Propaganda, siyasal teşhir ve ajitasyon sorunu üzerine ön notlar

Yusuf Akdağ

Devrimci propaganda, siyasal teşhir ve ajitasyon sorunu, işçi sınıfının (ya da proletaryanın) sermaye egemenliğine ve burjuva devlet iktidarına karşı mücadelesinin en önemli sorunlarından biridir. Devrimi “kitlelerin eseri”, işçi sınıfının toplumsal kurtuluşunu sınıfsal mücadelesinin ürünü ve sonucu olarak gören bilimsel sosyalizm anlayışına sahip bir parti ya da örgüt, sömürülen ve ezilen sınıf ve güçlerin burjuvazinin ideolojik-politik etkisinden çıkmasını ve örgütlü bir güç halinde sömürüye son vermek üzere harekete geçmesini sağlamadan hedefine ulaşamaz. Parti çalışması bu bakımdan sözcüğün belirli bir anlamında işçi sınıfı ve kent-kır emekçilerinin bilincinin, sömürülmeleri ve baskı altında tutulmalarının kaynağı ve dayanaklarıyla açıklığa kavuşturularak dönüştürülmesi ve burjuva sınıf iktidarının alaşağı ederek kendi iktidarlarını kurmaya hazırlanmaları çalışması olarak da tarif edilebilir.

Propaganda, siyasal teşhir ve ajitasyon faaliyeti, burjuvaziye karşı mücadelenin ideolojik cephesini oluşturur. İçeriği, sömürü ve baskıdan kurtuluş hedefi tarafından belirlenir. Bu faaliyet çeşitli araç ve yöntemlerin birbirleriyle koordineli şekilde kullanılmasını gerektirir. Siyasal teşhir ve ajitasyonun devrimci eylem çağrılarıyla birleşmesi ve hangi taleplerin öne çıkarılacağı ise koşullarla bağlıdır.

Kapitalizme ve burjuva devlet iktidarına karşı mücadelenin ihtiyaçlarına yanıt oluşturacak bir çalışma tarzı ve onun temel bir yönü olarak propaganda, siyasal teşhir ve devrimci ajitasyon, kesintisizliği ve yetkin tarzda yürütülmeyi gerektirir. Bu faaliyetin yararlı ve etkili tarzda sürdürülmesi, emekçi sınıfların yaşamının her alanıyla ilişkili sorunların ele alınması ve ekonomik, sosyal, politik gelişmelerin herbir toplumsal kesim için ne ifade ettiğinin gösterilmesiyle bağlıdır. İşçilere kapitalist düzenin bir sömürü düzeni olduğunu söylemek yetmez; bu sistemden kurtuluşun yol, yöntem, araç ve güçlerinin nasıl da onun tarafından yaratılan maddi toplumsal temel üzerinde varolma olanağı bulup geliştiği ve geliştirilebilir olduğu da gösterilmelidir. Büyük bir sabır, kararlılık ve çalışkanlık gerektiren bu çalışma için toplumsal yaşam sayısız unsur sunar.

Lenin, propagandanın, bir konunun birçok düşünce bağlamıyla ve bütün yönleriyle açıklanmasını içerdiğini; dolayısıyla da denebilirse daha az kişi tarafından anlaşılır içerik ve kapsamla belirgin olduğunu; ajitasyonun ise, verili durumdaki bir sorundan hareketle hükümetin ve kapitalistlerin hedeflenmesini esas aldığını belirtmiştir. Buna göre, örneğin işsizlik sorununu ele alan bir propagandacı, bunalımların kapitalist niteliğini, modern toplumda bunalımların kaçınılmazlığının nedenini ve sosyalist toplum biçimine geçişin zorunluluğunu vb. açıklayarak birçok düşünceyi birbirleriyle bağlantılı şekilde ortaya koymaya çalışacak; aynı konu üzerinde konuşan ajitatör ise sorunun son derece çarpıcı ve çok bilinen bir yönünü ele alarak diyelim işsiz bir işçinin ailesinin içine düştüğü zorluklara ve artan yoksullaşmasına değinecektir. Böylece ajitatör herkesin bildiği bu olgudan yararlanarak daha geniş işçi kitlesinin dikkatini tek ve çarpıcı bir düşünceye, örneğin servet artışıyla yoksulluğun artışı arasındaki çelişkiye ve haksızlığa çekecek; kapitalist sömürü düzeninden kaynaklanan çelişkilerin kapsamlı açıklamasını propagandacıya bırakacak ve üzerinde durduğu bir-iki çarpıcı örnek vasıtasıyla can yakan eşitsizlik ve haksızlıklara karşı kitleler arasında hoşnutsuzluk ve öfke yaratmaya çalışacaktır.[1]

Propagandacının genellikle yazı yazarak; ajitatörün ise hedef kitleye doğrudan hitap ederek görevini yerine getirmesinden de söz eden Lenin’in amacı, ayrıntısal farklılıklara işaret ederek görevlerin en iyi nasıl yerine getirilebileceğine açıklık getirmektir. Propaganda faaliyetini salt yazılı olana indirgemeyecek denli engin ufku ve bilgi birikimiyle Lenin’in, sözel propagandanın “olamazlığı”ndan sözetmiş olduğunu düşünmek sorunu anlamamak olur. Merkezi olanları başta olmak üzere yazılı propaganda araçlarının makale, kitap, broşür, dergi formlarıyla farklı biçimleri olduğu gibi, daha önce olmayan ve fakat günümüzde etkili kitle iletişim araçlarından biri olan televizyon ve radyo yayınları da içinde olmak üzere sözlü hitabet ve açıklamaları mümkün kılan gelişmelerle birlikte propaganda-ajitasyonun araç ve olanakları daha da artmıştır. Proleter ve emekçi mücadelesinin uluslararası tarihsel birikimi, konu üzerine bazı belirlemeleri mümkün kılmaktadır. Bunlar şöyle sıralanabilir:

i) İşçi sınıfının, kapitalist sömürü ve burjuva sınıf egemenliğine son verme hedefine bağlanmış program ve tüzük birliği temelinde örgütlü “öncü müfrezesi” ve “kurmayı” olarak partinin varlığı, proletaryanın acil talepleri ve sosyalist kurtuluşu için mücadele araçlarının oluşturulması ve en etkin tarzda kullanılmasının asgari zorunlu koşullarının yaratılması demektir.

Sermaye egemenliğine ve burjuva sınıf iktidarına karşı mücadelenin yetkin tarzda ve başarıyla sürdürülmesi için başlıca koşullardan biri de, parti programının kavranması, özümsenerek kitlelere mal edilmek üzere propaganda edilmesidir. Program çünkü Marksist-Leninist bilimsel görüşlerin özlü bir ifadesidir ve proletaryaya, toplumsal kurtuluş mücadelesinde yol göstericidir. Program sadece ideolojik-teorik çalışmanın muhtevasını (içeriğini) belirlemez, siyasal teşhir ve ajitasyonun genel çerçevesini de belirler. Proletaryanın en ileri ve sınıf bilincine ulaşmış öğelerinin örgütlü birliği olarak partinin başta gelen görevlerinden biri de sınıfın ve emekçilerin en geniş kesimleri arasında Marksist bilimsel dünya ve toplum görüşünü propaganda ederek kitleleri sarmasını ve maddi değiştirici güç haline gelmesini sağlamaktır. İdeolojik mücadelenin başarıyla sürdürülmesi ve propaganda da yetkinlik, teorik donanımla doğrudan bağlantılıdır. Lenin, sınıfın parti olarak örgütlenmiş birliğinin önemiyle teorik mücadeleyi en verimli ve etkin tarzda sürdürme sorumluluğu arasındaki bağı, parti yönetiminin bununla bağlanan sorumluluğunu özel olarak vurgularken, pratik siyasal eylem ile teorik çalışma arasındaki ilişkiyi de işaret etmiş oluyordu.[2]

