Brezilya’da İşçi Partisi’nin neoliberalizmi ve Bolsonaro’nun zaferi

Hüseyin Sinan Güler

Irkçı JairBolsonaro’nun devlet başkanı seçilmesi ile birlikte gözler Brezilya’ya çevrildi. Bolsonaro’nun seçilmesi üzerine çokça makale kaleme alınsa da söz konusu makaleler ırkçı bir adayın, yüzölçümü olarak en büyük Latin Amerika ülkesine neden ve nasıl başkan olduğuna değil Bolsonaro’nun kişiliğine ve siyasi yönelimlerine odaklanmış durumda. Bolsonaro’nun kişiliği ve siyasi yönelimleri incelenmeye değer olsa da sadece buna odaklanmak, 2008 krizi sonrasında dünya ekonomisindeki sıkışmışlıklar, ticaret savaşları, paylaşım mücadeleleri, tüm bu ve başkaca olguların koşulladığı otoriter politikalar ve özel olarak da Brezilya İşçi Partisi liderliğinin neoliberal politikalarının göz ardı edilmesi anlamına gelmektedir. Oysa hiçbir şey tarihinden ve ilişkilerinden bağımsız ele alınamaz.

2008 krizi sonrası tüm dünyada artan ekonomik sıkışmışlık, ilk olarak işçi sınıfının kazanılmış haklarına yönelik saldırılar, yoksulluk ve işsizlikte yaşanan artışla ekonominin eskisi gibi yönetilemeyeceği koşullar ortaya çıkmış, dolayısıyla uluslararası ve tek tek ülkelerdeki sermaye sınıfı baskıcı ve otoriter siyasal rejimlere yönelmiştir. Krizin emekçiler üzerindeki yıkıcı etkileri, sosyalist bir alternatifle birleşemediği koşullarda emekçilerin sol-reformist ya da aşırı sağ-faşist akımlara yedeklenmesinin zeminini hazırlamaktadır. Bu nedenle dünya genelinde aşırı sağ, ırkçı ve faşist partiler az ya da çok güçlenme eğilimine girmiş, bazı ülkelerde iktidar olmuşlardır. Yine kriz koşullarında kimi ülkelerde iktidarda yer alan reformist solun kaçınılmaz başarısızlığı, kitlelerin aşığı sağ tarafından yedeklenmesine zemin hazırlayan başka bir faktör olmuştur.

Bu makale, Brezilya’nın yeni devlet başkanının neden ve nasıl seçildiği sorularına verilecek cevapları, yukarıdaki genel unsurları da gözden kaçırmadan Brezilya özgünlüğünde ele alacaktır. LuizInácioLula da Silva ve DilmaRoussef’in başkanlıkları döneminde İşçi Partisi (PT) hükümetlerinin icraatlarının nasıl Brezilya’nın ırkçı bir devlet başkanına sahip olmasına yol açtığını da özel olarak irdeleyecektir.

2002 ÖNCESİNDE İŞÇİ PARTİSİ

İşçi Partisi (PT), 1980 yılında eski bir metal işçisi ve sendikacı olan LuizInácioLula da Silva liderliğinde kuruldu. Partinin kurucu kadroları da 1964 -1985 arasında egemen olan askeri diktatörlük tarafından tutuklanmış, gözaltına alınmış ve işkence görmüştü. İşçi Partisi’nin siyasal yelpazede nereye denk düştüğü ise çok tartışılan bir konudur. Topraksız Kır İşçileri Hareketi (MST) Eğitim Uzmanı JanainaStronzake 2016 yılında verdiği röportajda “İşçi Partisi, 1980-90 yılları arasında işçilerden, emekçilerden yoksullardan yana tutum alıyordu. 1990 sonrası partinin bu niteliği değişti. Tabandan uzaklaşmaya başladı. Temel olarak açlık ve yoksullukla mücadeleyi öne çıkardı” demiştir. Erol Anar ve Esra Akgemici, Brezilya İşçi Partisi’nin iktidara geldikten sonra bir dönüşüm geçirdiğini ve sağa kayarak tabanından uzaklaştığını söylese de kuruluşundan bu yana düzeniçi bir platforma sahip olmuştur.[1] İşçi sınıfının bağımsız politik hattını kurmayı ve sosyalizmi hiçbir zaman hedeflemeyen bu parti, 2000’li yıllarda hızla neoliberal söylemi sahiplenmiştir. Anar ve Akgemici’nin İşçi Partisi’nin sağa kayışı olarak dillendirdikleri olgu, reformist bir partinin iktidara gelmesinden sonra egemen kapitalist ilişkilere ve neoliberal politikalara uyum sağlama süreci olarak şekillenmiştir. Bolsonaro’nun seçimi kazanması da daha sonra ele alacağımız gibi İşçi Partisi’nin reformist ve egemenlerle uzlaşmacı karakterinden dolayı Toprak Reformu ve tekellere karşı mücadele gibi adımlar atamaması ve uyguladığı neoliberal politikalar zemininde olmuştur.

