Çökertilen tarım, köylünün örgütlenme sorunu, sendika ve kooperatifler

Sedat Başkavak [1]

Artan girdi maliyetleri, aracı ve tüccarların fiyat dayatmaları, şirketlerin tarıma el atması ve köylüye verilmeyen desteklerin şirketlere hibe ve kredi olarak verilmesi gibi bir dizi gelişme ile ihracatçı ve sanayici karşısında tek başına ürününü ve emeğini koruyamayan üretici köylü yok olmamak ve ayakta kalmak için el birliği, akıl birliği ve güç birliği yapmak üzere örgütlenmek gerektiğini uzun süredir tartışıyorlar.

12 Eylülden sonra da tarımda örgütlenme sorunu iki dönem tartışma konusu olmuştu. Bunlardan ilki, 2000’li yılların başıydı ve köylü sendikalarının kurulmasına sebep oldu. İkincisini ise 31 Mart yerel seçimlerine yakın, köylülerin ve tarımın biriken sorunları karşısında Ovacık belediyesi ve ‘komünist başkan’ın kurduğu kooperatifler teşvik etti. Ovacık belediyesinin ilk adımı atmasından sonra pek çok belediye yönetimi kooperatif kurmaya ya da kurulmasına ön ayak olmaya başladı.

1994 krizi sonrası 5 Nisan kararları devalüasyon, kemer sıkma politikaları ve tarım desteklerinin azaltılmasını IMF’ye verilen niyet mektupları takip ederken artan enflasyon, başta temel tüketim malları olmak üzere tarım girdilerine gelen zamlar diğer emekçiler gibi üretici köylüleri de nefes alamaz hale getirmişti. Şu ya da bu partinin oy deposu olarak görülen milyonlarca üretici köylü ve ailesinin hemen hiçbir sorunu çözülmezken üyesi oldukları oda ve birlikler de konumları ve yapılarıyla uyumlu olarak sorun çözme noktasının çok uzağında duruyorlardı. Gelinen yerde üretici köylünün kendi işine, ekmeğine, toprağına, ülke tarımına ve bağımsızlığına sahip çıkmak, kendi gücünü ortaya koymak ve bunun için de cesur davranmak gerektiği bir süreçten geçiyordu. Trakya bölgesi köylüleri bu durumun değişmesi için ilk harekete geçen oldu. Köy Koop ve Ziraat Odası yöneticileri, 10 köy muhtarı ve farklı il ve ilçelerin bağlı köylerinden pek çok üreticinin çağrısıyla Trakya Üretici Köylü kurultayı çalışmalarına başladılar. Aylarca süren kurultay çalışmalarıyla Trakya bölgesinde 400 köy dolaşılarak toplantılar yapılmış ve kurultaya köylerden temsilci olarak katılacak isimler belirlenmişti. Kasım 2000’de Trakya Üretici Köylü Kurultayı, bir araya gelen yaklaşık 500 köylünün kararıyla (TÜRKÖYSEN) Türkiye Üretici Köylü Sendikasının kurulması ile sonuçlandı.

Yasal mevzuatı yok, köylüler sendika kuramaz gibi gerekçelerle açılan kapatma davası sonuçlanırken köylüler 2004 yılında yeni bir sendikayı Tüm Üretici Köylüler Sendikasını (TÜM KÖY SEN) kurarak örgütlenmelerinin önündeki engelleri aşmaya çalıştılar.

KÖYLÜ SENDİKASI BİR MÜCADEE ÖRGÜTÜ

TÜM KÖY SEN üretici köylünün “emeğim tarlada, bahçede, merada değer bulsun” diyerek bir araya geleceği çatı olmak üzere kuruldu. Yaşam ve tarım alanlarının, enerji, sanayi ve maden şirketleri tarafından talan ve tahrip edilmesine karşı en geniş köylü kesimini bir araya getirmeyi acil ve ertelenemez görev olarak kabul etti. Yaşam alanlarını savunma mücadelesinin işçilerin, emekçilerin ve köylülerin ortak sorunu olduğu bilinciyle başta işçi ve kamu emekçileri sendikaları olmak üzere yerel çevre mücadeleleri ile ortak “suyuna, toprağına, geleceğine sahip çık” eylem ve etkinlikleri düzenledi. Denebilir ki; 1998’de Bergama köylülerinin altın madenciliğinin talan ve tahribatına karşı mücadelelerini dışarıda tutarsak, Trakya’da Tüm Köy Sen’in çağrısı ile köylüler ve muhtarların yaptığı “Ergene temiz aksın” yürüyüş ve basın açıklamaları köylüler açısından ilk çevre eylemleridir. Tarım ve köylülükle ilgili pek çok konuda mitingler, toplantılar, paneller düzenlerken köylerde bilinçli bir tarım için neler yapılmalı konusunda eğitim verilmesinden dayanışma gecesi düzenlemeye kadar pek çok konu sendikanın faaliyet alanına girdi. Üreticilerin köylerinde sadece ürün ve üretim sorunları değil yol, su, sağlık ve eğitim gibi konular da sendikanın mücadelesinin bir parçası haline geldi ve bunun için çaba harcandı.  

Mudanyalı zeytin üreticilerinin kooperatif tarafından alınan zeytinlerde daranın fazla hesaplanmasıyla ilgili basın açıklaması ve yürüyüş; Yozgat Boğazlıyan’da şeker pancarı polar primi ödensin mitingi yapıldı. Adıyaman ile Tut ilçesi arasındaki yolun eksik malzemeli yapımına itiraz ederek muhtarlar ve köy minibüs şoförleri ile basın açıklaması ve yol kapatma eylemi yapıldı. Trakya’da askeri alan için kapatılan mera yolunun köylülere yeniden açılması sağlandı. Nevşehir Kozaklı’da atıklarını akarsuya bırakan kaplıcanın kirlettiği su nedeniyle toprağı kirlenen pancar üreticilerinin adına girişimlerde bulunarak kaplıcaya arıtma taktırılması sağlandı. Diyarbakır Bismil’e bağlı Sinan köylülerinin ağaya karşı toprak mücadelesini desteklemek üzere Ankara’da miting düzenlendi. Sinan köylülerinin Ankara’da bir ay boyunca Abdi İpekçi Parkında geceli gündüzlü oturma eylemine diğer sendika ve kitle örgütlerinin dayanışmasını sağlayarak mücadelenin büyümesi için çalıştı. Sendika; Malkara, Lüleburgaz ve Çorum’da tarım, Zile’de şeker pancarı, Rize Fındıklı’da çay, Samsun Çarşamba ve Ordu Merkezde Fındık, Hatay Erzin’de termik santral nedeniyle çevre, Amasya, Yozgat ve Eskişehir’de şeker pancarı, Malatya’da kayısı üretimi sorunlarıyla ilgili ya tek başına ya da diğer kurumlarla miting düzenledi.

