Diyanet ve laiklik mücadelesi

Ç. Çağan Adıgüzel

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın 24 Nisan Cuma tarihli konuşmasında[1] salgın hastalık veya toplumsal sorunların nedenini eşcinselliğin ve zinanın “yaygınlaşmasına” bağlaması büyük bir tepki çekti.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın iddiası kuşkusuz ilk kez karşılaşılan bir durum değil. Her doğal afetin, vatandaşın tepkisinin acılarıyla orantılı olarak katlandığı ve bunların hükümetin sermaye yanlısı politikalarını tartışmaya açtığı her krizin “ilahi irade”nin takdiri, cezalandırması ya da ödettiği bedel olarak açıklanması bir yönetme geleneği haline gelmiş ve Diyanet de bunun araçlarından biri olmuş durumda. Öte yandan siyasi iktidar ekonomik ve politik uygulamalarını dini gerekçelerle açıklama ihtiyacı duyduğunda, toplumsal düzenleme işine giriştiğinde Diyanet hep kullanışlı bir kurum olmuştur.

Diyanet’in hükümetin çeşitli amaç ve pratiklerine payanda edilmesi ya da nabız yoklama aracı olarak kullanılmasına ilişkin çok sayıda örnek verilebilir. Babanın öz kızına şehvet duyması ile ilgili e-fetva[2], şer’i boşanma biçimlerinin Medeni Kanun’a eşdeğer tutulması[3], TSK’nın Suriye’de cihat için bulunduğu sözleri[4], hükümetin kadına bakışını yansıtan aile temalı kamu spotları[5], “tahrikkar” müziklerin günah olduğu açıklaması[6] vb.

Diyanet, AKP döneminde önceden kendisine atfedilen dinsel alanın devlet eliyle düzenlenmesinde bir araç olma işlevinin ötesinde misyonlarla donatıldı. Şeklî veya fiili olarak her zaman belli ölçüde hükümetlerin ideolojik destek güçlerinden olan bu kurum, AKP ile siyasette daha aktif bir rol kazandı, birçok tartışmanın merkezinde yer aldı.

AKP VE DİYANET

Diyanet Cumhuriyetin ilanından sonra, 1924’te Diyanet İşleri Reisliği olarak kuruldu. Kuruluşundan itibaren “dinin devlet kontrolündeki” belirli sınırlar içindeki varoluşunun garantisi olarak görüldü. Bu durum, ilk Diyanet İşleri Başkanı olan Rıfat Börekçi’nin bazı İslamcı çevrelerce, “Mustafa Kemal’in fetvacısı[7], bazı Kemalist çevrelerce “Atatürk’ün yanındaki müftü[8] olarak adlandırılmasını beraberinde getirdi. Cumhuriyetle birlikte tekke, zaviye ve bazı tarikatların kapatılmasıyla birlikte kısmi laikliği de hayata geçiren Kemalist burjuvazinin, her biri kendi iç kurallarına sahip olduğu için Cumhuriyetin türdeş bir nüfus oluşturma amacını baltalama potansiyeline sahip dini yapıların ve cemaatların nüksünü önlemeye; dinin resmi ihtiyaçlara uygun, kontrollü ve disiplinli bir biçimde sürdürülmesini sağlamaya ve nihayet işçi sınıfı ve emekçilerin din aracılığıyla kontrol altında tutmaya duyduğu ihtiyacın kurumsal karşılığı Diyanet olmuştur.

Çok partili döneme geçilmesiyle beraber Demokrat Parti (DP) iktidarında Diyanet güçlendirildi. 1931 yılında Diyanet’ten alınarak Evkâf ve Umum Müdürlüğü’ne devredilen bütün cami ve mescitlerin idare yetkisi ve bunların görevlileri tekrar Diyanet’e devredildi. Diyanetin, Türkiye siyasetinde daha doğrudan bir rol edinmesi ise daha sonraki yıllarda oldu. Bu adımlar 1961 Anayasası ile birlikte hukuki olarak başladı. 61 Anayasası ilk defa geçmişte kanunla kurulan Diyanet’i Anayasal bir kurum olarak düzenledi ve genel idare içinde hukuki bir yere oturttu. Bir sonraki adım ise 1965’te geldi. “İslâm dininin inanç, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek” şeklindeki kanun değişikliği ile İslam dininin ahlâk alanı ile ilgili işlerini yürütmek de Diyanet’in görevleri arasında sayıldı. Bu da diyanetin toplumsal yaşama müdahale misyonunun ilk defa kanunlar nezdinde tanımlanmasıdır. Bundan sonra Diyanet’in yapısı Eğitim Merkezi Müdürlüğü, Hac İşleri Müdürlüğü gibi yeni birimler açılmasını sağlayan Bakanlar Kurulu kararlarıyla güçlendirildi. 1976’da ise, TBMM’den geçen bir kanunla Diyanet’in örgütsel yapısı güçlendirilmeye ve Diyanet’e birçok yetki tanınmaya çalışıldı. Bu kanun AYM tarafından 1979 yılında biçim yönünden anayasaya aykırı olduğu için iptal edildi.[9] 1978 yılında ise yine bir Bakanlar Kurulu kararı ile eğitim merkezlerinin sayısı artırıldı ve ilk defa Diyanet’in yurtdışında da örgütlenmesi sağlandı. Diyaneti güçlendirmenin sonraki iki büyük adımı ise sırasıyla 1983 ve 2010 yıllarında atıldı.