İdeolojik mücadelenin önemine dair herhangi küçümseme ve teoriye karşı ilgi düşüklüğü, parti çalışmasını kısırlaştırır ve bu çalışmanın basit formülasyonlarla teknik kural yineleyici dar pratik olarak şekillenmesine yol açar. Marx ve Engels’in, devrimci teorinin değiştirici maddi güce dönüşümü için kitleleri sarması gereğine yaptıkları vurgudaki anlayışı benimseyerek geliştiren Lenin, “Devrimci teori olmadan devrimci hareket olamaz” diye belirterek pratik eylemin en dar biçimlerine kapılmayı devrimci çalışma olarak yüceltme anlayışını mahkum etti. Onun açısından sınıf mücadelesinde “öncü savaşçı rolünün ancak en ileri teorinin klavuzluk ettiği bir parti ile yerine getirilebileceği” oldukça netti.[3] Devrimci teorinin önemi ve teorik mücadelenin rolü üzerine Engels’ten, onun, Alman işçilerinin o dönem için sahip oldukları kimi özgün “üstünlükleri”ni işaretle, bunların en önemlilerinden biri olarak teorik anlayış ve “bilimsel sosyalizmi özümlemiş olmaları”na ilişkin vurgularını aktaran Lenin, işçi sınıfının mücadelesinin “teorik, siyasal ve pratik-iktisadi (kapitalistlere karşı direnç)- üç yönü içinde, uyum, bağlantı ve sistematik bir biçimde yürütülmüş” olması üzerine Engels’in belirlemesine de dikkat çeker.

Türkiye topraklarında Marksist-Leninist klasiklere ve marksist uluslararası bilgi birikimine ulaşmanın çeviri sorunu, yasaklar vb. nedenli olarak ya olanaklı olmadığı ya da oldukça zor olduğu 1960’lı yıllardan farklı olarak günümüzde Marksist-Leninist bilimsel bilgi hem çok daha zengin kaynaklarıyla ulaşılabilirdir hem de sınıf partisinin varlığı ve materyalist Marksist ideolojik-politik hattı doğrultusunda yayınlamakta olduğu yayın organları da dahil olmak üzere “daha yakın”dadır! Öğrenme isteği gösteren her militanın baktığında görebileceği, elini uzattığında ulaşabileceği bu zengin kaynaklara rağmen, öğrenme merakı ve çabasındaki ciddi erozyon, yayın organlarının daha verimli ve daha etkin kullanımı çabasını da zaafa uğratmakta; önünde bir tür engel oluşturmaktadır. Bu ‘engel’ ancak sınıf partisinin her militanı ve aktivistinin sosyalizmin teori ve taktiğini kavramak için daha fazla çaba göstermesi ve planlanmış bir iç egitim-ögretim faaliyetinin süreklilik kazanmasıyla aşılabilir.

Teorik mücadele ve devrimci propaganda kitabi bilgilerin kaba ve tek yanlı aktarılmasına indirgenmeyeceği gibi, devrimci teorinin önemsenmemesi ya da teoriden yararlanma tutumundaki herhangi zayıflık, devrimci propaganda ve siyasal teşhir faaliyetini zaafa uğratır. Toplumsal gerçeklerin süreklilik gösteren şekilde açıklanması ve baskının her türünün teşhir edilmesi, sosyalist propagandanın etkisini artırarak mücadeleye yöneliş egilimine güç verecek; bu da mücadeleye uyanan ve sebat gösteren unsurların partiye yönelmelerini kolaylaştıracaktır. İşçi ve emekçi kitlelerin durumu, siyasal egilimleri, ideolojik koşullanmışlıkları, geleneksel alışkanlıkları ve mücadele potansiyelleri dikkate alınmaksızın –ki bu onların içinde olmayı gerekli kılar- yapılan çalışmanın verimli olması beklenemez. İşçilerin örgütlü bir güç olarak talepleri doğrultusunda harekete geçmeleri ve sınıfsal kurtuluş için mücadelede birleşmeleri için işçi yoğun merkezlerde kesintisiz çalışmanın örgütlenmesi şarttır. Bu da sınıfın ve tüm emekçilerin sömürü ve baskıdan kurtuluş davasına bağlanmış her devrimci bireyin gerçek bir adanmışlıkla çalışmasını gerektirir.

Sömürü ve baskıya karşı mücadelenin başarıya ulaşması için devrimci teorinin kitleleri “sarması”na ihtiyaç vardır ve bunu gerçekleştirecek olanlar partinin üyeleri, aktif militanları; fabrika, işyerleri, semtler, okullar ve kurumlar gibi yaşamın tüm alanlarında örgütlü şekilde faaliyet sürdüren unsurlarıdır.

ii) Devrimci propaganda, siyasal teşhir ve ajitasyonun içeriği, işçi sınıfının siyasal sınıf bilinciyle örgütlü birliği için tayin edici öneme sahiptir. Marx, egemen sınıfın düşünceleriyle sınıf egemenliğinin maddi temeli ve dayanakları arasındaki ilişkiye işaretle, egemen düşüncelerin egemen sınıfın çıkarlarının ifadesi olduğunu belirtmiş; Engels sınıf mücadelesinin ekonomik, siyasal ve ideolojik boyutlarına dikkat çekmişti. Lenin onların soruna bakış açılarını benimseyip pratiğe geçirirken, işçi sınıfı kitlelerinin siyasal sınıf bilinciyle eğitiminin tayin edici önemine işaretle, sosyalizm bilincinin işçilere “dışarıdan getirilmesi” gerekliliğini vurgaladı.

Kendiliğinden unsur”un “tohum halindeki bir bilinçlenmeden başka bir şey” olmadığını belirten Lenin, işçilerin 1890’lar Rusya’sında boyun eğme tutumunu terk ederek direnmeye geçmelerini ve birlikte hareket etmenin gereğini anlamalarını, özellikle de “sistemli grevler”i, “tohum halindeki” bilinçlenmeye örnek gösterir. Ancak der Lenin, “işçiler, kendi çıkarlarının modern toplumsal ve siyasal sistemin tümüyle uzlaşmaz bir biçimde çatıştığının bilincinde değillerdi ve olamazlardı da, yani onların bilinci henüz sosyal-demokrat (sosyalist- Y.A.) bir bilinç değildi.[4]

İşçiler arasında sosyalist bilincin kendiliğinden “olamayacağını” belirten Lenin, bu bilincin “onlara dışarıdan getirilme”si gerektiğini söylemekte ve gerekçesini şöyle açıklamaktaydı: “Bütün ülkelerin tarihi göstermektedir ki, işçi sınıfı, salt kendi çabasıyla sarece sendika bilincini, yani sendikalar içerisinde birleşmenin, işverenlere karşı mücadele etmenin ve hükümeti gerekli iş yasalarını çıkarmaya zorlamanın vb. gerekli olduğu inancını geliştirebilir.[5]

