakla birlikte yeni kuşaklar üzerindeki etkisini sanayileşmiş büyük şehirlerde olduğu gibi bankacılığa devretmiş. Hatta yeni kuşaklar babaları gibi tüccarları ‘ağa’ değil ‘tefeci’ olarak nitelemekte. Borç paraya ihtiyaç olduğunda tüccardan alanların yaş ortalaması 44 iken, bankayı tercih edenlerin yaş ortalaması 26.

SOSYAL İLİŞKİLER

Kır hayatından fabrika hayatına geçişin toplumun en basit davranışlarında bile etkisini gösterdiği Polatlı’da, ikili ilişkilerdeki kimlerle samimi olduğun gibi duygusal alanlar dahi bu duruma istisna oluşturamamaktadır. Kır toplumunda daha çok hısım akrabayla ilişkide bulunan Polatlı köylüsü, işçileşince hısım akrabadan çok kendi sınıfındaki insanlarla ilişki kurmaya başlar. Genç işçilerden biri durumu şu şekilde özetliyor:

Okulda da birlikte olduğum arkadaşlarla ORS’de beraber çalışıyoruz. Çok zam alınca seviniyoruz, az alınca üzülüyoruz, derbi maçlarını mesaiye denk getirmemek için ustabaşına birlikte yalvarıyoruz. Babam dâhil sevindiğim, üzüldüğüm anlar birbirine bu kadar yakın kimse yok. Mesela geçen grev alanındayken amcam aramış ekin biçmeye çağırıyor. Biz ne derdindeyiz amcam ne derdinde. Senin hayatının en önemli anı adam için ‘orada boş oturacağına burada ekin biç’ten öteye gitmiyor. Ben nasıl şimdi zamanımı bunlarla geçireyim. Kiminle üzülüp, kiminle seviniyorsan, kiminle kaderin ortaksa, onunla beraber oluyorsun.” (İşçi, Katılımcı 6)

İlişki biçimindeki durum Tablo 5’de de karşımıza çıkmaktadır. Günümüze doğru yaklaştıkça Polatlı halkının samimi çevresini de kendi sınıfındaki insanlar oluşturmaya başlıyor. Aynı sınıftan üç samimi arkadaşının yaş ortalaması 22 iken, farklı sınıflardan üç samimi arkadaşın yaş ortalaması 45’tir.

Tablo 5: Görüşülen işçilere göre meslekler arası temaslar

 SayıYüzdeYaş Ortalaması
3 yakın arkadaşından yalnız biri kendi mesleğinden301350
3 yakın arkadaşından ikisi kendi mesleğinden954335
3 yakın arkadaşından üçü de kendi mesleğinden883922
3 yakın arkadaşından hiçbiri kendi mesleğinden değil10545
TOPLAM223100 

Tablo 6’da Polatlı Emniyet Müdürlüğünden aldığımız verilerle Polatlı’nın asayiş durumunu üretim ilişkilerindeki değişim üzerinden inceledik. Polatlı kent merkezi asayiş bakımından değerlendirildiği zaman, asayiş durumunun göçe ve iş gücünün doyumuna göre değişim sergilediği görülmektedir. ORS fabrikası kente kurulmadan önce 1990 senesinde Polatlı karakoluna intikal eden yaralama ve hırsızlık vakalarının toplamı 102 iken, fabrikanın kitlesel bir biçimde seri üretime başladığı 1996 yılında yaralanma ve hırsızlık sayısı 202 olmuştur. ORS’nin ve POS’un işçi doyumuna ulaşmasından sonraki senelerde, örneğin 2005’de ise hırsızlık ve yaralama olayları 850 kez gerçekleşmiştir.

Tablo 6: Asayiş Durumu

 YaralamaHırsızlıkNüfusa Oranı
1988(ORS kurulmadan önce)50521/1000
1996 (ORS seri üretim)130721/1000
2005 ORS ve Polatlı Organize Sanayi Doyum3105405/1000
TOPLAM490664 

Kaynak: İstatistikler Polatlı Emniyet Müdürlüğünden alınmıştır. İnternet sitesinde böyle bir veri bulunmadığı için veriler dilekçeyle talep edilmiştir.

