İşçi sağlığını tartışma zemini ne olmalı?

Ayhan Aydoğan

Dünya Sağlık Örgütü’nün klasik işçi sağlığı tanımı şu şekilde yapılmaktadır: “İşçi sağlığı bütün mesleklerde çalışanların bedensel, ruhsal ve sosyal tam iyilik durumunun sağlanmasını ve desteklenerek en üst düzeyde sürdürülmesini, iş koşullarını ve kullanılan maddeler nedeniyle çalışanların sağlığına gelebilecek zararların önlenmesini, işçinin psikolojik ve fizyolojik özelliklerine uygun olan işe yerleştirilmesini içeren ve işin insana, insanın işine uygunluğunu sağlayan çok geniş kapsamlı bir hizmetler zinciridir.[1] Birey üzerinden tanımlanan, toplumsal ilişkilerden soyutlanmış bir hasta olmama hali olarak ele alınabilecek bu yaklaşım, işçi sağlığının ana akım bakış açısını da oluşturmaktadır. Toplumu aritmetik bir toplam değil, toplumsal üretim ilişkileri içerisinde oluşmuş ve oluşmaya devam eden canlı bir organizma olarak değerlendiriyorsak, işçi sağlığının da bu oluşum üzerinden tanımlanması gerekmektedir.

İşçi sağlığı kapitalist sisteme içkin sermaye birikim süreçleri ile emek ve sermaye arasındaki güç dengelerine göre değişir. Kapitalist üretim artı değeri arttırmayı hedefler. Bunu da ücretleri azaltarak, çalışma saatini uzatarak, işçileri aynı üretim süresi içerisinde daha fazla emek sarf etmeye zorlayarak ya da emek verimliliğini yükseltecek üretim araçlarını üretime sokarak yapar. Dolayısıyla artı değer yaratmaya yönelik uzun çalışma saatleri, yeni teknolojilerin uygulanması ve artan emek yoğunluğu, kapitalist üretimde var olan bir çelişkiyi gösterir: İşçi sağlığı ya da daha fazla kar!

Kar için işçi sağlığı doğrudan hedeflenmese de, neden sonuç ilişkisi üzerinden baktığımızda kârın işçinin sağlığı pahasına işçiden edildiğini görüyoruz. Kârı olabildiğince arttırmak ve işçi sağlığını korunmak bir arada yapılabilen bir şey değildir. Bu nedenle sistemin işçiler için öngördüğü/örgütlediği işçi sağlığı yaklaşımı kâr mantığı dışına çık(a)maz. İşçinin yaşamının devamı ve beklenen üretkenliği tutturabilmek için işverenin tercihi; ertesi gün işbaşı yaptıracak kadar asgari ölçütlerde sağlık hizmetidir. İşveren, üretim araçları için artı-değer üzerinden yıpranma payı ayırırken; işçinin sağlığı için pay ayırmaktan olabildiğince kaçınır. “İşçinin, ‘bedenen, ruhen ve toplumsal olarak iflası’ ya da resmi adıyla iş kazaları veya meslek hastalıkları sermayenin artı-değer uğruna bilinçli tercihidir, daha doğrusu neden-sonuç ilişkisi üzerinden taammüden ‘işçi cinayetleri’ anlamına gelir.[2]

Burada şunu da belirtmekte fayda görüyoruz, iş cinayetleri kapitalistin bireysel olarak iyiliğinden ya da kötülüğünden bağımsız yaşanmaktadır. Marx’ın da belirttiği gibi “Serbest rekabet, kapitalist üretimin içinde yatan yasaları, tek tek her kapitalist üzerinde güce sahip zorlayıcı dış yasalar olarak ortaya çıkartır.[3] Burada kapitalistin vicdanı ya da iradesini tartışmaya açmaya çalışmıyoruz. Zaten ortaya çıkan bedensel bütünlüğün bozulmasına dair kapitalistin iradesinin olup olmamasının hiçbir önemi yoktur. Bu, ancak eylemin kasıt içerip içermediğini belirler. Eylemin cinayet olması gerçeğini ise değiştirmez.  

ZAMAN-MEKÂN VE MÜLKİYET İLİŞKİLERİ

İşçi sağlığı, işyeri sınırları ile dört duvar arasına sıkıştırılacak bir sorun değildir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği sorunu işyeri hekimlerinin ve uzmanların, sadece iş yerinde çözebilecekleri teknik bir konu olarak ele alınsa da asıl olarak ana gövdesi üretim ilişkileri temelinde tartışılması gereken bir konudur.