İşçilerin, modern siyasal ve toplumsal sistemin kendi sınıf çıkarlarıyla tümüyle uzlaşmaz olduğunu görerek onu -yani ücretli kölelik sistemini tasfiye etme zorunluluğunu kavramaları için oysa, “felsefi, tarihsel ve iktisadi teorilerden doğup gelişen” sosyalizm teorisini, tıpkı bir dönemlerin Alman -ve sonraları Rus işçilerinin “özümlemiş oldukları” gibi özümlemeleri gerekmektedir. Her kim ki, bu gerekliliği karartan bir tutumla sosyalizm ile işçi hareketi arasında kurulması gereken bu ‘sömürüden kurtuluş’ şartı ve bağını görmezden gelip küçümsüyorsa, o, farkında olsun olmasın, işçilerin bilincinin “burjuva bilinç” düzeyinde kalmasına hizmet ediyor olacaktır. Bizzat Lenin’in kendisi, Karl Kautsky’in, henüz devrimci-Marksist olduğu dönemde konuya dair açıklamalarını da onaylayarak, modern sosyalist bilincin işçi hareketinin içinden kendiliğinden çıkmayıp “proleter sınıf mücadelesine dışarıdan verilen bir şey” olduğunu aktarıyordu. Bu “dışarıdan verme”nin, sınıf ve emekçi hareketinin dışında durma anlamına gelmediği, aksine yaşamlarının her alanında işçi sınıfı ve emekçilerin içinde yer alıp mücadelelerine katılmayı, mücadelelerini örgütlemeye çalışmayı gerektirdiği her Marxist-Leninist açısından anlaşılır olmalıdır.

iii) Burjuva ideolojisinin etkisinin kırılması ve sınıf çatışmalarıyla bölünmüş toplumda, işçi yığınlarının dünya ve toplum anlayışları ve düşünüşlerinin sosyalist ideoloji doğrultusunda şekillenmesi; işçi sınıfı hareketinin burjuva kuşatmayı yarıp aşması için, sınıf partisi, siyasal gerçekleri açıklamakla kalmamalı, sömürü ve baskının kaynağını hedef gösteren etkin bir propaganda ve teşhiri kesintisizce sürdürmelidir. Temel sorun çünkü, proletaryanın sömürülen sınıf olma konumunun bütünüyle ortadan kaldırılması; “emeğin sermayeye bağımlılığını yoketme” sorunudur.[6]

Bundandır ki, işçi sınıfı devrimcileri (Marksist-Leninistler) kendilerini iktisadi teşhirlerle ve onların “örgütlendirilmesi”yle sınırlamaksızın sınıfın siyasal bilincinin geliştirilmesi için etkin tarzda çalışmalı; işçilere siyasal bakımdan ezildiklerini ve çıkarlarının kapitalistlerin çıkarlarıyla karşıt olduğunu açıklamakla yetinmeyerek “baskının her somut örneği”ni teşhir etmeli ve ona karşı mücadeleyi örgütlemeye çalışarak bu bilincin “bütün yönleriyle geliştirilmesi”ni hedeflemelidirler. İşçiler, hangi toplumsal kesimleri “etkiliyor olursa olsun, zorbalık, baskı, zor ve suistimalin her türlüsüne karşı tepki göstermede” eğitilmiş olmaksızın; bu baskı ve zulme karşı, “başka herhangi bir açıdan değilde, sosyal demokrat açıdan (yani sosyalist-y.a) tepki göstermede eğitilmemişlerse, işçi sınıfı bilinci gerçek bir siyasal bilinç olamaz. Eğer işçiler, öteki toplumsal sınıfların herbirini, entelektüel, manevi ve siyasal yaşamlarının bütün belirtilerinde gözleyebilmek için somut ve her şeyden önce güncel siyasal olgular ve olaylardan yararlanmasını öğrenmezlerse; eğer materyalist tahlil ve ölçütleri, nüfusun bütün sınıflarının, tabakalarının ve gruplarının yaşam ve eylemlerinin bütün yönlerine pratik olarak uygulamayı öğrenmezlerse, çalışan yığınların bilinci, gerçek bir sınıf bilinci olamaz.[7]

iv) İşçi sınıfı ve emekçilerin yaşamıyla ilgili tüm sorunlar, propaganda ve ajitasyonun konuları arasındadır. Acil talepler için mücadele ile azami hedefler mücadelesi birbiriyle bağlanmıştır. İlki ikincisine tabidir ve sınıf güç ilişkilerinin yanısıra toplumsal ve uluslararası koşullar gibi etkenleri bulunmaktadır. Emekçi kitlelerin burjuva iktidarının sınıf karakterini görebilmeleri için sermaye kurumları ve partilerinin sürdürdükleri politikaların düşman karakteri açıklık kazanmalıdır. Siyasal demokratik haklar için mücadele, söz, basın-yayın ve örgütlenme özgürlüğü önündeki tüm barikatların yıkılması, grev, genel ve siyasal grev hakkının tanınması, ezilen ulusların siyasal bakımdan bağımsız devlet kurma hakkı dahil kaderlerini tayin hakkının tanınması, Kürtler üzerindeki baskının son bulması, ulusların ve dillerin tam hak eşitliği önündeki tüm engellerin kaldırılması; şovenizmin ve işçi-emekçi karşıtı milliyetçi gerici politikaların reddi vb. gibi talepler propaganda ve siyasal teşhirin konusunu oluştururlar. Devrimci propaganda ve siyasal ajitasyonun değiştirici gücü, sınıflı toplum gerçekliğinden hareket etmesine, üretim tarzı ve ilişkilerinin toplumsal ilişkiler alanındaki tüm yansımaları ve sonuçlarını gözönünde tutmasına, onların birbirleriyle ve devletle ilişki ve çelişkilerini dikkate alan bir aydınlatmayı sağlamasıyla bağlıdır. Bu çalışmanın içeriği, bizimkisi gibi ülkelerde bağımsızlık, halk demokrasisi ve sosyalizm için mücadelenin ihtiyaçları tarafından belirlenir. Ulusal-sosyal her türlü eşitsizlik, baskı ve hak gaspı, pazar ve etki alanlarının denetimi için emperyalist politikanın tüm biçimleri teşhirin konularını ve mücadelenin hedefini oluştururlar. Baskı ve suistimalin her türünün teşhiri kitlelerin gerçekleri görmelerine ve burjuva iktidarına karşı mücadeleye yönelmelerine hizmet eder. Siyasal teşhir, işçi sınıfının ve emekçilerin diğer kesimlerinin kapitalist sömürü ve burjuva sınıf egemenliği koşullarıyla bağlı, bu koşullardan kaynaklanan sorunlarının tüm yönlerini konu edinir. Sınıflar arası mücadele sorunlarının sonal olarak ekonomik temelli, ve sömürü sisteminin varlığıyla bağlı olmaları nedeniyle ücret durumu, işyeri ve çalışma koşulları gibi hemen görünebilir olanlarının öne çıkmasından hareketle bu faaliyet acil-ekonomik sorunların teşhiri ve bunun için mücadelenin örgütlenmesi çağrılarıyla sınırlanamayacağı gibi, ekonomik-siyasal teşhir ve ajitasyon arasına kesin sınırlar koymak da doğru olmaz. İşçiler toplumsal sorunların bütün yönleriyle ilişkin bilgi sahibi olmalı; toplumun tüm kesimlerinin karşı karşıya geldiği sorunlar arasındaki bağı görmeli; somut gelişmelerin gösterdiklerinden de yararlanarak bu sorunların emekçiler yararına çözümünün yol ve yöntemlerini öğrenmeli ve çözümü için örgütlü mücadelenin zorunlu olduğunu bilerek proleter ve emekçilerin daha geniş kesimlerini uyarmaya ve örgütlemeye yönelmelidirler.