Yukarıdaki tablodaki sayılara bakıldığında göçün Polatlı ilçesinin asayiş yapısını değiştirdiği gerçeği çok net olarak görülmektedir. Göçün ilk yıllarında henüz emek potansiyeli doyuma ulaşmamışken Polatlı’da suç oranındaki artışın genellikle hırsızlıktan ziyade yaralama olaylarındaki artıştan kaynaklı olduğu görülmektedir. Köyünde yüz yüze ilişkiden kopup anonim ilişkilerin olduğu yere gelen, tanımadığı insanlarla ortak bir hayat kurmak zorunda kalan insanların birbirleriyle ilişkisi çok fazla yaralamalı kavga doğurmuştur. Görüşme yapılan bir ORS işçisi kendisi üzerinden asayiş durumunu şöyle değerlendiriyor:

Köyden ilçeye göçtüğümüzün ilk senesiydi. Alışık olmadığımız bir ortama düştük. Köyde herkes tanıdık, en yabancı olduğun adamla bile zorlasan üçüncü dereceden akraba çıkıyorsun. O bakımdan biz çok öyle kavga falan bilmezdik. Herkes kendinden olunca kimi gidip döveceksin. Ama gel gör ki ilçeye bir geldik. Her yer tip tip insan dolu. Hayatını devam ettirmek için çeşit çeşit insanla yüz göz oluyorsun. Anlaşamadığın olunca da seni engelleyen bir maneviyat olmuyor, dalıyorsun adama. Ben köydeki en sakin adamdım, benim bile ayda üç dört kavgam vardı.” (İşçi, Katılımcı 7)

Sonraki yıllarda yaralama olaylarındaki artış azalarak devam etmiştir. Fakat özellikle emek piyasasının doygunluğundan sonra iş bulamayan ve topraktan göreceli olarak kopmuş insan sayısı artınca, geçim zorluğu yaşayan kitle de artmış ve hırsızlık oranı aşırı bir yükselme eğilimine girmiştir. İki kere telefon çaldığını söyleyen bir işçi nedenini şu şekilde anlatıyor:

Meslek Lisesini bitirmişim, arkadaşlarımdan ORS’ye giren oldu ben giremedim. Altı ay işsiz dolaşınca babam beni köye yolladı. Polatlı Merkeze de alışınca köy üstüme üstüme geldi, geri gittim şehre. Kahvede kâğıt oynarken kahvecinin telefonunu çalıp sattım. İki aya o para da bitti ben hala işsizim, sonra amcamın telefonunu çalıp sattım, o para suyunu çekmeden ORS bir alım daha yaptı, ben de işe girdim. Sonra bir daha da yapmadım. Psikolojik diyorlar, bizim köy Türk köyü orada Kürtler çalar diyorlardı, ağabey açsan çaren yoksa çalıyorsun, toksan çalmıyorsun. Babamgil de mesela ‘Bizim zamanımızda böyle şeyler olmazdı bu gençlerde ahlak yok’. Ya baba senin zamanında herkesin işi varmış, biz iş bulamıyoruz, o tarz şeyler yapanımız çıkıyor ne yapalım.” (İşçi, Katılımcı 8)

EĞİTİMİN DÖNÜŞÜMÜ: İŞÇİ YETİŞTİRMEK

ORS yönetiminin bilinçli yaptığı hamlelerden biri, buradaki eğitim hayatını kendi karlarını ve devamlılıklarını sağlayacak şekilde değiştirmeleri olmuştur. Şöyle ki; ORS yönetimi Polatlı Endüstri Meslek Lisesinde (PEML) 2005 yılında metal bölümü açıp PEML’de kendi tezgâhlarına benzer tezgâhlar kurmuş ve nitelikli işçi alabileceği bir havuz yaratmıştır. Tablo 7’de yansıtılan ORS yönetim kademesindeki çalışanlarla gerçekleştirilmiş anket çalışmasının sonuçları, nitelikli işçi bulmanın meslek lisesi anlaşmasından önce en zor konu olduğunu göstermektedir. ORS’nin kurulumunda da yer alan yönetim kademesindeki bir mühendis ilk fabrika açıldığındaki zorlukları şu şekilde anlatıyor:

Fabrikayı kurduk işe adam arıyoruz, köyden gelenler haftanın beş günü çalışmak istemiyor, ekini kim biçecek diyor. Anlatıyorsun işe başlıyorlar, haftanın yarısında köyde bağ bahçe işindeler. Köyde alışmışlar yılın yarısı ekin ekip yılın yarısı yatmaya, burada senenin 345 günü çalışıp 15 gün izin kullanmaya alışamıyorlar. Köyde yorulunca otur bir taşın başına sonra dinlenince devam et, köyde tırpan senin devamın ama bizim burada sen makinenin devamısın o çalışıyorken dinlemezsin bantta ürün birikir. Çok zor günler geçirdik. Allahtan sonra kuşak değişti, şu okulu falan kurduk da kurtulduk köylü zihniyetinden.” (İşveren Vekili, Katılımcı 9)

Tablo 7: Görüşülen işveren vekillerine göre, işyerinin çeşitli unvanlarla işgücü bulmakta karşılaştığı güçlük derecesi (%)

 HiçÇok AzKısmenÇok FazlaTOPLAM
Düz İşçi50251510100
Kalifiye İşçi13887100
Mühendis10152055100

ORS’nin Polatlı Meslek Lisesi’yle yaptığı anlaşma, sadece nitelikli iş gücü sağlamakla kalmamış, okul çağındaki gençlerin kendi bünyesinde çalışma hayali kurmalarına da neden olmuştur. Bu durumun sağlanmasını ise önceden yaptığı gibi sadece disiplin ağırlıklı yöntemlerle ve baskı ya da zorla değil, aynı zamanda rızayı da örgütleyerek gerçekleştirmiştir. Polatlı Meslek Lisesi’ndeki öğrencilerle yapılan görüşmeler de bu savı doğrular niteliktedir. Gelecekte çalışmak istedikleri yerleri sorduğumuzda, öğrencilerin yüzde 80’i ORS işçisi olmayı, yüzde 10’u kısa bir süre ORS işçisi olarak çalıştıktan sonra Polatlı Organize Sanayi Bölgesi’nde atölye açmayı istediklerini, kalan yüzde 10’u ise geleceğe yönelik kesin bir planları olmadığını ifade etmişlerdir.

ORS’nin, meslek lisesi öğrencilerinin yüzde 90’ın hayalinin birleştiği bir noktada bulunduğu görülmektedir. Bir meslek lisesi öğrencisiyle anket sonuçlarından sonra sürdürülen değerlendirmede, anketin sonuçlarına hiç şaşırmadığını şu hikâyeyle anlatmıştır:

Ben ortaokula gidiyordum. Babam iyi bir işçi olmasına rağmen kolunda faça izi olduğu için ORS’ye vakti zamanında almamışlar. Sonra babamları mülakata alacak teknik müdür değişmiş. Bunu duyan babam tekrar şansını denemeye karar vermiş. Ama kolda faça izi hala orada duruyor. Ne yapsak ne yapsak diye düşünürken, anam babama çıkardı bilezikleri verdi. Bir doktorla konuşmuş, o da cerrahi bir operasyonla kolunu normalleştirebileceğini söylemiş. Annem babamın işe girebilme ihtimali için tüm bileziklerini ortaya koydu. Babam operasyonu geçirdi sonunda da ORS’ye girdi. 6 ayda anamın bileziklerini geri aldık sonra da ne esnafla ne bankalarla bir sorunumuz olmadan hayatımıza devam ettik. Ben de sırf orada çalışabilmek adına Polatlı Meslek Lisesi’ne kaydoldum. Sırf işe girişte koluma bacağıma bakarlar diye lise döneminde kimseyle kavga yapıp dalaşmadım, okurken tek hayalim ORS’de çalışabilmekti ve sonunda montaj hattında çalışmaya başladım. Burada eğer Anadolu Lisesi’ni kazanmak gibi bir şansınız yoksa o da senede 30 öğrenci alıyor, çocukken sizin yerinize düşünenlerin en büyük gayesi sizi meslek lisesine yerleştirmektir. Meslek Lisesine yerleştikten sonra da tek hayaliniz, hocalarınızdan iyi referans alıp, ORS’de işe başlamaktır. Bizim de hayalimiz bundan ibaret ağabey ne yapalım.” (Meslek Lisesi Öğrencisi, Katılımcı 10)

