Irak’taki protesto eylemleri ve nedenleri üzerine notlar

Kays Abbas

Çeviren: Ali Karadaş

Bu çalışmada Irak’taki İslami hareketlerin siyasi tarihinden faydalanarak okuyucuya Irak’taki durumun ve 2019 Ekim ayında başlayan halk hareketinin bir fotoğrafı verilmeye çalışılacaktır. Çalışma üç nokta üzerine odaklandı, lakin Bağdat’ta gerçekleşen Süleymani suikastı,bir bölüm daha eklemeyi gerekli kıldı. Bu çerçevede çalışmanın ilk bölümü,Irak İslami hareketlerinin ortaya çıkışlarının arka planı ve başarmayı hayal ettikleri ideolojinin bir resmini vermeye çalışacaktır. Sonrasında Amerika’nın Irak’ı işgalinden sonra Irak’ta hüküm süren dini hareketlerin ve partilerin pozisyonları ortaya konmaya çalışılacak. Üçüncü bölümde, Irak’taki halk hareketinin anlaşılmasında ve gelecekte nereye yöneleceği hakkında bazı bilgi ve ayrıntılar sunulacaktır. Ekim 2011’de başlayan halk hareketinin karakteri, talepleri ve başarıları; harekete katılanlar ve ona karşı çıkanların analizleri yer alacaktır.Halk hareketi üzerindeki güçlü etkisi ve Irak siyasi sahnesini değiştirmesi nedeniyle Kasım Süleymani ve Irak Hizbullah’ı lideri Ebu Mehdi El-Mühendis suikastının ortaya çıkarabileceği sonuçlar, yazımızın son bölümünü oluşturacaktır.

1. IRAK’TA İSLAMİ HAREKET

Geçen yüzyılın 50’li yıllarının sonunda bir grup Iraklı din adamı, dini merci (otorite)olan Muhammed Bakır el-Sadr’a siyasi bir parti kurmaya yönelik bir proje sundu ve Bakır el Sadrbu talebi kabul etti. Böylece Mısır’da Hassan el-Benna tarafından kurulan Sünni Müslüman Kardeşler hareketine Irak’ta etkin olan İmâmiye-i İsnâ’aşer’îyye (Onikiciler) tepkisi olarak bugün Irak’ta faaliyet gösteren tüm Şii partilerin ilk çekirdeği kurulmuş oldu. Araştırmacılar ilk kuruluşun 1957’de olduğunu söylüyor. Birçok araştırmacı bu tarihi sorgulasa da kuruluşun Iraklı lider Abdülkerim Kasım döneminde olduğu kesindir.Irak Komünist Partisinin yönetimde olduğu Kasım’ın kısa süren döneminde(1958-63 arasında) Irak 24 Mart 1959’da Bağdat Paktı’ndan çekildi. Bu geri çekilmeyle ittifak işlevsizleşti ve 1979’daki İran devriminden sonra İran’ın ittifaktan çekilmesiyle tamamen çöktü. Sonrasında Irak, Sovyetler Birliği ile dostluk çerçevesinde samimi ilişkiler kurdu. Ayrıca Eisenhower doktrininden ve Birleşik Krallık ile ortak bir güvenlik anlaşmasından çekildi. Irak, 1954 ve 1955 yıllarında krallık döneminde ABD ile imzalanan ve askeri konuları, silahlar ve teçhizatları içeren anlaşmadan çekildi. 30 Mayıs 1959’da son İngiliz askerleri ve subayları Irak’ta Habbaniye üssünden ayrıldı.

Irak’ta Şii İslami bir partinin kurulmasında Batı/Amerikan istihbarat teşkilatlarının açık bir belirtisi bulunmamaktadır. Ama bu haber, kesinlikle batı tarafını rahatlattı. On kurucu bir araya gelerek hareketi başlattı (Muhammed Bakır es-Sadr, Muhammed Mehdi el Hekim, Murtaza el Askeri, Talip el Rafai, Muhammed Sadık el Kasımi, Abdulsahip Dahil, Muhammed Salih Edip, Muhammed  Bakır Hekim, Hasan Şebr, Ve Dr. Caber Al-Atta). Daha sonra partinin siyasi belgelerine dönüşen es-Sadr’nin yazıları, sosyalist ve kapitalist kamplar arasında üçüncü bir pozisyon alma iddiasını taşıyor. Özellikle “Ekonomimiz” kitabında ciddi bir İslam iktisat teorisi tasarlamaya çalıştı. Bu çalışmasında “İlahı mülk” kavramını kullanmak yerine Arapçada sosyalizmin türetildiği “iştiraki’ye” yakın olan “müşterek mülk” kavramını kullansa da ortaya koyduğu görüşler merkezi feodal devlet ile devlet kapitalizmi arasında gidip gelen görüşler olmanın ötesine geçemedi. Felsefi çalışmalarında “gidici” olarak gördüğü ideolojilerden uzak bir şekilde İslami kimliği aramaya çalışanSadr, Sovyetler Birliği ve Arap müttefiklerinden olduğu kadar Batı’dan da uzak durdu. Bu tutum, Müslüman Kardeşleriniki dünya savaşı arası dönemdeki güçlü sosyalist hareketlere karşı batının ve özellikle Britanya’nın desteğindeki pozisyonundan farklılık göstermektedir. Müslüman Kardeşlerin Batıyla işbirliği, İkinci Dünya Savaşı sonrasında özellikle Mısır, Cezayir ve Suriye’deki hükümetlere karşı devam etti.  Belki de bu ihtilaf, ABD’nin 2003 Irak işgaline kadar genel olarak Arap İslamcıları ile “ne batı ne de doğu” sloganını yükseltenOnikici (İmâmiye-i İsnâ’aşer’îyye) Şii İslami hareketler arasındaki en önemli ayrım noktalarından biri olarak kaldı.

