Sovyetler Birliği’nde sağlık hizmetleri

Şükran Doğan

Dünyada ve ülkemizde özellikle 1980 sonrası hız kazanan neoliberal politikaların bir parçası olarak hayata geçirilen özelleştirmelerden, sağlık hizmetlerinin azade kalması mümkün olamazdı, olmadı da. Sermaye açısından ciddi kar kapısı olarak görülen sağlık hizmetleri alanında çeşitli yöntemlerle sürdürülen özelleştirmeler bugün çok ciddi boyutlara varmış durumdadır. Kapitalizm koşullarında zaten hiçbir zaman tamamen ücretsiz verilmemiş olan sağlık hizmetlerinin özel sektöre daha fazla açılması ve kamu payının sınırlandırılarak cepten harcamaların artırılması SSCB’nin fiilen de dağılmasıyla daha kolaylaşmıştır. Türkiye de bundan fazlasıyla payını almış, özellikle 1980 darbesinin açtığı yol ile sonrasında kim iktidar olmuşsa özelleştirme uygulamaları adım adım sürdürülmüş, hala devam etmektedir.

Bu yazı, süren özelleştirmelerle sağlık hizmetlerine ulaşımın işçiler, emekçiler, yoksullar için gün geçtikçe zorlaştığı bugünlerde, gerçek anlamda ilk ücretsiz sağlık hizmetini örgütleyen sosyalist Sovyetler Birliği’ndeki uygulamaların hatırlanmasını amaçlamaktadır.    

Çarlık Rusya’sında sağlık hizmetleri asıl olarak saray, soylular ve ordu için örgütlenirken halka kalan, geleneksel yöntemlerle kendini iyileştirmekti. Özellikle Avrupa kısmında şehirlerde kamusal hastaneler kurulsa da ülkenin büyük bir bölümünde hastane ve hekim bulunmamakta, halkın yararlandığı sağlık hizmetleri hayırsever kurumlarca yürütülmekteydi. Koruyucu sağlık hizmetlerinin örgütlenmesinden söz etmek ise neredeyse imkansızdı.

Kırsal kesimdeki sağlık hizmetleri, ağırlıklı olarak hekim yardımcısı veya pratisyen hemşireye karşılık gelen feldsherler aracılığı ile verilmekteydi. Rusya’nın özellikle Asya yarısında sağlık koşulları daha da kötüydü.

1905 devrimi sırasında Rusya’da bulanan 23 bin hekimin çoğu şehirlerde hizmet vermekteydi. 1913 yılında 80 milyon nüfuslu Rusya’da bulunan sağlık kurumu sayısı yaklaşık 3 bindi. 

Yoksulluk ve sefalet nedeniyle 1913 yılında doğumdan beklenen yaşam süresi ortalama 32 yıla kadar düşerken, ölüm oranı ise %29,1’e yükselmişti. 1914-18 yılları arasında verem nedeniyle iki milyon kişi kaybedilmişti.

Hekim eğitimi 5 yıldı ve okulların çoğunluğu erkekler içindi ve paralıydı. Kadınlar, sadece kadınlara özel iki tıp fakültesine sınavla alınırken, erkekler tanınmış liselerden geliyorsa sınavsız, diğerleri sınavla alınmaktaydı.

Devrim sonrasının ilk Sağlık Bakanı Dr. Semaşko, Çarlık Rusya’sı sağlık hizmetlerini şöyle tanımlamaktadır; “kapitalist devletin tüm özelliklerine sahipti; zenginler için daha iyi hizmet, yoksullar için daha kötü hizmet. Önleyici hekimlik hemen hemen hiç yoktur, yoksullara özel bir bakım yapılmaz, sanatoryum sağlanmaz ve tamamen zenginlerin tekelindedir.”

SOVYETLERDE SAĞLIK HİZMETLERİ VE ORGANİZASYONU

Sovyet sağlık sisteminin örgütlenmesi devrimle başlamıştır. Sağlığın toplumsal belirleyicilerinin iyileştirilmesi (bunların çoğu tıbbi değildir) sağlık anlayışının esasını oluşturur. Emekçilerin maddi yaşam koşullarının ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi, işçi sağlığına önem verilmesi, anne ve çocuk sağlığının temelden ele alınması, çevre, konut, hijyen vb. alanlarda yapılan temel değişiklikler ve çalışmalar halk sağlığının belirgin iyileşmesinde temel etmenler olarak ele alınmıştır. Beslenme ve temiz gıda, barınma, istihdam, gebe ve çocuk sağlığı, eğitim, temiz çevre, çalışma koşulları, temiz içme ve kullanma suyu, önleyici ve tedavi edici hizmetler; İşçi iktidarı tarafından sağlığın temel taşları olarak görülmüş ve planlanmıştır.

Devrimin dördüncü gününde, 13 Kasım 1917’de yayınlanan kararname ile istihdam edilmiş veya edilememiş tüm işçi ve emekçiler sosyal güvence altına alınarak, sağlık hizmetlerine erişim ücretsiz hale getirilmiştir. Kararnamenin hükümleri şunları içermektedir:

  • İstisnasız bütün ücretli işçilere, kent ve köy yoksullarına sigorta
  • Sigortanın bütün hastalık, yaralanma, vandalizm (barbarlık, yıkıcılık), yaşlılık, analık, dulluk, yetimlik ve işsizlik gibi bütün özürlülük türlerini kapsaması
  • Sigortanın bütün maliyetinin işveren tarafından karşılanması
  • Özürlülük veya işsizlik durumunda tam tazminat sağlanması
  • Sigortalıların, sigorta kurumları üzerinde tam kontrole sahip olması

Sosyalizm, sağlık harcamalarını kapitalist ülkeler gibi devlet üzerinde ‘yük’ olarak görmez ve sağlık hizmetlerinin, insan ve toplum sağlığının zorunluluğu olduğundan hareket eder. İşte Sovyetler birliği bunun ilk uygulayıcısı olarak döneminin çok ilerisinde örnekler sergilemiştir.

Sovyetler Birliği sağlıkta da ilklerin ülkesidir; Sağlık hizmetlerini nüfusu içindeki herkese önleyici ve tedavi edici hizmetler olarak örgütlemiş ilk ülkedir. Bu hizmeti ücretsiz sağlayan ilk ülkedir. Dispanserler aracılığı ile hizmetlerin bütüncül uygulanmasını hayata geçiren ilk ülkedir. Sağlık Hizmetlerini merkezileştiren ve Sağlık Bakanlığı (Komiserlik) oluşturan ilk ülkedir. Anne-çocuk sağlığını anayasasına geçiren ilk ülkedir.

18 Haziran 1918 tarihli kararname ile sağlık hizmetleri merkezileştirilerek Sağlık Bakanlığı oluşturulmuş ve sağlık örgütlenmesinde ilk adım atılmıştır. Bakan olarak Lenin’in yakın arkadaşı Dr. Nikolay Aleksandroviç Semaşko görevlendirilmiştir. SSCB’yi oluşturan her cumhuriyetin de birer Sağlık Bakanlığı bulunmaktadır. Dr. Semaşko, sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesini “devletin herkese gereksindiğinde ücretsiz ve nitelikli sağlık bakımı sağlama sorumluluğu üstlenmesi” olarak tanımlamış, “böylece özel hastaneler ve muayenehaneler gölgenin güneşte kaybolduğu gibi yok olacaklardır”diyerek, özel sağlık hizmetlerinin ve kurumlarının yok edilmesinin zemininin nerede olduğunu göstermiştir.