PEML’de okuyan öğrencilere ve mezunlara meslek lisesi ile ORS’de çalışmak arasındaki ilişki sorulduğunda ise şu şekilde cevaplar alınmıştır:

Ben açıkçası ORS’de ömür billâh çalışmayı düşünmüyorum. Ama eğer burada kalıp herhangi bir iş yapmak istiyorsanız, ORS’de çalışmak durumundasınız. Ben Polatlı’daki insan türünü anlatayım size. ORS işçisi, ORS ve Meslek Lisesinde tezgâh kullanmayı öğrenmiş başka atölyelere şef olmuş insanlar, kendi atölyesini açmış işverenler, eski ORS işçisi olup esnaflık yapanlar. Kaldı ki zaten eski ORS işçisi değilseniz burada esnaf olarak tutunma şansınız çok yok. Mesela çıkın bakın en çok iş yapan emlakçıya, manava, boya badana yapanlara sorun. Hepsi ORS’den gelmedir. Şimdiki yaptıkları iş, oradaki öğrendikleriyle alakasız ama Polatlı merkezde oturanlar ya ORS işçisi ya onların akrabaları, haliyle bir iş yaptıracakları zaman kendi arkadaşlarına yaptırıyorlar. Ben de mesela maaşla çalışabilecek bir tip değilim. Babamın emlak dükkânı var ORS’de iki üç sene çalışıp çevre yaptıktan sonra babamın işlerini devralacağım. Bu memlekette maaşlı çalışmayla olmaz.” (Meslek Lisesi Öğrencisi, Katılımcı 11)

Bir başka Polatlı Meslek Lisesi mezunu genç işçi okul ile fabrika arasındaki itaat kültürünü devam ettiren ilişkiyi değişik bir pencereden aktarıyor:

Meslek lisesinde okurken sırf burada çalışabilmek için, hocalarımızla didişemezdik, referans olmazlar da işe başlayamayız diye. Çocukluğumuzda oradan öğrendiğimiz amirine ses etmeme geleneği fabrikada da devam etti. Çocuklukta nasıl içimize işlemişse ‘hocamızla tartışırsak geleceğimiz kararır’ fikri, burada hatlardaki şeflerimize de ses çıkartamıyoruz fişleniriz diye. Ağaç yaşken eğilirmiş. Bizi de hiçbir şeye ses etmeyen, teknik bilgiye sahip insanlar olarak eğittiler işte.” (Meslek Lisesi Öğrencisi, Katılımcı 12)

Bir ORS işçisi ise geçmişteki staj döneminden şu şekilde bahsediyor:

Staja gelmişiz, okul ile fabrikanın anlaşmasından dolayı ders notunu fabrikadaki sorumlumuz veriyor, e şimdi hadi mesaiye kalma, nasıl kalmıyorsan? Hadi serviste amirine yer verme, nasıl vermiyorsan? Okulda disiplin cezası almadık, ORS’de staj yapalım diye. ORS’de staj yaparken okul yanmasın, fabrika sorumlumuzdan düşük not almayalım diye canımızı dişimize taktık. Sonra ne olur ne olmaz diye araya amir memur sokup girdik ORS’ye. Okulla Fabrikanın ilişkisi işte böyle.

Eğitimde ORS’nin etkisi ile yaşanan değişimin ikinci boyutu ise, içeriğini fabrikanın belirlediği bir eğitim sürecine girilmesidir. Eğitimin bütün aşamalarında kendini hissettiren bu değişim, özellikle de ORS ile meslek lisesinin 2005 yılındaki anlaşmasından sonra kendini epeyce belli etmeye başlamıştır. Okulda tüm bilimsel dersler kalkmış onun yerine ORS tezgâh yapılarının anlatıldığı teknik dersler getirilmiştir. Okulun tüm tezgâhları ORS tarafından temin edilmiş. Böylelikle okul tezgâh sıkıntısını aşmış, ORS ise daha işe almadığı öğrencilere bile kendi tezgâh sistemini anlatmış ve aldığı işçilerdeki işe olan yabancılığı böylece aşmıştır.