TÜM KÖY SEN; aldıkları krediyi ödeyemedikleri için traktörleri ellerinden alınan köylüler, kayısı taban fiyatının artırılmasını isteyen kayısı üreticileri, fındık ve çayları maliyetinin bile altında ellerinden alınan üretici köylüler, merası özelleştirilen, suyu gasbedilen, sulamada kullandığı elektriğin faturasını ödeyemediği için hacze uğrayan üreticiler gibi binlerce köylünün sorunlarının çözümü için mücadele etti.

Genel merkezi ve şubelerine kapatma davaları açılan Tüm Üretici Köylüler Sendikası 2012 yılında iş ve asliye hukuk mahkemelerinde açılan davaları kazandı. Fakat kurduğu onlarca şubenin genel merkeze açılan dava nedeniyle faaliyetleri durdurulmuştu. Uzun süren mahkeme süreci ve mahkeme kararıyla şubelerin faaliyetlerinin durdurulması ile sendikal örgütlenme akamete uğratılırken diğer yandan AKP hükümetlerinin köylüleri beklentiye sokan (havza bazlı üretim destekleme, milli tarım vb) uygulamaları da eklenince durumdan hoşnut olmayan köylüler bile belki bu sefer düzelir beklentisi içine girerek umutlanmaya devam ederken mücadele de zayıfladı. 2020 baharında yeni bir genel kurul sürecine hazırlanan Tüm Köy Sen, eylül ayında yaptığı çalıştay ile 2020 Nisan sonuna kadarki süreci yeniden “Tarım ve Çevre kurultayları” yaparak örgütlenme, yeni şubeler açma, tarımın her gün biraz daha çökertilmesine bağlı yaşamı zora giren üretici köylülerin suyu, toprağı ve geleceği için en geniş köylü kesimini bir araya getirmeye çalışarak değerlendirecek.

KOOPERATİFLER: EL BİRLİĞİ, GÜÇ BİRLİĞİ İLE SORUNLARI AŞMANIN ARACI

İnsanlığın tek başlarına yenemediği güçlükleri aşmak ve sorunların üstesinden gelmek üzere tarih boyunca çeşitli biçimlerdeki iş birliğine gittiği biliniyor. Sendika da bu kapsamda akıl ve güç birliği yaparak mücadeleyi örgütlerken; kooperatifler de üretici köylülerin aralarındaki dayanışmayı artırarak el birliği yapabilecekleri, bir araya gelerek üretim sürecindeki zorluklarla mücadele edebilecekleri, ürün pazarlama olanaklarını genişletme koşulları sağlama kapasiteleri bakımından tartışılıyor.

Kooperatifler sanayi devrimi sonrasında ağır çalışma koşulları altında geçim sorunları da ağırlaşan işçi sınıfının karşılıklı yardımlaşma, dayanışma ve sorun çözme araçları olarak ortaya çıkmıştı. İlk kooperatif İngiltere’de 28 dokuma işçisi tarafından 1844’te kuruldu ve temel amacı şeker, yağ, un ve sabun gibi temel ihtiyaçların daha ucuza temin edilmesini sağlamaktı.

Başlıca ilkeleri ise şunlardı:

  • Kooperatif sermayesi ortaklarca karşılanmalı ve sermayeye sınırlı faiz verilmelidir;
  • Ortaklara bozulmamış sağlıklı ürünler sunulmalıdır (Bozulan gıdaların uzaklaştırılması);
  • Tam tartım ve ölçüm sağlanmalıdır (Tartım ve ölçümde hassasiyet);
  • Satışlarda pazar fiyatı uygulanmalıdır. Kredili satış uygulanmamalı ve talep de edilmemelidir;
  • Elde edilen işletme fazlası, ortaklara kooperatifle işlemleri oranında dağıtılmalıdır;
  • Yönetimde bir ortağa bir oy ilkesi kesinlikle uygulanmalıdır ve ortaklıkta cinsiyet ayrımı yapılmamalıdır (Demokratik yönetim);
  • Yönetim ve çalışanlar dönemsel olarak seçilmiş komitelerden oluşmalıdır
  • Gelirin belirli bir yüzdesi eğitime ayrılmalıdır;
  • Faaliyet raporları, hesaplar ve bilanço ortaklara sıklıkla sunulmalıdır (Açıklık ve ortaklara bildirme);
  • Ortaklık için başvuranlarda politik ve dini ayrım ve sorgulama yapılmamalıdır.

1844’te Rochdale öncüleri diye adlandırılan dokuma işçilerinin kooperatifin yönetimi ile ilgili belirlediği bu ilkeler günümüzdeki bütün kooperatif türlerinde uygulanan ilkelerin temelini oluşturmuştur.[2] Fransa’da 1831’de ilk kooperatif, marangozlar tarafından kurulmuş, ardından 1835’te Lyon’da bir tüketim kooperatifi kurulmuştur. İlk tarım kooperatifinin kuruluşu ise 1880’dir.