Bir iş günün asgari sınırını, bir işçinin fiziksel ve moral olarak ihtiyaçlarını karşılaması için gereken emek zaman oluşturur. İşgünü bu asgari sınırın altında olursa işçi kendisini yeniden üretemeyecektir. İşgünü, gerekli-emek zamanın ötesinde belirli bir noktadan daha fazla uzatılamaz. Bu azami sınırı belirleyen iki koşul vardır. Birincisi işçinin fiziksel gereksinimlerini karşılaması gerekir; ikincisi, fiziksel ihtiyaçları dışında kalan entelektüel ve toplumsal ihtiyaçlarını gerçekleştirebilmesi için gerekli bir zaman olmalıdır. İşçinin emek-gücünü yeniden üretmesi için gerekli fiziksel ve moral ihtiyaçlarını karşılaması gereken zaman kısaltılırsa emek-gücünü yeniden üretme ihtimali de ortadan kaybolacaktır. “Öte yandan normal şartlarda bir işgününde 8 saat çalışarak ortalama 30 yıl süren kullanım değerinin, işgününü uzatarak ya da iş yoğunluğunu normal şartların üzerine çıkartarak 10 yılda tüketildiğini düşünelim. İşçi 10 yılda normal şartlarda 30 yılda üreteceği değeri üretmesine rağmen toplam 10 yıllık emek-gücü değerini alır, geriye kalan ödenmesi gereken 20 yıllık değer emek yağması olarak kapitaliste kalmıştır. 30 yılda tüketilmesi gereken bir değerin, zor yoluyla 10 yılda tüketilmesi sırasında yaşanan her türlü olay, hangi önlemler alınırsa alınsın emek yağmasıdır, bu süreçte oluşacak kazalar ve/veya hastalıklar ve yine bunlara bağlı sakatlık-ölümler cinayettir. Emek yağması sürecinde ortaya çıkan sağlık sonuçlarının, akut veya kronik olarak ortaya çıkması, işçinin üretebilme potansiyelinin zamanından önce tükenmesine yol açıyorsa ortada bir suistimal, açık bir gasp söz konusudur. Bu nedenle, sadece iş yerinde, yaptığı iş nedeni ile ilişkilendirilen bir ‘meslek hastalığı ve iş kazası’ anlayışı kabul edilemez.[4] Burjuvazi emek sömürüsü ve emek yağması sonucunda oluşan iş kazası, meslek hastalıkları ve yine bunlara bağlı işçi cinayetlerinin nedeninin iş sürecinden kaynaklandığı yanılgısına düşürerek, işçi sağlığını barete, maskeye, işçinin dikkatsizliğine veya biraz daha genişleterek iş ortamını çevreleyen biyolojik-kimyasal-fiziksel etkenlere indirgemektir”

KAÇINILMAZLIK, ŞANS, KAZA

İş yerinde gerçekleşen bir yaralanma veya ölüm kaza sonucu gerçekleşmiştir dediğimizde zımnen kasıtsız bir olaydan söz etmiş oluruz. Burjuva hukuku sermaye sahibinin ölüm ve yaralanmalardaki sorumluluğunu bağışlamış olur, zira onlar işçiyi yaralama niyetiyle bir eylemde bulunmamışlardır. Gürcanlı’nın dediği gibi, “Kuşkusuz tablonun tamamı bu değil. Herhangi bir ölüm veya yaralanmaya neden olan olayın tam olarak ne zaman olacağını tahmin etmek çok zor olsa da hangi koşullarda ölüm ve yaralanmaların olduğu ve bunların oluş mekanizmaları bilinmektedir. Bu bilinen koşullar altında işin nasıl tasarlanacağı ve gerçekleştirileceği kararı verilirken, amaç kar elde etmektir ve sermaye sahipleri ölüm ve yaralanmaya neden olabilecek olaylar silsilesini gayet iyi bildikleri çalışma ortamına işçileri sokmaktadırlar. Kaza kavramı bu davranış kalıbını sermaye sınıfının bu bakış açısını gizleyen, meşru hale getiren bir kalıp haline gelir.[5] İş kazası tanımı iş yerinde işçinin karşı karşıya kaldığı, istenmeyen, beklenmeyen, ihmalkârlık, dikkatsizlik ve şanssızlık sonucu meydana gelen olayları kapsar. İş kazasında şanssızlıkla meydana geldiği anlamı içkindir. Bu kavramda yeterince açık olmayan ise şansın da toplumsal olarak üretilen, sınıfsal bir nitelik taşıdığıdır. Ait olunan sınıf üretim sürecindeki yerimizi belirlediği gibi kazaya maruz kalma olasılığını da doğrudan belirler.

