Ana akımda robot-istihdam ilişkisi: Eleştirel bir analiz

Arif Koşar

1. GİRİŞ

Robotlar, yapay zeka, big data, nesnelerin interneti, otonom araçlar, sanal asistanlar, 3D baskı, arttırılmış gerçeklik gibi teknolojilerle mevcut işlerin büyük bir kısmının makineler tarafından devralınacağı fikri giderek yaygınlaşan, hatta anaakım haline gelen bir görüş. Robotlar ve yapay zekaya dayanan otomasyonun etkisi popüler medya, danışmanlık raporları[1] ve bilimsel yayınlarda[2] yoğun bir biçimde tartışılıyor. Buna göre işlerin büyük bir kısmı yok olacak, yapısal olarak yüksek işsizlik (hatta “işin sonu”) kalıcılaşacak, medyan ücretler düşecek ve artan gelir eşitsizliği ile distopik bir gelecek ortaya çıkacaktır. Bu tür sonuçlarla, daha ileri otomasyonun uzun vadede ekonomik ve sosyal olarak sürdürülemez olacağı ifade ediliyor.[3]

Facebook şirketinin eski müdürlerinden Antonio Garcia Martinez’in “dünyayı bekleyen felâkete hazırlanmak üzere” bir ada satın alıp inzivaya çekilmesinin gerekçesi teknolojinin böyle bir geleceği adım adım getirdiği düşüncesi. Martinez, “Dünyanın gelecek 5-10 yıl içinde neye benzeyeceğini gördüm. Şu an size inanılmaz gibi gelen şeyler çok yakında gerçek olacak” diyerek şunları söylüyor: “Gelecek 30 yıl içerisinde dünya nüfusunun yarısı işsiz olacak. İşler çirkinleşebilir. Medeniyet tamamen çökebilir.[4]

Bazı teknoloji tekellerinin sözcüleri de benzer görüşleri paylaşıyor. Örneğin robotlar tarafından mevcut işlerin ortadan kaldırılacağını, dolayısıyla buna bir önlem alınması gerektiğini düşünen eski Microsoft CEO’su Bill Gates, şirketlerden robot başına alınacak bir vergi önerdi. Robot vergisi ile robot kullanılmasının avantajlarının azalacağını ve insanların işsiz kalmalarının engellenebileceğini ifade etti. Bu vergi ile oluşan fonun, işsiz kalanların sosyal güvenliği ve yeni beceriler edinmesi için kullanılabileceğini söyledi.[5]

Robot ve yapay zeka uygulamalarının işleri ortadan kaldıracağı fikrinin kaçınılmaz bir sonucu köklü bir toplumsal değişimin itici gücü ve öznesi olan işçi sınıfının giderek küçüldüğü ya da yok olacağı iddiasıdır. Yine iş ve işçilerin oldukça azaldığı, toplumun büyük bir kısmının temel gelir desteği ile yaşadığı, işlerin robotlar tarafından yapıldığı bir kapitalizmin adım adım yaklaştığı savunulmaktadır. Bütün bu popüler gelecek tasavvurlarının en önemli dayanağı ise teknolojinin mevcut işler üzerindeki etkilerini analiz eden tek yanlı ve teknoloji fetişizminden muzdarip araştırmalardır.

Bu araştırmalarda teknoloji neredeyse tanrısal ve her şeyi belirleyen bir güç olarak ele alınmakta, teknolojinin bağrında şekillendiği kapitalist üretim ilişkileri, diğer toplumsal ilişkiler ve kurumsal bağlam göz ardı edilmektedir. Böylece pürüzsüz bir dünyada yaşama geçtiği varsayılan robot ve yapay zeka uygulamalarının işlerin çoğunu -hatta tüm işleri- ortadan kaldırması için neredeyse hiçbir engel bulunmamaktadır.[6] Ancak gerek robotlar gerek de diğer dijital teknolojilerin üretim süreçlerinde kullanılması, üretim ilişkilerinin genel eğilim, çatışma ve çelişkilerinden bağımsız değildir. Robotlar üretim süreçlerine hızlı bir biçimde dahil oldukları kadar, bu dahil oluş belirli ülke ve sektörlerle sınırlıdır. Diğer ülke ve sektörlere yayılmasının önünde yapısallaşmış sömürü ve tahakküm ilişkileri engel olarak durmaktadır.

Bu makalenin ana konusu anaakım robot araştırmaları, bu araştırmalardaki genel yaklaşım ve somut yöntemsel unsurların analizidir. Bu kapsamda makalenin ikinci bölümünde anaakım robot-istihdam ilişkisini ele alan araştırmalara ilişkin genel bilgiler verilecektir. Üçüncü bölümde bu araştırmaların toplumsal bağlantıları soyutlayarak yok sayan ve sadece teknolojik kapasiteye odaklanan yaklaşımı teknolojik determinizm bağlamında değerlendirilecektir. Genel yaklaşım analiz edildikten sonra araştırmaların yöntemsel unsurları dördüncü bölümde ele alınacaktır. Sonuç bölümünde ise bahsedilen olgulara dayanarak anaakım robot-istihdam ilişkisi araştırmalarının tek yönlü olduğu, toplumsal olgu, eğilim ve sınırlamaları göz ardı ettiği ve böylece aşırı abartılı sonuçlara vardığı savunulacaktır.

2. ANAAKIM ROBOT-İSTİHDAM İLİŞKİSİ ANALİZLERİ

Otomasyonun istihdam üzerindeki etkisini değerlendiren ve çok sayıda referans alan çalışmaların başında Frey ve Osborne’un makalesi gelmektedir.[7] Çalışmada ABD çalışma departmanı için geliştirilmiş çevrimiçi bir hizmet olan O*Net’in 2010 verileri kullanıldı. Bu veriler ayrıntılı iş tanımlarına sahip 900’den fazla meslek içermektedir ve bu meslekler daha sonra, ücret ve diğer karşılaştırmaların yapılabilmesi için, Standart Mesleki Sınıflandırma’ya ait 702 mesleğe uyarlanmıştır.[8] Frey ve Osborne işlerin otomasyon olasılığını analiz etmek için Oxford Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Bölümünde düzenlenen bir atölye çalışmasında farklı görevlerin otomasyon olasılıklarını inceleyen bir grup uzmanın yaptıkları değerlendirmeleri kullanmıştır. İlk adımda uzmanlar, tamamen otomatik olan veya hiç otomatik olmayan 702 meslekten 70’ini seçmiş ve öznel değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Bu sübjektif değerlendirmeler daha sonra diğer 632 mesleğin otomasyon olasılıklarını analiz etmek için kullanılmıştır. Her meslek için yüzde 0 ile 100 arasında otomasyon olasılığı değeri belirlenmiştir. Bu çalışmaya dayanarak, yazarlar göreli otomasyon olasılıklarına (risk) göre üç meslek grubu oluşturmuşlardır: düşük risk (yüzde 30’dan az), orta risk (yüzde 30 ila 70 arasında) ve yüksek risk (yüzde 70’ten fazla).[9]

