Mücadele yoldaşlığı ve devrimci adanmışlık

Çetin Akdeniz

Emek Partisi MYK ve İstanbul Yürütme Komitesi üyesi Metin İlgün’ün erken yaşta ölmesi üzerine cenazesinde yapılan konuşmalarla hakkında yazılan çok sayıdaki yazıda, onun işçi sınıfı ve emekçilerin sömürü ve baskıdan kurtuluşu için sürdürülen örgütlü mücadelenin yorulmak bilmez, kararlı ve fedakâr bir militanı olduğu vurgusu özel bir yer tutuyordu.[1] 15-16 yaşlarında başlayan, 12 yıla yakın bölümü zindanlarda geçmiş 40 yılı aşkın devrimci yaşamın hemen her anını işçi ve emekçilerin sermayeye ve burjuva devlet iktidarına karşı mücadelesinin örgütlenmesine; mücadelenin devrim ve sosyalizm hedefiyle birleştirilmesine hasretmek, her komünist devrimci için olması gereken, ancak kolayca gerçekleştirilebilir olmayan bir görev ve sorumluluk bilinci ve pratiğinin göstergesidir. Metin İlgün bunu başaranlardandır. Ölümünün yol açtığı ‘eksilme’ ve büyük acıya rağmen yapılacak olan, onun ve yitirdiğimiz diğer yoldaşlarımızın proleter sosyalizmi bilinci ve adanmış bir devrimci ruhla sürdürdükleri çalışmayı parti bilinci ve sorumluluğuyla daha ilerilere taşımaktır.

DEVRİM VE SOSYALİZM MÜCADELESİNE MİLİTAN OLMAK

Metin’in devrimci kişilik özelliklerine yapılan vurgu, kararlı ve tutkulu devrimciliği işaret eder. İşçi hareketine devrimci sosyalist bir militan olarak katılma ve işçilerin siyasal sınıf bilinciyle bir sınıf halinde hareket etmeleri için yorulmak bilmez şekilde çalışma, partili devrimciliğin başlıca kıstasıdır.

Bir örgütü ya da partiyi devrimci kılan, “eyleminin içeriği“dir. Parti ya da örgütün eylemi ve çalışması işçi sınıfı ve emekçilerin sermayeye ve burjuva sınıf iktidarına karşı mücadelesini geliştirmeye hizmet ediyor mu etmiyor mu– kıstas budur.

Bu kıstas ya da koşul, sosyalist örgüt ve partilerin mücadele hattını programatik ve tüzüksel belirleme ve gereklilikleriyle birlikte benimseyen parti ve örgüt militanlarının çalışmalarının kapsamını ve ideolojik politik görüşleriyle pratik davranışlarının genel karakteristik özelliklerini belirler. İşçi sınıfı partisinin kitleler içindeki çalışmasında kaydedeceği başarının, kadroları ve devrimci militanlarının, partinin çizgisini pratiğe geçirme çalışmasındaki tutumlarıyla bağlı oluşu, örgütlü ‘birey’ ile örgütü arasındaki ilişkinin karakteri açısından da belirleyici öneme sahiptir.

Toplumsal maddi ilişkiler alanından hareketle bu ilişkilerin ve onları üreten sistemin analizi sonucu ulaşılan düşüncelerin örgütlü ve değiştirici güce dönüşmesi (devrimci Marksist teorinin kitleleri sarması) kendiliğindenliği değil, somut gerçek insan bireylerinin fiili çabasını gereksinir. Bu çaba bireysel-tekil düzeyde kaldığında da belirli bir değiştirici işlev görmekle birlikte, toplumsal değiştirici güce, ancak kolektif hale gelmesi durumunda ulaşabilir. Parti çalışması bu bakımdan sermayeye karşı mücadeleye karar vermiş olan “tekil bireyler”in kendileri olarak katıldıkları ve fakat çalışmalarında birbirleriyle bağlanmış kolektif karakterde bir çalışmadır. Parti -ve örgüt- çalışması partinin her bir hücresi ve organında yer alan militanlarının ya da belirli kimi koşullarda kaçınılmazlık gösteren tekil mensuplarının çalışması ve eyleminde, kolektif karakteristik özellik(ler) kazanır ve somut biçimlere bürünerek ‘bütünsel’lik düzeyinde daha ileri ve daha geniş etki düzeyine ulaşır.