Burada Dr. Nikolay Aleksadndroviç Semaşko’yu tanıtmak için bir parantez açmak gerek. 1874 doğumludur, 1893’te Moskova da tıp eğitimine başlar. Hapislik ve sürgün yılları nedeniyle 1901 yılındaki hapisliği sonrası okulu bitirir. Samara’da hekimliğe başlar. Yeniden tutuklanır, cezaevi sonrası Cenevre’ye gider ve Lenin ile çalışır. Daha sonra Paris’te hekimlik yaparken politik çalışmalar yürütür, polis baskısı nedeniyle Paris’ten ayrılır ve 1917 Nisan devrimine kadar Balkanlar’da hekimlik yaparak siyasi çalışmalarda yer alır. Nisan devrimi sonrası Rusya’ya girerken tutuklanır. Eylül ayında Moskova’da hekimlik yapmaya başlar ve çalıştığı alandan vekil olarak seçilir. 1917 Ekim devrimine katılır, devrim sonrası Moskova Şehri Sağlık Departmanı başına geçer ve sonrasında görevlendirildiği Sağlık Bakanlığı’nı 1930 yılına kadar sürdürür.

Devam edelim.

Halk sağlığını korumak ve sağlık hizmetlerini düzenlemek amacıyla sadece Lenin döneminde, Lenin ve Dr. Semaşko imzalı yüzden fazla kararname yayınlanmıştır. Sağlık Bakanlığının kurulması sonrası bulaşıcı ve salgın hastalıklara karşı oluşturulan işçi komiteleri ile kamusal kurumların temizliği denetlenmiş, halka temizlik eğitimi verilmiş, bitle mücadele örgütlenmiş, sabun dağıtımı yapılmıştır. 1919 yılında Lenin “Ya sosyalizm biti yenecek ya da bit sosyalizmi” diyerek yapılan çalışmanın önemine dikkat çekmiştir. O dönem hijyen son derece önemle ele alınmış, 1918 de hijyen yönetiminin merkezileştirilmesi, özel hijyen müfettişliği oluşturulması, halkın hijyen hizmetine erişiminin kolaylaştırılması ve halkın bu çalışmaya seferber edilmesi kararları alınmıştır. Kanalizasyon sistemi ve hijyen amacıyla hamamlar yapılmıştır. Aşılama zorunlu bir hizmet haline getirilmiştir. 

Sağlık sisteminin ve sağlık hizmetlerinin temel ilkeleri şunlardı:

  • Önleyici sağlık hizmetlerine ağırlık verilmesi,
  • Önleyici ve tedavi edici hizmetlerin bütünleştirilmesi,
  • Sevk zinciri ile birbirine bağlı sağlık kurumlarında hizmet verilmesi,
  • Hizmetin ücretsiz ve finansmanın genel bütçeden sağlanması,
  • Hekimler devlet görevlisi, sağlık kurumları devlet kurumu, hizmet devlet hizmeti,
  • Tıbbi araştırma ve uygulama arasında yakın ilişki kurulması,
  • Sağlık sisteminin gelişimine halkın katılımının sağlanması,
  • Hijyen bilgisinin toplum içinde yaygınlaştırılması,
  • Sanayi ve tarım işçileri ile ailelerine sağlık hizmetinde öncelik verilmesi,

Sağlık hizmetlerinin farklı iklim, kültür, ulusal ve başka yerel özellikler dikkate alınarak, çalışma ve yaşam koşullarının gereksinimlerini karşılayacak şekilde planlanması temel alınmıştır.

Sağlık hizmetleri merkezi sosyo-ekonomik planın parçası olarak hazırlanmış ve yürütülmüştür. Yerel örgütler kendi planlarını hazırlamış ancak genel plan ile birlikte ele alınmıştır. Sağlık hizmetlerinin temeli, sağlığı korumak üzerinedir ve yurttaşların sağlığı devlet güvencesindedir.

SBKP’nin 1919 yılında gerçekleştirdiği 8. kongresindeki programında sağlıkla ilgili bölüm şöyledir: “Parti, toplum sağlığını koruma çalışmalarını esas olarak, hastalıkların gelişmesini önlemeyi amaçlayan yaygın sağlık ve hijyen önlemlerini yürütmek üzere temellendirmiştir. Bu anlayışla parti, çalışanların çıkarlarına hizmet edecek yaygın hijyen önlemleri programını belirler;

1. a) Kentsel çevrenin temizlenmesi, toprak, su ve havanın kirlilikten korunması,

    b) Hijyenik temelde halk mutfaklarının oluşturulması,

    c) Bulaşıcı hastalıkların gelişim ve yayılmasını önlemek için tedbirlerin alınması,

2. Verem, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, alkolizm gibi toplumsal hastalıklara karşı kampanya yürütülmesi

3. Herkese yüksek standartlarda ücretsiz önleyici ve tedavi edici hizmetler

1920’de yayınlanan kararname, sanayi bölgelerinin yerleşim yerleri dışına kurulmasını zorunlu hale getirmiş, 1923 yılında Meslek Hastalıkları Araştırma Enstitüsü kurulmuştur.

1920’lerin başlarında Sağlık Bakanlığı’nda şu bölümler bulunmaktadır; Tüberküloz, sifiliz (frengi), sıtma vb. bölümleri kapsayan çevre hijyeni ve salgınlarla ilgili bölüm, tedavi bölümü, sanatoryumlar, savaş sanitasyonu[1], demiryolları ve buharlı gemi sanitasyonu, ana ve çocuk sağlığı, atletik sporlar ve beden eğitimi alt bölümleriyle gençlik sağlığı, bilimsel araştırma çalışmalarının kontrolü ve örgütlenmesi ile fizik tedavi.

1917-1922 arasındaki yıllar sosyalizmin inşasıyla birlikte aynı zamanda iç savaş yıllarıdır. Bu koşullarda bilim insanları sağlık sistemini örgütleyebilmek için mum ışığında ve soğukta toplantılar yapmakta, araştırmacılar maddi yokluklar nedeni ile laboratuvar giderlerini maaşlarından karşılamaktadır. İç savaşın bitmesiyle daha uygun çalışma koşullarına kavuşmuşlardır.

Merkezi ilk beş yıllık plan 1928 yılında yapılır. Bu yıla kadar bulaşıcı hastalıklarla ciddi bir mücadele yürütülmüştür. 1935 yılına gelindiğinde hastane yataklarının, sanatoryumların, dispanserlerin, istirahat evlerinin, anne-çocuk evlerinin sayısı iki katına çıkarılmıştır. 

Dünyada örnekleri olmayan bu uygulamalar kapitalist dünyayı fazlasıyla rahatsız etmiştir. Dünyadaki halk sağlığı hareketlerini ve SSCB deki çalışmaları da izleyen Rockefeller Vakfı’nın Uluslararası Sağlık Kurulu, tedavi hizmetleri yerine koruyucu hizmetlere öncelik verilmesi, ücretsiz sağlık hizmeti sunulması ve sağlık/hastalık anlayışında toplumsal faktörlerin temel alınması karşısında rahatsızlık duyar. 1922 yılında “Toplumsal ve Mesleki Hastalıklar Kliniği” açılmasından hoşnutsuz olduğunu açıkça dile getirerek, Sovyetler Birliği’ndeki halk sağlığı programlarına destek olmayacağını belirtir.

SAĞLIK HİZMETLERİNİN ÖRGÜTLENMESİ

Sağlık örgütlenmesi yıllar içinde değişen ihtiyaçlara göre şekillenerek, 1936 yılında son haline kavuşmuştur. SSCB Sağlık Bakanlığı’nın altında her Cumhuriyetin Sağlık Bakanlıkları bulunur. Her Cumhuriyet oblast ve kraylara bölünmüş, oblast ve kraylar da kendi içlerinde kentsel ve kırsal rayonlara bölünmüştür. Rayonların altında da uçastoklar bulunur. 