Anaakım otomasyon çalışmalarının büyük bir bölümünün referans verdiği bu araştırmaya göre ABD toplam istihdamının yaklaşık yüzde 47’si yüksek risk kategorisindedir. Buna göre on yıl içinde (yani yaklaşık 2030’da) ya da nispeten daha yakın bir zamanda bu işler yapay zeka ve robotlar tarafından ortadan kaldırılacaktır.[10] Buna göre ilk bilgisayarlaşma dalgasında, taşımacılık ve lojistik mesleklerindeki çoğu işçinin, ofis ve idari destek işçilerinin büyük çoğunluğunun ve imalat mesleklerindeki işgücünün yerini robotlar ve yapay zeka uygulamaları alacaktır. Sensörlerin azalan maliyeti sayesinde gelişmiş sensörlere sahip araçlar giderek daha uygun maliyetli hale geldiği için ulaşım ve lojistik mesleklerinin otomasyonu hızlanacaktır. Ayrıca, büyük veri algoritmaları bilgilerin depolanmasına veya erişilmesine bağlı olarak çalışma hayatına hızla girecek, bu da ofis ve idari destek mesleklerinin bilgisayarlaşmaya tabi olmasını daha olanaklı hale getirecektir. Endüstriyel robotlar, duyu ve el becerisi ile daha gelişmiş hale geldikçe, rutin olmayan manuel görevlerin daha geniş bir kapsamını gerçekleştirebilecek, böylece imalat mesleklerinde istihdam hızlı bir biçimde azalacaktır. Frey ve Osborne’a göre daha şaşırtıcı olanı, ilk bakışta, hizmet, satış ve inşaat mesleklerindeki istihdamın önemli bir kısmının yüksek bilgisayarlaşma olasılığı göstermesidir. Bu bulgular, yazarlara göre büyük ölçüde belgelenmiş, son teknolojik gelişmelerle uyumludur.[11]

Grafik-1: Frey ve Osborne’un Makalesinde ABD’de Mesleklerin Otomasyon Riski

Kaynak: Frey ve Osborne, The Future of Employment (2017), sf. 267.

Grafik-1’de ABD’de çeşitli sektör ve meslek alanlarının otomatize edilme riski gösterilmektedir. Buna göre yönetim, işletme; bilgisayar, mühendislik, bilim alanı; eğitim, hukuk, iletişim, sanat, medya ve sağlık gibi meslek alanları grafiğin sol kısmında daha geniş bir alan kaplamaktadır, yani otomatize edilme açısından “düşük risk”lidir. İstihdamın yüzde 33’ü düşük risk, yüzde 19’u orta risk bölgesindedir. Hizmetler, satış işleri, ofis ve yönetici asistanlığı, üretim ve taşımacılık gibi alanlardaki işler grafiğin sağ tarafında daha hacimli bir biçimde temsil edilmektedir. Dolayısıyla Frey ve Osborne’un çalışmasına göre ABD’deki toplam istihdamın yüzde 47’si yüzde 70’in üzerinde otomatize edilme riski (yüksek risk) altındadır.

Frey ve Osborne’un analiz yöntemi, çok sayıda araştırmacı tarafından çeşitli ülkelerde otomasyonun olası etkilerini ölçmek üzere kullanılmıştır. Bonin ve arkadaşlarının yaptıkları araştırmaya göre, Almanya’daki yüksek otomasyon riski altındaki mesleklerin oranı yüzde 42’dir.[12] ABD ile karşılaştırıldığında yüksek risk altındaki istihdam Almanya’da daha düşüktür.

Aynı yöntemi kullanan Avrupa düşünce kuruluşu Bruegel’in analizine göre Avrupa’daki işlerin yüzde 40 ila 60’ı robot, yapay zeka ve makine öğrenmesi gibi kilit teknolojilerin yaygınlaşmasıyla ortadan kalkacaktır. Otomasyondan düşük ücret ve düşük vasıflı işlerin yaygın olduğu ülkeler daha fazla etkilenecektir. Buna göre Almanya’da işlerin yüzde 51.12’si, Romanya’da ise yüzde 61.93’ü ortadan kalkacaktır. Bu oranlar Fransa’da 49.54, Hollanda’da 49.50, Birleşik Krallık’ta 47.17, İsveç’te 46.69 iken Güney ve Doğu Avrupa ülkelerinde daha yüksektir: Portekiz’de 58.94, Hırvatistan’da 57.91, Bulgaristan’da 56.56, Yunanistan’da 56.47, İtalya’da 56.18, İspanya’da 55.32.[13] Benzer bir yöntemi kullanan David (2017) Japonya’da işlerin yüzde 55’inin robotlar ve bilgisayarlar tarafından devralınacağını ifade etmiştir.[14]

PwC tarafından 29 ülkede yapılan araştırmaya göre otomasyon dalgasından en çok etkilenecek olan ülkelerin başında Slovakya, Slovenya, Litvanya ve Çekya gelmekte, onu ABD, Fransa, Almanya ve Avusturya takip etmektedir. En az etkilenecek olanlar ise Kore, Finlandiya, Yunanistan, Rusya ve Japonya’dır. Araştırmaya göre üç otomasyon dalgası öngörülmektedir. İlki 2020’lerin başına kadar sürecek ve işlerin yüzde 2-3’ü, ikincisi 2020’lerin sonuna kadar sürecek ve istihdamın yüzde 20’si, üçüncüsü ise 2030’ların ortalarına kadar sürecek ve istihdamın yüzde 30’u üzerinde etkide bulunacaktır.[15]

Bütün bu araştırmaların ortak sonucu birkaç on yıl içinde işlerin robot ve yapay zeka uygulamaları tarafından yok edileceği ve nüfusun büyük bir kısmını -mesela yarısını- kapsayan bir teknolojik işsizlik sorununun baş göstereceği, buna ilişkin çeşitli önlemler alınması gerektiğidir. Çalışmaların çoğunda konu edilmemekle birlikte bu sonuçlar nüfusun büyük bir kısmının işçileştirilmesine ve üretilen artı-değere el konulmasına dayanan kapitalizmden işçi sınıfının giderek marjinalize olduğu bir tür “robot kapitalizmi” ya da “dijital kapitalizm”e geçildiği iddiasını örtük ya da açık olarak içinde barındırmaktadır.

3. TEKNOLOJİK DETERMİNİZM

Frey ve Osborne, makalelerinin son bölümünde yaptıkları araştırmanın sınırlılıklarını dile getirmektedir:

Tahminlerimizin, bilgisayar kontrollü araçların gerçekleştirmesi beklenen görevler hakkındaki varsayımların genişletilmesine dayandığına dikkat edilmelidir. Bu nedenle, teknolojik kapasite açısından, potansiyel olarak bilgisayar sermayesi ile ikame edilebilecek istihdam payının kesin bir zaman vermeden tahmin edilmesine odaklanıyoruz. Kaç işin gerçekten otomatize edileceğini tahmin etmek üzere bir girişimde bulunmuyoruz.[16]

Yapılan araştırma teknik uzmanların 72 meslek üzerine yaptıkları öznel değerlendirmelere ve bunların 702 mesleğe genişletilmesine dayanmaktadır. Sadece işlerin ve otomasyonun teknik özellikleri ile ilgidirler. Ne kadar işin “gerçekten otomatize edileceğini tahmin etmek üzere bir girişim”leri yoktur. Dolayısıyla çalışmada, zaten, teknolojinin içinde hareket ettiği bağlamın göz ardı edildiği kabul edilmektedir. Frey ve Osborne ile aynı yöntemi kullanan Pajarinen ve Rouvinen de araştırmalarında şunu ifade etmiştir:

Yaklaşımımız, meslekler içindeki görevlerin içeriğinin ve mesleklerin bileşiminin sürekli bir değişim içinde olduğunu dikkate almaz. Ayrıca, mesleki yapıdaki değişiklikleri engelleyen güçlü toplumsal güçleri de göz ardı eder. Bu güçler en azından aşağıdakileri içerir: yasalar ve yönetmelikler, sözleşmeler ve standartlar, tutumlar ve değerler, ayrıca politikaları etkileyen ‘dünün kazananlarının’ güçlü kazanılmış hakları ve tamamlayıcı kurumsal değişiklikleri uygulamadaki zorluklar.[17]

İki çalışmada da çok sayıda toplumsal, ekonomik ve politik etkenin göz ardı edildiği, sadece teknik kapasite açısından mesleklerin geleceğine dair öngörüde bulunulduğu ifade edilse de bunun ötesinde sonuçlara varmaktan imtina edilmemiştir. Örneğin “gerçekten otomatize edilecek işlerin sayılarını tahmin etmek üzere bir girişimde bulunmadık” ifadesine rağmen “tahminlerimize göre ABD’nin toplam istihdamının yüzde 47’si yüksek risk altında … bunlar muhtemelen önümüzdeki on ya da yirmi yıl içinde, otomatize edilmesini beklediğimiz işler” denmektedir.[18] Dolayısıyla sadece teknik bir analiz yaptıklarını, toplumsal olguları göz ardı ettiklerini belirten yazarlar, tam da bu toplumsal olgularla doğrudan ilgili ve onlar tarafından güçlü bir biçimde belirlenen bir konuda, “önümüzdeki on ya da yirmi yıl içinde otomatize edilmesini beklediğimiz işler” diyerek neredeyse kesin bir yargıya varmaktadır.

Bu onların teknolojiye liberal bakışının, başka bir deyişle teknolojik determinizmlerinin sonucudur. Bu yaklaşıma göre teknik olarak bir işin robotlar tarafından yapılma ihtimali ortaya çıktığı oranda, o işin robotlara devredilmesi sadece bir zaman sorunudur. Bu tür bir analizin en büyük sorunu teknolojiyi, içinde geliştiği ve uygulandığı bağlamdan, kapitalist çelişki ve çıkarlardan bağımsız bir biçimde ele almasıdır.

Buna göre bağımsız bir değişken olarak düşünülen teknoloji işleri ortadan kaldırdığı gibi çalışma yaşamını, dolayısıyla üretim sürecini ve tüm ekonomiyi baştan sonra yeniden yapılandırmaktadır. Oysa teknoloji, kapitalizmde bilim insanları ve mühendislerin düşünsel çabalarının sonucunda insanlığa sunulan bir “armağan” değildir. Teknolojik bilgi, genel olarak bilim insanları ve mühendislerce, özellikle tekellerin sahip olduğu, kapitalist Ar-Ge laboratuvarlarında ücretli olarak çalışan bilim insanları ve mühendislerce üretilmektedir. Yani kendisi de kademelere bölünmüş bir üretim olan bilim ve teknoloji üretimi üretken sermayenin bir etkinliğidir. Dolayısıyla sermaye birikiminin, artı-değer üretim dinamiğinin dışında, bundan muaf bir üretim değildir, bağımsız bir değişken hiç değildir. Aksine bir sanayi kolu gibi görülürse, bu sanayi kolunu devindiren sermaye birikiminin kendisidir.[19] Üretilen teknik bilgi sermaye tarafından patent yani tekel altına alınmakta, dolayısıyla başka ülke ve aktörler tarafından kullanılması engellenmektedir. Ancak sermaye birikim stratejisinin bir parçası olarak bu bilgi uygulamaya geçirilip ticarileştirilmektedir.

Dolayısıyla teknolojik bilgi ve onun ileri bir uygulaması olarak robotlar ve yapay zeka uygulamalarının üretimi ve dağıtımı sermaye birikiminin bir uzantısıdır. Bağımsız değil tam olarak ona bağımlıdır. Onun tarafından koşullanmakta, hızlandırılmakta ya da sınırlanmaktadır. Çalışma ilişkileri, istihdam üzerindeki etkileri bağımsız bir teknolojik gelişmenin değil, sermaye birikiminin ihtiyaçları temelindeki teknolojik gelişmenin dönüp yine sermaye birikimi üzerindeki etkisidir. Ancak bu etki ütopik bir biçimde işlerin ya da genel olarak emeğin ortadan kalkması ya da marjinalize olması biçiminde değil yine sermaye birikiminin sınırları çerçevesinde mümkündür. Bir sonraki bölümde daha somut örneklerle konu ayrıntılandırılacaktır.

Sermaye birikiminin yanı sıra ve bununla bağlı olarak robot ve yapay zeka gibi ileri teknoloji uygulamalarının yaşama geçmesinde başka düzeylerdeki toplumsal ilişkiler de etkilidir. Örneğin etik ya da yasal engeller olabilir. Sürücüsüz otomobil bir yayaya çarpıp yaşamına mal olduğunda yükümlülüğün nasıl dağıtılacağı çözülmemiş etik ve yasal sorunlar içermektedir. Bu engellerin bir kısmı çözülebilirken teknolojilerin yayılma hızını açıkça yavaşlatmaktadır. Boston Consulting Group’a göre, sürücüsüz araçların payı 2035 yılına kadar yüzde 10’a ulaşacaktır ve bu oldukça yavaş bir değişim hızı olduğunu göstermektedir. Dikkate alınması gereken bir diğer husus, makinelerin aksine insanlar tarafından belirli görev ve hizmetlerin sağlanması için güçlü bir toplumsal tercihin varlığıdır. Örneğin, hizmet robotları gelecekte bu meslekleri giderek daha fazla tamamlasalar bile, yaşlılar için bakım veya genel olarak bakım emek yoğun sektörler olarak kalabilir.[20]

Türkiye’de Uber’in yasaklanması yine başka bir örnektedir. Türkiye’de taksiciler her gördükleri Uber sürücüsüne saldırmış ve giderek çalışamaz hale getirmiştir. 2019 Yerel Seçimleri öncesinde iktidar partisi oy hesabıyla taksi esnafının talep ve baskıları doğrultusunda Uber uygulamasının kullanılmasını yasaklamıştır. Ne Frey ve Osborne’un makalesinde ne de robot ve emek ikamesini analiz eden üretim fonksiyonlarında bir teknolojik yeniliğin taksi şoförlerinin kaba dayağı ile engellenmesi öngörülemez. Ancak, hataları taksici dayağını göz ardı etmekle sınırlı değildir. Göz ardı ettikleri şey bir bütün olarak robotların ve genel olarak teknolojinin bağrında geliştiği sermaye birikimi, bunun yol açtığı çelişki ve çatışmalar, maliyetler, işgücünün niteliği, fiyatı, kültürü dahil toplumsal ilişkiler bütününün kendisidir.

4. YÖNTEMSEL SORUNLAR

4.1. Sermaye Birikimi ve Ekonomik Kısıtların Göz Ardı Edilmesi

İmalat sektöründeki çok sayıda iş, teknik olarak robotlar tarafından yapılabilir olması nedeniyle robotlara devredilemez. Bu yeterli koşul değildir. Frey ve Osborne’un çalışması ise teknik olanağın varlığını, işin ortadan kalkması için -zamana bağlı olarak- yeterli bulmaktadır, ancak bu yaklaşım dünyadaki en temel olgularla bile çelişmektedir. Örneğin tekstil sektöründeki Zara, C&A, H&M, S. Oliver, Tommy, Levis, GAP vb. uluslararası tekeller yüksek teknoloji ve robotlarla kendi ülkelerinde çok daha az sayıda işçi istihdam ederek üretim yapabilecek teknik olanaklara sahip olmasına rağmen, üretimini ucuz işgücünün yaygın olduğu ülkelerde gerçekleştirmektedir.[21] Teknik olasılık ve kapasite sermayenin birikim ve maksimum kar arayışına bağımlıdır ve buna uygun olmadığı sürece teknik kapasite uygulanmayan bir kapasite olarak kalmak zorundadır.