Ülkemiz işçi ve emekçilerinin mücadele tarihinde, bazıları küçük ve lokal düzeyde olmalarıyla birlikte 15-16 Haziran 1970, 1 Mayıs 1977, 1989 Bahar Eylemleri, 1990-91 yıllarında gerçekleşen genel grev ve Zonguldak yürüyüşleri, 1995 grevleri ve 1996 Ünaldı Direnişi gibi bazı diğerleri ülke düzeyinde sınıf ilişkilerini etkileyen kitlesel işçi eylemleri ve onlarla bazen birleşen bazen farklı zamanlarda ortaya çıkan kent-kır emekçileriyle küçük burjuva kesimlerin direnişleri, daha sonraki yıllarda ortaya çıkan TEKEL ve SEKA direnişleriyle birlikte on yıllara varan mücadele sürecinin en etkili kitle eylemleri arasında yer aldılar. İşçi sınıfının devrimci partisi, kuruluşuna ön gelen süreçte ve kuruluşundan itibaren işçilerin ve çalışan halkın diğer kesimlerinin baskı ve sömürüye karşı örgütlü mücadeleye yönelmesi için kesintisiz bir faaliyet yürüttü ve mücadelenin ihtiyaçları ve gereklerini yaşamlarının başlıca önceliği olarak alan devrimci parti militanlarının büyük çoğunluğunu işçi sınıfı içinde çalışmayla görevlendirdi. 12 Eylül vahşetinin ve uluslararası gericiliğin sosyalizme ve işçi hareketine karşı “zafer marşları” eşliğinde uygulamaya geçirdiği vahşetin yıldıramadığı proletarya devrimcileri, bilimsel sosyalizm görüşünü liberalizme, reformizme ve her türden “sol çocukluk hastalığı”na karşı savunarak, sömürülen ve ezilenlerin doğru mücadele çizgisinde örgütlenmeleri için çaba gösterdiler. İşçi sınıfı hareketinin ve örgütlenmesinin ilerletilmesi; hareketin en önemli eksikliği olan dağınıklığının giderilmesi ve sınıfın kurtuluşu fikrinin mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi ve “çalışan halkın ezilmesi”nin son bulması hedefiyle bağlanan örgütlü mücadelesine dönüştürülmesi görevi, Metin İlgün’ün de aralarında olduğu ve temsil ettiği adanmış partili devrimciliğin önceliği oldu.

MÜCADELENİN NESNEL DAYANAKLARI ÖZNEL GEREKLİLİKLERİ YADSIMAZ

Kapitalist üretim tarzı işçiyi kendi ürününe, diğer işçilere, diğer bireylere ve aynı zamanda ürünü dolayısıyla kendi kendine yabancılaştırırken, bu üretim tarzı tarafından şekillendirilen toplumsal ilişkiler, bireylerin yeteneklerini geliştirmelerine ve kendilerini özgürce gerçekleştirmelerine engel oluştururlar. Bu ilişki içinde işçi, ürettiği ürünü doğrudan sahiplenemez. Ürünü, dışsal bir sahiplenme dolayısıyla kendi denetiminden çıkmış; emeği “yabancı emek” durumuna gelmiştir. Ürününe sahip olması için onu belirli bir ödeme karşılığında satın alması gerekir. Kapitalizmin bu yabancılaştırıcı işleviyle, emek gücüne duyulan ihtiyaç tarafından belirlenen işçilerin bir araya toplanmasının kaçınılmazlığı karşıtlık içindedir. İşçiler arasındaki “rekabet” ve farklı bölge, ulus, din gibi etkenlerin yol açtığı “bölünme”, yabancılaştırıcı ilişkinin yol açtığı olumsuz etkiyi güçlendirici rol oynarken, işçilerin kapitalistlere karşı tekil bireyler halindeki mücadelesinin başarıya ulaşma zorluğu, onları kendi kapitalistlerine ve giderek “kapitalistler sınıfı”na (burjuvaziye) karşı birleşik eyleme yöneltir. Fabrikalarda bir araya toplanan işçiler arasında çıkar ve mücadele birliği, ortak duygular ve dayanışma ortaya çıkar ve gelişir. Kapitalist işbölümü, burjuvazinin iş örgütlenmesinde başvurduğu yöntemler (vardiya sistemi, esnek çalışma, eve iş verme vb. gibi), burjuva ideolojik-politik etki, bölgesel ve ulusal, dini ve mezhebi farklılıkların yol açtığı bölünmeler, sendikal rekabet ve ücret farklılığı gibi etkenler bu dayanışma ve yoldaşlık ilişkisini zayıf düşürücü işlev görmelerine karşın, çalışma ve yaşam koşullarından kaynaklanan sorunların ortaklığı, mücadele birliği ve dayanışmasını ihtiyaç haline getirir ve bu dayanışma ve birleşme ihtiyacı süreç içinde giderek daha fazla sayıdaki işçinin kendi sınıf örgütlerinde (politik ve sendikal) birleşmesine yol açar.[2] İşçi sınıfı mücadelesi ilerledikçe, işçiler burjuva devlet iktidarıyla devlet-hükümet baskısıyla, burjuva parti fraksiyonlarının oyunlarıyla karşı karşıya gelip onları daha iyi tanıdıkça, kendi sınıf çıkarlarıyla mevcut düzen arasındaki çelişkinin daha iyi farkına vararak, birbirleriyle daha sıkı birliğe yönelirler. Bu farkına varış, “kendisi için sınıf” haline gelme açısından büyük öneme sahiptir.