Şii hareketin kurucuları da Müslüman Kardeşler hareketinin fark ettiği gibi toplumun ulusal ve uluslararası alanda sosyalistveya liberal görüşler etrafındasekülerliğe yöneldiğini keşfettiler. Bu nedenle Arap toplumunun İslam kimliğini kaybetmesiniendişesi taşıyorlardı. Hareket;Müslüman Kardeşler gibi İslami olmayan toplumları ideolojik olarak cahil toplumlar olarak adlandırmasa da toplumun tekrar İslamlaştırılması gerektiğini düşünüyordu. Bununla birlikte partinin ilk adı (Şii İslam Partisi) siyasi vizyonunun çoğunu içeriyordu. Ancak Sadr isme itiraz etti ve “DavaPartisi” (Dava, Arapçada çağrı) adını önerdi. İsim; İslam’ın ilk dönemlerinde İslam öncesi cahiliye dönemi Arap toplumlarınıİslam’a davet etme fikrini taşıyordu. Böylece isimden kurucuların en azından Irak toplumuna tekrar İslam’a dönmeyi davet ettiği anlaşılıyor. Sadr, partinin yayınlarında“‘İslami çağrı’ adı;insanları İslam’a çağırma görevimizin meşru ifadesidir. Parti, hareket ve organizasyonla kendimizi ifade etmemizde herhangi bir engel yoktur. Biz İslam’ın vaiziyiz. Biz Allah’ın ve İslam’ın destekçileriyiz. Biz toplumda bir hareketiz ve eylemlerimizle örgütlüyüz. Her halükarda biz İslam’a çağırdık ve İslam’ın çağrıcılarıyız. Bunu eylemi seçmemizin sebebi önce meşruiyeti, ikincisi ise faydası.[1]Böylece Dava Partisi, dini savunup tanıtma ve en fazla destekçiyi çekmek için halkın manevi inancını derinleştirme çalışmalarına başladı. Camileri, minberleri kullanarak ve türbeleri ziyaret etme dahil olmak üzere çeşitli dini ritüeller aracılığıyla sağlanacak halk desteğinin dini bir duygudan, demokratik bir seçimde sese dönüşmesi amaçlanıyordu. Parti platformunun açıkça ortaya koyduğu ikinci aşama, halkçı ve kitlesel olandan politik bir eyleme geçmekti. Nihai hedef şeriat devletinin kurulmasıydı. Arap ve İslam dünyasında Dava Partisi’nin ilk kurucularının bütün dünyaya seslendikleri yaklaşımı yaygındı.[2] Bu yaklaşım, sahip oldukları dini ideolojinin temel biçimidir. Bu arada dini hareket, dini kitapların dünya dillerine çevrildiği ateşli bir döneme tanıklık etti.  Hatta kendi içinde diyalektik materyalizm, doğal seleksiyon, Einstein’ın özel ve genel görelik kuramı gibi bilimsel teorilerinin yanlışlığını kanıtlamak için tartışmalar yürüttü.[3] Dünya söylediklerini duyduğunda, harekete toplu olarak katılacaklarına inanıyorlardı. Tabi ki böyle bir şey olmadı.

19 Ağustos 1960’da Muhammed Bakır El Sadr Dava Partisinden çekildi. Onun geri çekilmesi hala tartışma konusudur. Bu geri çekilme için birkaç görüş mevcut. Bizi ilgilendiren şey çekilmenin; Murtaza Al-Askari’nin, sonra 1971’in sonlarında kendisini BAAS hapislerinde bulan Abdulsahip el Dahil’in ve daha sonra 1974 idam edilen yeni lider Muhammed Hadi Asbati’nin partiye liderlik etmesini sağlayan politik yönüdür.Daha sonra Velayeti Fakih’tenİran din adamı Muhammed Mehdi El Asifi partinin liderliğini devraldı. Bu kişi Necef’teki etkili Arap din adamlarına düşmanlığıyla tanınıyordu. Böylece parti, Arap liderlerin ayrılmasına tanıklık etti.Asefi, 1999’da partiden ayrılana kadar Partinin liderlerinin birçoğu artık Fars kökenliydi. 1980’lerin sonlarından bu yana, liderin çoğunu Tahran belirledi. Aynı dönemde yirminci yüzyılın son on yılında, Dava Partisi’nin kurucusu Muhammed Bakir El Sadr’ın kuzeni Muhammed Sadık El Sadr harekette belirleyici hale geldi. Kendisi “ictihad” rütbesinde yetkiliydi. Dava Partisi’nin önde gelen ve kurucu üyesi olan Şeyh Murtaza el Yasin ile birlikte ulemalar grubundaydı. BAAS yetkilileri İran’la savaşta İran’a verdikleri destek nedeniyle bütün Dava partisi üyelerine yönelik idam kararı aldılar. Kararın ilk kurbanları 1980’de Muhammed Bakır el Sadr ve kız kardeşi Bint’ül-Hüda es-Sadr oldu. Irak’ta iktidardaki BAAS rejimine ve İran nüfuzuna karşı olan Muhammed Sadık Sadr ilepartinin bazı Arap liderleri arasında çatışma başladı.Sadr, özellikle Kuveyt’ten çekilmeyi talep eden halk hareketine önderlik ederek iktidara birçok defa itirazlarda bulundu.

Irak-İran savaşının patlak vermesinden sonra, Irak’taki Şiilerin ülkelerine karşı İran’la dayanışması nedeniyle Dava Partisi’nin yöneticilerinin birçoğu Humeyni’nin İran’ına göç etti. 1982 yılında, Dava Partisi Genel Başkanı Muhammed Bakır el-Hakim Tahran’da “İslam Devrimi Yüksek Konseyi” adı altında bir İslami cephe kurulduğunu bir bildiriyle ilan etti. Bildiri, aynı zamanda Suriye ve Lübnan’da da yayınlandı. Hakim, Muhammed Bakir El Sadr’ın“Lider Yardımcısı” olarak adlandırılanlar Dört Öğrencisinden (Şeyh Muhammed Mehdi El-Asafi, Kazem El-Ha’eri,Mahmud El-Haşemi El-Şahrudi ve El-Hakim) biriydi. İslami Cephe; Dava Partisinin yanı sıra İslami figürleri ve Molla Mustafa Barzani’nin kardeşi Şeyh Muhammed Halid Barzani liderliğindeki Kürt Hizbullah’ını kapsıyordu. Sürece İran ordusunun yanında savaşa katılan faylek Bedir (Bedir Birlikleri) adlı bir askeri kanatın kurulması eşlik etti. Ancak Dava Partisi, İslami Koalisyon’da olmak yerine partiye dönüşerek İslam Devrimi Yüksek Konseyi’nden çekildi. ABD işgalinden kısa bir süre sonra Necef’te Muhammed Bakır el-Hakim’in bir intihar saldırısıyla öldürülmesinden sonra Halefi Abdul Aziz el-Hakim, siyasi süreci onayladığı için (devrim) kelimesini silerek konseyin adını “İslam Yüksek Konseyi” olarak değiştirdi. Ölümünden sonra kardeşi Ammar elHakim,Teyyar el Hikme’yi (Bilgelik Akımı) kurmak için koalisyondan çekildi. Yukarıda belirtilen partiler ve oluşumlar; Dava Partisi, İslam Yüksek Konseyi, Bilgelik Akımı, Sadr hareketi, Bedir milisleri, Mehdi Ordusu ve Adil Kişiler Birliği bugün hala faaldir. Ancak Irak siyasi sahnesini etkileyen sadece partisel kurumları değildir. Necef’te dini bir Merci (otorite) mevcuttur. Her ne kadar dini Merci fetva konusunda uzmanlaşmış dini bir kurum olmasadaIrak’taki siyaseti belirlemede en büyük etkiye sahip mercidir.

Dini Merci Nedir?