1983’te Diyanet yeniden örgütlendi ve daha da güçlendirildi. Diyanet’in merkezi, 1 Başkan, 5 Başkan Yardımcısı ile beş danışma ve denetim birimi, 5 ana hizmet birimi ve 4 yardımcı hizmetler birimi şeklinde örgütlendi. Taşra teşkilatı ise, 67 il müftülüğü, 582 ilçe müftülüğü ve 7 eğitim merkezi müdürlüğü şeklinde genişletildi. Yurt dışı teşkilatı ise 16 din hizmetleri müşavirliği ve 17 din hizmetleri ataşeliği şeklinde 1983 değişikliği ile oluşturuldu.[10] Diyanetin kadrolarının ve örgütsel yapısının güçlendirilmesi demek, sadece bir memur veya bina artışı olarak ele alınmamalıdır. Devlet bünyesinde, halkın dini inançlarından ötürü saygı duyduğu kişiler aracılığıyla devlet propagandasının örgütlü biçimde halka ulaştırılmasının aracı olarak Diyanet güçlendirilerek yeniden konumlandırıldı. Diyanet yapısı içerisindeki kadrolar, sıklıkla başta Gülen cemaati olmak üzere, iktidar ile ilişkilerinin gücüne bağlı olarak birçok tarikat ve cemaatin mensuplarından seçildi. Bu gruplar da böylelikle kendi propagandalarını Diyanetin çatısı altında sürdürme imkânını elde ettiler. Diyanet’in yurtdışı birimleri ise yurt dışına göç eden Türkiye kökenli vatandaşların, bu ülkelerde devlet ve iktidar politikaları etrafında örgütlenmesinin ve gerektiğinde harekete geçirilmesinin odaklarından oldu. Bunun dışında çeşitli ülkelerdeki Müslüman nüfuslara da devlet propagandasının ulaştırılması Diyanet’in yurtdışı işlevlerinden biridir. Bu yıllarda, devletin İslami desteğe ihtiyaç duyduğu her anda Diyanet devreye sokulmuştur. Özellikle 90’larda, Kürt halkına yönelik baskılar ve savaş, Diyanet’in şehitliği ve askerliği kutsayan onlarca hutbe ve açıklaması ile güçlendirilmiştir.

12 Eylül darbesinden sonra faşist cunta kendi meşruiyetini Diyanet’ten aldığı fetvalarla sağlamaya çalışmış, yükselen halk hareketi ve sınıf mücadelesine karşı dinsel görüş ve yaklaşımları yaygınlaştırmayı hedeflemiştir. Diyanet’in yeniden yapılandırılması ve güçlendirilmesi, İmam-Hatiplerin açılması, zorunlu din derslerinin getirilmesi gibi, çok sayıda darbe sonrası uygulamasıyla birlikte ele alındığında bir bütün olarak toplumsal yaşamda işçi, emekçi ve gençler arasında sosyalist görüşlerin etkisini zayıflatmak için dinin özel olarak örgütlenmesi stratejisinin bir parçasıydı.

28 Şubat 1997 ‘postmodern’ darbesi ile Hükümetteki, Ordu ve bürokrasi içindeki dini nüvelerin üzerine gidildiği sırada, iktidardaki Refah partisi ve Doğru Yol koalisyon Hükümeti tarafından kadrolaştırılmış Diyanet’in de yeniden yapılanması gündeme geldi. Yıkılan koalisyon hükümetinin enkazından doğan AKP 2002’de iktidara geldiğinde Diyanet’in yıldızı zaman içinde, yavaş yavaş parlayacaktı. Kurumsal hiyerarşide genel müdürlük seviyesindeyken 2010’da müsteşarlık seviyesine yükseltildi. Diyanet bünyesinde 14 hizmet birimi kuruldu. 2014’te Başbakanlığa bağlanan Diyanet, 2018’de 703 sayılı KHK ile doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlandı.[11]

AKP döneminde Diyanet’in şekillenişi 12 Eylül darbesinde yüklenen bir misyonun devamı olarak ele alınmıştır. Ama süreç içinde o zamanki hedefleri, aynı doğrultuda olmak üzere kat kat aşmıştır. Kemalist kadroların kontrollü ve işlevsel laikliği döneminde bastırılmış cemaat yapıları, dini tarikatlar yeniden devreye girmiş, bunların AKP döneminde önleri açılıp güçlenirken Diyanet bu süreçte yer gösterici, paylaştırıcı rolünü başarıyla oynamıştır.