Marksist kuramın oluşturucularının bütün hayatlarını adadıkları komünizm davası, proletaryanın toplumsal eyleminde gerçeğe dönüşecek zaferiyle tüm insanlığın kurtuluşunu öngörür. Ne var ki, bu mücadele ancak zorluklar göğüslenerek büyük bir azim ve kararlılıkla ilerletilebilir ve insan soyunun sömürülen ve baskı altında ezilen büyük çoğunluğu zafere ancak zorlu merhalelerden geçerek ve çeşitli bedeller ödeyerek ulaşabilir. Marx’ın yaşamı ve tutumu, bu bakımdan da öğretici ve yol göstericidir. O, bilimsel sosyalizmin teorisini oluştururken ailesiyle birlikte çektiği büyük sıkıntılara rağmen işçi ve işçi davasına bağlanmış yoldaşlarının sorunlarına en yakın ilgiyi göstererek, onlara yardımcı olmaya çalışmaktan bir an dahi geri durmamıştır.[3]

Devrim davası, zaferi için nesnel dayanaklarının yanı sıra mücadele deneyimleriyle paylaşım ve birliğin oluşturduğu bu ‘manevi değerler’e sahip olmayı ve bağlılığı da gerekli kılar. Marx, bir keresinde, insanın domuz olmak istemesi durumunda başka yoksun ve yoksul insanların durumuna dönüp de bakmayabileceğinden bahsetmişti.[4] Engels’e 27 Şubat 1861 tarihli mektubunda Roma iç savaşları üzerine yazılmış bir kitaptan söz ederek, eski tarihin tümü içinde Spartacus’un “en görkemli kişi olarak” belirdiğini; “soylu bir karakter” olduğunu söyleyen Marx’ın[5] tarihsel materyalizmi ve diyalektiğini “ruhsuz maddecilik” olarak katılaştırmaya çalışanlar, kuramının canlı özünü; sömürüden kurtuluş eylemine kılavuz olma özelliğini örtmeye çalışırken, onun sömürülen ve ezilenlerin devrimci girişkenliği karşısında duyduğu büyük sevinç ve coşkuya da gözlerini kapatırlar. Marx, Engels, Lenin ve Stalin’in, bir dönemler işçi sınıfı mücadelesine “gönül vermiş” kişilerin sonraki süreçlerde yol ve yön değiştirerek kapitalistlerin çıkar aygıtına bağlanmalarına duydukları öfke, onların eserlerinde bütün sertliği ve netliğiyle dile gelmiştir.