İmâmiye-i İsnâ’aşer’îyye, 12 imamın Ebutalib’in soyundan geldiğine ve yanılmazlığına inanır. Mehdi olarak bilinen son imam Muhammed bin el-Hasan’dır. İmamiyye, Mehdi’nin tekrar geri döneceğine inanır. Mehdinin kayıp olduğu dönemde mehdinin takipçileri, din işleriyle ilgili konuları üstlenirler. Buna için el-Hawza al-İlmiyya (Necef Havzası, Irak’taki en önemli Şii okulları barındırır), on dördüncü yüzyılın ortalarındakurulmuştur. Bunlar erkek çocuklara din hükümlerini kaynaklarından öğrenme yeteneği kazanmaya hazırlayan okullardır. Müctehid (dini içtihadı oluşturan); Yüksek din eğitimi veya fetva misyonu hakkında yeterli bilgiye sahip olan din adamıdır. Fetva verme görevini üstlenen kişi “Merci” unvanı taşıyacaktır. Tarihsel olarak Necef, her dönemin çağına uygun yüzlerce Müctehid ve Merci yetiştirdi. Bununla birlikte, bunlardan birini bilimsel ve manevi değerlendirmelerde en üst düzey bir otorite olarak tanımlamak gelenekseldir. Şii dini müessesesi iki okul arasında ezeli ve tarihsel mücadelesi üzerinden siyaseten ikiye ayrıldı. Bunlardan biri Kum şehrinde İran ekolü, diğeri Irak’ın Necef kentinde Arap ekolüdür. İkisi arasında özellikle Humeyni’nin önerdiği ve üzerinde çalıştığıvelayet-i fakih teorisi çerçevesinde fark açıktır.[4]Humeyni, bu kavramıulusa siyasi liderlik etmede en yüksek merci anlamında kullanmaktadır. Bu teori, Necef’in merciliğini kabul etmemektedir. Bu nedenle bugün halen İran vatandaşı olmasına ve kökenleri İran’ın Sistan şehri olmasına rağmen Necefteki Arap medresesinin yüksek Merci’siAli Sistaniile İran ekolü arasındadoktrinel ve politik düzeyde farklılıklar bulunmaktadır.

Yukarıdan anlıyoruz ki, tüm İslami bloklar ve partiler, sosyalizme karşı yoğun bir savaş açılan soğuk savaş döneminde kurulan Dava Partisi’nden çıktı.Partinin çalışmasına izin veren tek hükümet Abdülkerim Kasım’ın yönetiminde olduğuhükümettir. Kasım, 1963’teki BAASdarbesinden sonra idam edildi. Dava Partisi, kuruluş metninde amacının “İslam ülkelerini kâfir sömürge hakimiyetinden kurtarmak” olduğunu belirtmesine rağmen 2002’deLondra’da düzenlenen Irak Muhalefeti toplantısına katılmıştır.Konferanstan bir yıl sonra en az iki milyon Iraklı sivili öldüren, Irak devlet aygıtını yok eden ve bugün var olan durumu ortaya çıkaran Amerikan işgali gerçekleşti. Amerikan işgalinden sonra DavaPartisi’nin önderlik ettiği hükümetler döneminde, partinin programında belirtilen “Müslüman bireyi değiştirmek ve hazırlamak; toplumda kapsamlı İslami değişim yaratmak için sadık, bilinçli, mücahid, yetenekli öncü yetiştirmek” hedefinin aksine Irak tarihinin en yozlaşmış ve en çok rüşvetin gerçekleştiği bir süreç yaşandı. Irak’ta bugün İslami partilerin başını çektiği burjuva-bürokratik iktidarların bu yozlaşmışlığını hedef alan halk isyan ediyor. Yıllardır dayatılan dinsel-mezhepsel kamplaşmayı reddediyor.

2. İSLAMCILARA KARŞI HALK AYAKLANMALARI

Irak’ta Saddam rejimi devrildikten sonra ABD askeri valisi Paul Bremer’in himayesindeki geçici hükümet 2004 yılında kuruldu ve İyadAllavi tarafından yönetildi. Dava Partisi ve diğer dini partilerin hükümette belirleyici bir etkisi vardı. Bir sonraki hükümet, 2005 yılında Dava Partisi liderlerinden biri olan İbrahim el-Caferi başkanlığında kuruldu.Partinin Genel Sekreteri Nuri el Maliki 2006 yılında hükümetin liderliğini üstlendi. Maliki’nin başkanlığında geçen iki dönem, Irak modern tarihinin en kötü dönemi olarak anıldı ve IŞİD’in Musul’a ve ülkenin ortasındaki vilayetlere hakim olması ve Bağdat’ın kapısına dayanmasıyla son buldu. Maliki ilk hükümetini en önde gelen müttefiki Yüksek İslam Devrim Konseyi Başkanı Abdülaziz el-Hakim ve diğer küçük dini partilerle kurmuştu. Koalisyon dağıldıktan sonra Maliki’nin ikinci dönemi 5 Mayıs 2010 tarihinde “Hukuk Devleti Koalisyonu” adı altında başladı.Ammar el Hakim başkanlığındaki Ulusal İttifakla,hükümeti kurmak amacıyla 159 milletvekilinden oluşan bir blok oluşturdular. Maliki’nin 2014 yılında üçüncü kez seçimlere katılma isteği; tekrar seçilmesini reddeden siyasi bir fırtına ortaya çıkardı. Hükümete Dava Partisi başkan yardımcısı Haydar el Abadi başkanlık etti. 24 Ekim 2018’de Hükümetin dizginlerini İslam Yüksek Konseyi’nde lider olan Adel AbdulMahdialdı.

Irak’ta son 14 yılda İran’a sadık dini partiler ülke yönetiminde önemli bir pay sahibi oldular. Öte yandanbu hükümetler,aynı zamanda Amerikan emperyalizminin(Bremer’in) askerihakimiyetinin doğal uzantısıydılar. Ayağa kalkan Irak halkının her iki işgalci güce tepkisinin arka planında bu gerçek bulunuyordu.

Peki, ayağa kalkan Iraklılar ne istiyor?

Bu sorunun yanıtı için ülkedeki genel tabloya bakmak gerekiyor.

Eğitimin Durumu

Irak, dünyanın en eski üniversitelerine sahip olmakla övünebilir. 1280’de kurulan el MustansıriyyaÜniversitesi’ni kastediyoruz. Üniversite tarihsel süreç içinde faaliyetini durmasına rağmen, bugün aynı adı taşıyan bir üniversite hala var. Iraklılar MÖ 3. Binyıllarındayazıyı bulantoplumdu. Yazının bulunması, tarihte bir dönüm noktası olmuş ve tarihten önce, tarihten sonra ayırımın ortaya çıkmasına neden olmuştu.