Almanya’da, 1849’da, “esnaf hammadde alım kooperatifi“, 1850’de de “esnaf kredi kooperatifi” kuruldu. Schulze Delitzsch adıyla anılan esnaf kredi kooperatifçiliğinin ilkeleri de böylece atılmış oldu. Almanya’da 1847 yılındaki kötü hasat mevsiminde zarar eden küçük çiftçilerin borçlanmaları, sefalet içine düşmeleri üzerine ilk kez bir tüketim kooperatifi olarak kurulan, fakat hemen sonra alım, kredi işlevleri de yüklenen bu kooperatifler, sonra da biriktirme ve borçlanma sandıklarını oluşturmuşlardır. Avrupa’dan dünyaya yayılan kooperatifler İngiliz Kooperatifçilik derneğinin çağrısıyla 1895’te bir araya gelerek Uluslararası Kooperatif Birliği’ni (ICA) kurdu. 20. yüzyılın ortalarında ICA’in üyelerinin büyük çoğunluğunu kredi kooperatifleri oluştururken, 1980’li yılların ortalarında birinci sırayı tarımsal kooperatifler almıştır. Bahsedilen dönemde konut kooperatifi yüzde 0,6’dan yüzde 10’a yükselirken tüketim kooperatifleri ise yüzde 14’ten yüzde 10’a gerilemiştir.[3]

ABD’de, Ulusal Kooperatif İşletme Birliği (National Cooperative Business Association) verilerine göre, 29 bin kooperatif, 3 trilyon dolar mal varlığı, 500 milyar doların üzerindeki gelir ile 2 milyondan fazla kişiye istihdam sağlamaktadır. Çin Tedarik ve Pazarlama Kooperatifleri Milli Birliği, Çin’deki en büyük kooperatiftir ve tarım sektöründe faaliyet göstermektedir. Birliğe bağlı 160 milyon köylü ortağı vardır. Güney Kore’de Ulusal tarım kooperatifleri federasyonunun (Nong Hyup) 1165 üye kooperatifinde 2,45 milyon ortak bulunmaktadır. Bu rakam Güney Kore çiftçilerinin yüzde 80’inden daha fazladır. Hindistan’da tarımın yanı sıra gübre de köylülerin kurdukları kooperatif tarafından üretilmekte ve dağıtılmaktadır.[4]

Bugün gelinen noktada tarım, konut, tüketim, taşıma, esnaf-sanatkar, sanayi sitesi, turizm, üretim ve pazarlama, yayıncılık, sigorta, yardımlaşma gibi pek çok alanın yanı sıra enerji, hizmet sektörü, bilgi işlem, medya, sağlık, eğitim, işletme danışmanlığı, bilişim teknoloji işletmesi, muhasebe işleri, laboratuvar işletmesi, kalite güvencesi, katı atık yönetimi, çevre koruma ve geri dönüşüm gibi uzmanlık gerektiren alanlarda da kooperatifler hizmet vermektedir. Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA) tarafından yapılan tespitlere göre dünya genelindeki kooperatif sayısı 2.6 milyon, ortak sayısı 1 milyar ve yaratılan istihdam da 250 milyona ulaşmış bulunmaktadır. G-20 ülkelerindeki istihdamın yüzde 12’si kooperatifler tarafından yaratılmış olup, kooperatiflerin yıllık iş hacimleri ise 2,3 trilyon dolara ulaşmıştır. AB bütünündeki 13 milyon çiftçinin 6.2 milyonu 22 bin tarım kooperatifinde örgütlü, tarım sektörünün toplam çıktısının yüzde 40’ı kooperatifler üzerinden yapılmakta ve 350 milyar Euro’luk ciroya sahiptir.[5] AB ülkelerinde ülke bazında tarım sektöründe kooperatiflerin payı Hollanda’da yüzde 83, Finlandiya’da yüzde 79, İtalya’da yüzde 55 Fransa’da yüzde 50’dir.

Kooperatifler; ilaç, gübre, mazot, yem gibi maliyeti etkileyen girdilerin ucuz temini ile maliyetin düşürülmesini sağlamak, ürünü değerinde satmak, verimi artırmak üzere deney tecrübe ve bilgi paylaşımı yapmak, birleşirsek kazanırız fikrini geliştirmek, makine ve ekipman ihtiyacını olabildiğince ortak karşılamak üzere makine parkları kurmak, sadece ürün değil işleyip mamul yapabilmek için tesisler kurmak, aracısız pazarlama için olanak yaratmak, demokratik işleyişi esas alan dayanışma içinde kolektif iş yapmayı teşvik etmek gibi faaliyetlere açık, güç birliği yapacakları kurumlar olarak bugün dünden daha çok ihtiyaç olan köylü örgütlenmeleridir.

TÜRKİYEDE KOOPERATİFLER

Türkiye kooperatifçilik hareketi 1863 yılında “Memleket Sandıkları”yla başlamıştır. Sonraki gelişmeyi 1911’de Aydın’da kurulan İncir Himaye-i Ziraat Anonim Şirketi, 1913 yılında Kooperatif Aydın İncir Müstahsilleri Anonim Şirketi ve İstanbul Çırçıl’da ilk tüketim kooperatifi, 1915 yılında Milli Aydın Bankası ve 1921 yılında kurulan Ankara Memurin Erzak Kooperatifi olarak sıralamak mümkündür.[6] 1930’lu yıllarda ilk tarım kredi ve tarım satış kooperatifleri ile ilgili düzenlemeler yapılırken 1934’te de ilk konut kooperatifleri kurulmuştur. Bugün çalışan ya da çalışmayan, kapanmış, tasfiye olmuş pek çok kooperatiften bahsedebiliriz. Batanlar, kötü yönetilenler, içi boşaltılanlar ve kısmen iyi işler yapanlar, en çok da olumsuz örnekler öne çıkar. O nedenle de kooperatiflere ilişkin konuşmalarda genellikle üç cümle dikkat çeker. Birincisi; kooperatif kuralım diyen için bir kârı var ki kooperatif kurmaya çalışıyor. İkinci; biz kurarız biri başına geçer. Üçüncüsü; hangi kooperatif düzgün çalıştı ki, bu çalışsın sözleri oluyor.

Ülke genelinde 7201 tarımsal kalkınma kooperatifinde 775 bin ortağa ek olarak 306 tarım satış kooperatifinde 323 bin ve 31 pancar ekicileri kooperatifinde 1.4 milyon ortak bulunmaktadır. Bugün ülkenin en başarılı kooperatifleri olarak Pankobirlik, Marmarabirlik, Köykoop, Tire Süt başta sayılmaktadır. Ovacık deneyimindeki Tarımsal Kalkınma kooperatifi de bugün en çok konuşulan kooperatifler arasındadır. Marmarabirlik ve Pankobirlik vb. kooperatifler de büyük şirketlere dönüşmüş durumdalar.