Devrim ve sosyalizm mücadelesini, devrimci duyarlılık ve duyguya tümüyle dışsal “salt ve mutlak maddeci düşünce ve yaklaşım” olarak suçlamaya çalışan aşırı belirlenimci ekonomist yaklaşımda, insan, duyusal insan olmaktan çıkarılıp mekanik bir makineye indirgenir. Oysa, insan soyunun büyük çoğunluğu için sömürü ve baskı üreten kapitalizmin tasfiye edilmesi hedefine bağlanan mücadele, üretim araçlarının kapitalist özel mülkiyeti ile üretimin toplumsal niteliği arasındaki çelişki zemininde, bu temelden güç alarak gelişmesine ya da başka biçimde söylenecek olursa, bu maddi nesnel temele dayanmasına ve bu koşullarla ilişkiler işçileri birleşmeye zorunlu bırakacak yönde etkide bulunmasına rağmen, burjuvazi ve sermayenin fiili engel ve saldırılarıyla birlikte önceki kuşaklardan devralınan önyargılarla alışkanlıkların yanı sıra egemen düşünce ve düşünüş biçimlerinin oluşturduğu engellerle de karşı karşıyadır. Bu da ücretli kölelik koşullarından kurtuluş mücadelesinin başarıya ulaşması için pratik eylemle birlikte bu önyargılarla burjuva ideolojik-politik etkinin kırılmasını, koşullardan biri haline getirir.

İŞÇİ HAREKETİNİN GÜCÜ VE MÜCADELESİNİ ZAYIF DÜŞÜREN BAZI ÖZELLİKLERİ

İşçi hareketinin bugün en önemli sorun ve ihtiyaçlarından biri ve denebilir ki başta geleni, bilinç ve örgütlenme düzeyinin yetersizliğidir. Kimi zaman on binleri, yüz binleri ve hatta milyonları harekete geçiren kitle başkaldırılarının bir süre sonra püskürtülmesinin nedenlerinden biri de -bu tek neden değildir-, devrimci teoriyle donanmış ve onu yaratıcı şekilde uygulama yeteneği gösterecek partilerin önderliğinden yoksun oluşlarıdır. Bu da, işçilerin siyasal sınıf bilinciyle örgütlü birliğinin sağlanmasını, sınıf içindeki parti çalışmasının en önemli önceliklerinden biri ve denebilir ki başta geleni haline getirir.

İşçilerin nesnel ve öznel nedenlerle bölünmüşlüğü, kapitalistlerle burjuva devlet iktidarına ve burjuvazinin bir kolu olarak hareket içinde yer alarak hareketi en geri düzeyde tutma çizgisi izleyen ya da hatta açık işbirliği yapan sendika patronlarına karşı mücadelesini zayıf düşüren etkenlerden biridir. Bu anlayış, çeşitli biçimleriyle işçi hareketini güçten düşürüp etkisiz kılacak şekilde burjuvazinin çıkarlarına hizmet eder. Ortaya çıktığı biçimlerden biri, koşulların belirleyici etken oluşturmalarından hareketle koşullar önünde boyun eğmeyi vaaz eden reformist kendiliğindenciliktir. Koşullar gerekçeli teslimiyetçi oportünizm ile ekonomizmin ters yüz edilmiş hali olarak ‘sol çocukluk hastalığı’, burjuvazinin işçi hareketi üzerindeki etkisini güçlendirici işlev görür.

İşçi sınıfı devriminin nesnel maddi dayanaklarının kapitalist üretim sistemi tarafından kaçınılmazlıkla var edilmesi ve proletaryanın eninde sonunda zafer kazanacağına, buradan hareketle ve onun mücadele pratiğinden çıkarılan derslerle birlikte duyulan geleceğe güven, hareketin idealize edilmesi ve sorunlarıyla zayıflıklarının görmezden gelinmesi şeklinde beliren sözde “moral depolayıcı” anlayışlarla bağdaşmazdır.[6]

Bilimsel sosyalizmin işçiler içinde yayılması ve en ileri ögelerinin parti saflarında birleşmesi için yürütülen çalışma, hareketin ilerletilmesine güç katmakla ve bu nedenle büyük önem taşımakla kalmaz, bununla birlikte, bu çalışma içinde yer alanların durgunluk dönemleriyle zor zamanların ortaya çıkardıkları güçlüklerin üstesinden gelmeleri açısından da güçlü bir dayanak oluşturur.