Robotların üretim sürecinde kullanılmasının iki temel amacından bahsedilebilir. İlki, robot kullanımı birim ürün başına maliyeti düşürerek verimliliği ve ürün kalitesini arttırır. İkincisi ise işçi örgütlenmesi ve direnişlerine yani sınıf mücadelesine karşı sermayenin verdiği tepkilerden birisidir. Günümüz kapitalizminin rekabet baskısı altında sermaye ancak maliyetleri düşürdüğü ve kârını arttırdığı oranda işyerindeki robot yoğunluğunu arttırmayı tercih eder.

Dünya genelinde 2018 yılında yeni kurulan robotların yüzde 74’ü beş ülkede kuruldu. Çin, Japonya, ABD, Güney Kore ve Almanya. Bu ülkeler aynı zamanda otomotiv, elektronik, metal ve kimya sektörlerinin en yoğun olduğu ülkelerdir. Özellikle otomotiv ve elektronik sanayi mevcut robot stoğunun önemli bir kısmını temsil etmektedir.[22] Dünyada kurulu robotların yüzde 39’ü Çin, yüzde 11,1’i Güney Kore, yüzde 11’i Kuzey Amerika, yüzde 10,3’ü Japonya ve yaklaşık yüzde 9’u Almanya’da bulunmaktadır. Buna karşılık Latin Amerika (yüzde 1), Afrika (yüzde 2’nin altında) ve Orta Asya’da (yüzde 4.2) robot kullanımı oldukça sınırlı ve düşük yoğunluktadır.[23] Bu durum hem sektörel farklılıklarla hem de yer yer 100 katı aşan yapısal ücret farklılıkları, yani emperyalist tahakküm ilişkileri ile bağlantılıdır.

Birçok sektörde henüz robot ve kurulum maliyetleri, sektörel üretimin yapısından dolayı, yapılan yatırımın geri dönüşünü sağlayacak durumda değildir.[24] Bu nedenle özellikle sabit sermaye yatırımı oldukça büyük ve uluslararası tekellerin belirleyici olduğu otomotiv, elektronik, metal ve kimya gibi sektörlerde robot kullanımı yoğundur. Tekstil ve ayakkabı gibi sektörlerde küçük ve orta ölçekli, sigortasız, sendikasız ve oldukça düşük ücretle Bangladeş, Vietnam, Türkiye gibi ülkelerde üretim yapıldığı düşünüldüğünde, bu işletmelerin robot ile üretim yapmayı tercih etmemesi olağandır. Çünkü sipariş üzerine çalışan binlerce küçük ve orta ölçekli işletmenin robot maliyetini karşılaması mümkün değildir. Tam da bu nedenle tekstil, deri, ahşap malzeme üretimi, inşaat gibi alanlarda robot kullanımı oldukça düşüktür.  

4.2. Gerçek İşlere Değil Soyut Meslek Tanımlarına Odaklanılma

Frey ve Osborne’un çıkardığı abartılı sonuçlarda sadece yapısal faktörleri göz ardı etmeleri değil, kullandıkları baştan sona hatalı yöntem de etkilidir. Analizlerinde işçilerin yaptıkları gerçek işleri değil genel mesleki kategorileri ele almışlardır. Öncelikle otomasyon bir bütün olarak mesleklerden ziyade belirli görevleri otomatikleştirmeyi hedefler. Meslekler genellikle hepsi kolayca otomatikleştirilemeyen bir dizi görevi kapsadığı için, meslekleri otomatikleştirme potansiyeli, Frey ve Osborne’un izlediği yaklaşımın önerdiğinden çok daha düşüktür. Örneğin öğretmenlik mesleği sadece belirli bilgilerin öğrencilere aktarılmasına indirgenemez. Çok sayıda başka görevi de kapsar: Öğrencilere sorular sorulması, sorulara verilen cevabın analiz edilmesi, bunun üzerinden yeni bir konu ya da sorunun ortaya atılması, öğrencinin dikkati dağıldıysa toparlamak için yaratıcı girişimlerde bulunmak, eğer anlamadığı hissedildiyse başka bir biçimde anlatmak, ebeveyniyle görüşmek gibi görevler öğretmenin yaptığı işlerin sadece bir kısmıdır. Dolayısıyla bu onlarca farklı iş ve işlevin her biri farklı bir görevi tanımlar. Dolayısıyla öğretmenlik mesleğinin otomatize edilmesinden çok tek tek görevlerin otomatize edilmesi söz konusu olabilir. İkincisi, mesleklerin, farklı işyerlerinde gerçekleştirilen görevlerin heterojenliği oldukça büyüktür. İşyeri bazındaki çalışma biçimlerini göz ardı eden genel bir mesleki-teknik değerlendirme kaçınılmaz olarak abartılı sonuçlara yol açacaktır.[25]

Bu yöntemsel hataları tespit eden anakım başka çalışmalarda Frey ve Osborne’un vardığı abartılı sonuçlar eleştiri konusu yapılmıştır. Arntz ve arkadaşları yaptıkları araştırmada Frey ve Osborne’un kullandığından farklı bir metodoloji kullanmışlardır. Çalışmalarında 21 OECD ülkesindeki işlerin otomasyon olasılıklarını tahmin ederken mesleklerdeki görevlerin heterojenliğini hesaba katmışlardır. Bu kapsamda 21 OECD ülkesinde ortalama olarak işlerin sadece yüzde 9’unun otomatikleştirilebileceğini tahmin etmişlerdir. Elde edilen sonuçlar, yüksek risk altındaki çalışanların daha düşük bir paya sahip olduğunu, aynı zamanda OECD ülkeleri arasındaki farklılığı ortaya koymuştur. Örneğin; Kore’de otomatikleştirilebilir işlerin payı yüzde 6 iken, Almanya ve Avusturya’da bu oran yüzde 12 olarak bulunmuştur. Ülkeler arasındaki farklılıklar işyeri organizasyonu, otomasyon teknolojilerine yapılan önceki yatırımlar ve ülkeler arasında çalışanların eğitimindeki farklılıkları yansıtabilir. Nedelkoska ve Quintini’nin çalışmalarında ise 32 OECD ülkesinde mesleklerin yüzde 14’ünün mevcut teknolojik imkânlara dayanarak otomatik hale getirilebileceği hesaplanmıştır.[26]

4.3. Teknik Uzmanların Abartılı Öznel Yorumları

Teknik uzmanların teknolojik olasılıkları öznel değerlendirme ve fetişist bir yaklaşımla abartması oldukça sık rastlanan bir durumdur. Örneğin yapay zeka çalışmalarına çok önemli katkılarda bulunan Marvin Minsky, 1970 yılında yaptığı öngörüde makinelerin 3 ya da 8 yıl içerisinde ortalama bir insanın genel zekasına sahip olacağını ileri sürmüştür.[27] Ancak Minsky’nin konuştuğu tarihin üzerinden yarım yüzyıl geçmesine rağmen insan zekasının hiç zorlanmadan yaptığı günlük iletişim kurma becerisine en gelişmiş yapay zeka uygulamaları bile erişebilmiş durumda değildir. Teknik uzmanların bu tür abartılı beklentilerine ilişkin çok sayıda örnek vermek mümkündür.