Diyanet’in işlevinin yıllara göre nasıl değiştiğinin ve 80’lerden başlayan ve AKP iktidarı ile sürdürülen süreçte nasıl bir konuma oturtulduğunun bir özetini, Cumhuriyetin 80. Yılında Diyanet İşleri Başkanlığı panelinde konuşan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu veriyor. Cumhuriyet döneminde Diyanet’in üç işlevi olduğunu dile getiren Bardakoğlu şunları söylüyor “Birinci dönem: 1924-1965 yıllarını kapsayan dönem: Bu dönemdeki görevi sadece yürütme-yönetmedir. 1965-1982 yılarını kapsayan ikinci dönem, ki bu dönemdeki görevi de halkı daha çok dini konularda bilgilendirmedir. 1982-2004 yıllarını kapsayan üçüncü dönemdeki görevi de toplumsal dayanışmayı ve bütünleşmeyi sağlamadır.[12] Toplumsal bütünleşme ve dayanışmadan kasıt dini yapılar, cemaatler ile devlet işleyişi arasındaki mesafenin kapatılması bu kurumların devletin etrafında kümelenmesinin yolunun açılmasıdır. Fakat bununla sınırlı değildir. 1982’den başlayarak Diyanet’e biçilen bu görev aynı zamanda kurumun güçlendirilmesini de gündeme getirmiştir. 70’lerdeki yaygın işçi ve halk hareketlerinin bastırılması, sermaye egemenliğinin güçlendirilmesi için atılan adımlardan biri de Diyanet’in toplumsal “dayanışma ve bütünleşmeyi” sağlayıcı bir kurum olarak kurgulanması olmuştur.

AKP iktidarına kadar bu “işlevini” bir ölçüde pasif bir şekilde yerine getiren Diyanet, AKP iktidarı ile birlikte çok daha aktif bir kurum haline geldi. 2002’den itibaren Diyanetin toplumsal ilişkileri ve toplumsal hayatı düzenleyici rolü artırıldı. İktidar partisinin ideolojik tercihlerinin buyruğu altına sokuldu. Bu alanlardan biri kadın ve onunla bağıntılı olarak ailedir.

2003 yılında başlatılan “Aile ve Dini Rehberlik Büroları” Diyanetin toplumsal çalışmasının ayaklarından biridir.[13] Birçok tartışmanın ve skandalın da kaynağı olan, 2004 yılında çalışmaya başlayan bu büroların, “aile içi şiddet, kadın hakları ihlalleri, gelin-kaynana kavgası, töre ve namus meselesi gibi sorunlara çözüm bulabilmek için” hayata geçirildiği ileri sürüldü.[14]

Diyanet açısından en önemli yasal değişikliklerden biri de 2010 yılında yapıldı. Müsteşarlık seviyesine yükseltilen kurumun, başta özerk yurtdışı faaliyetleri olmak üzere birçok faaliyetine yasal dayanak kazandırılmasının yanı sıra, etkinliği ve gücü de hatırı sayılır biçimde artırıldı.[15] Bu kanunun verdiği yetkiyle, Diyanet Tv[16] ve Radyo aynı yıl içinde yayın hayatına başladı. Diyanetin AKP iktidarı açısından rolünün, 2010’da tamamen değiştiği söylenemezse de Diyanet üstünden kurulan taktiksel hamlelerin tam gaz uygulanmaya başlandığı dönüm noktası olarak 2010’u görmek yanlış olmayacaktır. Zira 2010’dan sonra, geçmişte Diyanet’in kurumsal varlığına yönelik eleştirileri cemaatler ve radikal dinci çevrelerin sözcüsüymüş gibi yönelten AKP üst düzey yöneticileri[17] de bu eleştirilerinden vazgeçti.[18]

2011 ve sonrasında, Diyanet AKP’nin siyasi hamlelerinin çok daha açık bir enstrümanı haline geldi. Diyanet’in aktivitesi önceki dönemindekini aştı. Diyanet toplumsal ilişkileri düzenleme görevini emek sermaye arasındaki çelişkileri de sermaye lehine çözmek üzere sürdürmekteydi. AKP iktidarının dinselleştirme ve muhafazakârlaştırma hamlesiyle paralel bir çizgiydi bu. Örneğin, Düzce Müftülüğü tarafından camilerde okutulan “grev yapmak caiz değildir” hutbesi kendi çapında bir skandaldı. 2011’de Düzce Mas-Daf fabrikasında 120 işçinin sendikalaştıkları için işten atıldıktan sonra direnişe geçmesinden sonra, müftülük, “İşi gereğinden fazla yavaşlatmak veya işyerine zarar vermek, kârı ve kârlılığı azaltıcı davranışlarda bulunmak, çalışanı ağır dini mesuliyet altına koyar” şeklinde bir hutbe ile grevi günah ilan etti.[19] O zaman çok tepki çeken bu durumu aşan, daha ağır skandallar da yaşandı. Erdoğan’ın Soma’da ölen 301 işçiyi “şehit” ilan etmesini destekleyen Diyanet iş cinayetlerini normalleştirici bir rol de oynadı. İşçilere boyun eğmelerini, sahip olduklarına şükretmelerini, ekmek yedikleri kapıya ihanet etmemeleri gerektiğini telkin eden ideolojinin sözcüsü olarak önemli bir rol oynamaya soyundu.[20]