Oblastlar, bir dereceye kadar özerk olduklarından eyalet olarak ifade edilebilir. Benzer özellikleri olan Kraylar ise sınırlarında çok geniş kırsal alanlar barındırmasıyla oblasttan ayrılır. SSCB cumhuriyetleri idari yönden nüfusları 500 binden birkaç milyona kadar değişen yüzün üzerinde oblast ve kraya ayrılmıştır ve buralarda 600-1000 yatak kapasiteli kurumlar bulunur. Bu kurumlar üst uzmanlaşma eğitim ve danışma merkezleridir.

Rayon, oblast ve kray altında yer alan idari birimi tanımlar. Bir şehrin mahalle, semt veya ilçesini ya da nüfusu büyük kırsal bir yerleşimi içerebilir. 200-400 yataklı bir hastane ve 15 kadar uzmanlık dalını kapsamaktadır. Rayon sayısı 4500’ün üzerindedir. Kırsal rayonlarda 40 bin kadar kırsal merkez (köyler, kolhoz ve sovhozlar) bulunur.

Oblast ve rayonlarda sağlık yönetimi bölümleri şunları içerir; Tedavi kurumları, denetim, anne ve çocuk bakımı (anaokulları, kreşler), sanayi hijyeni ve işyeri hekimliği, çocuk sağlığı ve okul hijyeni, hijyenik yaşam koşulları (gıda ve beslenme, barınma, su ve atıklar, epidemiyoloji[2] ve enfeksiyonların önlenmesi), bilimsel araştırma, rasyonalizasyon (sorunlar üzerinde çalışma ve çözüm bulma için çeşitli kurumlarla işbirliği), planlama (finansman ve istatistik dahil), gıda destek ve kurumların bakım onarımı, inşaat.

Rayonlar altında yer alan sağlık bölgeleri Uçastoklardır ve hizmetin uç noktasındaki ana birimlerdir. Birer pediatrist, erişkin genel pratisyen hekimi ve jinekolog ile, erişkin ve çocuk hemşireleri, çevre sağlıkçıları ve ebeler bulunur. Uçastok bölgesi ortalama üç bin yetişkin ile on dört yaş altı 1000 çocuğa hizmet verir.

Ayrıca ülkenin her yanına dağılmış halk sağlığı merkezleri olarak işlev gören Sanepid İstasyonları bulunmaktadır. Önlenebilecek bütün sağlık sorunlarının denetiminden ve kontrolünden sorumlu olan bu istasyonlar; çevre sağlığı, bulaşıcı hastalıklardan korunma, iş sağlığı, epidemiyolojik çalışmalar gibi konularda çalışmaktadırlar. İlk sanepid istasyonu 29 Ekim 1922 de kurulmuştur. Tıp fakültelerinin bir bölümü bu istasyonlarda görev alacak hekimleri yetiştirmek için özelleşmiştir. İstasyon çalışanları iki yılda bir tazeleme kurslarına katılmak durumundadırlar.

1940 yılı sonuna kadar 1958 sanepid istasyonu kurulmuştur ve bu istasyonlarda 11.121 hijyen ve halk sağlığı hekimi ile diğer sağlıkçılar görev yapmaktadır. 1950’lerden sonra sanayileşme ve kentleşmenin gelişmesiyle çevre sağlığı sorunları daha çok öne çıkar. Yine aynı dönemlerde meslek hastalıkları çalışmaları da yoğunlaşmış, çalışanların işlevleri de buna göre değişmiştir.

Özel amaçlarla kurulmuş özel örgütler ve dispanserler de bulunmaktadır. En önemlisi işçi sağlığı örgütüdür. Tüberküloz, kanser, diabet, romatizmal kalp hastalıkları, fizyoterapi gibi özel dal dispanserleri tüm ülkeye yayılmıştır. Çocuklar için poliklinikler, hastaneler, kronik hastalık dispanserleri, süt merkezleri, kreşler, yaz tatilleri için kamplar, gündüz ve gece bakım üniteleri gibi sağlık kuruluşları da bulunmaktadır. İlaç üretimi ve dağıtımı da devlet eliyle yapılmaktadır.

SSCB sağlık yönetiminde “işçilerin sağlığı işçilerin ellerinde olmalıdır” ilkesi temel alınmıştır. SSCB’nin yönetim organları olan “Sovyet”ler işyerinden ve sorumlu olduğu bölge insanlarının sağlığından da sorumludurlar. İşyeri veya bölgelerinde görevli hekimle işbirliği içinde hareket ederek sunulan hizmetlerin geliştirilmesine çalışırlar. Sosyal sigorta fonlarının en iyi nasıl kullanılacağına karar vermek; hijyen koşullarını, sosyal hizmetleri, kreş ve anaokullarını, okul çocuklarına verilen hizmetleri denetlemek; kimin dinlenme evine, sanatoryuma, sağlık tatil köyüne gönderileceğine karar vermek gibi konularda hekimin yanında “Sovyet”ler aracılığı ile işçiler de söz söyler. İşçilerin sağlık hizmetlerine aktif katılımıyla ülkenin sağlık sorunlarının hızla çözümü mümkün olmuştur. Uzmanlar işçilerin doğru kararlar verebilmeleri için yol göstermişlerdir.Sağlık hizmetleri, emeğin sağlık ihtiyaçları dikkate alınarak planlanmış, dispanserler de bunu uygulamıştır.

Hava kirliliği için adım atan, atmosferik kirleticiler için azami kabul edilebilir yoğunlukları belirleyen ilk ülke de SSCB olmuştur. Bu alandaki çalışmaları Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından diğer ülkelere örnek gösterilmiştir.

SAĞLIK HİZMETLERİNİN SUNUMU

Sağlık üç alanda yoğunlaşmıştır; yetişkin emekçi sağlığı, ana-çocuk sağlığı ve hijyen.

Sağlık hizmetinde izlenen süreç şu şekildedir;

  • İşyerlerinde emekçilere, okullarda öğrencilere, bölgelerde bölge sakinlerine, orduda askerlere düzenli, periyodik sağlık muayeneler,
  • Hastanın evinde bakım (hastaların az bir kısmı),
  • Fabrikalar veya çalıştıkları kurumlarda bakım,
  • Dispanser ve polikliniklerde ayaktan bakım,
  • Daha ciddi hastalıklarda hastaneler veya diğer yataklı kurumlarda bakım (sanatoryum vb)
  • Nekahat dönemlerinde dinlenme evlerinde bakım.

Tedavi kurumları, genel dispanserler (tüberküloz, ana-çocuk sağlığı, cinsel yolla bulaşan hastalıklar dispanserleri), poliklinikler, genel hastaneler, uzmanlaşmış hastaneler (çocuk, doğum ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar için), sanatoryumlar, gece sanatoryumları (gündüz çalışan, gece tedavileri süren hastalar için), eğitim hastanelerinden oluşmaktadır.

1949 yılına kadar işyeri sağlık birimleri ile birlikte çalışma ve ikamet bölgelerinde de bölge/nüfus tabanlı dispanser ve polikliniklerde ayaktan bakım hizmeti verilmiş, işçiler her ikisine de gidebilmişlerdir. 1950 sonrası dispanser ve poliklinikler ile hastanelerin ayakta bakım birimleri birleştirilmiş, hizmet büyük sağlık komplekslerinde verilmeye başlanmıştır.