Sermayenin uzlaştığı bir diğer konu da ‘kaçınılmazlık’ ilkesidir. NEBOSH (Birleşik Krallık Ulusal Sınav Kurulu), Avrupa İş Sağlığı ve Güvenliği Ajansı gibi alanın belirleyici kurumları kazaların yüzde 98’ini önlenebilir, yüzde 2 sini ise kaçınılamaz olarak tanımlar. İş kazalarının kaçınılamaz olduğunu iddia eden kaynakların en eskisi hala geçerliliğini koruyan Domino Yaklaşımıdır. Domino yaklaşımı kazaların yüzde 88’ini insanların güvenli olmayan davranışlarına, yüzde 10’unu güvenli olmayan eylemlere, yüzde 2’sini ise önlenemez bir kadere bağlar. Böylelikle yüzde 2 olan önlenemez kazaların önlenebilirliğini tartışmak da mümkün olmamaktadır. Teorik olarak kazaların yüzde 2’lik kısmı kader ve kaçınılmazlık kapsamında ele alınsa da kazaların çoğu bu yüzde 2’lik kısma sıkıştırılmaktadır. Böylelikle, sermaye, tahmin edilemezlik ve kader ile kendine insanın müdahale edemeyeceği bir kaçış noktası da inşa edilmiş olur. Buna bir de ‘iş kazaları ve meslek hastalıklarının’ üretim sürecinde doğal olaylar olarak görülmesi gerektiği şeklindeki burjuva ideolojisine ait argüman eklenince tablo tamamlanır.

Engels’in 150 yıldan uzun bir süre önce “Fabrikadaki kazalarda sorumluluk kimdedir” sorusuna verdiği yanıt bugün için de oldukça anlamlı ve öğreticidir:

Durum şudur: Eğer çocuklar dikkat gösteremiyorlarsa, çalıştırılmaları yasaklanmalıdır. Yetişkinler kendilerini tehlikeye atıyorsa, o zaman onlar da tehlikeyi tüm boyutlarıyla kavrayamayan bir çocuk zekâsına sahip büyükler olmalıdırlar; bunun için suçlanması gereken de onları, zekâlarını geliştirmeleri için elverişli olmayan ortamda tutan burjuvazidir. Ya da makineler kötü düzenlenmiştir; çevresine parmaklık konması gerekir; bunun sağlanması da burjuvazinin işidir. Ya da işçi tehlike tehdidine aldırmayacak kadar baskı altındadır, ücretini hak etmek için hızlı çalışmak zorundadır, dikkat gösterecek zamanı yoktur ve bundan da burjuvazi sorumludur. Örneğin birçok kaza, işçilerin çalışmakta olan makineyi temizlemeleri sırasında olmaktadır. Niçin? Çünkü aksi halde burjuva, işçiyi, makineyi, kendi serbest kaldığı saatte durdurup temizlemeye zorlayabilir; işçi de doğal ki kendi serbest zamanının hiçbir anını kurban etmek istememektedir. Her serbest saat, işçi için o kadar değerlidir ki, o saatlerinden birini burjuvaziye feda etmektense çoğu zaman haftada iki kez yaşamını tehlikeye atar. Makinenin temizlenmesi için gereken zamanı patron, işçinin çalışma süresinden çıkarsın, o zaman hiçbir işçi, çalışmakta olan makineyi temizlemeyi düşünmeyecektir. Kısacası, hangi yanından bakılırsa bakılsın, kusur en sonu imalatçınındır.[6]

TEKNOLOJİNİN GELİŞMESİNİN VE KULLANIMININ SINIFSALLIĞI

Emek verimliliği Avrupa’da 1995-2015 arasında yüzde 62 oranında artmıştır.[7]Buna paralel iş kazası ağırlık hızında yüzde 40, iş cinayetlerinde ise yüzde 50’lik bir artış olmuştur.[8] Yani üretici güçler birim zamanda daha fazla ürün üretirken aynı birim zamanda 100 işçiye düşen ölüm oranı da artmıştır. Artan bilimsel olanaklar kar için seferber edilmiş ama işçinin hayatını garantiye almak için neredeyse hiç kullanılmamıştır.

Uluslararası istatistiklere baktığımızda da şöyle bir durumla karşılaşıyoruz. NEBOSH’nun istatistiklerine göre fabrikada ürün, alet ve bant sistemi üzerine alınan verimliliği arttırıcı bilimsel patentler, işçi sağlığı üzerine alınanların tam 120 katı.[9] Bu işin tersine büküldüğü yer ise SSCB. Sovyetler’de işçi sağlığı düzenlemeleri, ürün verimliliği düzenlemelerinin tam 25 katı.[10] Görüldüğü üzere, işçilerin kurduğu devletin neyi, burjuvazinin egemen olduğu devletlerin neyi önemsediği ileri kapitalist ülkelerin istatistiğinde bile maniple edilemeyecek şekilde net.