Bir yandan bütün kadrolarıyla devletin şimdiki resmi İslam’ının yayılmasının güvencesi olan Diyanet, iktidarın dindar-muhafazakâr nesil yetiştirme programında da önemli bir aktördü. İmam-Hatip okullarının yaygınlaştırılması, sınav sistemleriyle öğrencilerin İmam-Hatiplere mecbur bırakılması, 4+4+4 eğitim sistemi ve zorunlu seçmeli din dersleri gibi uygulamalarla kendi ideolojisini yaygınlaştırmaya çalışan AKP için Diyanet önemli bir araçtı ve gençleri her yandan kuşatmaya çalışıyordu. O sırada Erdoğan “dindar ve kindar bir nesil yetiştirme” hedefini “Altını çiziyorum modern, dindar bir gençlikten bahsediyorum. Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin[21], kalbinin davacısı bir gençlikten bahsediyorum[22] sözleriyle ilan ediyordu. 2012-2016 Stratejik Planı’nda bu hedefe doğru birçok somut adım gündeme getirildi. Öne çıkan birkaç başlık:

“- Cami dışı din hizmetleri için özel kadrolar oluşturulacak.

– Din görevlileri cami dışı din hizmetlerine teşvik edilecek. Cami derslerine etkinlik kazandırılacak.

– Aile konusunda çalışma yürüten diğer kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapılacak.

– Gençlere ve yetişkinlere yönelik dini bilgiler içeren eden eserler hazırlanacak.

– Öğrencilere yönelik umre hizmetleri geliştirilecek.

– Medyada yer alan dini programlara Diyanet temsilcilerinin katılımı sağlanacak.

– Sürekli bakıma muhtaç olan engelli, yaşlı ve hastalara yönelik din hizmeti sunulacak.

– İllerde ve nüfusu 50 binin üzerinde olan ilçelerde işitme engellilere dini hizmet verilecek.

– Merkezi camilerde ‘dini danışmanlık’ büroları açılacak.

– Şehirlerin uygun yerlerindeki camilerde ve Başkanlık hizmet binalarında Diyanet Okuma Salonu adı altında salonlar açılacak.

– Mültecilere yönelik dini hizmet alanları üretilecek.

– Engellilere yönelik olarak umre hizmetleri geliştirilecek.

– Kadınların dini sorunlarını konu alan eser hazırlanacak.

Belge bunlar dışında yaygın eğitimde ücretsiz dini yayınların dağıtılması, gençlere yönelik romanlar, çocuklara yönelik çizgi filmler hazırlanması, üniversitelerde seminerler düzenlemek üzere işbirlikleri yapılması vb. birçok noktayı da içermekteydi.[23]

Diyanet’in AKP politikasına uygun yapılanması ve donanımı Kürtler, Aleviler vb. toplumsal grupları da kapsamına almakta gecikmedi. AKP iktidarının “açılım” siyaseti Diyanet’in de desteğiyle sürdürüldü. Anadilinde vaazlar, Kürt imamların görevlendirilmesi, Cemevi ziyaretleri vb. girişimler yapıldı.

Diyanet AKP iktidarı açısından o kadar işlevseldi ki son 18 yıllık tarihi pekala AKP’nin konjonktürel taktikleri ve hamlelerinin sadık bir izleyicisi olarak yazılabilir. 17-25 Aralık sürecinden sonra, Gülen cemaati ile AKP arasındaki kopuşun ardında Diyanet doğrudan Gülen cemaatine karşı bir odak olarak konumlandı ve AKP tarafından seferber edildi.[24]

Özellikle 2016’da OHAL ve 2017’de AKP’nin “tek adam tek parti” politikalarının yasal zemine oturtulması ile birlikte, Diyanetin söylem ve pratikleri çok daha açık hale geldi. Diyanetin söylemlerinde “din birliği” olarak öne çıkan unsur, iktidarın politikasındaki değişimle beraber “milli birlik”i daha büyük bir ağırlıkla barındırmaya başladı. “Tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek devlet” söyleminin AKP’nin temel şiarı haline gelmesiyle beraber din de bu “milli birliği” yaratma sürecine destek olacak bir harç olarak görüldü ve resmi Sünni İslam’ın güncel yorumu doğrultusunda şekillendi. Diyanet bu hamlenin taşıyıcılarındandı.

Diyanet bu sürece çok kolay uyarlanmıştı. Yeni dönemin getirdiği daha “zorlu” göreve uygun bir “keskinliği” taşımadığı düşünüldüğü için görevden alınmış olması muhtemel olan Mehmet Görmez’in yerine 2017’de göreve gelen Ali Erbaş, devir teslim töreninde şu cümleleri kurdu: “Allah ve resulunün ezeli ve ebedi çağrısını sekülerizm ve hiçbir değer tanımama kıskacında debelenen insanlığa ulaştırmak için her zamankinden daha çok çalışmamız gerekiyor.”Bu cümleler önceki dönemlerde ülkenin “laik” temeliyle açıktan çatışmaktan kaçınan Diyanet İşleri başkanlarının tersine laikliğe açıktan bir saldırıydı. Böylece AKP’nin inşa ettiği sistemin temel taşlarından biri haline gelmekte olan Diyanet’in politik hayatta çok daha aktif bir unsur olacağının da işaretiydi. Önemli bir tartışma konusu haline gelen Diyanet bütçesinin en yüksek oranda artırıldığı dönem, AKP iktidarının ikna ve baskı araçlarına en çok ihtiyaç duyduğu bu dönem oldu.