Modern dönemde Irak, UNESCO raporuna göre; ilk Körfez Savaşı’ndan (1991) önceki dönemde bölgedeki en iyi eğitim sistemlerinden birine sahipti. Ve aynı örgüt, Irak’ı eğitimle ilgili iki kere ödüllendirmişti. Ancak bugünülke, okuma yazma bilmeyenlerin giderek arttığı bir ülke haline geldi. Geçen yüz yıllın yetmişli yıllarının başında büyük bir okuryazarlık kampanyası başlattıktan sonra, tahmini olarak halkın yüzde 100’ü ilköğretime kaydolmuş ve okuma ve yazma oranı yüksek bir yüzdeye ulaşmıştı.

Amerikan işgalinden sonra eğitim sisteminde değişiklikler yapıldı. Yapılan değişiklikler, mezhepsel nedenlerle Irak müfredatının içeriğinde köklü bir değişikliğe yol açtı. Bugün okulların yüzde 80’inin (yaklaşık 15 bin okul) sağlıklı olmadığı ve bakımdan geçirilmesi gerektiği ifade ediliyor. Ayrıca bu okullarda, kütüphane ve bilimsel laboratuvar eksikliği var.Eğitim Bakanlığı, 2011’de Irak’ta çamurla sıvanmış okullarının sayısının binden fazla olduğunu belirten bir istatistik yayınladı.[5]

Gelinen yerde Irak, eğitim kalitesini değerlendirmelerinin yer aldığı 2017-2018 raporunda temel metin olarak benimsenen Davos Küresel Rekabetçilik Endeksi’nde yer alamadı. Irak, değerlendirme yapılan ülkeler arasında yer almadı, çünkü gerekli minimum standartlara sahip değildi.[6]

Sağlığın Durumu

Sağlık durumu, eğitim durumundan daha az kötü değil. Kötü eğitim süreci tıp personelinin hem tıpta hem de hemşirelikte yeterliliğini doğrudan etkiledi. Medyada yer alan haberlere göre her 1500 Iraklı için bir doktor düştüğü tahmin ediliyor. İlaç eksikliğinden ve ithalatı esnasında yapılan yolsuzluktan bahsetmeye bile gerek yok. Dünya Sağlık Örgütü(DSÖ) Bölge Müdürü Aladdin Al-Alwan’a göre, “Irak’ta şu anda 5 milyondan fazla insanın sağlık hizmetlerine ihtiyacı var. DSÖ vesağlıkta beraber çalıştığı kurumlar insanların hayatlarını kurtarmak için ellerinden geleni yaparken, finansman eksikliği çabalarımızı engelliyor. Acil ve hayat kurtaran sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyanlar için durum kötüleşti ve daha karmaşık hale geldi.”[7]Sağlık Bakanlığı’nın raporlarına görebulaşıcı olmayan hastalıklardan kaynaklanan ölümlerin yüzde 20’sini gençler oluşturuyor.[8]

Mali ve İdari Yolsuzluk

Amerikan işgali, Mezopotamya’ya tarihinin en yozlaşmış dini, muhafazakâr, politik sınıfıyla beraber geldi. Bugün Irak’taki iktidar kliğini şu şekilde tanımlamak abartı değil: Irak’ın tarihinde bu kadar ulusal zenginlik ve gelirlere rağmen bu boyutta yoksulluk ve kamu hizmetlerinden yoksunluk yaşanmadı. Küresel Yolsuzluk Endeksi’ne göre Irak’ın dünyanın en yozlaşmış ülkeleri arasında sekizinci sırada olması şaşırtıcı değil.[9] Son yıllarda feodalizmin devamı olan bir tür‘aile kapitalizmi’doğdu. Kürdistan bölgesindeki Barzani ailesinin 1990’lardan beri gücü tekelleştiriyor. Aile üyeleri, büyük hizmet şirketlerinin mülkiyetine ek olarak, bölge yönetiminde en önemli pozisyonları işgal etmektedir.Mukteda el Sadr’ın dini ve siyasi güçlerini babası Muhammed Sadık el Sadr’dan miras aldığını görüyoruz. Aynısı Dini MerciMuhsin el-Hakim’den miras alan el-Hakim ailesi için de geçerlidir. Yükselen siyasi karakterlere gelince; onlarda finansal oligarşiye katılmak için çalışıyorlar.Sonuç olarak Irak’taki iktidar kliği, yolsuzluk yoluyla halk arasında iktidarda kalışlarından faydalanacak bir tabaka kurdu.Etkili bürokratların tüm katmanını oluşturan bu tabaka bütün siyasi reform çabalarını ve ilerleme süreçlerini engelledi.

Milislerin Zorbalığı

Irak Anayasası’nın 9. Maddesinin B fıkrasında silahlı kuvvetlerin dışında askeri milislerin oluşumunu yasaklamaktadır.[10]Buna rağmen Tahran’da İslam Devrimi Yüksek Konseyi’nin askeri kolu olan Bedir milisleri kuruldu. Kürdistan Demokrat Partisi’nin askeri kolu olan (Peşmerge) milislerinin anayasada bir yerleri bulunmaması,Mukteda el Sadr’ın 2003’ten beri liderlik ettiği Mehdi Ordusu’nun ve diğer milislerin oluşumuna da kapı açtı. Bunların dışında Kays el Haz Ali’nin liderlik ettiği Ehlil Hak milisleri, Vasek el Batata’nın liderlik ettiği ve Lübnan Hizbullah’ın bir kolu olan Muhtar Ordusu, el Kaide ile mücadele için Irak’ın iç şehirlerinde yer alan kabilelerinden Amerika’nın önderliğinde oluşturulan Sahva (uyanış) milisleri, bunlara ek olarak Nakşibendi tarikatının milisleri,2015 yılında İstanbul’da ölen Müslüman Bilginler Derneği başkanı eski Baasçı din adamı Harith el-Dhari liderliğindeki 20. Devrim Tugayı, Mücahitler Ordusu, Ceyş el Raşidin, Aşiretler Ordusu Irak’ta hala faaliyetlerine devam eden milis gruplarıdır.

Diğer yandan IŞİD’e karşı mücadele için Iraklı dini otorite olan Ali Sistani,2014’te HaşdiŞabi’ninoluşturulması çağrısında bulunmuş ve on binlerce kişi bu milis oluşumuna katılmıştı. 26 Kasım 2016’da Haydar el Abadi Hükümeti tarafından HaşdiŞabi, yasal bir statüye kavuştu. İçişleri bakanlığına değil, doğrudan başbakanlığa bağlı bir yapı oldu.[11]

3. PROTESTOLAR

Irak’ta son aylarda yaşanan protestolar sadece bugünün ürünü değil, bu eylemlerin tarihi beş yıldan fazla bir zaman öncesine dayanmaktadır. Ancak en etkili olan hareket Temmuz 2018’de başladı. Basra şehrindeki protestoların ateşlediği bu eylemler ülkenin dört bir yanına yayıldı. Protestolar özellikle elektrik başta olmak üzere kamu hizmetlerinin verilmemesi ve Iraklı gençler arasında işsizliğin bu kadar yaygın olmasına rağmen bölgeden değil, dışardan işçi getiren güneydeki petrol şirketlerinin politikalarına karşı başladı.