Frey ve Osborne’un çalışmasında uzmanlara, “Bu işin görevlerinin, büyük verinin kullanılabilirliğine bağlı olarak, son teknolojiye sahip bilgisayar kontrollü ekipman tarafından yapılması yeterli bir biçimde tanımlanabilir mi” sorusu sorulmuştur.[28] Bu sorular karşısında uzmanların yeni teknolojilerin potansiyelini oldukça abarttıkları rahatça söylenebilir.[29]

Tablo-1: Frey ve Osborne’un Araştırmasında Otomasyon Riski Yüksek Olan Meslekler

Telepazarlamacı % 99
Dikişçi % 99
Matematik teknisyeni % 99
Sigortacılar % 99
Saat tamircileri % 99
Kargocular % 99
Veri giriş görevlileri % 99
Komisyoncular % 98
Sipariş alan görevliler % 98
Kredi görevlileri % 98
Sigorta eksperleri % 98
Hakemler ve diğer spor görevlileri % 98
Kredi analistleri % 98
Modeller % 98
Emlakçılar % 97
Kamera tamircileri % 97
Kasiyerler % 97
Ayakkabı işçisi % 97
Aşçı % 96
Sekreter ve yönetici asistanı % 96
Ofis çalışanı % 96
Otel çalışanları % 94
Garson % 94
Kamyon şoförleri % 93
İmalat işçisi % 92
Tezgahtar % 92
Araba tamircisi % 91
İnsan kaynakları asistanı % 90
Taksi şoförü % 89
Tekstil işçisi % 89
Fırıncı % 89
İnşaat işçisi % 89
Orman işçisi % 87

Kaynak: Frey ve Osborne, The Future of Employment (2017), sf. 269-278.

Frey ve Osborne’un araştırmasında, uzmanların verdikleri yanıtlara göre bazı mesleklerin otomatize edilme olasılıkları Tablo-1’den izlenebilir. Buna göre sigortacı, kargo işçisi, sigorta eksperi, model, emlakçı, aşçı, ofis çalışanı, otel çalışanı, garson ve kamyon şoförlerinin işlerinin otomatize edilme olasılığı yüzde 90’ın üzerindedir ve büyük kısmı on yıl içinde işsiz kalacaktır. Frey ve Osborne araştırmalarını 2013 yılında yapmışlardı. Ancak aradan geçen 7 yılda kargo ya da ofis işlerinin ya da oteldeki işlerin robotlar ya da yapay zeka tarafından ortadan kaldırılmasına ilişkin herhangi bir emare, en azından şimdilik, söz konusu değildir.

Değerlendirmeler teknik kapasite ve yetenekler temelinde teknik uzmanların analizlerine dayandığı için toplumsal ilişkilerin yapısallaşmış gerçeklikleri, ekonomik ve diğer sınırlamalar göz ardı edilmekte, dolayısıyla gerçek yaşamdan oldukça uzak sonuçlara varılmaktadır.

4.4. Teknik Potansiyel ile Gerçekliğin Karışması

Görev bazlı analiz meslek bazlı analizden daha makul olmakla birlikte yine de sonuçları yorumlamakta dikkatli olmak için önemli nedenler vardır. Çünkü bu analizlerde de yine toplumsal ilişkiler bağlamı büyük ölçüde eksik ya da hatalıdır. Birincisi, yaklaşım hala bu tür teknolojilerin gerçek kullanımından ziyade teknolojik yetenekleri yansıtmaktadır ve bu da işin otomatikleştirilmesinin fazla tahmin edilmesine yol açmaktadır. İkincisi, yeni teknolojiler daha fazla kullanılsa bile, bunun istihdam beklentileri üzerindeki etkisi, işyerlerinin yeni bir işbölümüne uyum sağlayıp sağlamadığına bağlıdır. İşçiler, yeni teknolojilerle tamamlanan görevleri giderek daha fazla yerine getirerek uyum sağlayabilirler. Üçüncüsü, yaklaşım sadece mevcut işleri dikkate almaktadır. Bu teknolojilerin kullanılması yeni işler yaratacaktır. Bu nedenle, işyerlerinin ilk bakışta şüphelenenden daha az “risk altında” olması kesindir.[30]

Otomasyon potansiyeli ile gerçek istihdam kayıpları birbirinden farklı şeylerdir. Özellikle, belirli görevlerin yerine getirilmesi için insanlardan ziyade makinelerin kullanılmasına ilişkin teknik olasılık, insanların makinelerle ikame edilmesinin gerçek hayatta gerçekleştiği anlamına gelmez. Birçok durumda, böyle bir değiştirmeyi önleyebilecek veya en azından hızını önemli ölçüde yavaşlatabilecek ekonomik, sosyolojik, yasal ve etik engeller vardır. Bununla birlikte, bu tür engellerin yokluğunda bile, işçiler görevleri güncelleyerek makineler ve insanlar arasındaki yeni bir işbölümüne uyum sağlayabilirler. Mesela, geçmiş bilgisayarlaşma ile yapılan düzenlemelerin çoğu, meslekler arasındaki istihdam paylarını değiştirmek yerine meslekler içindeki görev yapılarını değiştirerek gerçekleşmiştir.[31]

Almanya’da yapılan bir çalışma imalat sanayinde robot kullanımının genel olarak imalat sanayindeki işleri ortadan kaldırmadığını göstermektedir: “ABD’den farklı olarak, robotların şimdiye kadar büyük iş katilleri olduğuna dair hiçbir kanıt bulamıyoruz.” Araştırmaya göre robotlar görevdeki imalat işçileri için yerinden edilme riskini yükseltmiyor. Aksine, daha fazla robota maruz kalan çalışanın, robottan önceki görevleri yerine getirmesi gerekmese de orijinal işyerlerinde çalışmaya devam etme olasılıkları daha yüksek. Yazarlara göre bu bulgular Alman işgücü piyasasında endüstriyel ilişkilerin önemli bir özelliğini yansıtıyor: imalat sektörü hala yüksek oranda sendikalıdır ve özellikle mavi yakalı işçilerin ücretleri genellikle toplu biçimde çalışma konseylerinin güçlü katılımıyla belirlenir. Bu güçlü sendikalılık robotların girişi sonucu mevcut işçilerin işten atılmasını engellemekte, onların iş tanımlarında değişikliklere yol açmaktadır.[32]

4.5. Formüllerin Tek Yanlılığı

Anaakım çalışmalardaki yaygın yöntem sermaye ile emek gücünün yer değiştirdiği bir üretim fonksiyonu kullanmaktır. Sermaye ile emek gücü arasındaki ikameye ilişkin bir esneklik katsayısı belirlenir. Bu matematiksel yaklaşıma göre, örneğin, sermaye bir birim arttığında emek bir birim ya da iki birim azalabilir. Bu emek ile sermaye arasındaki esneklikle ilgilidir. İki değişkenli üretim fonksiyonuna robot ve robot ile emek arasındaki ikame esnekliği dahil edildiğinde robotların istihdam üzerindeki etkisini ölçen fonksiyon/formül bulunmuş olur:[33]