Oxfam’ın Vietnam’daki Unilever fabrikasındaki araştırmaya[11] göre ise Unilever’in iç yönetmeliğindeki teknolojik ilerleme raporunda 2011’daki greve kadar toplam 2 iş güvenliği patenti belirtilirken, grevden sonra ise bu sayı 18’e çıkmıştır.

Yukarıda belirtilen istatistikler, teknolojik ilerlemeden ziyade işçi sınıfının örgütlülük seviyesinin, kendi hayatlarını garanti altına alma seviyesiyle paralel olduğunu anlatır nitelikte.

KİŞİSEL KORUYUCU DONANIM (KKD) ÜZERİNDEN İŞÇİ SAĞLIĞINI TARTIŞMAK

İşçi sağlığını baret, kulaklık gibi kişisel koruyucu donanım üzerinden tartışmak, işçi sağlığını bireysellik ve işçi sorumluluğu üzerinden tartışmaya açmaktadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın hemen tüm propaganda afişleri “Baba, baretini giymeyi unutma”,[12]Koruyucu ayakkabını giy” şeklindedir. Çalışma Bakanlığının herhangi bir propaganda afişinde “İşverenler tehlikeyi kaynağında çözün, KKD işçi sağlığının ilk değil son adımıdır ” gibi bir ibare göremeyiz. Çünkü işçi sağlığının mevcut tarifi işverenin işçiyi koruma yükümlülüğünü işçinin kendisini koruma sorumluluğuna dönüştürür ve burjuvazinin konuyu getirmek istediği yer aslında tam olarak da burasıdır. ÇSGB’nin sitesinde tehlikelere dair raporların “risklerden kaçınma” değil de “risk değerlendirmesi[13] olarak tanımlanması da iş akışındaki tehlikelerden kaçınılamayacağını ancak bu riskler değerlendirilip duruma göre tedbirler alınması gerektiğini kabul ettirmeye yöneliktir. Burjuvaziye göre iş doğası gereği tehlike barındırır ve bunlardan kaçınmak olası değildir.

Şantiyeler özelinde, bu kısmı biraz açmakta fayda var. Eğer bir iş, doğası gereği tehlikeler barındırıyorsa, ilk önce o iş başka bir iş ile değiştirilebilir mi, bu tartışılmalıdır. Eğer yüksekte işçilerin çalıştığı bir iş, yerde yapılıp işçiler olmadan vinç aracılığıyla yukarda montajlanabiliyorsa, işçinin yüksekten düşme tehlikesi tamamen ortadan kalkmış olur. Ama tabii bu işi makine vasıtasıyla yapmak patron için daha maliyetli olduğu için önlenebilir olan risk olarak tanımlanmaz. Bu kaçınmanın olmadığı ortamlarda düzgün bir iskele inşa edilip düşme riski emniyet kemerine en az ihtiyaç duyulacak şekilde minimize edilir ama yine güvenli bir iskele kurmak maliyetli olduğu için işçilerin zar zor ayakta durduğu platformlar yapılır. İşçiye düzgün platform bile sağlamayan patronlar işçiye baret ve kemer verip yukarı çıkartılır. Tehlike anında iskeleye bağlı olan kemer iskele çökünce işe yaramaz, ne kadar yüksekten düşüldüğüyle bağlantılı olarak çarpma anında baret kafada kalmış olsa bile çok işe yaramaz. Yani iş cinayetlerinde ölüm ÇSGB’nin “Baba, baretini takmayı unutma” propagandasının anlattığı şekliyle gelmez. Ölüm, tehlikeden kaçınılma imkânı varken kaçınılmadığı için, çalışma ortamı riske uygun inşa edilmediği için ve tüm bunlar olumsuzken KKD’nin verimli çalışmamasından olur. KKD işçi sağlığının ilk değil son halkasıdır. Ama işverenin bütün yükümlülüğünü işçi sorumluluğuna indirgediği için, sağlığı bütüncül değil tekil, toplumcu değil bireyci olarak algılatabildiği için kullanışlı bir aparattır.