Pankobirlik

Pankobirlik’in 31 pancar kooperatifi, 5 şeker fabrikası, 3006 satış mağazası ile en büyük şeker fabrikası olan Konya şeker fabrikası ve bugün pek çok iştiraki de bünyesinde barındırmaktadır. Konya şeker bünyesinde Çumra şeker fabrikası, yem fabrikası, et ve süt besi çiftlikleri, çikolata, şekerleme ve bisküvi üretimi, sulama ekipmanları, seralar, organik gübre tesisleri, tohum üretimi, biyogaz tesisi, nişasta-yağ ve çuval fabrikaları, unlu mamuller, balya ipi, Sivas Kangal ve Soma termik santralleri, un ve bulgur fabrikaları, kozmetik tesisi, tatlı su balıkçılığı, gaz beton ve en son üniversite derken Pankobirlik, en büyük şeker fabrikası Konya Şekerin iştiraki Anadolu holding bünyesinde sayılan bütün bu şirketleri barındırmaktadır. Yukarıda sayılan işletmelerin neredeyse yarısının 2014 ve sonrasında oluşturulduğu düşünüldüğünde bugünkü cirosu 2014 yılındaki 2 milyar dolarlık cironun kat kat üstündedir. Varlıkları her yıl büyüyen Pankobirlik, şeker pancarının fiyatı belirlenirken, ticaretteki atılganlığını ortağı olan üretici köylüler yararına göstermeyerek, basına yansıyan haberlere göre, geçtiğimiz yıl açıklanan şeker pancarı alım fiyatının altında bir fiyat önermiştir.[7] Kooperatif olarak ucuz girdi sağlamak başlıca görevidir ama tohumluk, yem ve ilaçta fiyatları Tarım Kredi Kooperatifleri ile aynı olduğundan ucuz girdi sağlanması konusunda da dişe dokunur bir faydası olmadığını belirtmek gerekir. Milyar dolarlar kazanarak ülkenin en büyük sanayi kuruluşları arasında sayılan bu kooperatif kar payı da dağıtmamaktadır. Marmarabirlik ve pek çok kooperatifin de durumu bundan farklı değildir. Geriye daha yerel ve birkaç köy yada ilçe bazında kurulan tarımsal kalkınma kooperatifleri kalmaktadır.

Tire Süt Kooperatifi

Tire Süt de yerel bir kooperatif olarak mevcut kooperatif örgütlenmeleri içinde olumlu örnekleri barındıran kooperatiflerden biridir. Hatta en başarılı kooperatif diye konuşulur çünkü Tire süt kooperatifi öncelikle girdi desteği sağlamaya çalışıyor. Kooperatif, “Tire Süt kooperatifi modeli nedir” diye kendini tanımlarken; üyelerinin, mazotu piyasadan (50 kuruş) daha ucuza kooperatif istasyonundan aldığını, üretim ve hasat için her türlü makine ve ekipmanın yine kooperatiften verildiğini, kullanılan makine ve ekipman için sadece mazot ve çalışan personelin ücretinden hariç kira vb. ücret alınmadığını, üyelerin nakit ihtiyaçlarını karşılayarak tefeciye karşı koruduklarını, yerinde eğitim vererek ürün kalitesi ve verimliliğini artırdıklarını, üyelerin sütünü ve kesimlik hayvanını alarak tesiste et ve süt ürünlerine çevirdiklerini, ot biçme, paketleme, yem vermenin yanı sıra üretim, işleme ve paketlemenin her aşamasında denetim ve kontrol edilen ürünleri pazarlayarak üreticiyi ve tüketiciyi koruduklarını ayrıca da kooperatif satış mağazasından başta üyeler olmak üzere halkın evinin ihtiyaçlarını ucuz ve temiz olarak karşılamalarını sağladıklarını belirtiyorlar. Üyelerden süt alımında bakteri sayısının azlığına göre fiyatın değiştiğini ve bakterisi kabul edilen değerlerin altında olan süt üreticisine piyasanın üzerinde fiyat verildiğini ifade ediyor, ayrıca daha ucuz yem üretim ve temin olanağı sağlıyor. Örgütlenme ve dayanışma bilincini azaltacağından üye olmayanın ürününü almıyor. 4 yılda bir seçimli genel kurul, her yılda mali genel kurul yapıyor ve (ister günlük 5 kg süt versin ister 500 kg versin) her üyenin bir oy hakkı var; bunu sadece kendi kullanabiliyor. Kar payı dağıtımı ve yatırımı işlerini de mali genel kurulda konuşarak karara bağlıyorlar. Kar payı dağıtımı ya da yeni süt tesisi gibi, her ne yapılacaksa üyelerin demokratik katılımı ve kararıyla hayata geçiyor.[8]

Ovacık Kooperatifi

S.S Ovacık 94 Mahallesi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi 650 dönüm devlet arazinde üretim yapmaktadır. Ancak kısa sürede ihtiyaca yetememiştir ve talebin karşılanması için Ovacık sınırlarındaki 3 mahalle ve 62 köyün yanı sıra çevre köyler hatta ilçeler derken bütün Dersim coğrafyasından (Hozat ve Peri bölgesinden ve hatta Elazığ’dan nohut, fasulye vb) ürün alıp, paketleyip satar duruma gelmiştir. Kendisini üyelerinin üretimi ile sınırlamıyor ve üye olmayanlardan da ürün alıyor. Bu yönüyle de kooperatifleşme üzerinden dayanışma, paylaşma, kolektif iş yapma ilişkisi kurmadığı gibi köylünün aklında bir değişim, bilincinde ilerleme yapamadığı-yapmadığı buna ilişkin de bir kaygının da beslenmediği açık. Üye olmayanın mal satarak faydalandığı kooperatif, Ovacık Doğal mağazalarına mal yetiştirme ve daha çok satış kaygısı ile “kooperatifte ortak olsun ya da olmasın herkese eşit davranır” diyerek üye kooperatif ilişkisini silikleştirmiştir. Kapitalizmin tedarik zincirinde bir halka durumuna gelmesini sağlayan alım satım ilişkisi bakımından çevre köylülerle yaptığı ticareti iyi yöneten bir şirket gibidir.

Ovacık Doğal, kooperatif kimliğinin geriye marka olarak isminin öne çıktığı bir süreç yaşıyor. Munzur festivalinde yapılan panelde “biz bir marka oluşturduk ve bugün halkın güven duyduğu, benimsediği bir markadır Ovacık Doğal” diyen konuşmacı “Migros da 34 köylünün kurduğu bir kooperatiftir” diye ekleyerek yön belirtmiştir.