Sermaye ve burjuva gericiliğine karşı yürütülen mücadelenin başarısının koşullarından biri de, işçilerin proleter enternasyonalizmi ruhuyla donanmalarıdır. İşçiler, kendi mücadelelerinin olduğu kadar başka ülkelerin işçilerinin mücadele deneyimlerinin devrimci ruhu ve geleneğiyle eğitim görmediklerinde; burjuvazinin, onun reformist ve her türden gerici temsilcilerinin oyalayıcı, aldatıcı ve yedekleyici politikalarını etkisiz kılmayı başaramazlar. Mücadelede tutarlılık ve devrimci siyasal çizgi başarının önemli koşuludur. Verili durum ve koşullarla sınıf güç ilişkilerinin ayrıntılı değerlendirilmesi, izlenecek politik taktiklerin stratejik hedefe bağlanmasının gereklerinden bir diğerini oluşturur. Bu durum ve gereklilikler, pratik eylemin dar ya da nispeten daha geniş biçimleri karşısında “ayakları yere basmayan” afaki belirlemeleri dışlayıcıdır.

İşçi hareketi içinde reformist ve sermaye yanlısı burjuva görüşlerin güçlü etkisi vardır ve bu etki kırılmadan hareketin kendi sınıf çıkarlarıyla birlikte çalışan halkın diğer kesimlerinin hak ve talepleri yönünde ilerlemesi oldukça zordur. Bu burjuva etkilerin kırılması için, işçiler içindeki çalışmanın teorik, siyasal ve pratik-iktisadi tüm yönleriyle ve birbirini güçlendirecek şekilde sistematik olarak yürütülmesi gerekir. Bilimsel sosyalist dünya ve toplum görüşü işçiler içinde yaygın ve etkili hale gelmelidir.

Küçük burjuva bireyciliğinin ve burjuvazinin işçiler arasındaki burjuva “çalışması”nın yol açtığı bölücü-parçalayıcı etki ancak birleşme eğilimini güçlendiren ve ihtiyaç haline getiren pratik deneyimlerin yardımıyla ve siyasal sınıf bilincinin gelişmesiyle etkisiz hale getirilebilir.

Marksist Leninist teorinin ve onun parti programı şeklinde dünya ve ülke koşullarına uyarlanmış özgün halinin işçiler ve kent-kır emekçileri içinde yayılması için yürütülen çalışma olmaksızın, burjuvazinin politik ideolojik kuşatması kırılıp etkisizleştirilemez ve sömürü koşullarının yok edilmesi hedefine ulaşılamaz.

İşçi sınıfı, Paris Komünüyle ilk kez askeri-bürokratik burjuva devlet makinasını yıkarak, kısa süreli de olsa iktidar olup uygulamalarıyla gerçek insani özgürlüğün yolunu gösterdiğinde, Avrupa proletaryası başta olmak üzere bütün dünyanın işçilerine, sosyalist devrimin zaferi için en önemli koşulu göstermiş oldu. Ondan 47 yıl sonra, Büyük Ekim Devrimi’yle Rus işçi ve emekçileri, bu tarihi dersten de yararlanarak, Komünarların kahramanlık ve fedakârlıklarını[7] tarihi bir miras olarak devralıp kendi iktidarlarını kurmaya ve sosyalizmi inşaya giriştiler. Dünya burjuvazisi ve emperyalizmin saldırıları altında ve içerideki yeni bürokrat burjuvazinin işbirliğiyle yenilgiye uğratılmasına rağmen, Sovyet Devrimi ve sosyalizm, dünya proletaryasının kazanımı olmaktan çıkmadı. Avrupa’da gerçekleşen halk devrimlerinde de Marksist Leninist partiler önemli rol oynadılar.

Bu devrimci enternasyonalist “miras” günümüz sınıf mücadelelerinde proletarya ve partileri için çok yönlü öğretici dersler sunmaktadır.

PARTİ ÇALIŞMASI VE MÜCADELE YOLDAŞLIĞI

Proleter ve emekçi kitleleri içindeki parti çalışması, işçi sınıfının “kendisi için sınıf” olma düzeyine yükselmesi için mücadele deneyimlerinin genelleştirilmesi ve birleşik bir sınıf hareketi olarak şekillenmesini başlıca görev edinir. Bu çalışma, paylaşımcılığı ve yoldaşça birleşmeyi hem gereksinir hem de güçlendirir.