ORTAK SAĞLIK GÜVENLİK BİRİMLERİ VE BELGELENDİRME

İşçi sağlığı ve güvenliği alanının piyasalaştırmasına dönük müdahalelerden biri de alanı Ortak Sağlık Güvenlik Birimleri (OSGB) üzerinden tanımlamaktır diyebiliriz. 6331 sayılı yasanın 6. Maddesinde “…çalışanların arasında belirlenen niteliklere sahip personel bulunmaması halinde, bu hizmetin tamamını veya bir kısmını ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden hizmet alarak yerine getirilebilir[14] dayanağı ile işçi sağlığı hizmeti artık işyeri dışından da alınabilir bir hizmet haline gelmiştir. Bu düzenlemenin ardından işçi sağlığının taşeronlaştırma süreci başlamış, OSGB’lerin sayısı hızla artmıştır.

OSGB tarafından istihdam edilen işçi sağlığı profesyonelleri OSGB’nin gösterdiği iş yerlerinde geçici olarak görev yapmaktadır. İş sağlığı profesyonelleri OSGB ile süresi belirsiz sözleşme imzalamasına rağmen, iş yerlerinde ‘ödünç’ olarak değerlendirilmekte yani kiralanmaktadır. Kiralayan işveren, işçi sağlığı profesyonelleri ile hukuken dolaylı olarak ancak uygulamada kiralık işçiliği andıran doğrudan geçici iş ilişkisi kurmaktadır.

6331 sayılı Kanun öncesinde işyerlerinde doğrudan istihdam edilen işyeri hekimi ya da iş güvenliği uzmanının işten çıkartılmasının bazı yasal koşulları varken, OSGB üzerinden kiralanma durumunda işverenin işçi aleyhine keyfiyet sınırı giderek genişletilmiştir. İşçi sağlığı profesyonelleri olan iş yeri hekimleri ve uzmanlar zaten hali hazırda patronlarını denetleyen bir konumdayken OSGB’ler ile birlikte kiralandıkları patronlarını denetleyen konumuna itilmektedir. Zaten ilk koşulda dahi patronunu denetleme pratik olarak olmayacağı gibi ikinci koşulda kiralandığı patronu denetlemesi, maksadın aslında denetlenmemek ve kuralsızlığı yaymak olduğunu daha net ortaya koymaktadır. İşçi sağlığının taşeronlaştırılması patron üzerindeki denetimsizliği arttırırken OSGB’ler de iş sözleşmesi imzaladığı fabrikalara hekim ve uzmanlarını rotasyonlu bir biçimde göndererek, iş güvenliğinde belirsizlik, tanımsızlık yaratarak kendini de denetlenemez konuma oturtmaktadır.

İşçi sağlığının piyasalaşmasının bir başka dayanağı da uluslararası standartlar ve belgelendirme süreçlerinden geçmektedir. Bu belgelendirme süreçleri, belgeleri ulaşabilecek yeterliliğe sahip firmalara ihalelere girebilme ve belgelendirme sürecine giremeyenlere işi taşere etme hakkı vermektedir. Örneğin OSTİM’de Savunma Sanayi ihalelerine girebilmek için OHSAS 18001 ve 18002 İşçi Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi ve Uygulama Kılavuzu vasıtasıyla üretiminizi şekillendirmeniz ve kalite şirketleri tarafından denetlenmeniz gerekiyor. Bu denetlemeyi OHSAS’a her revizyon geldiğinde yaptıracak gücü olmayan daha küçük fabrikalar, belgelendirme süreçlerini tamamlayıp ihaleye girmeye hak kazanan firmaların taşeronları olmaktan öteye gidemiyorlar. OSTİM’de savunma sanayinde ihale almayı hak eden her firma ortalama 5 alt yükleniciyle çalışmakta. Özetle uluslararası uyum söylemi ve belgelendirmenin arkasında, işçi sağlığını çözmeye yönelik bir hamle değil, işçi sağlığını önemser gözüken standartlarla, firmalar arası hiyerarşiyi ve rekabeti dengede tutmak vardır. İhale şartını sağlayabilecek, belgelendirme süreçlerini her ay takip edebilecek maddi güce sahip firmalar, bu maddi güce sahip olmayan firmaları sürekli alt yüklenicisi olarak kullanabilecek. Özetle bu uygulamalarda kapitalist sistemi sorgulatmayan ama İSG konulu standartlar üzerinden oluşacak rekabeti sınırlandırıp tekelciliğin önünü açan bir gereksinim yatmaktadır.

İŞÇİLER NASIL ÖLMEZ?