Sağlık emekçilerinin çalışma süreleri ve yöntemleri de kapitalist sistemin o güne kadar gösterdiklerinden farklıdır. Polikliniklerde hekimler günde 6-6.5 saat çalışırlar ve bir saatte en çok altı hasta kabul edebilirler, çalışmanın 5. günü tatil yaparlardı. Röntgen uzmanlarının çalışma süresi 4 saat, diğer sağlık emekçilerinin çalışma süreleri tüm diğer emekçiler gibi 7 saattir. Hekimler tüm çalışanlar gibi yılda iki hafta izin kullanırken, röntgen uzmanları daha uzun izin kullanırdı. Kırsal kesimdeki hekimler ise üç yılda bir daha uzun izin kullanırlardı. Bir Uçastok hekiminin mesaisi 6,5 saat olup, çalışması 3 saat poliklinik, 3 saat ev ziyareti ve yarım saat sağlık eğitimi (bireylere, gruplara, geniş topluluklara) olarak planlanmıştır.

Faşizme karşı savaş döneminde, askeri sağlık hizmetleri öne çıkmıştır. Sağlık kaynakları da diğer alanlarda olduğu gibi faşizmin yenilgisi için kullanılmış, sağlık emekçileri, yeni sağlık hizmeti ihtiyaçları üzerinden eğitimden geçirilmiştir. Bu dönemde savaş yaralarını en aza indirmek, tetanoz ve kangreni önlemek için tedavi teknikleri geliştirilmiş, cerrahi branşlarda önemli birikim olmuştur. Yine o güne kadar görülmemiş kan transfüzyonları[3] ve sulfanamid tedavisi[4] ve vitamin yetersizliğini önleme çalışmaları yapılmıştır. Faşizmin yenilgisi sonrası sağlık hizmetlerinin savaş öncesi döneme ve daha iyisine kavuşması için yapılacak çalışmalar 4. beş yıllık planla belirlenmiştir. Dünyadaki ilk kan transfüzyon enstitüsü Moskova’da kurulmuş, savaş sonrası 400 tıp ve bilimsel araştırma enstitüsü açılmıştır.

ANNE VE ÇOCUK SAĞLIĞI

Ana-çocuk sağlığı hizmetlerini anayasasına geçiren ilk ülkenin Sovyetler Birliği olduğu başlarda ifade edilmişti. Annelik ve çocuk bakımı SSCB bütçesinin ilk ödeme kalemlerinden kabul edilmiştir. Daha Sağlık Bakanlığı kurulmadan Aralık 1917 tarihinde Ana-Çocuk Sağlığı Departmanı kurulmasına yönelik kararname yayınlanmıştır. Kadınlar çalışmak istediklerinde erkeklerle eşit haklara sahip olarak çalışma yaşamında yer almışlardır.

Ana-çocuk sağlığı hizmetleri, çocukları doğumdan erişkinliğe kadar izleme ve korumayı kapsarken, kadınları da izleme ve korumayı amaçlamıştır. Her kadına doğumda 200 ruble ve bebek 5 aylık olduğunda 50 ruble olmak üzere 250 ruble doğum yardımı yapılmaktadır. Ayda 50 rublelik yardım çocuk 12 yaşına kadar devam etmekte ve gerektiğinde artırılabilmektedir.

Ana ve çocuk sağlığı dispanserleri yanında kreşler, anaokulları ve diğer tüm öğretim kurumlarında okul hekimlikleri oluşturulmuştur. 1931 yılında 3 bine ulaşan ana-çocuk sağlığı dispanserlerinin çoğunda süt mutfakları bulunmaktadır. Kırsal alandaki kolhoz ve sovhozlarda da bulunan bu dispanserlerde hekimler, hemşireler, hukuksal danışmanlar görev yapmaktadır.

Ana çocuk sağlığı hizmetlerinin temel özellikleri

  • Tüm anne-çocuk sağlığı hizmetleri ücretsizdir,
  • Bütün bireyleri kapsayacak şekilde tasarlanmıştır,
  • İdari bakımdan erişkin hizmetlerinden ayrı programlar olarak ele alınır,
  • Bir hekimin de sorumlu olduğu birimlerde yürütülür,
  • Önleyici, klinik, eğitimsel, toplumsal, hukuksal ve çevresel etkinlikleri içeren kapsamlı programlar anne ve çocuğun sağlığını ve iyiliğini sağlamaya yöneliktir,
  • Polikliniklerde anneler, çocuk bakımı konusunda eğitilir,
  • Temel program merkezi olarak planlanmıştır, yerel koşullara uyarlanabilir.

Bir ana-çocuk sağlığı merkezinde, bebek kliniği, bir-üç yaş çocuk kliniği, hamile kadın kliniği, tüberküloz uzmanı ofisi, cinsel yollarla bulaşan hastalıklar uzmanı ofisi, beslenme istasyonu, süt istasyonu, hukuksal danışmanlık ve danışma bürosu bölümleri bulunur.

1944 yılında gebelere, evli olmayanlar dahil tüm annelere verilen hizmetlerin kapsamı genişletilmiş, 25 Kasım 1947 Kararnamesi ile de çok çocuklu ve evli olmayan annelere verilen ödemeler artırılmıştır. Cumhuriyetlerin sağlık bakanlıklarında da ana ve çocuk sağlığı hizmetleri, erişkin sağlık hizmetleri, epidemiyoloji ve hijyen hizmetleri aynı düzeydedir.

3-4 bin kadının bulunduğu bölgeye hizmet sunan Kadın Danışma Merkezleri, yaygın olarak örgütlenmişlerdir. Merkezde çalışan avukatlar, babanın yükümlülükleri ve anne-çocuk hakları konularında danışmanlık verirler. Merkezlerde hizmet, annelerin çalıştığı dikkate alınarak 08.00-20.00 arası verilir ve bu nedenle hekimler iki vardiya olarak çalışır. Hamile kadınlar başka sağlık sorunu olmadığı sürece 8-12 kez evinde ziyaret edilir.

Gebe evleri ve hastanelerikomplikasyonsuz doğum yapılan hastanelerdir, koğuşlarda 6-10 arası yatak bulunur. Bu kurumlarda yatış süresi 9 gündür, gerektiğinde uzatılabilir. Tüm doğumların gebe evlerinde yapılması için çabalanmıştır. Bunun sonucu olarak 1913 yılında bin doğumda 10 anne ölürken, 1959 yılına gelindiğinde binde 0,49’a kadar gerilemiştir. Yine 1913 yılında binde 275 olan bebek ölüm hızı, 1960’lara doğru binde 40’a geriletilmiştir. Bütün yataklı tedavi kurumlarında yatakların %12,7 si gebeler için ayrılmıştır.

Çocuk hastaneleri içinde yer alan Çocuk Danışma Merkezleri bölgedeki kreş, anaokulu ve okullardan sorumludur. Çocuklar doğumdan itibaren pediatrik hekimlerin gözetimine alınır ve 15 yaşına kadar pediatrik hekimler tarafından takip edilir. Annenin 2 aylık izni bittiğinde çocuklar pediatrik hekimlerin de çalıştığı kreşlere kabul edilir. Çocuklar bir yaşından itibaren yılda 4-5 kez fiziksel muayeneden geçirilir. Emziremeyen anneler için süt mutfakları bulunur. Bir yaşına kadar süt ve ek gıdalar ücretsiz olarak sağlanır. Diş hekimleri tarafından da ağız sağlığı hizmetleri verilir.

Doğum öncesi izin alan emekçilerin gebeliklerini geçirebilmeleri için çoğunluğu sendikalar tarafından kurulmuş gebe sanatoryumları da bulunmaktadır.