Bu eylemlerde ‘güvenlik güçleri’ protestoculara karşı şiddet uygulayıp gerçek mermiler kullandı. Basra dışına genişleyen eylemlerde enerji sektöründe faaliyet gösteren Himalaya şirketinin boykot edilmesi çağrısı yapıldı. Musul’da halk, elektrik sektörünün özelleştirilmesine karşı gösteri yaptı. Kerbela ve Necef vilayetleri halkı da bu eylemlere katıldı.

2016’dan bu yana protesto hareketlerine katılan Irak komünist Partisi, Irak Komünist-İşçi Partisi’nin etkisini bir tarafa bırakırsak, sokağa çıkanlar genelde herhangi bir parti geçmişi olmayan öğrenciler, çalışanlar ve öğretmenleri içeren “sivil” bir hareketti. Gösterilerde hükümeti değiştirme ve yolsuzlukla mücadele konusundaki açık talepler mevcuttu. Halk Meclisi üyelerinin yüksek maaşları protesto sebepleri arasındaydı.

Mukteda el Sadrhareketi de bu protestolara katıldı. Sadr mezhepsel olmayan ulusal teknokrat bir hükümetin oluşturulması önerisinde bulundu. Hareket siyasi bir ittifaka dönüştü. Sadr, liberaller ve “komünist”lerle bir araya gelerek “Sairun” hareketini oluşturdu. Sairun hareketi son seçimlerde tek bir listeyle girdi. 329 sandalyenin 54’nü kazanarak zaferini ilan etti. Böylece Sadr dini sosyal çerçevenin dışına genişleyebildi. İslami partilerin dışında sol ve liberal çevrelere de girdi ve yeni bir destekçi kitlesi kazandı. Sadr ayrıca İslami kimliğine rağmen insanların İslamcılardan bıktığını belirtti.

Sola baktığımızda ise, Irak Komünist Partisi (IKP) adayı emperyalizme ve gericiliğe karşı tutum alma ilkesini bir tarafa bırakarak Suudi Arabistan’daki açılım olarak adlandırılangelişmeleri ve Irak’ın istikrara kavuşmasında ABD’nin rolünü övdü.[12] Buna rağmen yolsuzluk tartışmalarının dışında kalması IKP’ye halk desteğinin artmasında etkili oldu.

İran Müdahale Ediyor ve ABD İşgal Ediyor

Irak, IŞİD ile savaşından zaferle çıktı. Örgüt; Irak’ın, İran ve Körfez ülkeleri arasındaki mücadelenin sahasına dönüşmesinden dolayı güç kazanmıştı.IŞİD’in yenilmesi, Arap Körfezi ülkelerinin Irak denkleminden kalıcı olarak çıkarılması için önemliydi. Böylece Amerika ve İranlılar, Irak’taki çatışmada kilit oyuncular olarak kaldılar.

Halk hareketi; İran yanlısı partileri, milisleri ve ABD’yi ve bu güne kadar 20 yıldan bu yana oluşturdukları ve beraber hareket ettikleri sınıfı dehşete düşürdü.İran’ın bu eylemlere tepkisiresmi açıklamalar tersi yönde olsa da milislerin göstericiler üzerine salınması ve göstericilerin üzerine ateş açılarak onlarcasının öldürülmesi ve kaçırılması biçiminde oldu.Birleşmiş Milletler Irak temsilcisi JeninHennes’e göre Ekim ayından itibaren 400 Iraklı, milisler tarafından öldürüldü.[13]Irak’ın açıkladığı rakamlar bu sayıya çok yakın. Irak ordusunun açıklamalarına göre Irak’taki İnsan Hakları Yüksek Komisyonu’nu maskeli milislerin karıştığı 68 adam kaçırma olayı kaydettiğini açıkladı.[14]Irak Sendikaları Genel Federasyonuresmi açıklamasında silahlı kuvvetlerin Bağdat’ın merkezindeki göstericilere ateş açtığını ve ciddi yaralanmalar dışında 24 göstericinin öldüğünü belirtti.[15]

Irak Cumhurbaşkanı Barham Salih de bunu yasadışı çetelerin korkunç bir suçu olarak nitelendirdi. Iraklıyetkililer,bu eylemleri yaptıklarına hiçbir kuşku olmayan partileri ve milislerini korumak için diplomatik bir dil kullanarak eylemleri bilinmeyen kişilerin ve kanun dışı çetelerin gerçekleştirdiğini belirtti. İktidardaki cunta, koalisyonunu korumak ve ortak çıkarlarına zarar vermemeye çalışmaktır.

Amerika, elbette protestoları İran’ın Irak’a müdahalesine karşı bir devrim olarak sunmaya çalışıyor. Bu yüzden sadece Tahran’a sadık milislerin işlediği suçları gözler önüne sermeye çalışıyor. ABD; yolsuzluklara batmış, yoksul, güçsüz ve İran’ın olmadığı fakir bir Irak istiyor. İsrail’in, ABD’nin ve Körfez’deki müttefiklerinin de istediği budur. Irak’ın güçlenmesi, Arap dünyasında Suudi Arabistan’la güreşmesi demek. Ve elbette Amerikan himayesindeki Arap dünyasının zayıflaması ve İsrail’in güvenliğine doğrudan bir tehdit demek.Bu nedenle ABD bugün protestoların kendi vesayetini hedef alacak ve halkın taleplerini kapsayacak bir çözüme doğru ilerlemesini engellemeye çalışıyor.

Adel Abdul Mehdi hükümeti, dökülen halk kanının faturasını istifasıyla ödedi.  Özellikle, Sairun’daki en büyük blok, hükümeti kurmakta çekimser kaldıktan sonra siyasi bir azınlık hükümetine başkanlık ediyor. Sokaktaki halk, mezhep sisteminin devrilmesi için büyük baskı yapıyor. Ali Sistani’nin bürosu tarafından temsil edilen Necef’teki Merci’liğin ve Irak sokağının talebine yanıt olarak 1 Aralık 2019’da Başbakan Abdulmehdi’nin istifasını sunmasıbunun ifadesi. İstifa nedenleri ne olursa olsun, bu istifa iktidarı siyasi bir krize soktu. En büyük bloğun cumhurbaşkanıBerhem Salih’e bir başbakan adayı sunması bekleniyordu. Ancak Sairun hareketi bunu yapmaktan ikinci kez imtina etti. Sadr, en büyük kitlenin kendilerinin değil protestoların yapıldığı sokaklar olduğunu söyledi. Yeni durum dini partilerin parlamento blokları oluşturup yeni hükümeti kurmaları için kapıyı açmış olsa da Irak halkı meydanları doldurarak sunulan adayları reddediyor.