Yazının bu kısmını tartışmaya açmadan önce işçi intiharlarının da iş cinayeti olduğunu, iş cinayetlerinin sadece dört duvarla sınırlı fabrika alanında meydana gelmediğini vurgulayarak başlayalım. Emek gücünün değer ürettiği mekan ve zaman ile emek gücünün kendisini yeniden üretmek için harcadığı zaman ve mekanın bütünlüğü vardır. Kendimize ayırdığımızı düşündüğümüz zaman, yani fabrika dışında geçen zaman dahi üretim süreci tarafından tanımlanmaktadır. Tam da bu yüzden işçi intiharları ister fabrika içinde ister fabrika dışında olsun en az iş cinayetleri kadar işçi sağlığının konusudur ve de üretim ilişkilerine bağlıdır.

Lewis Hine’ın gökdelen inşaatında çeliğin üzerinde yan yana dizilerek oturan işçi fotoğrafını[15] gözümüzün önüne getirelim. Bu fotoğraftaki inşaat işçilerinin üç tanesi Kızılderili kolu olan Mohawk ulusunun mensuplarıdır. Mohawklar iki özelliğiyle tanınır, yüksek gökdelenlerde çalışmaları ve intihara eğilimli olmaları. Peki, ağırlığı inşaat işçisi olan Mohawklar neden intihar eder ya da gerçekten ederler mi? ABD’nin Kanada’ya yakın bölgelerindeki Mohawklar için bu önerme doğrulanabilir. Bu coğrafyada Kızılderililer’in yaşadığı alanlarda intihar oranı ABD genelinin tam 16 katı[16] ama gelgelelim Brooklyn’de yaşayan Mohawklar’ın bölgelerinde intihar oranı ABD genelinin onda biri. Aynı ulus, farklı iki coğrafya farklı iki oran… Bunun nedeni üzerine düşünürken şu bilgi cebimizde dursun; Brooklyn, AFL-CIO’nun ( Amerikan Emek Federasyonu ve Endüstriyel Örgütler Kongresi) inşaat işkolu olan sendikasının en yüksek örgütlülüğe sahip olduğu yerlerden biri iken, diğer tarafta ise durum tam tersi.

Fransa’da sendikalılık oranının en zayıf olduğu yoksul kanalizasyon işçileri, iş cinayetinde sektör olarak ikinci, işçi intiharlarında birinci sırada.[17]

Çin’de de durum çok farklı değil. Apple, Hewlett Packard ve Sony gibi şirketlere bilgisayar, bilgisayar oyunları ve cep telefonları üreten Honhai firmasında her sene 30 işçi, işyerinde intihar ediyor[18]. İşverenin işçi üzerinde baskısını azaltacak, onu önleme almaya zorlayacak fabrika örgütleri ya da sendikal örgütlenmeleri de olmayınca, işverenin aldığı önlemler binanın dışına ağ germe, molalarda dans ve müzik gösterileri düzenlemenin ötesine geçmiyor.

İşçi intiharlarının sebebi üzerine yönümüzü biraz daha net koymak adına Litvanya örneğine de bakabiliriz. Litvanya, 100 binde 48’lik intihar oranı ile Avrupa’nın ilk sırasında.[19] Çeşitli sağlık örgütlerin buna dair farklı yorumları var. Havanın karanlığının insanları depresif olmaya ittiği iddiası en sık rastlanan iddia. Fakat 1918-1950 dönemleri arasında Litvanya’nın intihar oranın 100 binde 7.4 olduğunu ortaya koyduğumuzda bu iddia güvenirliğini epey yitiriyor. [20] Litvanya’nın yeri 50 senede daha güneşli bir yere dönüşmediğine göre, geriye tek bir sebep kalıyor üretim ilişkilerindeki değişim. Litvanya’nın da içinde bulunduğu Sovyetler Birliği ortadan kalkınca, intihar oranın en düşük olduğu yerler en yüksek yerler haline gelmiş. ‘Zamanlar farklı, kıyaslama yapılamaz’ gibi bir önerme akıllara geliyorsa, oraya dair de şu veriler ortaya konulabilir. Aynı zaman diliminde teknik ve tıp alanında hayli ileri olan Almanya’da da ki intihar oranı 22.5. Yani burjuvazinin egemen olduğu, en ileri teknik donanıma sahip ülkenin intihar oranı bile Sovyetler Birliği’nin üç katı. Örgütlülüğün seviyesinin iş cinayetlerindeki önemini istatistiklerle vurgulamaya çalıştıktan sonra istatistiki bilgileri sonlandırıp bazı işçi anlatılarına bakalım.