Bilimsel sosyalist görüş, insanların, yaşamları için üretici güçlerini geliştirmek zorunda olduklarına işaret edip, bunun da onların birbirleriyle ilişkilerini zorunlu kıldığını ve bu ilişkilerin üretici güçlerin gelişmesi ve değişmesiyle bağlı olduğuna dikkat çekerken, kapitalist üretim tarzı ve üretim ilişkilerinin belirleyici faktör olarak rol oynadığı toplumsal ilişkilerin insan etkinliğiyle; insanın (insan soyu-türü), içinde bulunduğu koşullardan hareketle kendi tarihini yapmasıyla bağlı ve öyleyse değişmeye mahkum bulunduğunu ortaya koyar. Mevcut politik ekonomi kategorilerin gerçekliği ve somutluğu, geçici, tarihsel sosyal ilişkilerin ifadeleri olmaları gerçeğini değiştirmez. Onlar değişmeye ve yerlerini tarihsel olarak daha ileri biçimlere terk etmeye mahkumdurlar. Ve insan unsuru, maddi yaşamın üretimi ve yeniden üretimi etkinliğiyle bu değişimin merkezinde yer alır.

Bu bağlam, yani “maddi üretkenliklerine bağlı olarak toplumsal ilişkileri üreten insanların aynı zamanda fikir ve kategorileri de üret“meleri[8] gerçekliği, emek gücü sömürüsünü mümkün kılan üretim tarzı tarafından biçimlendirilen toplumsal ilişkilerin tarihsel ve geçici karakterini ortaya koyar ve onların ifadesi olan egemen siyasal-ideolojik görüşlerin kalıcı olamayacağını gösterir. Proletaryanın devrimci kurtuluşu davası olarak da ifade edilen siyasal devrim ve sosyalizmin inşası mücadelesinin maddi toplumsal zemini ve sosyal dayanakları, insanın maddi yaşamını üretme etkinliğiyle bağlıdır ve bu da, somut gerçek insanı toplumsal ekonomik ilişkilerin belirleyiciliği karşısında etkisiz nesne olmaktan çıkararak, bu ilişkiler ve koşullar tarafından “vakti gelmiş” kılınan değiştirici eylemi gerçekleştirmeye yetkin “özne” durumuna getirir/yükseltir!

İşçi sınıfının devrimci partisinin işlevselliği bu bağlam içinde anlam bulur. Devrimci azim ve kararlılık, mevcut maddi nesnel koşullarla toplumsal ilişkilerin tarihsel kategoriler olarak değişmeye zorunlu oluşlarından güç alır. Onun salt ‘ahlaki değerler’ kapsamına daraltılamayacak olmasının dayanağı da, bu ilişkiler ve kaçınılmazlıklarla bağındadır.

Bu bağ, emek gücü sömürüsüne dayanan kapitalist toplumsal sistemin ve ondan kaynaklı, onun tarafından üretilen kriz, savaş, işsizlik, yoksulluk ve açlığın yok edilmesi duygusunu yadsımaz, aksine gereksinir. Mücadele ve örgüt birliği; birleşme ve dayanışma “ruhu” aynı nedenle önem gösterir. Marksizmi “salt ve mutlak maddecilik” olarak daraltan anlayışlar, devrimci örgüt birliği ve mücadele kararlılığını insanın duyusal insan olma gerçekliğinden koparırlar. Mülk sahibi sınıf veya sınıfların iktidarına karşı mücadelesinde, proletaryanın, kapitalist parti fraksiyonlarına karşı kendi bağımsız politik partisi öncülüğü ve yönetiminde birleşmesi için oysa, maddi-nesnel itkiler; ekonomik-toplumsal ilişkilerin nedenlediği güdülerin yanı sıra, bunun fikri ve duyusal “yansıması” da işlevsellik gösterir.