Evet artık raflarında Ovacık’ta yetişen tarım ve gıda ürünleri bulunan İstanbul ve İzmir’de ikişer; Ankara, Adana, Eskişehir, Mersin, Antalya ve Bursa-Gemlik’te birer olmak üzere toplam 10 mağaza ile bir “Ovacık Doğal” var. Kendi web sitesindeki “hakkımızda” bölümünde Kooperatif olarak yalnızca kendi bölgemizdeki üreticilerin ürünlerini, yerinde denetimlerini yaparak alıyoruz derken ilkeler bölümünde Kapitalist ekonomiye karşı eşit, paylaşımcı, ortak üretimi benimser ve ortak üretimi teşvik eder, uygular”  demektedir. Biz kimiz bölümünde ise “Öncelikli  amacımız emeği ve doğayı  değersizleştiren devlet ve sermayenin tükettiği kolektif bilinci, üretim aşamasında yeniden örgütlemek, dayanışmayı sağlamak” denmektedir. Fakat Ovacık, Hozat, Pertek, Mazgirt, Çemişgezek’te üye olmayan 150 çiftçiye sözleşmeli nohut ve fasulye üretimi yaptırmaktadır. Yine aynı yolla Ovacık, Pülümür, Nazımiye, Çemişgezek, Hozat, Pertek, Mazgirt, Geyiksuyu ve Tunceli merkezde 186 arıcıyla da sözleşmeli bal üretimi yapmaktadır.[9] Kuruluş mantığı, ilkesi, amacı olarak kendi bölgesindeki üreticilerin “ortak üretim, kolektif bilinç ve dayanışmayı” esas aldığını iddia ederken işleyişinde mağazalara mal yetiştirmek için üye olmayanlardan mal almak, çevre ilçelerde sözleşmeli üretim bulunmaktadır. Üstelik üretici köylüler, ürünlerinin fiyatlarını kendileri belirleyemiyor. Kooperatifin belirlediği fiyattan satmak durumundalar.

Gelinen noktada Dersim coğrafyasında aracının, tüccarın ortadan kaldırılmasında ya da tüccar ilişkilerinin azalmasında büyük başarı sağlayan Ovacık Doğal’ın kendisi en büyük aracı durumuna gelmiştir. Evet üye olmasalar bile çevre köylülerin kooperatiften yararlanmasında ne sakınca var diye sorulabilir? Fakat köylülerin mal verdiği Ovacık Doğal ile girdiği ilişki bir dayanışma bilincinin gelişmesiyle kurulmamıştır. Kolektif üretimin bir dayanışmacı parçası oldukları için değil, Ovacık Doğal güvenilir bir alıcı olarak paralarını aksatmadan ödediği için bu kooperatifle ilişkiye girmişlerdir. “34 köylünün kurduğu bir kooperatifti” diye anılan Migros’un “iyi tarım uygulaması adı altında” uzun zamandır yaptığı sözleşmeli üretim modelinin Ovacık Doğal adıyla, kooperatif sosuna bulandırılmış olarak yüzlerce sözleşmeli üretici ile tekrarlanmasıdır. Bir tür mağazacılık faaliyetidir.

Üreticilik faaliyetinin geriye düştüğü, aracılık faaliyetinin öne çıktığı bu durumun “ortak olsun ya da olmasın tüm üreticilere eşit davranır” ilkesi ile zaten amaçlananın, bir fikir etrafında bir araya gelerek köylülerin bilincini ilerletmek değil, alış veriş ilişkisinin kurulmasıdır. Ovacık’ın belediye başkanını niteleyen niteleyen komünist sözcüğü bu alışveriş ilişkisine siyasi bir kamuflaj oluşturmuştur. Komünizmin çağrıştırdığı eşitlikçilik, dayanışma, mücadele, yardım, elbirliği, ortaklaşmacılık vb. fikirler kooperatifin kendisinde hayata geçirilmemiştir ama satılan ürünlere bir kıymet olarak bindirilmiş, piyasa değeri artırılmıştır.

Tarım üretiminde kolektifleşmeyi değil ürün tedarikini önceleyerek, bireysel olarak alıcıya üretim yapan kolektif dışı unsurların, komünist başkanın idealindeki toplumsal düzene ikna olmasını ve bilinçte bir değişimi, kolektif üretim ile mülkiyetçilik duygusunun zayıflamasını beklemek bir hayaldir.

Tabii ki Dersim coğrafyasında Ovacık Doğal’a ürün verenler emek sömürüsü yapan büyük toprak sahibi zengin köylüler değildir. Ama ortadaki gerçek kolektife üye olmayan köylülerin kolektif ile kurduğu tek bağın pazara mal üretiyor olmaları ve kooperatifle alışveriş dışında bir ilişkilerinin olmamasıdır. Uygulanan bu yöntemle köylünün bilincinde bir değişim olmayacağı için Ovacık’tan da bir sosyalist deney çıkmayacaktır.

KOOPERATİF ÇÖKEN TARIMIN ÇARESİ Mİ?

Bugün bir yandan köylülerin sendikalaşma çalışmaları devam ederken diğer yandan kooperatifler Ovacık Belediyesi ve komünist başkanın modeli üzerinden başlayarak AKP’nin tanzim satışları ve CHP’li belediyelerin başta İzmir olmak üzere çeşitli yerlerde oluşturduğu belediye-kooperatif iş birliği örnekleriyle devam eden bir tartışmanın konusu haline geldi. 31 Mart yerel seçimleri de tarımın en çok konuşulduğu, kooperatif kurma ve kooperatif üzerinden ürün alma vaatlerinin en çok yapıldığı seçim dönemi oldu denilebilir. Mahalle ve köylerde kadınlara inek dağıtacağını söyleyen pek çok aday ve parti, üretici köylülere ne kadar tarım destekçisi olduklarını ve ne kadar kooperatif yanlısı olduklarını propaganda ettiler. Sadece belediye başkan adayları değil bugün tarım ve köylülüğün içinde bulunduğu duruma ilişkin pek çok konuşma dönüp dolaşıp “bu işler kooperatifleşme ile aşılır” çözümüyle tamamlanıyor. Kooperatiflere geçmişte komünist işi bunlar diye burun kıvıranlar için bile tarım ve üretici köylülüğün kurtuluşu neredeyse kooperatiften geçiyor. Eskiden yaşanan içi boşaltılan kooperatiflerle hafızalarda yer eden olumsuz deneyler yeniden gözden geçiriliyor, sol ve demokratik çevrelerde kooperatif fikri yeniden diriltiliyor.