POS’daki işverenlere ve ORS’deki yönetim kadrosuna işçi alımında neyi referans aldığı sorulduğunda Polatlı Meslek Lisesi mezunu olmasının en çok dikkat edilen özellik olduğunu söyleyebiliriz. Tablo 8’de işverenlerle olan görüşmelerimizi sayılarla derledik. İşverenlerle konuştuğumuzda 2005 öncesi büyük oranda tüccarların ve köy muhtarlarının referansına göre işe alım yaparlarken, Polatlı Meslek Lisesi’nden sonra okuldan işçi aldıklarını belirtiyorlar. Fakat kişi referansı da tabloda görüldüğü üzere tamamen kenara atılmış değil. Sadece önem sırasında meslek liseli olmanın arkasına düşmüş durumda. Okullu olmaya önem verip okuldaki ortalamayı önemsememelerini ise özetle “Okulda, ORS’de çalışmanın nasıl olacağını ana hatlarıyla öğrensinler biz ayrıntıyı fabrikada öğretiriz her teknik detayı okulda mükemmel öğrenmeseler de olur” şeklinde yanıtlamaktalar.

Tablo 8: Görüşülen işverenlere göre, teknik elemanların işe alımında etkili olan özelliklerin önem derecesi

 HiçÇok AzKısmenÇok FazlaTOPLAM
Cinsiyet12780100
Meslek Lisesi Mezunu olmak02890100
Diploma Notu10153045100
Kişi Referansı15101560100

ORS, Meslek Lisesi hamlesiyle olabilecek en ucuz maliyetle işçi yetiştirmeyi başarmıştır. Meslek Lisesi öğrencisinin devlete maliyeti ‘Uluslararası Mesleki ve Teknik Eleman Kongresinde’[6] yıllık 2.234 TL olarak hesaplanmıştır. Yani 4 senelik bir meslek lisesi öğrencisinin devlete maliyeti yaklaşık 9.000 TL’dir. Duruma Polatlı özelinde baktığımızda, ORS Polatlı Meslek Lisesi anlaşmasından sonra hiçbir eğitim maliyeti harcaması yapmadan her mezuniyet dönemi kendi tezgâh yapısına göre, 9.000 TL’lik teknik eğitim almış genç işçiyi kendi bünyesine katmaktadır. ORS yönetim kademesindeki çalışanlara ve mühendislere Polatlı Meslek Lisesi’nin diğer işçilerden farkını, onlara göre yeterlilik düzeylerini, teknik, ekiple çalışma, üstlerine itaat, iletişim gibi kategoriler üzerinden sorduk. Yönetim kademesinin meslek liseli öğrencileri diğer işçilerden ayıran en net ayırım olarak ‘üstlerine itaat’ olarak yanıtlıyorlar. Bunu da okuldaki öğrenci-öğretmen hiyerarşisinin fabrikaya kolay uyarlanabilir olmasından kaynaklandığını söylüyorlar. Yönetim kademesine göre ellerinde bu gelenekle yetişmiş bir kadro varken ustabaşılarının önceki gibi zor gücüne başvurmadan fabrikada disiplini sağlayabildiklerini ve üst düzey bir uyum sergilediklerini söylüyorlar. Kısacası okuldaki disiplin hiyerarşisi rıza yoluyla disiplini sağlamayı, zor yoluyla sağlamaya tercih edilebilir kılmıştır.