Halk kitleleri yüzyıllardır ruhsal ve düşünsel baskı altındadırlar. Hemen tüm kuşaklar burjuva kapitalist çıkarlar doğrultusunda ve eğitsel-dini kurumlar da kullanılarak burjuva devletinin “kutsiyeti” anlayışıyla yönlendirilmeye çalışılırken, baskı ve kölelik koşullarının yarattığı ruh hali, kendi yararlarına değişimin barikatı olabilecek önyargı ve anlayışların etkisinde kalmalarına yol açabilmiştir. Ancak bu durum, kapitalist gelişmenin işsizlik, yoksulluk, yoksunluk, kriz ve savaşlar gibi olgusal gerçeklikleri nedeniyle değişmeye muhkumdur ve böyle olduğunun sayısız örneği uluslararası alanda yaşanmıştır. Günümüzde de hemen tüm kapitalist ülkelerde lokal ya da daha birleşik kitlesel eylemler birbirini izlemektedir. Mısır, Portekiz, İsrail, Hindistan, Tunus, Cezayir, Arjantin, Brezilya, Ürdün gibi, birbirlerinden farklı çoğrafyalardaki ülkelerde ezilen ve sömürülen halk kitlelerinin çeşitli türden protestoları ortaya çıktı. Bu durum, işçi ve emekçilere yönelik siyasal teşhir ve devrimci ajitasyon faaliyetinin karşılıksız kalmadığını ve kalmayacağını göstermektedir. Burjuvazinin işçi ve emekçiler üzerindeki düşünsel ve eğitsel etkisini kırmak için aydınlatma ve bilinçlendirme çalışmasında yoğunlaşmak etkili en doğru yöntemdir. Bilimsel bilgi ile yaşamın gerçekleri arasındaki bağın başarıyla gösterilmesi, “fikr-i sabit”in toplumsal hareket karşısındaki direncinin sanıldığı denli güçlü olmadığını kanıtlamıştır. İnsanlık tarihi boyunca yaratılan ilerici bilgi birikiminden yararlanan devrimci düşünce ve kültürün nesnel gerçekliklerle bağından aldığı güçle, burjuva bağnazlığının yarattığı önyargı ve yanılgıların kırılmasını sağlayacaktır.

İşçi sınıfı partisi bu mücadelenin başarıya ulaşması için çaba gösterirken, acil talepler mücadelesiyle sömürü sisteminin ortadan kaldırılması hedefi arasındaki bağın işçi ve emekçiler tarafından kavranmasını sağlamaya çalışır. Bu çalışma, işçi sınıfı kitleleri içinde sınıfın tarihsel devrimci görevleri konusunda doğru anlayışın yayılması ve gerçeklerin sosyalist görüş açısından açıklanması çalışmasıdır. İşçi ve emekçilere yönelik ajitasyon, “işçi sınıfının savaşımdaki tüm kendiliğinden gelme gösterilerinde” yer almaksızın; işgünü, ücretler çalışma koşulları vb. etrafında, işçiler ile kapitalistler arasındaki tüm mücadeleye katılmaksızın etkili tarzda yürütülemez. Fabrika önleri, işçi servisleri ve işçilerin oturdukları kıraathanelerle ikamet ettikleri emekçi semtlerinde, işçilerin öfke duydukları sorunları ve fabrikalardaki gelişmeler üzerine yapılan devrimci ajitasyon, işçilerle ilişkilerin geliştirilmesine hizmet edecektir.

v-) Propaganda edilen fikrin etkili olması için gerekli en önemli koşullardan biri, yaşam koşullarıyla bağı; diğeri ise propaganda ajitasyon faaliyetinin sistematik kesintisizliğidir. Bu, yalan ve çarpıtmayla karışık burjuva propagandası ve burjuva ideolojik etki açısından da belirli bir anlamda ve kısmen geçerlidir.[8] Doğru devrimci bir mücadele platformu ve çizgisine dayanan propaganda ve ajitasyon çalışmasının etkisi, kitlelere ulaşma düzeyi ve yaygınlığının yanı sıra, sürekliliği ve yetkince yürütülmesiyle bağlıdır. Parti görüşlerinin kitlelere dolaysızca açıklanması ve yüz yüze ilişkilerin sürekliliği, parti politikalarına kazanılmaları ve örgütlenmelerinin olanağını artırır. Seminerler, paneller, mitingler ve birebir ilişkilerdeki konuşma-tartışma ve açıklamalar bu bakımdan etkili işleve sahip diğer biçimlerinden bazılarıdır.

vi) Propaganda ve ajitasyon çalışmasının bir diğer önemli yanı, bu faaliyetin salt işçi sorunlarıyla sınırlanmamasıdır. Lenin, işçi sınıfının dikkatini yalnızca kendi sorunlarıyla sınırlı tutanları sosyalist olmamakla suçlamaktaydı. İşçiler, hangi kesimden olursa olsun baskı gören tüm nüfus kesimlerinin sorunlarının çözümü bilinciyle egitim görmelidirler. Bu da, tüm emekçi kesimler arasında yürütülecek bir çalışmayı; baskı altında tutulan tüm toplumsal kesimlerin sorunlarının çözümü için mücadeleyi gerektirir.

Lenin, ajitasyonun, iktisadi sömürünün somut örneklerine dayanarak yapıldığı gibi baskının her somut örneği ele alınarak” yürütülmesi gerektiğine dikkat çekerek toplumun hangi kesimini etkiliyor olursa olsun baskının ve yapılan haksızlıkların teşhir edilmesinin, işçilerin siyasal bilincini geliştirme görevinin yerine getirilmesi için şart olduğunu belirtmekteydi.[9] İşçi-emekçi mücadelesinin istikrarsızlık gösterdiği ve geri bir düzeyde seyrettiği koşullarda zulüm ve baskının her çeşidinin teşhiri ve devrimci propagandanın niteliğinin yükseltilmesi daha da önem kazanır. Böylesi dönemlerde parti örgütünün teorik ideolojik donanımının güçlendirilmesi, parti içi eğitimin niteleğinin yükseltilmesi için koşullar daha uygun, olanaklar daha fazladır.

vii) İşçi sınıfının sınıfsal mücadelesinin uluslararası karakteriyle bağlı proleter enternasyonalizmi anlayış ve tutumu ve bununla bağlı olarak devrimci sosyalist örgütlenmelerin uluslararası deneyiminin paylaşılması, sosyalist propagandanın gerekleri ve unsurlarından bir diğerini oluşturur.

SORUNUMUZ VE SORUMLULUĞUMUZ

Lenin, sömürülüp ezilen yığınların geniş kesimlerine uşaşabilecek şekilde örgütlenmiş merkezi gazetenin “kolektif örgütçü, propagandacı ve ajitatör” işlevine işaret etmişti. Merkezi yayın organları propaganda, ajitasyon ve siyasal teşhir için gerekli olan materyal ve malzemenin önemli bir kısmını ‘parti fonksiyonerleri’ için hazır hale getirirler. Merkezi yayın organında yer alan çok yönlü teşhirler ve çeşitli işyerleri, fabrika ve birimlerden gelen işçi-emekçi mektupları diğer bölge ve kesimlerde ilgi uyandırıcı ve mücadeleye çekici işlev görürler. Bir grev haberinin ülke düzeyinde yayılması bile belirli koşullarda tek başına eyleme çağırıcı işlev görebilir. Ancak bunlarla ya da bununla yetinilemez. İşçilerin mücadelesinin somut durumu hakkında doğru bir fikre ve koşulların doğruya en yakın bilgisine sahip olarak fabrika ve işyeri koşullarının somut teşhiri[10] için bildiri, broşür, bülten gibi araçların kullanılmasıyla daha çarpıcı ve canlı teşhir ve ajitasyon şarttır. İşçi-patron ilişkilerinin, ücret-kâr kıyaslamalarının, çalışma koşullarının berbat durumunun teşhir edilmesi, fabrika bildirilerinin denebilirse rutin işlerinden sayılır. Ne var ki bununla yetinilemez. Yaşanan sorunların politik boyutları, kapitalist parti fraksiyonlarının politikası ve pratik tutumları, patron-devlet ilişkisi vb. teşhir edilmeli; işçilerin içinde bulundukları ve tutuldukları koşullarla egemen burjuva politikası ve devlet yönetimi arasındaki ilişkileri görmeleri ve siyasal gerçeklerin bilgisiyle siyasal mücadelede birleşmeleri hedeflenmelidir. Bu genel belirlemelerden hareketle, devrimci politik örgütlenmenin az-çok sağlandığı hemen her ülkede, merkezi devrimci ve sosyalist yayın organının (ya da organlarının) önem ve işlevi tartışma dışı olup bu araçların kullanımında başarı ve yetkinlik gösterilmesinin başlıca sorun olduğu söylenebilir.