Gülen Cemaatine ait vakıf, dernek ve eğitim kurumlarının tasfiye edilmesinden sonra bunların büyük kısmını bünyesine bağlı vakıf ve kuruluşlar aracılığıyla yeniden şekillendirip kullanmaya devam eden AKP’nin bu alanda Diyanet’e verdiği önem de arttı. Özellikle eğitim alanında. Başkanlığın 2018’de hazırladığı “Gençlik Çalışmaları Yönergesi” en somut örneklerden biri. Bu yönerge ile çalışmanın temel planı şöyle ifade edildi:

– Genç kitleler ile iletişimi sağlayacak sistematik ve dinamik bir teşkilat yapısı oluşturulacak; sosyal medya alanlarından faydalanılacak, ortak bir iletişim ağı oluşturulacak.

– Gençler için vatan, ezan, bayrak gibi konularda eğitsel materyaller geliştirilecek.

– Gençlik çalışmaları, müftülükler tarafından yürütülecek. Diyanet tarafından alana özgü ‘müfredatlı’ çalışma programları hazırlanacak.

Belge okullarda, sınıflara kadar, Diyanet temsilcilerinin olmasını, sohbet toplantılarından, KYK yurtlarında “manevi rehber” adı altında Diyanet görevlilerinin bulunmasını da beraberinde getiriyordu.[25]

Diyanet, AKP için sadece bir yurt içi aracı değil. Başta Türkiye kökenlilerin yoğunlukla yaşadığı ülkeler olmak üzere, 2017’de dünyanın 102 ülkesinde[26] temsilcilikleri olan bir kurum. Türkiye içinde AKP ideolojisinin propaganda aygıtı olarak süren işlev, bu 102 ülkede de sürüyor. Bunlardan en büyüklerinden olan Almanya temsilciliği, Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB), 1984’de 135 dernekle kuruluyor. Bugün ise 960 bağlı derneğe ulaşmış durumda. Kurumun kendi sitesi, kamuoyu yoklamaları ve istatistiklere göre, “Almanya’daki Müslümanların %70’nin teveccühünü kazanmış alanındaki en büyük sivil toplum örgütüdür” iddiasını taşıyor.[27] Kurum, Türkiye’den görevlendirilmiş ve doğrudan Diyanet’e bağlı binden fazla görevliyi de bünyesinde barındırıyor. Bu da AKP propagandasının Almanya’da başta Türkiye kökenliler olmak üzere bütün Müslümanlara ulaşmasını sağlıyor. Diyanet’in işlevleri bununla sınırlı değildir. 2017’de Almanya’da Diyanet imamları casusluk suçlamasıyla soruşturuldu.[28] Bu “istihbari” faaliyetin birçok ülkede sürdüğüne ilişkin birçok veriye ulaşmak mümkün. Bunlardan biri: “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın TBMM Darbe Komisyonu’na gönderdiği belgelerde 15 Temmuz darbe girişiminin ardından FETÖ/ PYD’nin yurtdışı yapılanması hakkında 38 farklı ülkede din görevlileri aracılığıyla istihbarat raporları hazırladığı ortaya çıktı.[29]

AKP’nin savaş politikaları Diyanet’i de savaş arabasına bağlamış durumda. Suriye politikasının bir unsuru olarak Diyanet’ten faydalanıldı. Afrin harekâtı öncesi bütün camilerden “Fetih Suresi” okunması[30], bu saldırının “cihat” ilan edilmesi[31], İdlib’de 33 askerin öldürülmesi üstüne okunan, savaşı ve “şehadeti” kutsayan hutbe[32] gibi, çok sayıda operasyonu ve haksız savaşı meşrulaştırmaya yönelik açıklama ve girişim Diyanet’ten gelmeye devam ediyor. IŞİD militanlarının Diyanet misafirhanelerinde barındırıldığı iddiaları da ileri sürüldü. Siyasi iktidar Suriye’de “kontrol altına” aldığı bölgelerde Diyanet eliyle yoğun bir çalışma sürdürmeye devam ediyor. Anadolu Ajansı’nın (AA) haberine göre, “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevlendirdiği din görevlileri, El Bab, Cerablus, Çobanbey ve Azez bölgelerinde Suriyelilere yol gösteriyor![33]

Diyanet böylece günümüzde tek adam iktidarı tarafından yönetilen devletin en asli ve etkin kurumlarından biri olmuştur. O hem siyasi hem bürokratik hem ideolojik bir aygıt olarak sistemin üzerine oturtulduğu temellerden biri olmuştur.

Bu bakımdan da demokratik hak ve özgürlükler mücadelesinin gerçek bir muhatabı durumundadır. “Gerçek bir laiklik” mücadelesini de kapsayan demokrasi mücadelesi Diyanet’le de mücadele etmek zorundadır.