Kırsal kesimdeki hastanelerde de kadın ve çocuk danışma merkezleri, süt mutfakları, daha az yataklı gebe evleri bulunur. Aynı zamanda rayon hastaneleri, bölge hastaneleri, kolektif çiftlik gebe evleri, feldsher/ebe istasyonları oluşturulmuştur. Sürekli ve mevsimlik kreşler ve anaokulları da bulunmaktadır.

Çalışan kadınlara hamileliğin 4. ayından itibaren fazla mesai verilmesi yasaktır, emziren kadınlar da gece çalıştırılmaz. Kreşler fabrikalarda ve yerleşim yerlerindedir. İşçi kadının bebeği emiyorsa, anne çalışma saatleri içinde iki kez, yemek izni sırasında da bir kez kreşe giderek bebeğini emzirir. Bütün hamile kadınlar doğum öncesi ve sonrası 56’şar günden toplam 112 gün ücretli izinlidirler. Çocuklarına kendisi bakmak isteyen annelere ilaveten 3 ay izin verilir. Annelerin rahat seyahat edebilmeleri için demiryolu istasyonu kreşleri, sosyal yaşama katılabilmeleri için gece kreşleri açılmıştır. Fabrikalardaki kreş yatak sayıları 1928 yılında 33 bin, 1931 yılında 130 bin, 1951 yılında 1,5 milyona ulaşmıştır.

Anne Danışma Merkezlerinde ve annelerin çalışma saatlerine göre hizmet veren Anne Okullarında annelere kurslar verilir. Bu kurslara katılamayanlara mektupla eğitim, kırsal kesimlerde ebeler aracılığı ile eğitimler verilir. Bu eğitimler kadınların eşlerine de verilir ve içeriği hijyen, bebek bakımı ve beslenmesi üzerinedir.

SSCB de koruyucu sağlık hizmetlerine ve bunun için sağlık bilgisinin yaygınlaşmasına özel önem verilmiştir. Bunun aracı da topluma yönelik sağlık eğitimidir. Sağlık Bakanlığı düzenli ve sistematik sağlık eğitiminden sorumlu olurken her cumhuriyette eğitiminden sorumlu sağlık eğitim dairesi oluşturulmuştur. Sağlık eğitimleri; sağlık kurumlarına gelenlere, ev ziyaretlerinde, Anne Okulları’nda gruplarca, hastanelerde topluca konferanslar yoluyla, gazeteler ve radyolar kullanılarak, kırsal kesimde sağlık kurumları ve gezici sağlık hizmetleri ile çok çeşitli biçimlerde yapılarak tüm topluma yaygın olarak ulaşılması hedeflenmiştir. 

Moskova’daki bir evlilik bürosunun bekleme odasının duvarına asılmış tavsiye notunda şunlar yazmaktadır;

  • Bir çocuk kötü koşulların ortasında doğurulmamalıdır,
  • Çocuğunuzu fazla kucağınıza almayın (resimlerde doğru tutma metotları gösterilir),
  • Her aile tıbbi acil yardım çantası bulundurmalıdır,
  • Eğer aile kalabalık ise çocuk iyi yetiştirilemeyecektir,
  • Anne doğumevinden ayrıldıktan hemen sonra ilçesindeki Uzman Muayene Kliniği’ne gitmelidir.

Kadınların çocuklar ve sağlık için açılan kurumlardan haberdar olmaları ve çocuklarını düzenli olarak götürmeleri için her kulüp, fabrika, sendika toplantılarında, sinema ve tiyatrolarda sık sık yapılan duyuruların yanında afişlemeler de kullanılır.

Devrim öncesi köylerde kurumda yapılan doğum oranı %7’lerde iken, 1930’lara gelindiğinde bu oran %20’lere ulaşmış, şehirlerde %100 e yaklaşmıştır.

Yine 1930‘larda gebe bir kadın doğum öncesi bakım merkezine gittiğinde verilen bir kartla şu hakları kullanır; 1)Tramvaylarda öncelik ve korunaklı bir yer edinme hakkı 2) Dükkanlarda kuyruğa girmeden alışveriş yapma 3) Destekleyici yiyecek karnesi 4) Çalıştığı ofis veya dükkanda daha kolay işlerde çalışma izni 5) Ücret kaybı olmaksızın iki ay dinlenme hakkı

İŞÇİ SAĞLIĞI

Başlı başına ele alınabilecek işçi sağlığı ve iş güvenliği uygulamalarına dair birkaç önemli noktaya değinmek bu yazı çerçevesinde yeterli olacaktır. Sağlığın temel ilkesi hastalanmadan önlem almak ve hastalığa zemin hazırlayan sosyal etmenleri ortadan kaldırmaktır. İşçi sağlığında da aynı ilkeye göre davranılmıştır.  1918 yılında çıkarılan işçi sağlığını koruma yasası tüm işçi ve emekçileri kapsaması ve diğer özellikleri ile döneminin tek örneği olmuştur. İş saati 8 saate düşürülürken, bazı işkollarında 7 saat ile sınırlandırılmıştır. 1936 yılında ise herkes için 7 saate düşürülmüş, gece vardiyaları 6 saatle sınırlanmıştır Haftada beş gün çalışma, zorunlu ücretli yıllık izin, 18 yaş altı gençlerin tehlikeli işlerde çalıştırılmaması, 16 yaş altına çalışma yasağı, işyerlerinde koruyucu giysi giyilmesi, tüm işçilerin periyodik muayenelerden geçirilmesi yasal güvence altına alınmıştır. Zamanla ağır ve tehlikeli işlerde çalışanlar için işgünü 6 saate, cıva sanayi gibi işlerde ise 4 saate kadar düşürülmüştür. Kapitalist sistemin aksine çalışma saatleri düşürülürken ücretler asla düşürülmemiştir.

1922 yılında kabul edilen iş mevzuatı, işçi sağlığı ve güvenliği alanındaki düzenlemeleri de içermiştir. Sendikalar ve sağlık otoritelerinin onayı olmadan hiçbir sanayi tesisi veya işliğin inşa edilememesi, tadilat yapamaması, başka yere taşınamaması, tesislerin iş ve hijyen müfettişleri tarafından incelenmeden hizmete girememesi yasa ile belirlenmiştir. Aynı yıl işçilerin sağlık muayeneleri yapılmaya başlanmış, endüstriyel zehirlenme ve yaralanmalar kayıt altına alınmaya başlanarak bildirimi zorunlu hale getirilmiştir.

Yine 1922 yılında işyerlerinde “sağlık hücreleri, dispanserler ve poliklinik gruplardan” oluşan sağlık kompleksleri oluşumuna gidilmiştir. Sağlık hücrelerinde, gönüllü ve sağlık eğitimi alan işçiler yer almış, onlar tarafından tespit edilen hasta işçiler, tedavi için ilgili yerlere yönlendirilmiştir.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanında 1935 yılına kadar 40 bilimsel araştırma enstitüsü kurulmuştur. Bu enstitülerin bazıları oto-traktör sanayi, askeri sanayi, demiryolları ve ulaşım alanı gibi alanlarda uzmanlaşmıştır Enstitüde fizyoloji, hijyen, havalandırma, ışıklandırma, psikoteknik ve bireysel yöntemler üzerine çalışan bölümler bulunmaktadır.

İşçi sağlığı alanında standartların belirlenmesine ve uygulanmasına Sovyetler Birliği öncülük etmiş, hava kirliliği standartları 1920’lerde kullanılmaya başlanmış, işçi sağlığına zararlı 14 maddelik liste yayınlanmıştır. Bu standartlar ABD de 1937 de, Almanya’da 1938 de, İsveç’te 1969 yılında kabul edilmiştir.