İnsanlar “kendi ahlaki görüşlerini son çözümlemede bilinçli ya da bilinçsiz olarak kendi sınıf konumlarının temelini oluşturan pratik ilişkilerden -üretim ve mübadeleyi sürdürdükleri ekonomik ilişkilerden- çıkarırlar.[9] Ancak bu sınıf konumlarıyla bu üretim ve değişim ilişkileri, egemen sınıfın olanakları ve araçları nedenli olarak ve onun eskiyi temsil eden görüşlerin gerici ayak bağcı etkisini kullanmasından güç alarak, sömürülen ve ezilenler açısından, önlerine dikilen bu engelleri aşma gibi bir zorunlulukla da bağlıdırlar. İşçiler siyasal sınıf bilinciyle eğitim görmelidirler! Sınıfın devrimci partisinin ve onun her düzeydeki mensuplarının çalışmasına içeriğini veren, onun işlevini belirleyici en önemli faktör budur. Üretimin ve ürünün tekil işçilerin işi ve ürünü olmaktan çıkarak işçilerin kolektif işi ve ürünü durumuna gelmesine benzer şekilde -üretimin toplumsallaşması-, komünal ihtiyaçlarla komünal hedefler de onların bilinçli birliğini gerektirir ve parti örgütü bunun politik üst biçimi olarak ortaya çıkar.

Marksizm-Leninizme, işçi sınıfının devrimci partisine ve onun mücadeleyle edinilmiş devrimci kazanımlarına yönelen saldırılara ve reformist-revizyonist ideolojik sapmalara karşı gösterilecek devrimci direnç, bilimsel sosyalizmin teorisiyle donanmayı ve sömürülen sınıfın, maddi nesnel toplumsal hareketin tarihsel seyriyle de bağlı olarak eninde sonunda muzaffer olacağına duyulan güven ve devrimci tutkuyla bağlıdır. Sınıf mücadelesinin seyriyle bağlı olarak proleter ve emekçi hareketiyle devrimci örgütlenmelerin ağır darbeler yediği koşullarda, devrime, devrimci kazanımlara, partiye ve Marksizm-Leninizme gösterilen bağlılık ve özveri, gücünü bu bağdan ve bu “inanç”tan alır. Onun kazandırıcı ve ilerletici büyük devrimci değeri buradadır.

Burjuvazi ve sınıf diktatörlüğüne karşı mücadele, çünkü ne düz bir rota izler ne de yalnızca “son derece uygun koşullar altında[10] sürdürülmekle kısıtlıdır. Bu mücadele çeşitli aşamalardan geçer ve son derece çeşitlilik gösteren çarpışmaları içererek gelişir. Sınıf mücadelesinin proletaryanın devrimci partisiyle onun her kademe ve birimdeki görevlileriyle militanlarına yüklediği başlıca görevlerden biri de, mücadele ve örgüt biçimleriyle politik taktik sorunlarını toplumsal koşullar ve sınıf güç ilişkilerinin belirleyici işlev gördüğü gelişmelerin seyriyle bağını doğru şekilde kurarak, işçi hareketiyle sosyalizmin birliğini sağlama gayretini kesintisiz biçimde sürdürmektir.

Gücünü sınıflı toplum gerçekliğinden ve işçilerin kapitalist sömürüye karşı mücadelesinden alan böylesi bir kararlılık ve tutkulu devrimci çalışma olmaksızın, görevi, burjuva sınıf iktidarını parçalayıp yok etmek ve toplumun tümünün sömürü ve baskı ilişkilerinden kurtuluşuna varacak bir değişimi yönetmek olan devrimci sınıf partisini her koşulda yeniden ve yeniden sağlamlaştırıp büyütmek mümkün olamaz. Süreklilik gösteren bir çabayla ve mücadelenin çeşitli biçimleriyle bağlı zorluklarının öğreticiliğinde edinilmiş deneyimlerle daha donanımlı şekilde sürdürülebilir olan ve bilimsel sosyalizmin yol gösterdiği bu çalışma, proleter ve emekçi kitle mücadelesinin, burjuvazinin barikatlarını aşarak başarıya ulaşmasının en önemli ve başlıca güvencelerinden biridir. İşçi sınıfının kurtuluşu için mücadele yoldaşlığı, proletaryanın burjuvaziyle kapitalist üretim koşullarında ortaya çıkmasıyla başlayan mücadelesinden güç alır ve partisinin program-tüzük birliği içinde pekişerek daha ileri ve üst düzeyde şekillenir.

Metin İlgün’ün partinin ileri düzeydeki militanlarından biri olarak, işçi ve emekçiler içindeki çalışma kapsamında yaptığı, yapmaya çalıştığı, yapılmasında rol oynadığı ne varsa, kuşku yok ki, kalınan yerden devam edecek/ettirilecek. Mücadelede yitirilen yoldaşların emekleri ve anıları, ancak bu durumda mücadeleye güç katma işleviyle kolektif uğraşının içinde var olmaya devam eder.