Hareket bir veya birkaç parti tarafından organize edilmemiş olsa da-ki, bu muazzam bir zayıflıktır- sol partiler bu harekete katılıyor. Harekette, halkın talepleri kabul edilene kadar Basra’daki limanın kapanmasına katkıda bulunan Irak Sendikalar Birliği’nin aktif varlığına ek olarak Irak Komünist İşçi Partisi ve Irak Komünist Partisi gibi partiler yer alıyor. Basra İşçi Sendikası, Irak Petrol Sendikaları Federasyonu ile birlikte taleplerin karşılanması çağrısıyaptı. Irak Çiftçiler Birliği, göstericilerin talepleri karşılanana kadar genel grev çağrısı yapan bir bildiri açıklamıştı. Açıklamada; “sendika, talepler karşılanıncaya kadar tüm yerel ve genel şubelerinde grev” çağrısı yapmıştı. Irak Barosu, göstericileri savunmak için bir organ oluştururken, Mühendisler Birliği de barışçıl oturma eylemlerine katıldı. Irak sendikaları ve federasyonlar bir yol haritası sundular. 18 Kasım’da yapılan bir açıklamada Iraklı politikacı ve sendikalar arasında yürütülen yoğun görüşmelerden sonra, siyasal kliğin fiili değişiklikler yapmadaki ciddiyet eksikliği dile getirildi.[16] Irak İşçi Sendikası’nın “vatanımı istiyorum” sloganı Iraklı işçinin haklarını koruyan bir vatandan yoksun olduğunu gösteriyor.

4. SÜLEYMANİ ÖLÜYKEN DE DİRİYKENDE KAĞITLARI KARIYOR

Yeni yılın ilk Cuma günü Iraklılar için sıradan bir gün değildi. İran Devrim Muhafızları’nın dış kanadı Kudüs Gücü komutanı General Kasım Süleymani ve Irak Hizbullah’ı lideri Ebu Mehdi el-Muhendis bir Amerikan operasyonuyla öldürüldü.  Trump yönetimi bu hamlesiyle bölgedeki dengeleri daha karmaşık hale getirdi. Bilindiği gibi Trump, ikinci kez seçim kampanyası için hazırlanıyor ve Demokrat selefi Barack Obama’dan fazla puanı almak istiyor.Trump dönemi SuikastleriEbu Bekir el-Bağdadi ile başladı. Bin Ladin’i tasfiye eden Obama’yı geride bırakan Süleymani suikastı ise, ikincisi. Suikast, Amerikan toplumuna dramatik ve Hollywoodvari bir şekilde sunuldu. Trump yönetimi Obama yönetimi gibi, mümkün olan en fazla sayıda “başarı” elde etmeye çalışıyor.  Amerikan ve Batı medyası, ikinci suikast olan Süleymani’nin suikastının aşırı hassasiyetle planlandığını ve ileri teknoloji kullandığını lanse etti. Ancak, durum hiç de böyle değil. Süleymani, Lübnan’ı ziyaret etti, oradan Şam’a gitti ve sivil bir uçakla Şam Uluslararası Havalimanı’ndan ayrıldı. Adel Abdul Mehdi’ye ulaşması gereken bir mesaj taşıyan resmi bir görevle Bağdat’a gidiyordu. Hareketlerini izlemek çok kolaydı ve alınan güvenlik önlemi derecesi, askeri görevi olan herhangi bir diplomatik elçi kadardı. Bağdat’a iki araba el Mühendis ile birlikte sekiz kişiyi taşıyordu. Sadece iki arabadan oluşan konvoyun Bağdat Uluslararası Havalimanı’na gelişini bilmek mucize gerektirmiyordu.

Trump’a gelince, faturalar Arap Körfezi’nden ödendiği sürece Ortadoğu’daki yeni bir savaşın insani bedelini umursamıyor. Özellikle, Süleymani suikastı Amerikan Siyonist lobisini mutlu edecek. Muhafazakârlar arasında oyunu arttıracak ve sağcı sermaye ve medyadan sınırsız destek sağlayacak. AncakTrump yönetimi Süleymani’yi, önceki hedefleriyle (Bin Ladin, El-Bağdadi, ez-Zerkavi) ve İsrail’e daha önce hedef olanlarla (İmadMughniyeh, Abbas el Müsavi, Samir Kuntarvb.) yanlış bir şekilde mukayese ediyor. Süleymani; İran ordusu ve Devrim Muhafızları arasındaki askeri koordinasyonu sağlayan, siyasi ve operasyonel olarak yöneten bir devlet adamıydı. İran’ın Ortadoğu’daki askeri ve siyasi müttefikleri arasındaki koordinasyondan da sorumluydu. Süleymani, Orta Doğu’da vekaleten savaşan yabancı bir gücün değil, bölgesel bir güç olan güçlü ve aktif bir devlettin adamıydı. Yokluğunda görevi yeni bir lidere verilecek vekişisel özelliklerinin getirdiği ek başarılar dışında “Kudüs Gücü“nü ve İran’ın Ortadoğu’daki müdahalesinin etkinliğini etkilemeyecektir. Amerika’da Süleymani suikastı ile ilgili fikir farklılıkları mevcut. Özellikle ABD istihbarat servisi, Süleymani suikastının gerçekleştirilmesini tasvip etmeyerekTrump’ınsürecin Ortadoğu’da büyük bir Amerikan kaybına dönüşebilecek sonuçlarının farkında olmadığını savunuyor.

İran’ın Yanıtı

Süleymanisuikastı, karmaşık ve gelecekte birçok ihtimali barından bir sürecinbaşlamasına neden oldu. Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısı acilen ve İslam Devrimi’nin dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in huzurunda yapıldı. Hızlı bir şekilde askeri karşılık verilmesi masadaydı. Özellikle Arap Körfezi’ndeki suikast sonrası sağduyu çağrısı yapan ABD’nin müttefikleri, kendilerine etkileri olacak olası senaryolardan korkuyorlar. Katar başbakanı, İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif ve Başkan Ruhani ile görüşmek üzere Tahran’a hızla uçtu ve diplomatik arabuluculuk yaparak sakinleşme çağırısı yaptı. Arabuluculuk İran tarafından tamamen reddedildi. Avrupa ve elbette İran’ın Ortadoğu’daki müttefikleri (Hizbullah, Emel Hareketi.HusiEnsarullahhareketi -Hamas ve İslami Cihad) olayı kınadı. Bunlara ek olarak Arap solu ve kurtuluş hareketleride (Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, Filistin Demokratik Kurtuluş Cephesi, Filistin Halk Partisi, Filistin Devrimci Komünist Partisi, Irak Komünist İşçi Partisi) kınayanlar arasındaydı. Çünkü Süleymani’nin Filistin direnişini son yirmi yılda güçlendiren ve bölgedeki Amerikan müdahalesine karşı duran bir tutumu vardı. Geniş kesimlerden gelen bu tepkiler, doğrudan askeri müdahale olasılığını elverişsiz hale getirdi. Çünkü; doğrudan askeri harekat, kesinlikle oluşan olumlu kamuoyunu kaybettirecekti. İranlı karar vericiler, mümkün olduğunca uzun süre uluslararası dayanışmayı kazanma arzusundalar. Dolayısıyla ufuk anında bir cevaba değil, Amerikan kuvvetlerini Ortadoğu’dan kalıcı bir şekilde kovmayı hedefleyen stratejik seçeneklere açılıyor. Lübnan Hizbullah Partisi Genel Sekreteri,Süleymani ve Mühendis için yaptığı açıklamada amaçlarının bölgedeki Amerikan varlığından kurtulmak olduğunu söyledi. Bu açıklama Irak Başbakanı Adel Abdul Mehdi’nin konuşmasıyla eş zamanlı olarak geldi. Parlamento, Amerikan davranışının yani Irak topraklarına siyasi suikastların uygulanmasının ulusal egemenliğe bir saldırı olduğunu belirterek son olayla ilgili iki seçenekli bir proje sundu. İlki ABD kuvvetlerinin görevlerinin sonlandırılması ve Irak’tan tamamen çıkarılması; ikinci seçenek, Amerikan tarafını uluslararası koalisyonun görev tanımına uygun anlaşmalara bağlamaktı. Elbette Irak parlamentosu, Kürt bloğunun yokluğunda fazla tartışmaya yaşanmadan ilk seçeneği onayladı.