1920’li yıllardaki Selmashstroy tarım makineleri fabrikası örneğine bakalım. 18 işlikten oluşan fabrikada her bir işlikte bin işçi çalışmaktadır. Her işlikte bir hekim ve ayrıca fabrikanın genel sağlık hizmetlerinden sorumlu bir hekim bulunmaktadır. Hijyen bürosunca işe girişte işçiler muayene edilmekte, koruyucu aşı yapılmaktadır. Sonrasındaki periyodik muayeneleri 3-4 ayda bir gerçekleştirilmektedir. Hastalara tıbbi bakım dispanserlerde, gerektiğinde hastanelerde yapılmaktadır. İşlik hekiminin görevleri; acil durumlarda ilk yardım, dispanser hekimlerinden rapor almak, hasta ve işe gelmeyen işçilerin listesini yönetime bildirmek, evde dinlenen işçilerin işlik komitesinden bir işçi tarafından ziyaretini sağlamak, hastalıkları günlük listelemek, diyet uygulayanları mutfağa bildirmek, işçilere hijyen eğitimi vermektir.

SSCB de spor sağlıklı olmanın aracı olarak ele alınmış, bedensel sağlığın aktivitelerle korunacağı ve geliştirileceğinden hareketle spora özel bir önem verilmiştir. Fabrikalarda, semtlerde, parklarda, salonlarda topluca spor yapılması özendirilerek bu tarz spor yapma yaygınlaştırılmıştır.

SAĞLIK EMEKÇİLERİNİN EĞİTİMİ

Tıp eğitiminde çevre sağlığı, sağlık eğitimi ve koruyucu hekimlik öncelikli olmuştur. Hekimler 1930 yılına kadar 10 yıllık temel eğitim üzerine 5 yıl eğitim alırlarken, 1947 den sonra 10 yıl üzerine 6 yıl, eczacı ve diş hekimleri 5 yıl eğitim alırlar. Hemşireler yedi yıllık temel eğitim üzerine 3 yıl, ebeler ise iki yıl eğitim alırlardı. Tıp öğrencileri iki yıllık eğitim sonrası genel tıp, halk sağlığı-hijyen ve çocuk gibi üç temel bölümden birini seçerlerdi. Müfredat içinde tarihsel materyalizm, sosyal ve politik bilimler gibi dersler de olurdu. Uzmanlaşmak isteyenler için 14 temel uzmanlık alanı bulunurdu. Eğitim süresi boyunca öğrencilerin tüm masrafları devlet tarafından karşılanırdı. Hekimler 3 yıl süre ile kırsal bölgede çalışırlar, kırsal kesimdeki hekimler 3, kentlerde çalışanlar ise 5 yılda bir eğitime alınırlardı. Sağlık emekçilerinde emeklilik erkeklerde 60, kadınlarda 55 yaşındaydı. Daha önce doktorlar ayrı, diğer sağlık emekçileri ayrı sendikalarda örgütlenirken 1920 yılından itibaren sağlık emekçileri sendikası altında örgütlendiler.

1932 yılında 36.00 tıp öğrencisi bulunmaktadır ve 20 bin civarında olan doktor eksiğinin 1937 yılında giderilmesi hedeflenmiş, 1000 kişilik nüfusa bir doktor ideal sayı olarak belirlenmiştir. Devrimden önce Rusya’da yaklaşık 26 bin doktor varken, 1931 yılında bu sayı 76 bine ulaşmıştır. Doktorların % 90’ı kamu kurumlarında çalışmaktadırlar, 1930’lara gelirken özel hekimlik yasaklanmış olduğundan hemen hemen sona ermek üzeredir.

Yazıya da kaynaklık eden Kızıl Tıp kitabının yazarları, daha önce Çar 3. Aleksandr’ın ikametgah olarak kullandığı Kırım Livadya’daki nekahat dönemi evinde başhekimlik yapan doktordan şöyle söz ederler; “Başhekim, yeni rejime karşı en çok duygudaşlık hisseden kişiydi ve her ne kadar önceki döneme göre maaşı düşmüş olsa da artık mali konular hastaları ile kendisi arasında bir mesele olmaktan çıktığında dolayı hastaların iyiliği için daha etkili olabildiğini düşünüyor.”

Kızıl Tıp yazarlarından Sir Arthur Newsholme, İngiltere hükümetine yaptığı sağlık başdanışmanlığından emekli olmuştur ve Milbank Vakfı adına Avrupa ülkelerini gezerek sağlık sistemlerini incelemektedir. Diğer yazar John Adams Kingsbury de Milbank Vakfı sekreteridir. İkisi birlikte 1932 yılının Ağustos ve Eylül’ünde SSCB de altı hafta süreyle 15 bin kilometre yol kat ederek 14 kenti dolaşırlar ve sağlık hizmetleri de dahil birçok konuda gözlem ve incelemelerde bulunurlar. 1932-33 yıllarında gezi notlarını ve gözlemlerini kaleme alırlar. İzlenimlerinden bazı bölümleri kısaltarak da olsa almak, sistemi anlamak açısından yararlı olacaktır;

  • Tatar Cumhuriyeti nüfusunun yarısı Tatarlardan oluşmasına karşın Sovyet iktidarı ilan edildiğinde Tatar nüfusa hizmet verecek hemen hiç hastane yoktu, 1932 yılına gelindiğinde ise 20 büyük hastane ve sanatoryum bulunmaktadır. 1932 kışında meydana gelen 15 çiçek hastalığı vakası sonrası Kazan’ın tüm nüfusu 1932 Temmuz’unda bir ya da birkaç kez aşılanmıştır. Böyle kitlesel bir çalışma sonucu tifüs de yok edilmiştir.
  • Gürcistan‘da başka yerlerde olduğu gibi hepsi birbirine bağlı bir ayakta tedavi hizmetleri, poliklinikler, genel ve uzmanlaşmış hastaneler zinciri bulunmaktadır.
  • Gürcistan’da kurulan 500 yataklı demiryolu hastanesi, demiryolculara hizmet vermektedir. Çocuklar için oyun parkının da bulunduğu çiçeklerle süslü bir bahçeye, müzik salonlarına, kulüplere ve açık hava sinemalarına sahiptir.
  • Batum’dan Kırım’a kadar uzanan sahil şeridinde sağlık merkezleri ve dinlenme evleri bulunmaktadır. Önceleri zenginlerin kullandığı saraylar, bakım evleri ve tatil tesisleri olarak kullanılmaktadır. Kırım-Yalta’da Çar’ın ve diğer soyluların saraylarında on binlerce işçi tatil yapmakta, sanatoryum ve nekahat dönemi için dinlenme evleri olarak kullanılmaktadırlar. 
  • Ukrayna’da özel hekimlik tıp uygulamalarının sadece yüzde 10’unu oluşturmaktadır. Ukrayna Cumhuriyetinde 1920 den beri suçiçeği aşısı ülke genelinde uygulanmakta, 1930’dan beri difteriye karşı aşılama zorunlu tutulmaktadır. Diş tedavisi de tüm okullarda zorunludur.