Böyle bir üretim fonksiyonuna göre insan emeği ile robotlar arasındaki ikame arttıkça insan emeğinin önemi azalacaktır.[34] Bu matematiksel model ve fonksiyonlarda, bir takım ikame esnekliği katsayıları bağlamında robot sayısının artışı oranında emek gücü miktarının düşeceği sonucuna varılmaktadır. Fonksiyonda her şey yerli yerinde olduğu ve tüm toplumsal olgular, çelişkiler, çatışmalar, yapısal faktörler, yeterli nitelikli işgücü, kültür, işin niteliği ve mekan soyutlandığı için adeta havasız bir deney ortamı varsayılmaktadır. Böylece robot sayısının artması işçi sayısının azalması için yeterli bir unsur olmaktadır. Böyle bir varsayım ve fonksiyonla 19. yüzyılda makineler üretim sürecine dahil oldukça ya da daha yakın zamanda bilgisayarlar kullanıldıkça işçi sayısının azalacağı sonucuna varmamız gerekirdi ki, tarihsel süreç bunun tam tersi ile sonuçlanmıştır. Tek tek ülkelerde ve dünyada hem işçi sayısı hem de işçi oranı hızlı bir biçimde artmıştır.[35] Dolayısıyla tüm toplumsal sınırlama ve çelişkileri göz ardı eden bir fonksiyonla robotların istihdam üzerindeki etkisini açıklamaya çalışmak günümüz iktisadının vazgeçemediği ideolojik saplantılardan birisidir. Bu yaklaşımda önemli olan gerçeğin ne olduğu değil, fonksiyonlardır.

5. SONUÇ

Dijital teknolojilerdeki gelişmelerle birlikte, günümüz kapitalizminde, işlerin tamamının ya da büyük kısmının robotlar ve yapay zeka uygulamaları tarafından ortadan kaldırılacağı fikri sadece bilim kurgu edebiyatının eseri değil. Çok sayıda araştırma ve bu araştırmalara dayanan haberlerde robotların ve yapay zekanın insanların işlerini ellerinden alacağı, 10 yıl gibi bir zaman içerisinden işlerin ortalama olarak yarısının ortadan kalkacağı ileri sürülmektedir.

Bu araştırmalardan en ünlüsü ve önemlisi Frey ve Osborne’un çalışmasıdır. Buna göre ABD’deki işlerin yüzde 47’si yüksek risk altında ve on yıl içinde yok olacak. Benzer yöntem kullanan araştırmalara göre diğer ülkelerde de benzer bir tablo söz konusudur.

Bu araştırmaların temel zaafı üretim süreci ve çalışma yaşamındaki toplumsal ilişkiler bütünlüğünü gözetmeyen, her şeyi teknoloji ile başlatıp bitiren, teknolojinin içinde şekillendiği ve etkilediği bağlamı göz ardı eden bir yöntem ve yaklaşım kullanmasıdır. Bu yöntemde gerçekten yapılan işler değil soyut mesleki kategoriler yine soyut bir teknolojik kapasite ile karşılaştırılmakta ve uzmanların öznel değerlendirmeleri ile bunların otomatize edilme olasılıkları hesaplanmaktadır. Örneğin meslekleri değil de gerçek işleri dikkate alan başka bir araştırmada yüksek risk altındaki işlerin oranı sadece yüzde 9’dur.[36]

Yine otomatize olma sürecinde sektörlerin özgünlükleri, otomasyonun temel belirleyenlerinden birisi olan işgücü maliyetleri, şirketlerin bu kapsamdaki “rasyonel” tercih durumları, sermaye birikiminin ihtiyaçları, üretim zinciri vb. kapitalist üretim ilişkilerinin temel unsurları dikkate alınmamaktadır. İçinde bulunduğumuz toplumsal ilişkilerin çelişki ve çatışmaları, rekabet ve kar mücadelesi dikkate alınmadığında otomasyon engelsiz ve sürtünmesiz bir süreç olarak algılanmaktadır. Ancak bu yaklaşım birçok sektörde robot kullanımı yerine ucuz işgücüne dayalı üretim gerçeği gibi en açık olguları bile açıklama yeteneğine sahip değildir. Bu alanlardaki uluslararası tekeller için robotların maliyetleri ile karşılaştırıldığında ucuz işgücü kullanımı kat be kat daha kârlıdır ve tercih sebebidir. Ayrıca çok sayıda işin otomatize edilmesinin önünde sadece ekonomik değil siyasal, kültürel, eğitimsel, hukuki, etik vb. çok sayıda engel bulunmaktadır.

Robotlar ve yapay zeka başta olmak üzere dijital teknolojiler bazı işleri, ifade edilenden çok daha yavaş olsa da, gerçekten ortadan kaldırmaktadır. Ancak bu teknolojilerle bağlantılı ve bağlantısız olarak çok sayıda yeni iş de ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla teknolojik işsizlik, teknolojik gelişmeler bağlamında gerçek olsa da toplumun çoğunluğunun işsiz kaldığı bir kapitalizm hem kapitalizmin sermaye birikimi ve değer yasası hem de gelişen teknolojilerle ortaya çıkan yeni işlerle ilgili tarihsel olgular bağlamında mümkün değildir.[37] Az çok bilimsel bir araştırma teknolojinin bağrında şekillendiği bu kapitalist bağlamı dikkate almak zorundadır.

Sonuç olarak, robotların sayısı özellikle bazı sektörlerde hızla artıyor olsa da kapitalist üretim ilişkileri, her sektörde, özellikle ucuz ya da rutin olmayan işçiliğe dayalı sektörlerde robotların yayılmasını sınırlamaktadır. Elbette bu durum sabit değil değişime açıktır, bu sektörlerde de robot kullanımı tabloyu değiştirebilir. Ancak emperyalist hiyerarşi ve sömürü ilişkileri bağlamında günümüzdeki durum budur. Yine robotlar bazı işlerin ortadan kalkmasına neden olsa da yeni işler ortaya çıkmaktadır. Kapitalizm robotların kullanımını arttırma eğiliminde olduğu kadar ve ondan daha fazla emek gücünü metalaştırmak ve ürettiği artı-değere el koyma eğilimine sahiptir. Dolayısıyla mevcut raporlarda göz ardı edilen bütün bu olgular dikkate alındığında on sene içerisinde işlerin yarısı yok olmayacak, toplumun yarısı işsiz kalmayacaktır. Önümüzde duran işçisiz ve yeni kapitalizmin sorunları değil tersine daha çok emek gücünü metalaştıran, kamusal alanları ve emeği sermaye birikimine açan, daha yoğun bir sömürüyü dayatan, eşitsizlik ve tahakkümün arttığı -elbette işsizliğin de eşlik ettiği- bir kapitalizm ve onun yol açtığı/açacağı sorunlardır.

KAYNAKLAR

Arntz, M., T. Gregory and U. Zierahn (2016) “The Risk of Automation for Jobs in OECD Countries: A Comparative Analysis”, OECD Social, Employment and Migration Working Papers, No: 189, Paris: OECD Publishing.

BBC Türkçe, “Silikon Vadisi’ni terk edip inzivaya çekilen eski Facebook yöneticisi: Medeniyet 30 yıl içinde çökebilir”, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-40846560, (Erişim Tarihi: 9 Mart 2020).

Bowles, J. (2014) “54% of EU Jobs at Risk of Computerisation”, https://bruegel.org/2014/07/chart-of-the-week-54-of-eu-jobs-at-risk-of-computerisation/, (Erişim Tarihi: 9 Mart 2020).

Brynjolfsson, E. and A. McAfee (2011) Race Against the Machine: How the Digital Revolution is Accelerating Innovation, Driving Productivity, and Irreversibly Transforming Employment and the Economy, Lexington: Digital Frontier.