İzmir Büyükşehir belediyesinin Tire Süt Kooperatifinden aldığı sütleri okullara dağıtırken AKP’nin okul sütü projesi sonrası anaokullarına dağıtım yapması; açıktan alım usulüyle ihalesiz alım yapılabilmesi nedeniyle CHP’li kimi belediyelerin kooperatiflerden ürün alması; Mersin büyükşehir belediyesinin Tarsus ve Mut’taki birer kooperatife üye olarak binlerce lira yardımda bulunması; kadın üretici kooperatifinden tarımsal kalkınma kooperatiflerine kadar ülkenin pek çok yerinde kooperatif açılma çalışmalarının hızlanması; AKP’li Akdeniz belediyesinin bile kooperatif kurdurma kararı alması bu durumun göstergesidir. Anlaşılan o ki önümüzdeki günlerde kooperatifler daha çok konuşulacaktır.

Gübre, mazot, yem gibi üretim girdilerindeki fiyat artışı üretimi olumsuz etkilemektedir. Üretici için destekler yetersizdir. Onlara verilmezken desteklerin şirketlere hibe ya da kredi olarak verilmesi, vergi indirimi vs. ile güçlendirilmeleri küçük üreticiyi felç edecek gelişmelerdir. Son yıllarda tarımda küçük üreticiyi çökertmek pahasına teşvik edilen tekelleşme ve kapitalistleşme de kooperatif türü örgütlenmeleri bir çare olarak öne sürmektedir. Çünkü her türlü devlet teşviki, tarımsal üretimde, dağıtım ve pazarlamada rolü olan kurumların yokluğu, işlevsizliği ya da köylünün aleyhine çalışıyor olması hem üreticileri hem tüketiciyi zora sokmaktadır.

Birkaç örnek vermek gerekirse; TMO almadığı halde ayçiçeğine fiyat açıklayabiliyor.  Besicilerin Et Süt Kurumu’ndan alacakları 250 milyon lirayı buldu, Ankara para vermediği için ödeyemiyor. Et Süt Kurumu yapılan et ithalatı nedeniyle stokta biriken etlerini satamadığı, köylüden hayvan alıp kesim yapmadığı için köylü isyanda.[10] İthalat baskısı ürün fiyatlarını olumsuz etkiliyor ve ürününü ucuza satmak zorunda kalan köylü üretime devam edemezken toprağından ve üretimden kopuyor. Aracılar, tüccarlar kazanırken, köylü ucuza satıyor halk ise pahalıya tüketiyor.

ÜRETİCİ KÖYLÜYE NEFES BORUSU

Girdilerin artışı, aracı tüccarlar, tekelleşmiş şirket tarımı, sanayici ve ihracatçı karşısında yok olmamak, ayakta kalmak için geçimlik tarım üretimi yapan küçük üreticilerin el birliği, akıl birliği ve güç birliği yapması zorunludur. Çünkü zaten dayatılan endüstriyel tarım üretiminde köylülere yer yoktur. Köylüye iki seçenek tanınmıştır; ya tarım tekelleri ile rekabet edecek kadar şirketleşecekler ki bu imkansızdır ya da topraklarını bırakıp büyükşehirlerdeki işsizler ordusuna dahil olacaklar. Hala üretime devam etmeye çalışanlar için şeker pancarında kota, çayda kontenjan var, dolayısıyla köylü ürettiği ürün nedeniyle bile cezalandırılmakta. Fındıkta İtalyan şirketin hakimiyeti her yıl daha da artıyor, üretici emeğinin, alın terinin karşılığını alamıyor. Hollanda’dan deli dana, Brezilya’dan ölü dana, Sırbistan, Rusya’dan ne bulunursa… Et ve canlı hayvan ithalatı besicinin canına tak etmiş durumda. Buğdaydan samana, nohuttan fasulyeye, pirinçten mısıra her şey ithal ediliyor. Köylü ürününü ya yok pahasına satıyor ya tarlada bırakıyor ya da yola döküyor.

Kemal Derviş döneminde IMF ve DB’nin reform adı altında dayattığı 15 günde 15 yasanın çıkarılması ile şeker, tütün ve tuz işletmelerinin özelleştirilmesinin önü açıldı. Tarım kanunu ile tarım üretimine verilecek desteklerin milli gelirin yüzde 1’ine sabitlenmesi sağlanırken onun bile yarısı verilir duruma getirildi. Tohum kanunu ile yerel atalık tohumlar bile şirketlerin patentli tohumu haline getirildi.[11] Az miktarda kalan yerel tohum çeşitlerimiz şirketlerin malı haline getirilirken köylüler arasında paylaşımı bile yasaklandı.[12]

Afet olan bölgelerde köylü örgütleri, tarım müdürlükleri ve ziraat mühendisleri odasından oluşan bağımsız bir komisyon değil eksperler tek başına hasar tespiti yapıyorlar ve zarar hep düşük çıkıyor. Tarım sigortası kanunu sigorta şirketlerini korudu. Hal yasası ile aracılar zengin olurken, biyogüvenlik yasası ile GDO’ya izin çıktı. Büyükşehir ve bütünşehir yasasıyla şehre kilometrelerce uzak köyler bile bir gecede mahalle oldular. İçtikleri suya sayaç takılıp paralı hale getirildi. Köy tüzel kişiliğine ait arazi, bina, mera ve otlaklar üzerindeki hakları ellerinden alındı. Mera kanunu değiştirildi, madencilik ve enerji faaliyetleri için meralar talana açıldı. Elektrik piyasası kanunu ile tarım alanları enerji şirketlerinin talanına açıldı. Zeytinliklerin şirketlerin talanına açılması için yasa çıkarma girişimi defalarca yapıldı. Tüm bunların yetmediği yerde acele kamulaştırma ile tarım toprakları, su kaynakları vb. her şeye el konulabildi.

Ülke tarımı dün IMF niyet mektuplarıyla şekilleniyordu bugün IMF programlarına uyumlu şekilde programlanıyor. Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü, ABD ve AB dayatmaları hep aynı maddeler. Tarım desteklerini azalt, kırsal kesim nüfusunu düşür (bu ancak köylünün üretimden kopmasıyla oluyor), üretime kota getir, özelleştirmelerin önünü aç, ithalatın önündeki engelleri kaldır, suyu fiyatlandır. Sonuç olarak emperyalist tekellerin dayatma ve müdahaleleriyle ülke tarımı şirketler lehine yeniden şekillendirilmektedir.