Polatlı Organize Sanayi’nde çalışan bir işçi, iki kere intihar girişiminde bulunduğunu söylerken, nedenini tüm işçi intiharlarında olduğu gibi ekonomik sebeplere bağlıyor. Kendi ağzından beyanı ise şöyle: “Polatlı’ya köyden gelip çalışmaya başladık. Polatlı sanayisi yeni oluşmaya başlarken işçi ihtiyacı çok fazlaydı o yüzden imkânlar iyiydi. Sonra fabrika doyuma ulaşıp göç de devam edince işsizlik diye bir şey çıktı ortaya. O aralar epey yoksulluk çektik ama en azından yiyeceğimiz, öteberimiz köyden geldiği için aç kalmıyorduk. Sonra 2002’de Avrupa Birliği pancara kota getirdi. Şeker pancarı üretimimiz düşünce köyden gelen para da azaldı. O arada ben evlenmişim iki çocuğum olmuş. Köyle hiç bağlantıları yok, gidelim desem yok derler. İş yok güç yok, köyden gelen de gelmez oldu. Ben o ara ne yapacağımı bilemedim. Allah affetsin iki kez ilaç aldım kendimi öldürmek için. Daha kesin yöntemler de vardı ama demek ki bir yandan da içten içe yaşamak istiyormuşum. Beni tamamen bu fikirden uzaklaştıran ise 2015 Metal Grevi oldu. Belki tüm istediklerimizi alamadık, ama ölüm fikrinden uzaklaştıysam kalabalık olduğumuzda nasıl olduğumuzu gördüğüm için oldu. Yine kalabalık olursak ne olacağını da biliyorum. Bu da beni yaşama bağlıyor.

OSTİM’li bir işçi ise, iş cinayeti sebebiyle kaybettikleri arkadaşının taziye evinde söylediklerini bizlere şu şekilde tekrarlıyor: “Şu kadar işçi ölmeden bir araya gelseydik her şey farklı olurdu.”

İşçilerden aldığımız yanıtlar da aslında işçilerin ölmemesi için yönünü nereye dönmesi gerektiğini özetler nitelikte. Her sınıf kendi sağlığından sorumludur ve bu sorumluluk her işçinin kendisini kurtarmasıyla değil ancak birlikte durulduğunda taşınabilecek bir ağırlıktır.

SONUÇ

Yazımız ana akım işçi sağlığı tanımı ve bu tanımın getirdiği sorulara olabildiğince doğru cevaplar vermek üzerine değil, sorunun kendisini sorgulayıp buradan tartışma alanını genişletmek ve maddi olanı değiştirmek üzerine bina edilmiştir. Mevcut işçi sağlığı anlayışının getirdiği hasta olmama hali birey üzerinden tanımlanan, mülkiyet ilişkilerinden ve toplumsallıktan kopuk girdilere verilecek en iyi yanıtlar dahi işçi sağlığını ilerletmeyecektir. İşçi sağlığı; üretim ve yeniden üretim alanını kapsayan, fabrika mekânının sınırları ötesine de geçebilen, makine başında geçirilen zamanla sınırlı olmayan, sadece kişisel koruyucu donanım (KKD) üzerinden değil, KKD’yi son halkaya koyan bütüncül bir yaklaşım gerektiren, gövdesini mülkiyet ilişkilerine koyan bir kavrayışla ele alınmalıdır. Çünkü üretim ilişkilerinin üretici güçlerinin gelişimini engelleme biçiminin kendisi bizatihi işçi sağlığı sorunudur. Marx’ın da dediği gibi “Kapitalist üretim tarzı, çelişkili ve zıt niteliği gereği, emekçinin yaşam ve sağlığını bol keseden harcamayı, onun yaşam koşullarını düşürmeyi, değişmeyen sermayenin kullanımında bir tasarruf ve böylece kar oranını yükseltmede bir araç sayacak kadar işi ileri götürür.[21] İşçi sınıfı örgütlenme niteliği ve niceliğiyle orantılı olarak kapitalist sistemde de burjuvazinin karını sınırlandırıp işçi sağlığı alanını genişletebilir, ölümleri sınırlandırabilir ama emeğin sağlıklı olma hali sınıflı toplumlarda olanaksızdır.

KAYNAKLAR

AFSP (2020) https://afsp.org/suicide-statistics/ , Erişim Tarihi:22.06.2020

AFSP (2020), https://afsp.org/suicide-statistics/ , Erişim Tarihi:22.06.2020

Akarca G (2011), Emek Yağması Yasal Cinayetler, TTB Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi:40

Chi D. (2019) Labour Rights in Vietnam: Unilever’s progress and systemic changes, https://www.researchgate.net/publication/318361131_Labour_Rights_in_Vietnam_Unilever%27s_progress_and_systemic_changes

DSÖ (1995), İşçi Sağlığı Tanımı, http://www.casgem.gov.tr/dosyalar/yayinlar/582/dosya-582-4752.pdf, Erişim Tarihi: 16.06.2020