Dauth, W., S. Findeisen, J. Südekum, N. Woessne (2017) “The rise of robots in the German labour market”, https://voxeu.org/article/rise-robots-german-labour-market (Erişim Tarihi: 9 Mart 2020).

David, B (2017), “Computer Technology and Probable Job Destructions in Japan: An Evaluation”, Journal of the Japanese and International Economies 43: 77-87.

Ford, M. (2015) The Rise of the Robots: Technology and the Threat of Mass Unemployment, Oxford: Oneworld ve  Frey, C. B. and M. Osborne (2017) “The Future of Employment: How Susceptible are Jobs to Computerisation?”, Technological Forecasting and Social Change, 114: 254–280.

Frey, C. B. and M. A. Osborne (2013) “The Future of Employment: How Susceptile are Jobs to Computerisation?”, Oxford Martin School Working Paper, 1-72.

Hawksworth, J., R. Berriman and S. Goel (2018) “Will Robots Really Steal Our Jobs? An International Analysis of The Potential Long Term Impact of Automation”, PwC, https://www.pwc.com/hu/hu/kiadvanyok/assets/pdf/impact_of_automation_on_jobs.pdf (Erişim Tarihi: 9 Mart 2020).

IFR (2019) “Executive Summary World Robotics 2019 Industrial Robots”, World Robotics 2019 Industrial Robots https://ifr.org/downloads/press2018/Executive%20Summary%20WR%202019%20Industrial%20Robots.pdf, (Erişim Tarihi: 22.03.2020).

Kurt, D. ve Ü. Bozoklu (2019) “Robot Ekonomisinin Yükselişi”, Sosyal Bilimler Metinleri, 1: 25-47.

Manyika, J.; M. Chui; J. Bughin; R. Dobbs; P. Bisson; A. Marrs (2013) “Disruptive Technologies: Advances that will Transform Life, Business, and the Global Economy”, McKinsey Global Institute, San Francisco, CA, USA.

Narin, Ö. (2008) “Teknolojik Değişim: Türkiye’de Üretim Araçları Üretimi (1996-2005)”, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kalkınma İktisadı ve İktisadi Büyüme Bilim Dalı, İstanbul.

Ness, I. (2018) Güneyin İsyanı: Küresel İşçi Sınıfının Gelişi, çev. A. E. Pilgir, İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları.

Pajarinen, M. and P. Rouvinen (2014) “Computerization Threatens One Third of Finnish Employment”, ETLA Brief, No: 22.

Petzinger, J. (2017) “Germany has way more industrial robots than the US, but they haven’t caused job losses”, https://qz.com/1096642/germany-has-more-industrial-robots-than-us-impact-on-jobs-wages-inequality/ (Erişim Tarihi: 9 Mart 2020).

Pfeiffer, S. (2017) “The Vision of ‘Industrie 4.0’ in the Making: a Case of Future Told, Tamed, and Traded”, Nanoethics, 11:107-121.

PMMI (2919) “Business Intelligence, Robotics 2019: Innovation 2 Implementation” https://www.packworld.com/home/article/13378118/global-cpgs-embrace-robotics, (Erişim Tarihi: 22.03.2020).

Simon, J. (2017) “Fascinating Tales of a Strange Tomorrow”, https://towardsdatascience.com/fascinating-tales-of-a-strange-tomorrow-72048639e754 (Erişim Tarihi: 22.03.2020).

Teulieres, M., J. Tilley, L. Bolz, P. M. Ludwig-Dehm, S. Wägner (2019) “Industrial Robotics Insights into the Sector’s Future Growth Dynamics”, McKinsey & Company.

Vermeulen, B.; J. Kesselhut; A. Pyka and P. P. Saviotti (2018)” The Impact of Automation on Employment: Just the Usual Structural Change?”, Sustainability, MDPI, 10(5):1-27.

Walwei, U. (2016) “Digitalization and Structural Labour Market Problems: The Case of Germany”, ILO Research Paper, No: 17, (https://www.ilo.org/wcmsp5/groups/public/—dgreports/—inst/documents/publication/wcms_522355.pdf).

Waters, R. (2017) “Bill Gates Calls for Income Tax on Robots”, Financial Times, https://www.ft.com/content/d04a89c2-f6c8-11e6-9516-2d969e0d3b65 (Erişim Tarihi: 9 Mart 2020).

WEF (2018) “The Future of Jobs Report 2018”, http://www3.weforum.org/docs/WEF_Future_of_Jobs_2018.pdf (Erişim Tarihi: 20.03.2020).

Wolfgang, M. (2016) “The Robotics Market: Figures and Forecasts; RoboBusiness”, Boston Consulting Group, Boston, MA, USA.


[1] Manyika, J.; M. Chui; J. Bughin; R. Dobbs; P. Bisson; A. Marrs (2013) “Disruptive Technologies: Advances that will Transform Life, Business, and the Global Economy”, McKinsey Global Institute, San Francisco, CA, USA ve Wolfgang, M. (2016) “The Robotics Market: Figures and Forecasts; RoboBusiness”, Boston Consulting Group, Boston, MA, USA.

[2] Brynjolfsson, E. and A. McAfee (2011) Race Against the Machine: How the Digital Revolution is Accelerating Innovation, Driving Productivity, and Irreversibly Transforming Employment and the Economy, Lexington: Digital Frontier;  Ford, M. (2015) The Rise of the Robots: Technology and the Threat of Mass Unemployment, Oxford: Oneworld ve  Frey, C. B. and M. Osborne (2017) “The Future of Employment: How Susceptible are Jobs to Computerisation?”, Technological Forecasting and Social Change, 114: 254–280.

[3] Vermeulen, B.; J. Kesselhut; A. Pyka and P. P. Saviotti (2018) ” The Impact of Automation on Employment: Just the Usual Structural Change?”, Sustainability, MDPI, 10(5):1-27, sf. 1.

[4] BBC Türkçe, “Silikon Vadisi’ni terk edip inzivaya çekilen eski Facebook yöneticisi: Medeniyet 30 yıl içinde çökebilir”, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-40846560, (Erişim Tarihi: 9 Mart 2020). Teknolojinin gelişmesinin işsizliği arttıracağı varsayımından hareketle Martinez bir sosyal patlama “tehlikesi”ne işaret ediyor: “Siyaset ve teknoloji arasında ciddi bir yarış söz konusu. Şu anda teknoloji açık ara önde gidiyor. Teknolojik gelişmelerin sonucunda çok sayıda kişi işini kaybedecek. Bu durumun önüne geçip oluşacak sefaleti önleyecek sosyal politikalara dair ise hiçbir çalışma yok. Sadece ABD’de 300 milyon silah var. Bu da neredeyse kişi başına bir silah düşüyor demek. Bu silahların büyük kısmı da ekonomik açıdan avantajlı konumlarını yitiren kişilerin elinde.

[5] Waters, R. (2017) “Bill Gates Calls for Income Tax on Robots”, Financial Times, https://www.ft.com/content/d04a89c2-f6c8-11e6-9516-2d969e0d3b65 (Erişim Tarihi: 9 Mart 2020).

[6] 2014 tarihinde Pew Araştırma Merkezi tarafından AI, Robotics, and the Future of Jobs başlıklı anket çalışmasına katılan 1896 teknoloji yetkilisi ve analistin yüzde 48′i robotların mavi ve beyaz yakalıları işçileri işinden edeceği konusunda görüş bildirdi. Kurt, D. ve Ü. Bozoklu (2019) “Robot Ekonomisinin Yükselişi”, Sosyal Bilimler Metinleri, 1: 25-47, sf. 32.