Bir diğer önemli nokta ise bu hamleyle ORS yönetimi ihtiyacı olandan fazla işçi yetiştirmiş ve ilk defa Polatlı’da yedek işgücünü aktif iş gücüne tehdit olacak seviyeye getirmiştir. Bu durum ORS işçisinin ücret ve özlük hakları çizgisinde çok ciddi bir gerileme yaratmıştır. Mevcut durumu 10 yıllık bir ORS işçisi şöyle özetliyor:

İlk başta seviniyorduk yeni gelen işçiler artık işi biliyorlar. Adamlara aylarca iş anlatma durumunda değiliz diye. Sonra gel zaman git zaman mevzu bir döndü pir döndü. Amirler bizi bu çocuklar üzerinden tehdit etmeye başladı. Dediler ki fiyat budur çalışmazsanız dışarıda bir sürü genç var sizin işin aynını yapacak. İlk başta sevindiğimiz durum bir müddet sonra tehdit oldu bir müddet sonra felaketimiz oldu. Bir sürü arkadaşımız cidden kapı önüne konuldu.” (İşçi Katılımcı 13)

Kısacası eğitimi dönüştürme hamlesi ORS’ye çok geniş bir teknik donanıma sahip genç ve itaatkâr işçi havuzuna, eğitim maliyeti olmadan yüzlerce işçi almasına, yedek iş gücü potansiyeline, genç işçi adaylarının hayallerine, anne-babaların gurur meselesine, kendilerine ise fabrikanın içinden çıkıp Polatlı’yı yönetme muktedirliğine sahip olmalarını sağlamıştır.

KAYAN BANT SİSTEMİNİN GETİRDİĞİ DEĞİŞİM

Bant sisteminin ORS’ye entegre edilmesiyle üretim süreci işçinin özellikleri ve fiziksel niteliğine bağlı olarak örgütlenmesinden daha çok, makinenin mantığına göre, makinenin nesnelliğine göre örgütlenmeye başlamıştır. Artık işçinin kullandığı makine yoktur, makinenin uzantısı olan işçi vardır. Kendi bedenindeki kontrolü, kırda ve ORS’nin ilk yıllarında bu kadar kaybetmeyen işçiler, birbirleriyle olan diyaloglarını da bant sistemiyle kaybetmeye başlamıştır. Zamanın çoğu kısmını bu robotik düzende geçiren işçinin, mesai dışı yaşamı ve tüketim alışkanlıkları da artık bu mekaniklik üzerinden kendini gerçekleşmiştir. İşçiyi makinenin pasif bir uzantısı haline getirmek ORS yönetiminin elini güçlendirmiştir. İşçinin bilgi ve becerisinin tümüyle gereksiz hale geldiği, tecrübesiz yeni işçinin uzun yıllar çalışan bir işçinin yerini hemen alabilmesinin sağlandığı ve bütün işsizlerin vasıf gözetmeksizin yedek iş gücü ordusu olabilmesi avantajını ORS yönetimine kazandırmıştır.

Bant sistemi, sadece teknik bir ilerleme değil beşeri ilişkileri de fabrika içinde ve dışında değiştirip, dönüştüren bir form olmuştur. ORS işçilerinden birisi, kayan bant sisteminin kendisi üzerindeki değiştiriciliğini şu şekilde ifade ediyor:

Önceden ürün sabitti, biz onu bir yerden bir yere götürüyorduk. Diğer işçinin eline bizzat biz koyuyorduk. Böyle olunca, hem o işçiyle iki hasbıhal ediyorduk, hem dışarıdaki ilişkimiz de güçleniyordu. Ama şimdi biz değil, ürünün kendisi dolaşıyor. Benim önümden 15 saniyede bir yarı mamul rulman geçiyor, ben onu taktım ettim diyene kadar diğeri gelip geçiyor. Diğer taraftan alan işçinin adı dışında hiçbir şeyini bilmiyorum. Bundan beş sene önceki fabrika olsa, işe yeni giren biriyle maksimum iki ay içinde kahvede batak oynarken bulurdun kendini, ama şimdi isminden ötesini bilmekte zorlanıyorsun.” (İşçi, Katılımcı 14)

Bant sistemiyle, önceleri çalışmayı dalgalandırabilen ruh hali artık bir ayrıntıdan ibaret hale gelir. Artık makine işçilerin değil, işçiler makinenin uzantısıdır. Üretim insani dalgalandırmadan arındırılmış, aşırı mekanik bir nesnellik içerisinde işlemeye başlamıştır. ORS işçisi bu durumu şu şekilde anlatıyor:

Sonuçta insanız, bazen moraliniz yerinde olur çok çalışırsınız, bazen moralsiz olursunuz, ona göre çalışırsınız. Başınıza da bir amir müdür geldiğinde, ona işin normal akışının bu olduğuna inandırırsınız. Ama bantta öyle olmuyor. Kontrol tamamen makinede. Ne çıkartırsa önüne yapacaksın. Yok, o gün kayınım hastalandı, yok oğlum ateşlendi, yok derbi maçı kaybettik diye bir şey yok. Eğer yavaşlarsan hat birikir durur, sonra amirin gelir, ona eskisi gibi normal olan bu da diyemezsin, çünkü anormallik ortadadır, hat durmuştur. Derdin mi var, tasan mı var, o devirler geçti. Makinenin bir derdi var da bozuluyorsa amenna. O zaman üretim yavaşlıyor, ama senin ruh halin bant sisteminde hiç bir şekilde önemli değil. Eski sistem olsa alet sana bağlıydı, kendini bir şekilde ayarlıyordun, ama şimdi gâvurun makinesi dur deyince durmuyor ki.” (İşçi, Katılımcı 15)

SONUÇ

Yazı, işçileşme sürecinin Polatlı’daki toplumsal hayatı kuşatıcılığı ve dönüştürücülüğü üzerine bir tartışma yapmaya çalışmıştır. Köylülükten işçiliğe geçiş hayatın en kılcal yerlerinde dahi etkisini göstermiştir. Hırsızlık gibi salt ahlaki olarak düşünülebilecek bir olayın bile işsizlik, yedek iş gücü ordusu oluşana kadar ilçede bir asayiş sorunu oluşturmadığı ortadadır. Arkadaşlık, samimiyet ilişkileri köyde akrabalık üzerinden ilerlerken, kentte kader birliği yapılan insanlar akrabalardan ziyade aynı fabrikada çalışılan iş arkadaşı haline gelmiştir. ORS iş kapasitesini arttırdıkça eğitimi de kendi üretiminin devamlılığını sağlayacak bir kurum haline getirmeye çalışmış, fabrikadaki itaat sorununu bile okulda oluşturulan öğretmen-öğrenci ilişkisini fabrikaya uyarlayarak aşmayı başarmıştır. Fabrikadaki bant sistemi ise aleti insanın uzvu olmaktan çıkartıp, insanı makinenin uzvu haline getirmiş ve hem fabrika içinde hem dışarda bu durum ilişkileri düzenleyici ve değiştirici bir rol oynamıştır. Kısacası sınıfın geçirdiği her değişimin toplumsal alanda bir karşılığı olmuştur.


[1] Weber, M. (2000) Ekonomi ve Toplum, Çev. L. Boyacı, İstanbul: Yarın Yayınları, sf. 16.

[2] Thompson E. P. (2012) İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu, Çev. U. Kocabaşoğlu, İstanbul: Birikim Yayınları, sf. 30.

[3] https://www.ors.com.tr/tr/references, Erişim Tarihi:12.11.2019

[4] Bilgiler Polatlı Tapu Kadastro Müdürlüğünden alınmıştır. Polatlı Tapu Kadastro Müdürlüğü Arşivi (https://www.tkgm.gov.tr/tr/sayfa/tapu-arsiv-bilgi-sistemi-tarbis) (Erişim: 06.02.2018)

[5] https://www.posb.org.tr/index.php/kurumsal/bolgemiz-hakkinda (Erişim Tarihi:19.09.2019)

[6] http://www.sempozyumnerede.com/bilim-alanin-gore-sempozyumlar/fen-bilimleri/muhendislik/ii-uluslararasi-mesleki-teknik-bilimler-kongresi/ (Erişim: 08.07.2018)

Warning: A non-numeric value encountered in /home/teoriveeylem/public_html/wp-content/themes/Newspaper/includes/wp_booster/td_block.php on line 353