Emiroğlu C (2018), Kapitalist Sistemin Yeniden Yapılanma Sürecinde İşçi Sağlığı ve Güvenliği, TTB Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi:68

Engels F. (1997), İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu, Çev. Yurdakul Fincancı, İstanbul: Sol Yayınları

Garnett M. N (2010), Etik İstatistik Birimi, School of London Public

Gürcanlı G.E (2017), Herkesin İşleneceğini Bildiği Bir Cinayetin Öyküsü, İstanbul: İleri Kitaplığı

http://www.casgem.gov.tr/dosyalar/kitap/27/dosya-27-6203.pdf

https://www.nkfu.com/lewis-hine-kimdir-belgesel-fotografciligin-ustadi-lewis-hine-hayati/ , Erişim Tarihi:22.06.2020

https://www.uysisguvenligi.com.tr/baba-baretini-takmayi-unutma-afisi

Iphone İşçileri İntihar Ediyor, https://www.evrensel.net/haber/187283/iphone-iscileri-intihar-ediyor, Erişim tarihi:22.06.2020

İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete

Marks K (2002), Kapital 1. Cilt, İstanbul: Sol Yayınları

NEBOSH (2000), https://portal. nebosh. org.uk/Studying/default.asp?cref=3&ct=2

Tekin B. (2013), İşçi Sağlığı, Pozitif İş Güvenliği:6

Tekin B. (2016) Risk Değerlendirmesinde Doğrular ve Yanlışlar, Mühendis ve Makine:680

WHO (2020), https://www.who.int/healthinfo/statistics/en/ , Erişim Tarihi: 21.06.2020


[1] DSÖ (1995), İşçi Sağlığı Tanımı, http://www.casgem.gov.tr/dosyalar/yayinlar/582/dosya-582-4752.pdf, Erişim Tarihi: 16.06.2020

[2] Emiroğlu C (2018), Kapitalist Sistemin Yeniden Yapılanma Sürecinde İşçi Sağlığı ve Güvenliği, TTB Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi:68, sf.4

[3] Marks K (2002), Kapital 1. Cilt, İstanbul: Sol Yayınları, sf.264

[4] Akarca G (2011), Emek Yağması Yasal Cinayetler, TTB Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi:40, sf.52

[5] Gürcanlı G.E (2017), Herkesin İşleneceğini Bildiği Bir Cinayetin Öyküsü, İstanbul: İleri Kitaplığı, sf.110

[6] Engels F. (1997), İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu, Çev. Yurdakul Fincancı, İstanbul: Sol Yayınları, sf.152

[7] Tekin B. (2016) Risk Değerlendirmesinde Doğrular ve Yanlışlar, Mühendis ve Makine:680, sf.10

[8] Tekin B. (2013), İşçi Sağlığı, Pozitif İş Güvenliği:6, sf.12

[9] NEBOSH (2000), https://portal.nebosh.org.uk/Studying/default.asp?cref=3&ct=2

[10] Garnett M. N (2010), Etik İstatistik Birimi, School of London Public, Sf.23

[11] Chi D. (2019),  Labour Rights in Vietnam: Unilever’s progress and systemic changes, https://www.researchgate.net/publication/318361131_Labour_Rights_in_Vietnam_Unilever%27s_progress_and_systemic_changes

[12] https://www.uysisguvenligi.com.tr/baba-baretini-takmayi-unutma-afisi

[13] http://www.casgem.gov.tr/dosyalar/kitap/27/dosya-27-6203.pdf

[14] İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete

[15] https://www.nkfu.com/lewis-hine-kimdir-belgesel-fotografciligin-ustadi-lewis-hine-hayati/ , Erişim Tarihi:22.06.2020

[16] AFSP (2020), https://afsp.org/suicide-statistics/ , Erişim Tarihi:22.06.2020

[17] AFSP (2020) https://afsp.org/suicide-statistics/ , Erişim Tarihi:22.06.2020

[18] Iphone İşçileri İntihar Ediyor, https://www.evrensel.net/haber/187283/iphone-iscileri-intihar-ediyor , Erişim tarihi:22.06.2020

[19] WHO (2020), https://www.who.int/healthinfo/statistics/en/ , Erişim Tarihi: 21.06.2020

[20] Garnett M. N (2010), Etik İstatistik Birimi, School of London Public, Sf.23

[21] Marks K (2002), Kapital 1. Cilt, İstanbul: Sol Yayınları, sf.81

Warning: A non-numeric value encountered in /home/teoriveeylem/public_html/wp-content/themes/Newspaper/includes/wp_booster/td_block.php on line 353