[7] Frey, C. B. and M. A. Osborne (2013) “The Future of Employment: How Susceptile are Jobs to Computerisation?”, Oxford Martin School Working Paper, 1-72.

[8] Bu, O*Net’teki meslek özellikleri ile 2010 İşgücü İstatistikleri Bürosu (BLS) istihdam ve ücret verilerini ilişkilendirmek için zorunlu bir ön koşuldu.

[9] Walwei, U. (2016) “Digitalization and Structural Labour Market Problems: The Case of Germany”, ILO Research Paper, No: 17, sf. 10-11.

[10] Frey ve Osborne, The Future of Employment (2017), sf. 268.

[11] Frey ve Osborne, The Future of Employment (2017), sf. 265.

[12] Bonin vd.’den aktaran Walwei, Digitalization and Structural Labour Market Problems, sf. 11.

[13] Bowles, J. (2014) “54% of EU Jobs at Risk of Computerisation”, https://bruegel.org/2014/07/chart-of-the-week-54-of-eu-jobs-at-risk-of-computerisation/, (Erişim Tarihi: 9 Mart 2020). Çok sayıda başka araştırmada da oldukça abartılı sonuçlar elde edilmiştir. Örneğin Brzeski ve Burk (2015) Almanya’da istihdamın yaklaşık yüzde 59’unun yüksek risk altında olduğunu tahmin ediyor. Bkz. Bowles (2014) “54% of EU Jobs at Risk of Computerisation”. Pajarinen ve Rouvinen de Finlandiya’da işlerin yüzde 35’inin yüksek otomasyon riski altında olduğunu ifade ediyor. Bkz. Pajarinen, M. and P. Rouvinen (2014) “Computerization Threatens One Third of Finnish Employment”, ETLA Brief, No: 22, sf. 3.

[14] David, B (2017), “Computer Technology and Probable Job Destructions in Japan: An Evaluation”, Journal of the Japanese and International Economies 43: 77-87, sf. 82.

[15] Hawksworth, J., R. Berriman and S. Goel (2018) “Will Robots Really Steal Our Jobs? An International Analysis of The Potential Long Term Impact of Automation”, PwC, https://www.pwc.com/hu/hu/kiadvanyok/assets/pdf/impact_of_automation_on_jobs.pdf (Erişim Tarihi: 9 Mart 2020), sf. 1-2.

[16] Frey ve Osborne, The Future of Employment (2017), sf. 268.

[17] Pajarinen and Rouvinen, Computerization Threatens One Third of Finnish Employment, sf. 4.

[18] Frey ve Osborne, The Future of Employment (2017), sf. 268.

[19] Narin, Ö. (2008) “Teknolojik Değişim: Türkiye’de Üretim Araçları Üretimi (1996-2005)”, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kalkınma İktisadı ve İktisadi Büyüme Bilim Dalı, İstanbul, sf. 188.

[20] Arntz, M., T. Gregory and U. Zierahn (2016) “The Risk of Automation for Jobs in OECD Countries: A Comparative Analysis”, OECD Social, Employment and Migration Working Papers, No: 189, Paris: OECD Publishing, sf. 22.

[21] Pfeiffer, S. (2017) “The Vision of ‘Industrie 4.0’ in the Making: a Case of Future Told, Tamed, and Traded”, Nanoethics, 11:107-121, sf. 111-112.

[22] IFR (2019) “Executive Summary World Robotics 2019 Industrial Robots”, World Robotics 2019 Industrial Robots, https://ifr.org/downloads/press2018/Executive%20Summary%20WR%202019%20Industrial%20Robots.pdf (Erişim Tarihi: 22.03.2020), sf. 13.

[23] PMMI (2919) “Business Intelligence, Robotics 2019: Innovation 2 Implementation” https://www.packworld.com/home/article/13378118/global-cpgs-embrace-robotics, (Erişim Tarihi: 22.03.2020).

[24] McKinsey’in 85 şirketle yaptığı araştırmaya göre şirketler için robot kullanımının önündeki en büyük engel, robotların yüksek maliyetidir. Bkz. Teulieres, M., J. Tilley, L. Bolz, P. M. Ludwig-Dehm, S. Wägner (2019) “Industrial Robotics Insights into the Sector’s Future Growth Dynamics”, McKinsey & Company, sf. 24.

[25] Arntz vd., The Risk of Automation for Jobs in OECD Countries, sf. 7-8.

[26] Kurt ve Bozoklu, Robot Ekonomisinin Yükselişi, sf. 34.

[27] Simon, J. (2017) “Fascinating Tales of a Strange Tomorrow”, https://towardsdatascience.com/fascinating-tales-of-a-strange-tomorrow-72048639e754 (Erişim Tarihi: 22.03.2020)

[28] Frey ve Osborne, The Future of Employment (2013), sf. 30.

[29] Arntz vd., The Risk of Automation for Jobs in OECD Countries, sf. 21.

[30] Arntz vd., The Risk of Automation for Jobs in OECD Countries, sf. 21.

[31] Arntz vd., The Risk of Automation for Jobs in OECD Countries, sf. 7-8.

[32] Petzinger, J. (2017) “Germany has way more industrial robots than the US, but they haven’t caused job losses”, https://qz.com/1096642/germany-has-more-industrial-robots-than-us-impact-on-jobs-wages-inequality/ (Erişim Tarihi: 9 Mart 2020).

[33] Formül, emek ile sermaye ve emek ile robot arasındaki belirli ikame oranları ve çeşitli sabitler göz önünde bulundurularak hazırlanmıştır. Formül, matematiksel olarak değerlendirilmek üzere değil, sadece gerçek hayattan kopukluğa işaret edilmek üzere yazılmıştır. Formüldeki simgelerin açıklaması ise şöyle: İnsan emeği L, robot R, ikisinin arasındaki ikame elastikiyeti s ile gösterilmiştir. Elde edilen birleşik girdi sabit sermaye K, üretim fonksiyonu ve birleşik girdi arasında h ikame elastikiyeti ile birleştirilebilmektedir. s ve h parametrelerinin aralıkları 0 ile artı sonsuz arasındadır. q ve b parametreleri ise 0 ile 1 arasında değişen dağıtım parametreleridir. İki seviyeli ölçek parametreleri l ve e’dur. Parametrelerin belirtilen sınırlar dışında olması durumunda istatistiksel olarak anlamlı dahi olsa iktisadi açıdan anlamlı olmayacaktır. Bkz. Kurt ve Bozoklu, Robot Ekonomisinin Yükselişi, sf. 32.

[34] Kurt ve Bozoklu, Robot Ekonomisinin Yükselişi, sf. 32.

[35] Ness, I. (2018) Güneyin İsyanı: Küresel İşçi Sınıfının Gelişi, çev. A. E. Pilgir, İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları, sf. 24.

[36] Arntz vd., The Risk of Automation for Jobs in OECD Countries, sf. 8.

[37] Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) bir raporunda 2022 yılına kadar teknolojik gelişmelerle 75 milyon işin kaybolacağı, buna karşılık 133 milyon yeni işin yaratılacağı belirtilmektedir. Bkz. WEF (2018) “The Future of Jobs Report 2018”, http://www3.weforum.org/docs/WEF_Future_of_Jobs_2018.pdf (Erişim Tarihi: 20.03.2020).

Warning: A non-numeric value encountered in /home/teoriveeylem/public_html/wp-content/themes/Newspaper/includes/wp_booster/td_block.php on line 353