Bazı değerlendirmeleri de şu şekildedir:

“ …Avrupa ülkelerinden tıbbi ve sosyal reformlar açısından geri kalmış ve halen yarı Asyatik ve Avrasyalı olan Rusya; şimdi başta şehirlerinde olmak üzere, neredeyse tüm halkına başka hiçbir ülkede olmadığını bildiğimiz nitelikli, ücretsiz ve kısıtlamalar olmaksızın kolaylıkla ulaşabilecekleri tıbbi bakım hizmetlerini yıldırım hızıyla kurmaktadır.” “… ziyaret ettiğimiz şehirlerde bulunan ve işlemekte olan bu düzenlemeler eksiksiz tıbbi hizmetlerin birkaç yıl içinde Rusya’nın hem kırlarında, hem de kentlerinde verilebileceğini göstermektedir.” (Sayfa 73)

 “ …Daha önce araştırma yaptığımız ülkelerin hiçbirinde görmediğimiz kadar kapsamlı, bütünlük içinde planlanıp büyük ölçüde başarıya ulaşmış, şehirlerdeki Rus vatandaşların sağlık ve mutluluğunu bolca eğlence ve spor ile korumayı amaçlayan benzersiz bir kamu sağlığı ve tıp sistemine dair binlerce izlenim vardı.” (Sayfa 68-69)

SAĞLIKLI BARINMA

Çarlık döneminde işçiler, köylüler, yoksullar için çok büyük sorun olan konut sorunu devrimle birlikte ele alınmıştır. 1914 yılındaki araştırmaya göre Moskova’daki büyük sanayi şirketlerinin koğuşlarında bulunan 27 bin odada 300 binden fazla işçi kalıyordu. Aynı tarihte Moskova da burjuvalara ait 5 bin adet geniş, konforlu ev ve şatolar boş duruyordu.

İç savaş yılları istenilen düzeyde konut yapımını engelledi, 1923 yılında 1 milyon metre kare konut inşa edildi. 1923-27 yılları arasında 12,5 milyon metre kare, 1927-31 yılları arasında da 28,5 milyon metre kare yaşam alanı kuruldu. 1926-39 yılları arasında 213 şehir ve 1323 yeni kent kuruldu. 1940 yılına kadar da konut stoku %130 arttırıldı. 1950 yılına kadar her ailenin müstakil konutu olması planlanırken faşizmin saldırısı bu alanda da kesinti yarattı ve üstüne yıkımı ekledi. Savaş sonrası acil olarak konfordan uzak, geçici konutlar yapıldı. Sonrasında yeniden konut üretimi sürdürüldü. Konut kiraları ise metre kare başına 14 kopekti (rublenin yüzde biri) ve gaz, elektrik, konut gideri ile su ve sıcak su için cüzi ücretler alınırdı.

SSCB SAĞLIK SİTEMİNİN SONUÇLARINA DAİR

Yürütülen sağlık politikaları SSCB halklarının devrim sonrası yıllarında olumlu sonuçlarını vermiştir. 1913-1940 yılları arasında ölüm hızı %40, Çocuk Ölüm Hızı (ÇÖH) %50 oranında azalmıştır. 1913 yılında binde 268,6 olan ÇÖH 1960 yılına gelindiğinde binde 35,3’e gerilemiştir. Bebek Ölüm Hızı (BÖH) 1957 yılına gelindiğinde binde 45’e, Anne Ölüm Hızı (AÖH) 1954’te yüz binde 54’e kadar düşmüştür.

1928 yılına gelindiğinde difteri aşısı olmayan çocuk sayısı %14’tür.

Sağlık sisteminin sonuçlarının en önemli göstergesi yaşam beklentisidir. 1913 yılında 32 yıl olan yaşam beklentisi, 1926-27 yıllarında erkeklerde 44 kadınlarda 47’ye, 1968-69 yıllarına gelindiğinde erkeklerde 70 kadınlarda 74’e yükselmiştir.

1927 den itibaren kolera gündemden çıkmış hiçbir vaka kaydedilmemiş, çiçek hastalığının görülme sıklığı 1912 yılında on bin hastada 5 iken 1929 da on bin hastada 0,37 vakaya düşmüştür. 1920-1921 yıllarındaki tifüs salgınında toplam 4 milyon vaka görülürken, 1925-29 arasında yıllık ortalama vaka sayısı kırk binin biraz üstündedir. Ancak o yıllarda ateşli tifo, kızıl ve difteri vakaları hala sorun olmaya devam etmiştir.

Kızıl Tıp yazarları 1932 yılındaki SSCB’nin durumunu şöyle ifade etmişlerdir; “SSCB’nin durumu zaten görüldüğü üzere çok özeldir. Tıbbın toplumsallaştırılması, bazı temel özelliklerde tüm ülkeleri aşmıştır. Doktoru parasal rekabet alanından neredeyse tamamen çekmiş ve böylece başlıca yetersiz tıbbi hizmet kaynağını ortadan kaldırmıştır. Şaşırtıcı biçimde eksiksiz, kentsel nüfusun büyük çoğunluğu için hızlıca ulaşılabilir, kırsal Rusya’ya süratle genişletilmiş, ücretsiz (yani devlet tarafından ödenen) bir sağlık hizmeti yaratmış ve tıbbi önleyici hizmetlerle birlikte bu hizmetin tamamına sosyal açıdan takdire değer bir yön vermiştir.” (sayfa 262)

SOSYALİZM SONRASI SAĞLIK

SBKP 20. kongresi ile açığa çıkan revizyonizmin hakim olduğu yıllarda sağlık hizmetlerinin örgütlenmesi önemli oranda aynı kalsa ve koruyucu ve bütüncül sağlık hizmetleri sürdürülse de bu dönemde tedavi edici hizmetlere yönelim artmıştır. Bu yönelim toplumcu sağlık hizmetlerinden sapmanın temelini oluşturur. Sosyalist devrimle birlikte hayata geçirilen ücretsiz, bütüncül, merkezi planlamayla ve yerelin ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş sağlık hizmetleri ve herkesin sigorta kapsamında olması gibi temel uygulamaların tasfiyesi, kendilerini sosyalizmin savunucuları olarak gösteren revizyonist yöneticiler tarafından zamana yayılmıştır. 

1983 yılında özel poliklinik ve dispanser uygulaması başlatılmış, 1987 yılında sağlıkta da perestroyka uygulamasına geçilmiş ve aynı yıl ilk paralı hastane açılmıştır. 1989 yılından sonra da sağlık sisteminde merkeziyetçi yapı yerine desantralizasyon, devlet finansmanının yerine özel sağlık sigortacılığı, birinci basamak sağlık hizmetlerinin yerine aile hekimliği uygulamalarına geçilmiştir. Böylece paralı sağlık hizmetleri uygulaması başlamıştır.

1980’li yıllarda DSÖ ile başlayan yakınlaşma Dünya Bankası ile devam eder. DSÖ’nün, Doğu Bloku Ülkeleri olarak tanımlanan ülkelerin dağılması sonrası getirdiği öneriler sigorta sistemi, aile hekimliği, katkı paylarının arttırılması ve özelleştirme olur. Aynen Türkiye’de de olduğu gibi.

Kapitalist emperyalist sistemin müdahaleleri, uluslararası sermayenin yoğun girişimleri zamanla daha fazla karşılık bulmaya başladı. SSCB’nin resmen dağılması ile birlikte Rusya ve eski cumhuriyetlerde sağlık hizmetlerinin örgütlenmesi ve sunumunda köklü değişiklikler hayata geçirildi. Öncelikle kamu sağlık harcamalarının kısıtlanması yoluna gidilmiştir. 1991 yılı öncesinden başlayan ‘sağlık reformu’ denemeleri, bize de hiç yabancı olmayan sağlık sigortacılığı, hekimlerin hasta başına para alması, döner sermaye uygulaması girişimi, hastanelerin özerkleştirilmesi, maliyet düşürücü önlemler vb. uygulamalar olmuştur. Hastaya ve hastalığa yönelik modeller dayatılmıştır.