Böyle giderse; tarımda şirketlerin hakimiyeti arttığı sürece geçimlik tarım üretimi yapan küçük üreticiler azalacaktır. Üretim insanların ihtiyaçlarına göre ve doğayla uyumlu değildir ve yerel çeşitlik tehdit altındadır. İlaç, gübre, tohum ve yemde bağımlılık artıyor. Tarımda ve gıdada bağımlılık ülkenin topyekûn bağımlılığı demektir.

Bu durumda IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü, ABD ve AB dayatmalarından kurtulmak, varlığını doğanın yağması, insanın sömürülmesi üzerine kuran bu sisteme karşı mücadele şarttır. Ancak bunların olabilmesi için de öncelikle köylünün örgütlenmesi gereklidir.

Kooperatifler ekonomik ve sosyal açıdan dayanışma örgütleri olarak aracı, tüccar ve şirketler karşısında köylünün elini güçlendirir ve tek tek kimi yerellerde köylünün ürününün işlenmesi, pazarlanması ve satışında kolaylık sağlar. Ekonomik açıdan rahatlatırken üretimde girdilerden makine parkına kadar ulaşılabilirliği kolaylaştırır. Bugün pek çok yönünü eleştirdiğimiz Ovacık Doğal’da dahil Tire Süt’ten diğer tarımsal kalkınma kooperatiflerine kadar pek çok kooperatif, üyelerine ve etrafındaki köylülere kısmen nefes aldırarak sömürüyü az da olsa sınırlar. Ama ne ortadan kaldırır ne de engeller.

Kapitalist tarım tekelleri tarafından dayatılan politika ve uygulamaların geri püskürtülmesi için;

  • Üretici köylülerin doğrudan söz sahibi olduğu, tarım politikaları üzerine söz söyleyip, fikir üretip o politikaların belirlenmesinde dolaysız rol oynayan;
  • Ürettiği ürünün üzerinde fiyat belirleme de dahil hiçbir hakkı olmayan üretici köylülerin ürün fiyatı belirlemesinde aracı ve tüccarlar karşısında taraf olan;
  • Partisine, yöresine, iline, ilçesine hatta ürettiği ürüne göre bile bölünmüş olan köylülük içindeki bu bölünmüşlüğü yok etmek üzere üretici köylüler ve ailelerinin bilincini geliştiren;
  • Toplumun bu kadar büyük bir kesimini oluşturan üretici köylüler ve ailelerinin sosyal güvenceye kavuşmalarının sağlaması için çalışan;
  • En geniş köylüyü kendi çıkarları ve talepleri temelinde bir araya getirebilen, bir mücadele örgütü olmayı hedefleyen örgütlere ihtiyaç vardır.

Ülkemizdeki köylülüğün sadece yerel ve lokal düzeyde değil ülke genelinde bir bütün olarak kendilerini demokratik yollarla ifade edebilecekleri, seslerini ve taleplerini yöneticilere duyurabilecekleri bir mücadele aracına ihtiyaçları var. Kooperatiflerle karşılanamayan ihtiyacın adresi sendikalar olabilir. Tüm Köy Sen, benzerleri Avrupa ülkelerinde olan Fransa Köylü Ferderasyonu gibi ya da Yunanistan Köylü Sendikası gibi talana, tahribata ve şirketlerin egemenliğine karşı yukarıda saydığımız amaçlarla kurulmuş bir sendikadır.

ÇIKIŞ YOLU: KÖYLÜNÜN ÖRGÜTLENMESİ

Her ne kadar mahkeme süreci ve kapatılan şubeler nedeniyle köylülerin Tüm Köy Sen etrafında bir araya gelmeleri ve mücadele etmeleri akamete uğrasa da hem sendikanın hukuki süreci kazanarak tamamlaması hem de AKP’nin çizdiği pembe tablo ve köylüyü umutlandırarak beklentiye sokan propagandalar artık tarımın içine düştüğü durumu perdeleyemeyecek durumdadır. Artarak devam eden sorunlara, yenileri de eklendi. 2014 yılından sonra köylülerin domatesleri yola dökmesiyle başlayan ve 2015’te uçağının düşürülmesi sonrası Rusya’nın tarım ürünlerine koyduğu ambargo ile devam eden süreç pek çok tarım ürününün elde kalmasının yanı sıra maliyetin bile altında satılmasına sebep oldu. Üretici köylüler hem ürünlerini değerinde satamazken hem de pahalı tüketmek zorunda kaldılar.

2016’dan itibaren artan et ithalatının görünür hale gelmesiyle 2017 yılı ithalatın altın yılı diye adlandırıldı. İthalatın tartışılanı et olurken arka arkaya başta buğday, nohut, fasulye, mısır başta olmak üzere pek çok tarım ürünü ithal edildi. Öyle ki, 2012 yılında “Cumhuriyet tarihinde ilk defa saman ithal ediliyor” sözleri üzerinden daha beş yıl geçmişti ki yeniden Bulgaristan’dan saman ithalatı yapıldı. Hem de Bulgaristan’da  tonu 40 dolar olan saman Türkiye’deki yoğun ithalat talebi nedeniyle 65 dolara çıkarken ülkeye maliyeti 120 dolar oldu.[13] İthalat politikalarının geldiği boyutu anlatan ve “böyle tarım politikası olur mu?[14] diye soran Ziraat Mühendisleri Odası 2017 yılında yaptığı bir açıklamada AKP iktidarı döneminde 181 milyar dolarlık tarım ürünleri ithalatı yapıldığını açıkladığı raporundan üç ay sonra “akıl bilimi esas almayınca, ithal tarım ürünleri ülkesi olduk” dediği ikinci açıklamayı yaptı.[15] 2018’de ithalat son hız devam edip GDO’ya yeni izin verilirken şeker fabrikalarının özelleştirilmesi de gündeme oturdu. Tam bu arada Suriye-Afrin’den getirilen 5 bin ton zeytinyağı nedeniyle en çok zeytin üreticileri üzüldü, çünkü yerli zeytin yağı fiyatı 3 lira birden düştü.[16] Yine 2018’in sonlarında soğan ve patates fiyatlarının aşırı yükselişi karşısında hükümet, depoları basıp soğan ararken bir yandan da patates ve soğan için ithalat kararnamesini yayınladı. Şarbonlu et vakaları da basına düşen haberler arasında yer aldı.