[1] Bu anı anlatı ve yazılardan birinde, Metin’in 2015 yılı metal direnişi sırasında Hayat Televizyonu’nda katıldığı bir program sırasında, işçi sınıfı içindeki devrimci çalışmanın önemine yaptığı vurgudan söz ediliyor ve onun, bu grevin, sanayi işçileri başta olmak üzere işçi kitleleri içinde, sermaye ve burjuva iktidarına karşı mücadele eğilimini güçlendirdiğini; kapitalistler ve hükümetlerinin yanı sıra sendikal bürokrasiye karşı tutum açısından da ileri bir rol oynadığını, partinin kitle çalışmasında sağladığı ve sağlayacağı başarıyla işçi-emekçi kitle mücadelelerinin başarısı arasında kopmaz bir bağ olduğuna dikkat çektiği belirtiliyordu. Bu konuşmasında İlgün, İstanbul’un irili-ufaklı fabrika ve işyerlerinde dayanışmayı geliştirmek için yürütülen çalışmaya; bu amaçlı olarak yapılan toplantıların, dağıtılan bildirilerle yapılan afişlemelerle duvar gazetelerinin işlevine dikkat çekerek metal işçilerinin talepleriyle öteki emekçi kesimlerin talepleri arasındaki ilişkiye işaret ediyor ve onları seferber etmek için yürütülmesi gereken çalışmanın önemine vurgu yapıyordu. 

[2] Türk ve Kürt kökenli TEKEL işçilerinin Ankara’da polis saldırılarına ve Şubat soğuğuna direnerek gerçekleştirdikleri eylem sırasında birbirlerine daha fazla yakınlaşarak güvenle sırtlarını birbirlerine dayayıp haklarını savunmaya çalışmaları son on yılın örnekleri arasındadır.

[3] Marx’ın, kızı Franziska’nın cenazesini defnetmek için bir Fransız göçmeni işçiden 2 Şilin borç aldığı bilinmektedir. Bazen de ev eşyaları rehin alınmış ve haczedilmiş, ancak bunlara ve ağır hastalığına rağmen işçi sınıfı ve tüm ezilenlerin kurtuluşu için yürüttüğü kavgadan en küçük taviz vermemiştir. Marx’ın yaşamından öğrenmek için biyografisi irdelenmelidir.

[4] Marx’ın Biyografisi, Sorun Yayınları

[5] Seçme Yazışmalar I, sf. 141, Sol Yayınları, Birinci Baskı (1995), çev. Yurdagül Fincancı

[6] Marksist-Leninist kuram, her soruna anahtar oluşturan hazır kalıplar ve formüller yığını değil, kapitalist sömürü düzeninin değişim zorunluluğunu tarihsel olarak gösteren, ortadan kaldırılmasının maddi koşullarıyla sosyal güç ve dayanaklarını üretmeye mahkum olduğunu ortaya koyarak bunun yol, yöntem ve araçlarını açığa çıkaran eylem kılavuzudur.

[7] Marx, “Bu Parislilerdeki ne esneklik, ne girişkenlik, nasıl bir fedakârlık yeteneğiydi!.. Ne olursa olsun, Paris’teki bugünkü ayaklanma -eski toplumun kurtları, domuzları ve rezil köpekleri tarafından ezilse bile- Partimizin Paris’teki Haziran isyanından bu yana yaptığı en muhteşem eylemidir” diye yazmıştı. (Marx-Engels, Seçme Yazışmalar, sf. 263, aktaran Karl Marx-Biyografi, Sorun Yayınları, sf. 416)

[8] Marx’tan P.V. Anenkov’a mektup, 28 Aralık 1846, K. Marx-F. Engels, Seçme Mektuplar, sf. 33, Evrensel Basım Yayın, A. Bilgi çevirisi

[9] F, Engels, Anti Duhring, Dokuzuncu Bölüm, Sol Yayınları

[10] K. Marx’ın Kugelmann’a 17 Nisan 1871 tarihli mektubu, a.g.derleme, sf. 59

Warning: A non-numeric value encountered in /home/teoriveeylem/public_html/wp-content/themes/Newspaper/includes/wp_booster/td_block.php on line 353