GERÇEK BİR LAİKLİK İÇİN MÜCADELE

18. yüzyılda, başta Fransa olmak üzere Batı Avrupa’da, aristokrasi ve ruhban sınıfın egemenliğine dayalı feodal üretim ve toplum biçimine karşı mücadele eden yükseliş halindeki burjuvazi feodal çıkarların örtüsü olan dine karşı aydınlanmanın ve laikliğin sözcüsü rolünü oynamıştır. Aynı zamanda teokratik bir nitelik taşıyan feodal egemenliğe karşı burjuvazi, egemenliğinin siyasal biçimi olarak cumhuriyeti (ya da duruma göre meşruti monarşi) savunmuş, din ile devlet işlerinin ayrılmasını talep etmiştir. Ancak burjuvazi iktidara geldikten sonra dinin kullanışlı bir araç olduğunu görmüş, feodal sınıfın elinden devraldığı dini gerekli reformlardan geçmiş haliyle, bu sefer işçi sınıfına karşı kullanmakta imtina etmemiştir. Buna rağmen özellikle burjuva demokrasisinin geliştiği ülkelerde, toplumsal mücadelelerin birikimi ve tarihsel mirasıyla devlet ve din işleri büyük ölçüde ayrılmış, laiklik şu ya da bu düzeyde uygulanmıştır.

Türkiye’de, yazı boyunca açıklandığı gibi, Diyanet, kuruluşundan beri sermaye sınıfının ve devletin dini çeşitli biçimlerde kullanabilmesinin zamana göre yeniden yapılanabilen esnek bir aracı olmuştur. Düzenin asli unsurları hiçbir zaman gerçek bir laikliğin önünü açmamışlar Diyanet’i kitlelerin kontrolünün bir aracı ve egemen siyasetin bir taşıyıcısı olarak kullanmaya devam etmişlerdir. Bugün bu durum laiklik aleyhine oldukça ağırlaşmıştır. Türkiye’de gerçek bir laiklik olduğundan hiçbir zaman söz edilemezdi şimdi ise laikliğin bile önemli ölçüde tasfiye edildiği bir sistem inşa edilmiştir.

Bu durumda AKP’nin toplumsal hayatı doğrudan dinsel pratiklere uygun bir biçimde yeniden düzenleme girişiminin aleti olan Diyanet’in geçmişini savunmak da laiklik mücadelesinin hedefi olamaz. Bugün Diyanet’in “yeniden şekillenmesi” gerektiğinin ifade edildiği CHP parti programı[34], Diyanet sorununa “İslam’ın farklı mezheplerine farklı yaklaşmaması” ve “Bünyesine katılmak isteyen her mezhebe açık bir yapılanmaya yönelmesi” önerisinde bulunarak çözüm arıyor.

Oysa gerçek laiklik din ve devlet işlerinin tamamen ayrılmasıdır. Böyle bir laiklik ilkesine sahip olan bir devlet, dinin gelişmesi, kurumlaşması, kurumlar aracılığıyla yayılması gibi bir pratikle uzlaşmaz. Din yurttaşların kendi özel dünyalarının bir konusudur. CHP “mezheplerin devletin eşit desteğinden yoksun bırakılmaması yönünde faaliyet göstermesi hedef alınacaktır” diyerek mevcut durumun gediklerini kapatmaktan başka bir şey yapmamaktadır. Çünkü AKP mezhepleri ve tarikatları da kendisine sadakat düzeylerine göre hizaya sokmuş, devlet kaynaklarından yararlanma ölçüsü olarak bu sadakati ölçü almış böylece kimi tarikatlar ve cemaatler holdingleşirken diğerleri güdük kalmıştır CHP bu konuda tarikatlara devlet kaynaklarının eşit dağılımını talep etmekten başka bir şey yapmamaktadır. Bu görüşün uzantısı Alevilerin de bir devlet mezhebi olarak örgütlenmesidir.

Devletin mezheplerle eşit veya değil hiçbir ilişkisi kabul edilemez. Tersi bir yandan devlet kontrolünde ve vesayetinde bir din fikrinin devam etmesi diğer yandan da devlet tarafından dinin bir araç olarak kullanılması, kitle kontrolünde etkin bir kurum olmaya devam etmesi anlamına gelecektir.

Bu bağlamda devletin din işlerini düzenleyen ve yöneten bir kuruma sahip olması laiklikle bağdaşmaz. CHP’nin önerdiği gibi ıslah edilmiş bir Diyanet’in de laiklikle ilişkisi yoktur.