Rusya federasyonundaki uygulamalar sonrası bebek ölümleri hızla artmış, 1991 yılında fazladan 1 milyon ölüm olmuştur. Ölüm hızı özellikle erkeklerin genç ve orta yaş gruplarında korkunç boyutlara ulaşır. 1994 de Rusya’da 100 kadına karşılık 89 erkek bulunduğu ve ‘kayıp’ erkek sayısının 5,9 milyona ulaştığı hesaplanmıştır. Ölüm nedenlerinin hepsinde yükselmeler olur ama en fazla artan neden %191 ile travma ve kazalardır (intiharlar, öldürmeler). 1991 yılında 148 milyon 660 bin olan nüfus, 4 yıl aradan sonra 1995 yılında halen 148 milyon 400 bindir. Geleceğe güvensizlik doğumları azaltır. Difteri, tüberküloz, boğmaca, kızamık, kolera, brusella ve başta sifilis olmak üzere cinsel yolla bulaşan hastalıklarda patlamalar görülür. Alkol alımı erkeklerde %136, kadınlarda %71 artar. Beslenme problemleri baş gösterir ve buna bağlı olarak şişmanlık artar. İlkokul çocuklarının %53’ünün sağlığı tükenir.

DB, DTÖ başta olmak üzere uluslararası sermayenin Rusya Federasyonu ve eski Sovyet Cumhuriyetlerindeki ‘reform’ denemeleri o ülkelerin halkları için çok pahalıya mal oldu. 1997 yılında Rusya’da yaşayanların %41’i, en alt gelir grubunun %50’si ilaç ücretlerini karşılayamadığını, nüfusun % 13’ü tıbbi bakım ücretlerini karşılayamadığını belirtmiştir. En düşük gelir düzeyindekilerin %36’sı ise ayaktan bakım hizmetleri için başvurmayı dahi kesmiştir.

‘Reform’un temeli, sağlıktan kar elde edecek bir düzen yaratmak üzerinedir. Daha önce merkezi planlama ile yürütülen, yerel örgütlerine de uygulamada kısmen özerklik tanıyan sistemin yerini tamamen yerelleştirme alır. Sağlık personelinde daraltılmaya gidilir.

Bu tür uygulamalar nedeniyle 1990’lı yıllardan itibaren eski SSCB ülkelerinde sağlık hizmetlerine erişimde ve hizmet almada eşitsizlikler derinleşir. Rusya Federasyonunda 1994-95 yılları arasında gebe kadınların sadece %72 si doğum öncesi bakım alabilmiştir. AÖH 1985 de yüz binde 54 iken 1990 da yüz binde 70’e yükselir. Anne ölümlerinin dörtte biri kürtaj nedeni ile olmuştur. ÇÖH 1990-2001 arasında 12 kat artmıştır. 1998 yılında bir yaş altı bebeklerde kızamık aşısı olmayanların oranı Özbekistan’da %8, Tacikistan’da %20, Türkmenistan’da %34 olmuştur. Rusya federasyonunda kızamık aşısı 1989-1992 arası %82 den %62 ye düşmüştür.

Henri Alleg’in Büyük Geri Sıçrama adlı kitabından alınan anlatımlar ‘sağlıkta reform’ denilerek yapılan uygulamaların 1995-96’lı yıllardaki sonuçlarını da göstermektedir.

  • “1995 yılında Rusya’da bulaşıcı hastalıklar (dizanteri dahil) tehlikeli biçimde arttı. 1994 yılına göre %47,7’den çok (36.000 hasta ve 800 ölü sayılmıştır) artış var. %26,6 artış Hepatit B, %150 frengi vakalarındadır. Çocuklarda bulaşıcı hastalıklar %150’lik artış göstermektedir.” (Sayfa 157)
  • “Bakım görmenin giderek güçleştiği zayıf düşmüş poliklinik ve dispanserlerin “yerini doldurmak” üzere özel servis ve kuruluşlar doğmuş. Gereken parasal kaynağı bulabilen hekimler ve dişçiler bedelini ödeyebilen bir hasta azınlığı için kabin ve klinikler kurmak üzere kamu hizmetlerinden kaçmışlar. Bir klinikte bir gün kalmak için, cerrahların ücretleri dışında, 500.000 ruble ve hatta daha fazlasını ödemek gerekiyor” (Sayfa 22)
  • “… Çoğu, eczanelerde ve büfelerde serbestçe satılan ilaçları reçetesiz satın alarak, kendi kendilerini tedavi etmeye çalışıyorlar. Eğer kendilerini gerçekten kötü hissederlerse, belki de, hemen hemen parasız olduklarından, müşterilerini metro kalabalığı içinde aramak zorunda kalan tıp profesörleri ya da emekli uzmanlardan oluşan şu yoksul hekimlerinden birisine başvuracaklar…”(Sayfa 22)

Bütün bu ‘reform’ uygulamaları halklar açısından çok acı sonuçlara yol açar. Uluslararası sermaye açısından da sigorta sistemleri istedikleri gibi gitmez ve başarısız olur. 1999 yılında DSÖ, AB ve Dünya Bankası, sağlığın finansmanı ve örgütlenmesinde böyle “ani değişiklik önerilerinin” yanlış olduğunu söyleyerek Rusya’nın sigorta hekimliğinden devlet sağlık hizmetine dönmesini önerirler. Ama bu dönem Rusya’da eşitsizliklerin arttığı, sağlık göstergelerinde ciddi bozulmaların ortaya çıktığı bir dönem olur. Emperyalist kapitalist sistemin deneme tahtası olarak kullandığı bu dönemde milyonlarca insan bunun sonuçlarını sağlığı ve hayatı ile öder. 

Kaynaklar

Dr. M. Akif Akalın, Toplumcu Tıp (Sovyetler Birliği Deneyimi), Yazılama Yayınları, 1. Baskı, Kasım 2010.

Özlem Özkan (Yüksek Hemşire), ‘Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde Sağlık Hizmetleri’, Toplum ve Hekim Cilt 18, Sayı 1, Ocak-Şubat 2003 

Dr. Gazanfer Aksakoğlu, Sosyalist Ülkelerde Sağlık Örgütlenmesi, Toplum ve Hekim Cilt 2, Sayı 7, Temmuz, 1978.

Prof. Dr. Gazanfer Aksakoğlu, Sovyetler Birliği Özelinde Sosyalist Ülkelerde “Sağlık Reformu”, Toplum ve Hekim Cilt 18, Sayı 1, Ocak-Şubat 2003.

Sir Arthur Newsholme-John Adams Kingsbury, Kızıl Tıp Sovyet Rusya’da Toplumsallaştırılmış Sağlık, çev: Selçuk Görmez, Yazılama Yayınları, Birinci baskı, 2015 (Yazım tarihi 1932-33, İlk Basım tarihi 1933)

İsmet Doğan, SSCB de Barınma: Hayal edin, ev sahibi yok, kira 28 lira, Ekmek ve Gül web, 22 Kasım 2017.

Henri Alleg, Büyük Geri Sıçrama, çev: Kerem Kurtgözü, Evrensel Basım Yayın, 2012


[1] Sanitasyon: Ortamın hastalık yapan mikroorganizmalardan arındırılması için gerekli işlemlerin sağlık ve temizlik kurallarına uygun olarak yapılması (Gıda, işyeri, gıda dükkânları, işyerleri, çevre…)

[2] Epidemiyoloji: Toplumdaki hastalık, kaza şekli, etkilediği popülasyon, alınabilecek önlemler, görülme sıklığı, aşılama ve etkisi, dağılım ve dağılım belirleyen etmenlerin bilimi

[3] Transfüzyon: Kan veya kan ürünü nakli

[4] Sulfanomid tedavisi: Enfeksiyon tedavisinde kullanılan antibiyotikler

Warning: A non-numeric value encountered in /home/teoriveeylem/public_html/wp-content/themes/Newspaper/includes/wp_booster/td_block.php on line 353