İran’ın tepkisi olası senaryolara göre ve muhtemelen stratejik olacaktır.

Peki, İran tek başına ABD ve askeri üsleriyle yüzleşebilir mi?

Burada İran’ın yanında Rus-Çin ekseniyle ilan edilmeyen bir askeri ittifakın olduğunu hatırlamalıyız. Nitekim Çinli ve Rus müttefikler için Amerikan etkisine rağmen bölgede genişleme fırsatı ortaya çıkmıştır. İran son zamanlarda Çin, İran ve Rus ordusunun katıldığı ortak askeri tatbikatlar düzenledi ve üç taraf arasındaki adı konulmamış askeri ittifakın öncülünü pekiştirdi. Öte yandan, Suriye Fırat’ının doğusunda çekilmesinden sonra Rusların Amerikan boşluğunu doldurmaları gibi Irak’taki süreç aynı şekilde işleyebilir. Aynı şekilde, Irak hükümetinin er ya da geç gerçekleşmesi beklenen Ruslardan yardım talep etmesi durumunda Rusya,Suriye’de yaptığını yapacaktır. Amerika’nın Irak’tan çıkışı; İran’dan geçmesi ve Suriye sınırına girmesi planlanan Çin ‘İpek Yolu’ üzerindeki Amerikan engellerini de kaldıracaktır.

Başka bir senaryoya göre, Rus-Çin tarafı itidal çağrısına bağlı kalabilir. Bölgedeki jeopolitik çıkarlarının pahasına olsa bile, Ortadoğu’da yeni bir savaşı başlatmak istemeyebilir. Moskova, ABD’nin Irak’taki askeri varlığını zayıflatmayla yetinebilir. O zaman İran’ın bölgedeki kendine sadık milisleri destekleyerek önceki ve bilinen politikalarını takip etmekten başka seçeneği kalmayacaktır. Kendisine karşı olan askeri ve siyasi muhalefeti demir yumrukla karşılayacaktır. Süleymani ve ABD’ye karşı intikam, milislerin kullanacağı gerekçeler olacaktır. Silahlanma özellikle füze programına verdiği ağırlığı arttıracak ve Batı’nın yardımıyla anlaşma maddelerini değiştirmeden yeniden nükleer anlaşmaya dönecektir.

Suikast İran içinde Batıyla diyaloğa şüphe ile yaklaşan muhafazakarlara önemli bir yarar sağladı. Nükleer anlaşmadan çekilmesinden bu yana Trump döneminde bu ikinci kez yaşanmış oldu. İran sokağı suikasttan sonra dini liderlik etrafında toplanarak, reformculara karşı muhafazakarların gücünü arttırdı. Reformcular, muhafazakarlara benzer tutum almaya başladılar.

ABD tarafından atılan ilk adım, tüm vatandaşlarını özellikle petrol sahasında çalışanları Irak’tan tahliye etmek oldu. Vatandaşlarını tahliyedeki bu gecikme, Süleymani’yi tasfiye etme kararının pek hesap edilmeden alındığının güçlü bir göstergesidir. Askeri üslerdeki güvenlik seviyesi arttırıldı. Lübnanlı Hizbullah’ın herhangi bir askeri operasyon başlatma beklentisi nedeniyle İsrail, kuzey sınırına yığınak yaptı. Bütün bu gelişmeler, hesaplanmadan girilen bu maceranın sonuçlarından ne kadar korkulduğunu gösteriyor.

Irak’a Dönüş

Ana meselenin tartışmasına dönersek, Irak sokağı öfkeyle suikast haberini aldı. Ayrıca Irak’taki tüm Arap siyasi partileri, sol partiler ve Sadrist hareketi de dahil olmak üzere, Süleymani ve Mühendisin suikastını kınadı. Bağdat’taki Tahrir Meydanı’nda toplanan kalabalık, Amerikan operasyonunun hayallerine de suikast yaptığını haykırdılar. Oysa Irak’taki hareket, Süleymani ve Mühendis’insuikaste uğradığı ilan edilene kadar kayda değer bir ilerleme kaydetmişti. İran hegemonyasından kurtuluş ve ortadan kaldırılmasına yönelik bir yön çiziyordu. Irak’ı ABD de dahil olmak üzere tüm yabancı güçlerden kurtarmak için adım atılmasını talep ediyordu. Ancak suikast, İran’ın bir numarasının öldürülmesine misilleme verilmesi amacıyla tüm ulusal taleplerin askıya alınmasına neden oldu. Kaçınılmaz olarak ve büyük ölçüde Irak topraklarında intikam alınacak. Anbar eyaletindeki Ayn el Esad hava üssüne ve Erbil’de Amerikan askerlerinin bulunduğu noktalara en az 22 füze atılması ve en son Bağdat’taki konsolosluğa fırlatılan füzeler bunun bir ifadesi. Irak’ın önceliği; halkının taleplerinin gerçekleşmesini sağlamaktan, topraklarında öldürülen yabancı bir adamın adaletinin sağlanmasına kaydı. Irak iki taraf (ABD-İran) arasındaki çatışmanın ana arenasıdır. İki taraf arasındaki “yıpratma savaşı” siyasi ve silahlı çatışmalar ne kadar uzarsa, Iraklıların hayatı da o kadar yıpranacak. Zaten çökmüş olan altyapının daha da kötüleşmesine yol açacak ve dini partilerin ağır gölgesi altındaki dini milislerin Iraklıların günlük hayatlarında daha etkin hale gelmesine neden olacaktır.