Bizde de, on yılları bulan bir süredir işçi ve emekçilerin en ileri kesimlerinin katılımıyla yaratılan günlük ve aylık peryotlu yayın organları vardır. Dolayısıyla da bizdeki somut ve özgün sorun böylesi yayın organlarının yaratılması değil, ama bu organların kolektif örgütçü, propagandacı ve ajitatör işleviyle verimli ve yetkin tarzda kullanılmasındaki yetersizlikler ve eksikliklerin giderilmesi, biriktirilen deneylerin genelleştirilmesinin de yardımıyla yayınların daha etkin tarzda kullanılması ve bu tutumun, sınıfın daha geniş kesimlerinin bilinçli tutumu haline getirilerek militan bir sınıf pratiği şeklinde örgütlenmesi sorunudur.

Günümüz Türkiye emekçileri, ülke düzeyinde teşhirler için gerekli en etkili mücadele aracına; bütün uluslar ve ulusal topluluklardan ileri işçi-emekçi-ilerici aydın kesimlerinin emek birliği ve ürünü olarak ortaya çıkan günlük bir yayın organına sahiptirler. Henüz geniş emekçi kesimleri tarafından yeterince sahiplenilmiş olmasa da, korunması ve güçlendirilmesi gereken bir kazanım olan günlük gazete, işçi mektuplarıyla ya da örgütlenmiş bir grev veya işyeri direnişi üzerine haber ve yorumlarıyla işçi ve emekçilerin farklı bölgelerdeki ve farklı işkollarındaki kesimlerinin birbirlerinin yaşamı, iş koşulları ve mücadele örnekleriyle taleplerinin içeriğinden haberdar olmalarında, mücadelelerinin yaygınlaşıp birleşmesinde belirli bir işlev görmüş ve görmeye devam etmektedir. Gazetede yer alan bir grev ve direniş haberinin başka yerlerdeki emekçiler açısından “bir tür çağrı işlevi görmesi”nden de söz edilebilir. Gazetedeki teşhirler, farklı işçi-emekçi kesimlerinin öne çıkan unsurları açısından yararlanılacak örnekler oluşturdukları oranda mücadelenin ilerletilmesine hizmet etmişlerdir. Gazeteyi işyeri, fabrika, okul ve semtlerdeki örgütsel çalışmasında hem bir başvuru kaynağı hem de bir iletişim-ilişki kurma aracı olarak kullanmayı başarmış devrimci militan açısından da gazete yön gösteren, deney ve kanıt sunan işlev görmüştür.

Buna rağmen ama, gazetenin daha etkili, verimli ve yaygın kullanımı açısından ciddi sorunların var olmaya devam ettiği de bir gerçektir. Çeyrek yüzyılı bulan yayın sürecinin ortaya koyduğu ya da yeniden kanıtladığı en önemli sonuç, bu sorunların çözümünün yoksul, sömürülen ve baskı gören emekçi kesimleri arasında yaygınca ulaşılır, okunur, tartışılır, sahiplenilir kılınmasıyla bağlı olduğudur.

Ancak temel sorun bu olmakla birlikte, bu uzunca yayın döneminin açığa çıkardığı tek sorun bu değildir. Propaganda ve siyasal teşhir faaliyetini zayıf düşüren ve ideolojik sonuçlarıyla etkide bulunan yaklaşımlar arasında hemen dikkat çeken örneklerden biri, toplumsal yaşama dair kimi gerçeklerin, aralarındaki bağlar işaret edilmeksizin teşhir adına birbiri ardına sıralanması şeklinde basite indirgenmesi; bir diğeri ise, proleter ve emekçi kitle mücadelesinin geri düzeyi ve lokal biçimleriyle belirgin olmasını, devrimci propagandanın düzeyini geri bilince göre “ayarlama” egilimidir. Siyasal teşhirin dili ve üslubunun liberal “piyasa” söylemlerine uydurulması biçiminde de ortaya çıkan bu anlayış, çelişkilerin ılımlılaştırılması şeklinde göründüğü gibi, kitleleri, kendiliginden hareketinin sınırları içinde sahip olmadıkları ve olamayacakları bilince sahip gösterme ve iç çelişkilerden arınmış özellikler atfetme biçiminde de ortaya çıkmaktadır.

Oysa ne kitle hareketinin istikrarsızlığı ve mücadelenin geri düzeyi ile düşünsel gerilik dayanak edinilerek propaganda ve teşhirin düzeyi geri bilince uydurulabilir ne de halk yığınlarının siyasal gerçekleri zaten görmekte oldukları varsayımıyla durum belirlemesi -doğru şekilde- yapılabilir. Aksi yöndeki bir yanılgı, parti olarak örgütlenme ve partinin görevleri ve işlevi üzerine devrimci Marksist anlayışın deformasyonuna yol açar. Sorun, emekçi yığınların içinde bulundukları sosyal-siyasal koşullanmışlıkları, çeşitli ideolojik-politik akım ve partilerin yönlendirmesinde ve dini ideoloji türünden “gelenekselleştirilmiş” görüşlerin etkisi altında sahip olduğu önyargıları, sınıfın kendi iç ekonomik, bölgesel, ulusal ve “inançsal” bölünmüşlüğünü; mücadele deneyimi ya da deneyimsizliğini, içinde bulundukları koşullarda öne çıkan taleplerini gözetmeksizin “kitabi doğrular”ın üst perdeden “anlatılması”nda ısrar olarak anlaşılamaz. Bu türden bir tutum, işçi ve emekçileri devrimci propaganda ve gerçeklerin açıklanması yoluyla kurtuluş için mücadelede örgütlenmeye kazanma yerine, aksi yönde uzaklaştırıcı rol oynayacaktır. Propagandacılar ve özellikle de kitle içinde ajitasyon çalışması yürütenler için emekçi kitlelerinin somut durumunu ve koşullanmışlıklarını gözönünde tutmak salt sorumluluk gereği değil, başarılı bir örgüt çalışması için de şarttır. Bu gereklilikleri, propagandanın konu içeriklerini “anlaşılır kılma” adına içeriğinden boşaltılmış basit ve yüzeysel “lakırdıya dönüştürmek”le karıştırmamak gerekir. Amaç geniş emekçi kitlelerinden kopmak ve araya sınırlar çekmek değil, sömürü ve baskı sistemine karşı örgütlü mücadelede birleşmelerini sağlamaktır. Bunun için, sosyal, ekonomik ve siyasal gerçeklerin bağlantılarıyla birlikte anlaşılır en berrak açıklaması önem gösterir. Halk kitlelerinin içinde ve karşı karşıya oldukları durum ve koşullarla çeşitli türden hassasiyetlerini gözönünde tutan bir yaklaşım ve buna uygun bir dil ve üslup ile, gerçeklerin açıklanması yerine kaçamak yöntemlere baş vurmak ya da geri bilince tabi olmayı “çıkar yol” görmek birbirinden tümüyle farklıdır. İlkini benimseyecek, ikincisini redddeceğiz.[11]