Din ve devlet işlerinin kesin olarak birbirinden ayrıldığı laik bir sistemde din tamamen kişinin özel alanına kalır. Eğitim alanındakiler dâhil devletin tüm dinsel kurumları feshedilir, dini kurumlar ve cemaatlerin devlet tarafından finansmanına son verilir. Dinin siyasallaşması ve siyasal amaçlarla kullanılması söz konusu olamaz; din ve eğitim bütünüyle birbirinden ayrılır. Zorunlu din eğitimi yoktur. Müfredattaki dini içerik ayıklanır, devletin bütün din, mezhep ve inanç toplulukları karşısında yansızlığına dayanan, inanma ve inanmama hakkını kapsayan gerçek bir inanç özgürlüğü sağlanır.[35]

Dinin burjuva sömürü ilişkilerini meşrulaştırma ve toplumsal yaşamı yeniden şekillendirmede siyasal bir araç olarak kullanımı göz önünde bulundurulduğunda laiklik mücadelesi siyasal mücadelenin temel bir bileşenidir. İşçi sınıfı ve partisi açısından da ayrıca büyük bir önem taşımaktadır. Sermaye ve devlet dinsel inanç ve örgütlenmeleri işçi sınıfını bölmenin, kendi içinde karşı karşıya getirmenin ve sömürü ve tahakküm ilişkileri karşısında gösterilen “sükûnet” ve sabrın bir aracı olarak kullanmaktadır. Dolayısıyla laiklik sadece demokratik hak ve özgürlük değil, işçi sınıfının sermaye ve kapitalizme karşı sosyalizm mücadelesinin de temel unsurlarından birisidir.


[1] Günlük Evrensel Gazetesi (2020), “Ali Erbaş, cuma hutbesinde hastalıkları eşcinselliğe bağladı, “Nesli çürütüyor” dedi”, evrensel.net, https://www.evrensel.net/haber/403076/ali-erbas-cuma-hutbesinde-hastaliklari-escinsellige-bagladi-nesli-curutuyor-dedi (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[2] Günlük Evrensel Gazetesi (2016), “Diyanet’ten fetva: Babanın öz kızına şehvet duyması haram değil “, evrensel.net, https://www.evrensel.net/haber/269532/diyanetten-fetva-babanin-oz-kizina-sehvet-duymasi-haram-degil (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[3] Günlük Evrensel Gazetesi (2017), “Diyanet ‘boşsun’ demekle mahkeme kararını bir tuttu!”, evrensel.net, https://www.evrensel.net/haber/339133/diyanet-bossun-demekle-mahkeme-kararini-bir-tuttu (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[4] Günlük Evrensel Gazetesi (2020), “Diyanetten “cihat” içerikli İdlib hutbesi“, evrensel.net, https://www.evrensel.net/haber/398382/diyanetten-cihat-icerikli-idlib-hutbesi (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[5] Günlük Evrensel Gazetesi (2019), “Diyanet İşleri Başkanı: Kadının eşine çay getirmesi kadar doğal bir şey olabilir mi?”, evrensel.net, https://www.evrensel.net/haber/390818/diyanet-isleri-baskani-kadinin-esine-cay-getirmesi-kadar-dogal-bir-sey-olabilir-mi (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[6] Gülük Evrensel Gazetesi (2016), “Diyanet’ten ‘tahrikkar müzik’ fetvası “, evrensel.net, https://www.evrensel.net/haber/272693/diyanetten-tahrikkar-muzik-fetvasi (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[7] Risale Haber (2019), “İlk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi M. Kemal’in fetvacısıydı Kaynak: İlk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi M. Kemal’in fetvacısıydı”, risalehaber.com, https://www.risalehaber.com/ilk-diyanet-isleri-baskani-rifat-borekci-m-kemalin-fetvacisiydi-361672h.htm (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[8] Meydan S. (2017), “Atatürk’ün yanındaki müftü: M. Rıfat Börekçi”, Sözcü Gazetesi, https://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/sinan-meydan/ataturkun-yanindaki-muftu-m-rifat-borekci-2032885/ (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[9] E. 1979/25 K. 1979/46 K.T. 18.12.1979 11.5.1980 Tarihli Resmi Gazete Sayı:16985

[10] Diyanet İşleri Başkanlığı (2013), “KURUMSAL TARİHÇE”, https://www.diyanet.gov.tr/tr-TR/Kurumsal/Detay/1 (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[11] Diyanet İşleri Başkanlığı (2013), “Kurumsal Tarihçe”, https://www.diyanet.gov.tr/tr-TR/Kurumsal/Detay/1 (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[12] Yavuzer, Hasan (2005). Dini Otorite ve Teşkilatların Sosyolojik Analizi: Diyanet İşleri Başkanlığı Örneği. Erciyes Üniversitesi. http://docs.neu.edu.tr/library/nadir_eserler_el_yazmalari/TEZLER_YOK_GOV_TR/Dini%20otorite%20ve%20te%C5%9Fkilatlar%C4%B1n%C4%B1n%20sosyolojik%20an.pdf (Erişim Tarihi: 17.05.2020)