Irak parlamentosunun hükümetten ABD güçlerinin ülke topraklarından çıkmasını talep etmesi, aslında hükümetin kendisine karşı ölümfermanını imzalaması anlamına geliyor. Eğer karar uygulanırsa tarihsel olarak ABD’ye İran’a ve onları Irak’taki politikalarına karşı olan özellikle Sadrist hareketin ve solcu müttefiklerinin önü açılacaktır. Bu nedenle, şu anki Irak hükümetin ABD varlığını askeri olarak sonlandırma ve politik olarak etkilerini azaltmada konusundakiciddiyeti çok şüphelidir.

Irak’taki Amerikan rolünün sona ermesini engelleyen bir başka düğüm de Amerika’nın korumaktan vazgeçmeyeceği ve son 30 yıldır koruduğu Kuzey Irak bölgesindeki Irak Kürdistan’ıdır.Aslında Birleşik Devletler askeri ve politik olarak bölgede kalacağı bir üs mutlaka bulacaktır. Bu da tüm askeri operasyonlar ve Ortadoğu’daki hegemonya politikaları için bir arka bahçe sağlayacaktır.Süreç, Iraklı Araplar ve Kürtler arasında bir çatışmaya bile yol açabilir. Silahlı çatışma ve ortaya çıkması muhtemel bir iç savaş Irak’ta durumu daha da kötüleştirebilir.

İran’ın tepkisi Amerikan askerlerinin herhangi bir kaybının olmadığı Ayn el-Esad ve Erbil’deki başka bir üssü bombalanmasıyla geldi. ABD maddi hasarın boyutunu karartarak İran’ın verdiği karşılığın önemini azaltmaya çalıştı. Öte yandan hala Amerikan iradesine direnen birkaç istisna dışında II. Dünya Savaşı’ndan beri hiçbir ülke ABD’yi eleştirmeye cesaret edemedi. Yapılan saldırı İran’ın cesaretinin hafife alınamayacağı istisnai bir eylemdir. İran devletinin iç bütünlüğünü gücünü ve bağımsız siyasi iradesini yansıtmaktadır. Lakin İran’ın verdiği karşılık, Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney ile Hizbullah Genel Sekreteri Hassan Nasrallah’ınmedyaya yansıyan ateşli ifadeleriyle eşleşmedi. Gerçekten de, İran ekseninin resmi açıklamalarına bakıldığında yanıt yetersiz ve zayıf kaldı.

SONUÇ OLARAK

ABD, yeni İslamcı müttefikleriyle Irak’ı uluslararası ve bölgesel çatışmalara açtı. Art arta gelen hükümetler, Irak devletinin en az bir yüzyıl boyunca var olan ordusu da dahil eğitim, sağlık, yargı gibi altyapısını ve kurumlarını yok etti. Yeniden inşa edemedi veya inşasına izin verilmedi. Bu arada yeni yöneticiler, Irak ve halkının dış ve iç çıkarları adına yolsuzluk ve kamu parasını yağmalamakla meşgulken, aslında yapılanlardan vatandaşların hiçbir çıkarları yoktu. ABD işgalinden bugüne demokratik süreç bir santim bile ilerlemedi.

Irak halkı, Amerikan işgalinin başlamasından bugüne protestolarını sürdürdü. Irak sokağı taleplerini gerçekleştirmeye hep yaklaştı. En önemlisi, Maliki hükümetine karşı2012-2013 protestolarını takiben IŞİD yükseldi. Temmuz 2018 protestolarından sonra Irak acı bir siyasi krizde girdi. Kasım Süleymani’nin Amerikalı işgalcinin eliyle öldürülmesiyle aslında halk harekatına karşı bir suikast gerçekleştirilmiş oldu.

Bugün halk hareketinde bu hareketi bir program etrafında bir araya getirecek siyasi parti veya cephe eksikliği mevcuttur. Iraklıların taleplerine ulaşmasını engelleyen en büyük eksiklik budur.Son söz olarak Irak, Süleymani suikastı ile uluslararası ve bölgesel çatışmaların alanına dönmüştür. Ancak buna rağmen halk hareketleriIrak’a ABD hegemonyasından ve diğer müdahalelerden kurtulmanın fırsatını da sunuyor.


[1] 1974’te yayınlanan Dava Partisi’nin “Yönetmeliklerden” broşürünün girişinden

[2] Dr. Ali Mümin, İslami Dava Partisi ve Dini ve Siyasal Sosyoloji Diyalektiği, El-Musakkaf gazetesi, Sayı: 4871, Tarih:06-01-2020.

[3]Muhammed Sadık el Sadr (Einstein’ın görelilik teorisini eleştiren ilk kişi Seyyid Muhammed el Sadr), (https://www.youtube.com/watch?v=uB9GiXbl80E)

[4]Ruh Allah Humeyni, İslam hükümeti Humeyni’nin 18 Ocak 1970’den 7 Şubat 1970’e kadar Necef’teki din bilimleri öğrencilerine verdiği dersler, S.47

[5] Şaza Halil, Irak’ta eğitim sistemi ölüyor, Stratejik Araştırmalar Merkezi

[6]The Global Competitiveness Report 2017–2018 (https://www.weforum.org/reports/the-global-competitiveness-report-2017-2018)

[7]Dünya Sağlık Örgütü, Doğu Akdeniz Bölge Ofisi, Medya Merkezi. (http://www.emro.who.int/ar/media/news/rd-reviews-iraq-health-situation.html )

[8]Aladdin Al-Alwan, Irak’ta Sağlık Durumu Sorunları ve Çalışma Öncelikleri, (Sağlık ve Çevre Bakanlığı, 2019), s.3

[9]Uluslararası Şeffaflık Örgütü, 2016 Raporu, (https://www.transparency.org/news/feature/corruption_perceptions_index_2016)

[10]Irak Cumhuriyeti Anayasası, 9. Madde fıkra B, Irak Cumhuriyeti Parlamentosu’nun resmi internet sitesi

[11]Irak Cumhuriyeti Parlamentosu, Resmi Web Sitesi, Haşd Şabi Yasası, 26 Kasım 2016

[12]Haifa Al-Amin, 36. dakikada Al-Hurra TV (Https://www.youtube.com/watch?v=cyu27Z8izqg).

[13]Birleşmiş Milletler Irak Genel Sekreteri Özel Temsilcisi Brifingi, Jenin Hennes-Blackshart, 3 Aralık 2019, Birleşmiş Milletler – Irak, resmi web sitesi.

[14]İnsan Hakları Yüksek Komiserliği – Irak, resmi web sitesi, 28 Aralık 2019.

[15] Irak Sendikaları Genel Birliği, Bağdat 7/12/2019, resmi web sitesi

[16] Irak’taki sendikalar ve federasyonlar: Hükümetin istifasını talep ediyoruz, Irak Komünist Partisi, resmi web sitesi.

Warning: A non-numeric value encountered in /home/teoriveeylem/public_html/wp-content/themes/Newspaper/includes/wp_booster/td_block.php on line 353