Kapitalizm kuşku yok ki, ürettiği ve yol açtığı sorunlarla birlikte işçi ve emekçiler başta olmak üzere toplumun hemen tüm kesimlerini politikaya -ilgi düzeyi değişmekle birlikte- duyarlı hale getirir. Toplumun hemen tüm kesimleri bu kapsam dahilinde ve genel olarak söylenecek olursa, politikayla ilişkilidirler. Ne var ki, bu türden bir politik ilişkinlik gerçekte, egemen sınıfın çıkarlarını ifade eden düşüncelerin çeşitli türleriyle toplumun geniş kesimleri üzerindeki etkinliği ve egemenliği kapsamındadır. Sınıf mücadelesinin pratiği içinde işçi ve emekçiler, özellikle de onların ileri kesimleri egemen burjuva çıkarlarla kendi hakları arasındaki zıtlığı hissetmeye, görmeye başlarlar. Sınıf deneyimi ve mücadelenin dersleri sonuçlar çıkarmalarını ve kendi aralarında örgütlü birlikler oluşturma girişimlerinde bulunmalarını gündeme getirir. Siyasal sınıf bilincinin “nüve olarak” hareket içinde ortaya çıkmasının maddi temeli buradadır. Devrimci propaganda ve ajitasyonun maddi güce dönüşme olanağı bulduğu alan da, sınıf mücadelesinin bu arenasıdır. Olayların ve gelişmelerin kaynağı ve etkenleri gösterilerek burjuva propagandasınca saptırılmış yönlerinin açığa çıkarılması, kapitalist parti fraksiyonlarının işçi-emekçi karşıtı politikaları ve bu politikaların sermaye ile, sermayenin şu ya da bu kesimiyle ilişkileri deşifre edilerek yeksenak-tekdüze olmayan çeşitli örneklerle ileri sürülen görüşlerin desteklenmesi; olay, olgu ve gelişmeler arasındaki ilişkilerin diyalektik bağlamı kurularak ele alınan konunun en önemli unsurlarıyla açıklığa kavuşturulması, proleter ve emekçi kitleleri arasında yürütülecek olan propaganda, siyasal teşhir ve ajitasyon çalışmasının etkisini artıracaktır.

Bir eğilim şeklinde belirginleşmiş olmamasına rağmen, devrimci pratiğin ortaya çıkardığı bir diğer yanlış anlayış, propaganda-ajitasyon çalışmasıyla “örgüt çalışması” –“örgütleme görevi” arasındaki ilişkinin tek yanlı indirgenmesidir. Marksist-Leninist teorik donanım ve ideolojik mücadelenin gerektirdiği bilgi birikiminin “örgütçüler” için fazlaca önemli olmayabileceği anlayışından kaynaklanan bu yaklaşım, örgüt çalışmasını teknik-pratik işler derekesine düşürürken, örgütleme faaliyetinin belirli bir dünya ve toplum görüşünün kitlelerin düşüncesinde ve eyleminde maddi dönüştürücü güç haline gelmesi-getirilmesi çalışması olduğunu da yadsımış olur. Bilimsel sosyalist dünya görüşü ve teorik donanımın parti faaliyetinin tüm yönleri için yol gösterici işlevinin ve bu faaliyetin yetkince sürdürülmesi için sağladığı dayanağın kavranamamasıyla bağlı bu yaklaşımda, parti programının özümsenerek pratiğe geçirilmesinin her partili açısından başlıca ve ilk görev olduğu düşüncesi de belirsiz hale gelir. Oysa, kitleler içinde faaliyet yürüten bir Marksist, yüzeysel ve kaba bilgi kırıntılarıyla yetinemez. Fikri yoksulluk ve düşünce tembelliği propaganda-ajitasyon faaliyetini sakatlayarak dar kalıpçı tekrarlara dönüşmesine yol açtığı gibi, örgüt çalışmasının sömürü ve baskı sisteminin tümüyle tasfiyesi hedefine bağlandığı gerçeğini de karartır.

Parti militanlarının çalışkanlığı, söz ve eylem uyumunda gösterdikleri başarı kadar birikimi ve sorunları açıklama yetkinlikleri de partiye güven duyulması ve yürütülen çalışmanın etkili olması bakımından büyük önem gösterir. İşçi ve emekçiler, konusuna hakim, sözüne sadık, yapmaya çalıştığı işin ciddiyetine uygun hareket eden devrimcileri güvenilir bularak onların tutumu ve eyleminde partiyle birleşmeye yönelirler. Başka biçimde söylenirse, partinin kitlelerle ilişki içindeki militanlarının eylemi, tutumu ve olaylara, gelişmelere getirdikleri açıklamaların niteliği, kitlelerin partiye ilişkin düşünce ve yargıları üzerinde doğrudan etkili olmaktadır. Bu da parti faaliyetinin tüm yönlerinde sorumluluk ve görev bilinciyle hareket etmeyi zorunlu kılar.

Bizdeki önemli bir diğer sorun, yayın organlarının koordineli; birbirlerinden yararlanan ve birbirlerini güçlendiren bir anlayışla kullanılmalarındaki atalet ya da ‘hayırhah tutum’dur. Burjuva emperyalist ideolojik kuşatmanın gemi azıya aldığı günümüzde, işçi sınıfının “tarihsel devrimci rolünü yerine getirmesi”, ancak ileri sınıf bilincinin hareket içinde yönlendirici-öncü örgütlü güce dönüşmesiyle sağlanabilir. Kendiliğinden hareket içinden doğrudan çıkması olanaklı olmayan sosyalist teori, işçi kitlelerine; kent ve kır proletaryasına, ancak onun günlük mücadelesi ve yaşamının içinde yer alarak taşınabilir. Bu ise, devrimci-sosyalist yayın organları arasında amaç ve hedef birliğinin olmasını, tüm parti örgütlerinin de bu anlayışla hareket etmelerini gerektirir. İşçi ve emekçilerin, şovenist, ayrımcı ulusal baskı politikalarının ve reformizmin tuzaklarından kurtulmaları için, genel bir kavram kulllanılırsa, işçi-emekçi basın-yayın araçlarının daha yetkin ve yaygın kullanımı şarttır. İleri işçi ve emekçilerle genç kuşak kadın ve erkeklerin devrimci eğitimi için devrimci yayınların daha etkin kullanılması, onların propaganda-ajitasyon ve siyasal teşhir faaliyetine katılmada en yetenekli olanlarının bu yayın organlarının da yazarları haline getirilmesi, başarılması zorunluluk gösteren bir diğer hedef olmalıdır.