2019’da da yeni ithalat kararları alındı. Rusya’ya domates verme karşılığı et ithalatı yapılırken buğday, arpa, mısır, pirinç ve bakliyat için de 2.6 milyon tonluk ithalat kararnamesi yayınlandı. Bu dönem aynı zamanda tanzim satış kuyruklarının en çok tartışıldığı ve “halka ucuz gıda yedireceğiz” sözleriyle ithalatın patladığı günler oldu. Hasat öncesi ayçiçeği ithalatı kararı ve tarımda milli birlik projesi gibi pek çok tartışmalı konu üretici köylülerin yakından takip ettiği konular oldu. 2014 öncesi çizilen pembe tabloların yerini, aracı-tüccar karşısında yalnız ve desteksiz bırakılan üretici köylülerin azalan tarım destekleri ve artan ithalat karşısında emeğinin, alın terinin karşılığını alamadığı bir süreç aldı. Bu süreç öncekiler gibi de sonuçlanmayacağa benziyor çünkü içinden geçilen ekonomik kriz sürecinde tarım desteklerini açıklayamaz duruma gelmeleri ve defalarca açıklama tarihinin ertelenmesi de bunu göstermektedir. Temmuz ayında yapılacağı ilan edilen tarım şurası önce eylüle sonra ekime ertelenirken şimdi de belirsiz bir tarihe kalmıştır. AKP hükümeti köylüye umut dağıtacak bir politika bile ortaya koyamazken üretici köylüler arasında da tarıma ilişkin politikaların sorgulandığı bir sürece giriyoruz. O nedenle de üretici köylüler arasında örgütlenme sorunu daha çok tartışılacaktır.

Tüm Köy Sen bu tartışmalarda mücadele ile sürece müdahil olma ve siyasi iktidar ve tekeller tarafından tarıma ilişkin dayatma, çökertme politikalarının geri püskürtülerek üretici köylülerin hak ve hukukunu koruyan, bağımsız bir tarım politikasının uygulanması için geniş üretici köylü kitlesini taraf haline getirme görevinin acil ve ertelenemez bir görev olduğunun bilincindedir. Tekeller karşısında yalnızlaştırılan ve ekonomik olarak güçsüzleşen üretici köylülerin bir araya gelerek bilgi ve birikimlerini paylaşması, üretim ve pazarlama da sorunları aşmak üzere mücadele birliğine dünden daha fazla ihtiyaç var. Tüm Köy Sen tam da bu ihtiyaca denk düşen bir sendikadır.


[1] Tüm Köy Sen Eğitim Örgütlenme Uzmanı

[2] Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü (2015) G-20 Ülkelerinde Kooperatifçilik, http://koop.gtb.gov.tr/data/5697bd461a79f5d2d018c237/G20_kitapcik%2002.12.2015%20son%20son%20son.pdf (Erişim Tarihi: 20.10.2019).

[3] Geray, C . (1992) “Kooperatifçiliğin Dünya’daki ve Türkiyedeki Nicel Gelişimi”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 47 (1): 427-441, http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/42/454/5176.pdf (Erişim Tarihi: 20.10.2019).

[4] Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü, G-20 Ülkelerinde Kooperatifçilik

[5] Köne, A. Ç. (2018) “Hollanda Tarım Kooperatifleri Neden Başarılı?”, https://sosyalekonomi.org/hollanda-tarim-kooperatifleri-neden-basarili/ (Erişim Tarihi: 20.10.2019).

[6] Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü, G-20 Ülkelerinde Kooperatifçilik

[7] 2018 pancar taban fiyatı açıklandı çiftçinin kafası karıştı!, https://www.tarimdanhaber.com/endustri-ve-yem-bitkileri/2018-pancar-taban-fiyati-aciklandi-ciftcinin-kafasi-karisti-h10245.html (Erişim Tarihi: 20.10.2019).

[8] Tire Süt Kooperatifi, https://www.tiresutkoop.org/ (Erişim Tarihi: 20.10.2019).

[9] https://www.ovacikdogal.com/ac/makale/hakkimizda/hakkimizda

[10] Yıldırım, A. E. (2019) “Devlet ihaleyle 46.3 bin ton et ihraç edecek”, https://www.tarimdunyasi.net/2019/09/30/devlet-ihaleyle-46-3-bin-ton-et-ihrac-edecek/ (Erişim Tarihi: 20.10.2019).

[11] Başkavak, S. (2018) “Tarımda tekellerin egemenliğinin yeni aracı: Tohum”, https://teoriveeylem.net/2018/12/tarimda-tekellerin-egemenliginin-yeni-araci-tohum/ (Erişim Tarihi: 20.10.2019).

[12] Özkaya, T. (2019) “Bartınlı çiftçiler tohumculuktaki hegemonyayı gördüler”, https://www.yurtgazetesi.com.tr/bartinli-ciftciler-tohumculuktaki-hegemonyayi-gorduler-makale,16463.html (Erişim Tarihi: 20.10.2019).

[13] Türkiye beş yıl sonra saman ithal ediyor, https://www.dunya.com/sektorler/tarim/turkiye-bes-yil-sonra-saman-ithal-ediyor-haberi-379739 (Erişim Tarihi: 20.10.2019).

[14] Morityus Cumhuriyeti bile var..Böyle Tarım Politikası olurmu?, https://hasatdergisi.com/morityus-cumhuriyeti-bile-var-boyle-tarim-politikasi-olurmu/ (Erişim Tarihi: 20.10.2019).

[15] “Akıl ve Bilimi Esas Almayınca” İthal Tarım Ürünleri Ülkesi Olduk, http://www.zmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=28518&tipi=5&sube=0 (Erişim Tarihi: 20.10.2019).

[16] Yıldırım, A. E. (2019) “Afrin’den getirilen 5 bin ton zeytinyağının piyasaya etkileri”, https://www.tarimdunyasi.net/2019/03/20/afrinden-getirilen-5-bin-ton-zeytinyaginin-piyasaya-etkileri/ (Erişim Tarihi: 20.10.2019).

Warning: A non-numeric value encountered in /home/teoriveeylem/public_html/wp-content/themes/Newspaper/includes/wp_booster/td_block.php on line 353