[13] Diyanet İşleri Başkanlığı (2018), “Aile ve Dini Rehberlik Büroları” https://dinhizmetleri.diyanet.gov.tr/detay/99/aile-ve-dini-rehberlik-b%C3%BCrolar%C4%B1 (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[14] Milliyet Gazetesi (2006), “Skandal Tavsiyeler”, milliyet.com.tr, https://www.milliyet.com.tr/gundem/skandal-tavsiyeler-257583 (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[15] Hürriyet Gazetesi (2010), “Diyanet İşleri Başkanlığı müsteşarlık oluyor”, hürriyet.com.tr, https://www.hurriyet.com.tr/gundem/diyanet-isleri-baskanligi-mustesarlik-oluyor-14202631 (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[16] Karaca E. (2012), “Tek Din Tek Mezhep İçin Kamu Kanalı: Diyanet TV”, bianet.org, http://bianet.org/bianet/azinliklar/138228-tek-din-tek-mezhep-icin-kamu-kanali-diyanet-tv (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[17] Bunlardan en görünenlerinden biri 2006’da dönemin TBMM Başkanı Bülent Arınç ile dönemin Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu arasında yaşandı. Arınç, bir televizyon programında Diyanet’in kapatılması gerektiğini savunurken, Bardakoğlu ona Diyanet işlerinin “laiklik” ile çelişmediği alışılmış cevabını verdi. Arınç, Diyanet’e yönelik radikal İslamcıların eleştirileri temelinde bir yaklaşımla, toplumsal yaşamda devletin kontrolü olmaksızın cemaatlerin egemenliğini savunuyordu.

[18] Çelikbaş H. (2012), “Arınç’tan Diyanet’e övgü”, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/tr/yasam/arinctan-diyanete-ovgu/314931 (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[19] soL Haber (2011), “Müftülük hutbe okuttu: Grev caiz değil!”, sol.org.tr, https://haber.sol.org.tr/sonuncu-kavga/muftuluk-hutbe-okuttu-grev-caiz-degil-haberi-42663 (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[20] Milliyet Gazetesi (2014), “Diyanet İşleri Başkanı Görmez Soma’da”, milliyet.com.tr, https://www.milliyet.com.tr/yerel-haberler/manisa/diyanet-isleri-baskani-gormez-somada-10272408 (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[21] Konuşmanın internetteki haberlerinin çoğunda, “kininin” ifadesi bulunmamakta. Bulabildiğim neredeyse bütün gazete haberlerinde bu ifade silinmiş. Bununla ilgili: Odatv.com (2012), “Kindar Gençlik Nasıl Sansürlendi”, odatv4.com, https://odatv4.com/kindar-genclik-nasil-sansurlendi–2402121200.html (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[22] Anadolu Ajansı (2012), “Modern, Dindar Bir Gençlikten Bahsediyorum”, haberler.com, https://www.haberler.com/modern-dindar-bir-genclikten-bahsediyorum-3375053-haberi (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[23] Apaydın M (2012), “Dindar nesil yetiştirme formülü”, t24.com.tr, https://t24.com.tr/haber/dindar-nesil-yetistirme-formulu,195563 (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[24] Sabah Gazetesi (2014), “Mehmet Görmez: Paralel Yapı maneviyatı çaldı”, sabah.com.tr, https://www.sabah.com.tr/aktuel/2014/09/11/mehmet-gormez-paralel-yapi-maneviyati-caldi (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[25] Milliyet Gazetesi (2018), “Her sınıfa ‘Diyanet temsilcisi’ dönemi”, milliyet.com.tr, https://www.milliyet.com.tr/gundem/her-sinifa-diyanet-temsilcisi-donemi-2606486 (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[26] https://www.diyanet.tv/-diyanet-102-ulkede (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[27] http://www.ditib.de/default1.php?id=5&sid=8&lang=en (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[28] Deutsche Welle Türkçe (2017), “Alman polisinden DİTİB imamlarına baskın”, dw.com, https://p.dw.com/p/2Xa0r (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[29] Lıcalı M. (2016), “Diyanet MİT gibi”, Cumhuriyet Gazetesi, https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/diyanet-mit-gibi-641909 (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[30] TRT Haber (2018), “Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan Zeytin Dalı Harekâtı açıklaması”, trthaber.com, https://www.trthaber.com/haber/gundem/diyanet-isleri-baskanligindan-zeytin-dali-harekati-aciklamasi-347151.html (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[31] Diken (2018), “Diyanet’e göre Afrin harekatı ‘cihat’”, diken.com.tr, http://www.diken.com.tr/diyanete-gore-afrin-harekati-cihat/ (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[32] Sabah Gazetesi (2020), “SON DAKİKA! Diyanet Cuma hutbesi değiştirdi! Cuma hutbesi şehitlerimize ayrıldı”, sabah.com.tr, https://www.sabah.com.tr/gundem/2020/02/28/son-dakika-diyanet-cuma-hutbesi-degistirdi-cuma-hutbesi-sehitlerimize-ayrildi (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[33] Koparan Ö. (2018), “Diyanet görevlileri Suriye’de hayatın her alanında”, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/diyanet-gorevlileri-suriye-de-hayatin-her-alaninda-/1269496 (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[34] Cumhuriyet Halk Partisi Parti Programı, https://chp.azureedge.net/1d48b01630ef43d9b2edf45d55842cae.pdf (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

[35] Emek Partisi Parti Programı, https://www.emep.org/tr/emek-partisi-program-ve-tuzugu/ (Erişim Tarihi: 28.05.2020)

Warning: A non-numeric value encountered in /home/teoriveeylem/public_html/wp-content/themes/Newspaper/includes/wp_booster/td_block.php on line 353