Emek hareketi ve örgütü”nün yayınlarının hiçbiri ötekine göre “daha az önemli” görülemez. Her birinin kendi alanında işlevini başarıyla yerine getirmesi, denebilirse tümünün bağlandığı dünya-toplum görüşünün alana ilişkin özgünleştirilmiş biçimleriyle ve diğerlerinden de yararlanarak -ve gözeterek- kesintisiz şekilde savunulması ve yaygınlaştırılmasına bağlıdır. Bu ise her şeyden önce, tüm bu yayın organlarının bütün parti güçleriyle ileri işçi-emekçi, genç ve aydın kesimlerince kesin bir sahiplenmesini gerektirir. Emek örgütü yayınlarının tümünü aynı sorumluluk duygusuyla ve önemseyerek değerlendirme; gazete, kültür, politika-teori dergilerini güçlendirme ve etrafında daha geniş emekçi (ve okur) kitlesinin bir araya geldiği organlara dönüştürme konusunda, tüm parti örgütlerinin ve her bir parti militanıyla aktivistinin daha fazla çabasına ihtiyaç vardır. Yayın organlarıyla ilgili sorumluluk ve hassasiyetten söz edildiğinde hemen ve ilkin günlük gazetenin akla gelmesi ise, hareketin ve mücadelenin ihtiyaçlarıyla dolaysızca bağlı olup gazetenin günlük ajitasyon-teşhir ve örgütlenme aracı olarak kullanılmasının başarılı bir çalışma için taşıdığı önem nedeniyledir. Gazetenin diğer yayınlar için de önemli bir kaynak oluşturduğu; günlük yayınlanma avantajıyla siyasal-iktisadi ve diger toplumsal gelişmelere devrimci cepheden daha kısa zamanda müdahale olanağı sağladığı düşünüldüğünde, bu “ayrıcalık” kendiliğinden anlaşılmış olur.

Ne var ki bu öncelik, Kürt, Türk ve diğer ulusal kökenlerden işçi ve emekçilerin ideolojik, ekonomik-politik ve kültürel tüm cephelerdeki mücadelesinin devrimci bir mücadele çizgisinde örgütlenmesine hizmet eden bütün araç ve organları arasında tam bir koordinasyon ve dayanışma sağlanması ve onların birbirini güçlendirici bir anlayışla ele alınması ihtiyacını ortadan kaldırmaz ya da onun yerine ikame edilemez. Gazetenin “kolektif örgütcü, propagandacı ve ajitatör” işleviyle emekçi mücadelesinin günlük politik organı olarak güçlendirilmesi; teorik, kültürel ve bilimsel alanda daha özgün işlevler yükümlenmiş olan diger yayın organlarıyla koordine edilmiş takviyesi, ülkenin ilerici aydınları ve gençlik kuşaklarının doğrudan destek ve katılımıyla güçlendirilmesinin olanaklarını daha fazla yaratacak ve genişletecektir. Gazetenin yaşamın içinden haberlerle, röportaj, inceleme vb. türden yazılarla daha fazla ‘beslenmesi’, makalelerinin yol gösterici devrimci içeriklerinin güçlendirilmesi, kültür ve politika dergilerinin materyal bolluğuyla ve daha nitelikli, içerik ve kapsam bakımından daha da geliştirilmiş yazılarla desteklenmesi artan bir ihtiyaçtır. Halk yaşamının ve emekçi hareketinin mücadele deneylerinin genelleştirilmiş kültürel-politik birikimi yayın organlarında daha belirgin bicimde merkezileştirebilmelidir.

Yayın organlarının yetenekle kullanılması, devrimci işçi partisinin kitlelerle ilişkilerini geliştirmesinin ve kitleleri mücadele içinde aydınlatma ve örgütlemesinin başlıca koşullarından biridir. Yayın organlarının birbirine mevzi yaratan, birbirini güçlendiren bir anlayışla çıkarılması bu faaliyetin verimi ve etkisini artıracaktır. Bu, gelişen ve genişleyen bir örgüt çalışmasının ideolojik-politik, kültürel vb. alanlarının zorunlu birliğiyle teminat altına alınması açısından da gereklidir. Kültür- politika, teori ve bilim dergileriyle gazete, işçi ve emekçilerin “yaşamına girdikleri”; ileri işçi ve emekçilerle onların genç kuşaklarının eğitimi, örgütlenmesi ve mücadelesinin aranır, ilgiyle okunur ve araştırılır ‘araçları’ haline geldikleri oranda, sermayeye karşı mücadelenin politik sınıf mücadelesi yönünde yol almasının araçları olma işlevini yerine getirmiş olurlar.

Her biri bir ötekini güçlendirerek işçi sınıfı ve emekçilerin kitlesel örgütlenmesine ve onların daha geniş kesimlerinin parti politikalarına kazanılmalarına hizmet eden tüm yayın organlarının aydınlatma-eğitim, propaganda ve örgütleme faaliyetinin etkili araçları olarak kullanılmaları, daha fazla çabayı gerektirmektedir. Kültürel-teorik cephedeki mücadelenin -bu, bütün öteki mücadele alanlarıyla kesin şekilde bağlıdır- işçi ve emekçiler yararına gelişmesi, genç kuşak aydın hareketinin ilerici-devrimci ve halka bağlı bir akım haline gelmesiyle de bağlıdır. Kültür-teori ve politika dergilerinin parti örgütlerinde ve ileri işçi ve emekçilerinin saflarında daha yaygın dağıtılması, eğitimlerinin araçları olarak kullanılmaları, mücadelelerinin her türden reformist, liberal ve gerici siyasal akım ve örgütlü güçler tarafından saptırılmasına karşı da bir barikat örecektir.

Devrimci yayın organları, işçi ve emekçilerin “yaşam dersleri”ne dayanarak onların mücadelesini daha ileriden örgütlemenin değil sadece, düşünsel olarak ilerleme ve gelişmelerinin de aracıdırlar. İşçiler, işsizler, kent yarı proleterleri, yoksul ve topraksız köylüler, iflasa sürüklenmiş eski küçük üreticiler, kadın ve gençler, sorunlarını haber vermekle kalmayan, irdeleyen ve çözüm yolları gösteren yazıları yayınlarımızda ne denli daha fazla görebilirlerse, onları mücadelelerine güç veren ve yol gösteren işlevleriyle birlikte fikri değişimleri ve ilerlemelerinin aracı olarak da o denli daha fazla kullanırlar. Günlük gazete ve öteki yayın organlarıyla ilişkinin geliştirildiği emekçi kesimlerinde işçi-emekçi hareketinin sorunlarının daha ileriden tartışıldığına; çözüm arayışında gazete, kültür dergileri ve diger yayınlardan yararlanıldığına dair kimi örnekler bunu göstermiştir.

Devrimci sınıf partilerinin bu görevleri yerine getirdikleri ölçüde gelişebildikleri, emekçiler içinde sağlam ve yaygın bir örgüt ağı oluşturabildikleri uluslararası emekçi hareketinin mücadelesiyle kanıtlanmıştır. Yayın organlarının niteliklerinin yükseltilmesi ve her türden burjuva ideolojik-kültürel ve politik saldırı dalgası karşısında dirençle ayakta kalmalarının garantisi de bu başarıdadır. Böylesi bir tutum, parti ve ileri işçi-emekçi hareketiyle henüz sıcak bir bağ içinde olmayan ve fakat varlığından kuşku duyulamayacak kesimlere ulaşarak onların potansiyel ve yeteneklerini işçi hareketi yararına kullanmalarını sağlamak açısından da gereklidir.

***

Yeni bir fikrin, yerleşik ve sisteme bağlı; o sistemi “biricik ve sahiplenilmesi gerekli” gösteren egemen burjuva görüşlerin reddi temelinde kabul görmesi, düşünsel ve pratik bir dizi “çarpışma”yı gerektirir. Sosyalizmin öngördüğü ve pratikte de kanıtlanan sömürüsüz bir dünya ve toplumu, kendilerinin küçük mülklerinin elden çıkacağı endişesiyle düşmanca gören milyonlarca ve milyonlarca küçük burjuvanın, tekelci gericilik ve emperyalist burjuvazinin devasa aygıtları harekete geçirerek sürdürdüğü dünya ölçekli karşı propagandanın yönlendiriciliğinde oluşturduğu barikatların yıkılması için elimizdeki en önemli “silah”, maddi yaşamın üretimi ve yeniden üretiminin kapitalist tarzı tarafından üretilen toplumsal sorunlar, sınıflararası mücadelenin hergün her saat ortaya koyduğu çelişki ve uzlaşmazlıklardır. Devrimci propaganda ve siyasal teşhirin malzeme deposunu bunlar oluştururlar. Onun gücü, yaşamın çeşitli alanlarından alınmış bu malzemenin ustaca kullanılmasındadır. Propagandanın sistematik, kanıtlı ve içerik zenginliğiyle sürdürülmesi; ve baskı ve zulmün her türünün teşhiri, yığınların kendi öz deneyimleriyle birlikte, burjuva -ve öncesi- görüşlerin egemenliğinin kırılmasını sağlayacak, “uykudaki” ve uyur gibi görünen emekçi kesimlerinin de uyanışını hızlandırıp mücadeleye atılmalarının etkenleri olarak rol oynayacaktır. Propaganda ve örgüt çalışmasında başarının diğer bir koşulu, deneyim ve bilgi birikimi; çalışmada ısrar, sabır ve kararlılık gösterilmesidir.


[1] Lenin, Ne Yapmalı?, Sol Yayınları, Birinci Baskı, Çeviren: Muzaffer Erdost, sf. 86

[2] Parti çalışması teorik, siyasal ve örgütsel boyutlarıyla bir bütünlük gösterir ve işçi sınıfının politik örgütlü gücü olarak parti, gücünü sadece marksist- leninist dünya görüşünden değil aynı zamanda bu görüşlerin yığınların en geniş kesimlerine mal edilmesi için çalışmayı “meslek edinmiş” devrimcilerin varlığı ve ikirçiksiz birliğinden alır.

[3] Lenin, Ne Yapmalı?, sf. 34-35

[4] Age, sf. 42

[5] Age, sf. 43

[6] Age, sf. 57

[7] Age, sf. 89

[8] Dini ideolojinin onca güçlü şekilde ve asırlar boyu etkili olmasının denebilir ki başta gelen nedeni, karşı karşıya bulundukları açmaz ve sıkıntılardan kurtuluş arayışındaki insanlara ‘mistik‘- ve varsayımsal “düzeltici” bir “umut kaynağı”nın işaret edilmesidir. Nesnel dünyanın “acımasızlıkları” ve yarattığı sorunlar karşısındaki çaresizlik yanılma ve “inanma“nın asıl nedenleridir. İşsizliğin, açlığın, yoksulluğun varlık nedenini sınıflara bölünmüş toplum gerçekliğinde aramak yerine -bunu yaptığında düzeltilmesi için gerekli eylemi üstlenmek durumunda kalacaktır- çözücü rol ve gücü havale ettiği hayali güce sığınma kolaylığını kabullenmiştir. Dini ideolojinin diğer önemli silahı, asırlardır çok çeşitli ve güçlü araçlar kullanılarak ve devletlerin dolaysızca etkinliğiyle propaganda edilmesi, eğitiminin ve yaygınlaştırılmasının sağlanması ve sürekli kılınmasıdır. Diğer bir örnek Hitler’in propaganda bakanı Goebels’in yönettiği sistematik yanıltıcı haberlere dayandırılan Nazi propagandasıdır. Kara propagandanın en önemli örneklerinden olan Nazi propagandasının kitlelerin bilincini çarpıtıp yığınsal sürüklemeyi başarmasında, Almanların tarihsel olarak yaşadıkları bazı “hezimetler”, birinci dünya savaşındaki yenilginin yarattığı ruh hali ve Yahudiler başta olmak üzere “yabancı varlığı”, gerekçe olarak kullanılmış, bu da çeşitli sorunlarla boğuşan kitlelerin çok büyük bir kesimini sürüklemesinde rol oynamıştır. Üçüncü olumsuz örnek, sistematik antikomünist propagandanın milyonlarca ve milyonlarca insanın burjuvazi tarafından aldatılmasındaki rolüdür. İlerici-demokrat ve devrimci kesimlerle birlikte mücadeleci sendika liderleri ve ilerici aydınların yanısıra işçilerin ve kent-kır emekçilerinin ileri kesimlerinin yürüttükleri mücadelenin karalanmasına dayanan ve onbinlercesinin zindanlara doldurulup binlercesinin katledilmesine yol açan saldırıları haklı gösteren McCartizm, değişik versiyonlarıyla farklı ülkelerde rağbet görebilmiştir. ABD’nin başını çektiği ve emperyalist diğer güçlerle birlikte çeşitli ülkelerdeki emperyalizm işbirlikçilerinin de katıldığı antikomünist propaganda bazen “Hür Dünya”nın “selameti”, bazen “yeni demokratik bir dünya düzeni”nin “kuruluşu” adına yürütülmüş ve etkili olabilmiştir. Günümüz burjuva propagandasının en etkili silahı ise bir bölümü kendi ürünü olan terorist hareketlerin varlığı gerekçesine bağlanmış “Uluslararası Terörizme Karşı Savaş”tır!

[9] Lenin, Ne Yapmalı, sf. 74. Vurgular Lenin’e aittir.

[10] Antep’teki bir tekstil ürünleri işletmesiyle İzmir Çiğli’deki metal işletmesinin, Zoguldak Ereğli’deki demir-çelik işletmesiyle Bursa’daki Reno, TOFAŞ gibi işletmelerin iş ve çalışma koşulları farklılık göstereceğinden işyeri-fabrika bildirilerinin birbirlerinden farklı özgünlükler göstermesi kaçınılmazdır.

[11] Bir örnek vermek gerekirse, Kürt sorunu kaynaklı gelişmelerin özellikle Türk ulusundan emekçilerin belirli kesimleri açısından yol açtığı tepkiyi hesaba katmaksızın fabrika, işyerleri ve semtlerde, olası, ya da bizim tarafımızdan bir vesileyle gündeme getirilerek yapılacak bir tartışma sırasında, daha işin başında, dinleme-tartışma olasılığını da ortadan kaldıracak “solcu-sekter” bir tutumla ve ‘solcu jargonlar’ı birbiri ardına sıralayarak “görüşümüzü açıklamak” mümkün olup olmamasından bağımsız olarak “akılsızlık” olacağı gibi, ülkede ve işçi sınıfıyla emekçilerin önünde böylesi bir sorun yokmuş gibi davranmak da devrimci bir tutum olmayacaktır. O halde, bu iki yanlış tutumdan farklı olarak sorunun nereden ve hangi politikalardan kaynaklandığını ve yol açtığı sonuçları; çözümsüz bırakılmasının çeşitli dış güçler tarafından istismarına neden olduğunu; çözümsüzlüğün daha fazla tahripedici sonuçlara yol açtığını; “aynı vatanda, eşit ulusal haklara sahip olarak birlikte yaşama”nın hem mümkün hem de gerekli olduğunu açıklamak gerekir. Bölgesel ve ülkedeki gelişmelerin yüzyıldır ve günümüzde sunduğu verilere dayanan bu türden bir açıklama yoluyla “ilkesel olan” da zaten  açıklanmış olacağından, “ulusların kaderlerini tayin hakkı” üzerine sosyalist görüş ve tutuma bağlı kalınmış olur. 

Warning: A non-numeric value encountered in /home/teoriveeylem/public_html/wp-content/themes/Newspaper/includes/wp_booster/td_block.php on line 353