1989 yılında gerçekleşen başkanlık seçiminde Lula ikinci turda 31 milyon oy alarak, 4 milyon oy farkla seçimi kaybetti. İşçi Partisi’nin neo-liberal ekonomi politikalarını açıktan desteklemesi de bu seçim sonrasında belirgin hale geldi. Bilhassa, 2002’de yapılan başkanlık seçimlerinde ve sonrasında İşçi Partisi “Başkanlık Koalisyonu” olarak adlandırdıkları bir seçim koalisyonu partisine dönüştü. Burada önemli olan nokta, Lula ve İşçi Partisi’nin kurduğu bu koalisyonun burjuvazi ile olmasıdır. Haziran 2002’de Lula tarafından açıklanan Carta ao do PovoBrasileiro (Brezilya Halkına Mektup) ile, İşçi Partisi siyasi ve ekonomik hattını belli ederken, metinde en dikkat çekici yön ise Brezilya’nın kuruluşundan bu yana en büyük sorunu olan yoksulluk ve eşitsizlik ile mücadelenin makro-ekonomik istikrara dayalı piyasa ekonomisi ile sürdürüleceğinin açıklanmasıydı. Brezilya Halkına Mektup ile İşçi Partisi, neoliberal politikaların ilk laboratuvarı olarak kullanılan Latin Amerika’da neoliberal politikalardan sapılmayacağını açıkça itiraf ediyor ve Brezilya burjuvazisine 1995’ten 2002’ye kadar iktidarda olan FernandoHenriqueCardosa’nınneoliberal ekonomi politikasını büyük ölçüde devam ettireceğinin sözünü veriyordu.[2] İşçi Partisi ve Lula, söz konusu mektup ile kendi iktidarlarında hem ulusal burjuvaziye ve uluslararası tekellere karşı savaşım vermeyeceklerini hem de kendilerinin emperyalist sistem için sıkıntı oluşturabilecek bir işçi iktidarı değil neoliberal politikaları “sosyal yamalar”la uygulayacak bir iktidar olacaklarını açıklıyorlardı. Bu mektupla Lula halktan ziyade Brezilya burjuvazisine seslenmiştir. 2002 seçimlerinde Lula, 52,8 milyon seçmenin oyunu alarak yüzde 61 ile Brezilya devlet başkanı olarak seçildiğinde Brezilya burjuvazisi biraz rahatsız olsa da İşçi Partisi’nin burjuvaziye vaat ettiği söz konusu güvenceler sebebiyle tedirgin olmamıştır.

Bu açıdan Lula ile Venezuela’daki Chavez iktidarını birbirinden ayırmak gerekir. Chavezci politika emperyalizme karşı önemli anti-emperyalist adımlar atar ve kritik işletmeleri kamulaştırırken, neoliberal politikaları karşısına alan kimi halkçı uygulamaları da yaşama geçirdi. Lula ise hiçbir zaman emperyalist tekellere karşı böyle açık bir karşı duruşu sergilemedi, yabancı yatırımları destekledi. Sosyal yardım politikaları neoliberalparadigmanın sınırları içerisinde kaldı. Bu nedenle Latin Amerika’da kapitalizmin sınırlarını aşmaya niyetlenmese de önemli ulusal adımlar atan Chavezci anti-emperyalizmle, Lula’nın sosyal-neoliberalizmi oldukça farklıdır.

HALKÇI GÖRÜNÜMLÜ NEOLİBERAL BİR İKTİDAR PARTİSİ

JairBolsonaro’nun iktidara gelişinin köşe taşları aslında İşçi Partisi hükümetlerinin icraatları ile oluştu. Bu sebeple İşçi Partisi’nin iktidarda kaldığı 14 yıl boyunca neyi yapıp, neyi yapmadığı bugünü anlayabilmek açısından hayati derecede önem arz ediyor. İşçi Partisi iktidarda kaldığı süre boyunca, dünyanın en büyük sosyal yardım programı olarak bilinen Bolsa Familia programı ile 11 milyon yoksul aileye sosyal yardım sağlanması, gelir dağılımındaki adaletsizliğin kısmi olarak azaltılması ve kısmi olarak adlandıracağımız kimi reformlar ile halkçı bir görüntü çizse de bu düzenlemeler neoliberal politikalarla kol kola ilerledi ve bu paradigmanın sınırlarını aşmadı. Mülkiyet ilişkilerine hiçbir zaman dokunmaması ve kendi sermaye grubunu oluşturması ile, esas olarak halkçı görünümlü neoliberal bir hükümet olmaktan ileri gidemedi. İşçi Partisi hükümetleri; çok uluslu şirketlere ödünler veren, doğa talanının ve doğal kaynakların tahribinin önüne geçmeyen, hatta Amazon Ormanları’nın tekellerin “yeni yatırım gözdesi” olması için politikalar üreten, yeni kalkınmacı politika ve ekonomik büyüme adı altında güvencesiz çalışma, düşük maaş ve hak kayıplarına neden olan, sosyal yardım politikalarını seçim yatırımı olarak gören, bütçe açığının her yıl arttığı ve iç-dış borçlanma sebebiyle halkın zenginliklerini uluslararası tekellere akıtan hükümetler oldu.

Neoliberal ekonomi politikaları uygulayarak, makroekonomik istikrarı sağlayarak, uluslararası tekellerin mülkiyetine dokunmadan yoksulluğu ve gelir dağılımındaki eşitsizliği azaltmayı hedefleyen politikaları Lulismoolarak adlandıran İşçi Partisi hükümetleri, bilimsel sosyalizme alternatif olarak sınırları belli olmayan bir “PT tipi sosyalizm” icat etmeye çalıştı. Bu durumu, Brezilya Devrimci Komünist Partisi Mart 2010’da AVerdade(Gerçek) gazetesinde “Nereye Gidiyorsunuz?” başlıklı makalede “Teorik bakımdan zayıf ve işçi sınıfının devrimci teorisi Marksizm-Leninizmi tam olarak anlamayı hiçbir zaman denememiş olan İşçi Partisi, muğlak ‘PT-tipi sosyalizm’ uğruna bilimsel sosyalizmi umursamadan doğmuştur. Sonrasında ise, kapitalist toplumdaki egemen fikirlere -burjuva ideolojisine ve ahlakına- karşı mücadele etmek için gerekli olan ideolojik sağlamlığa sahip olmayan küçük burjuva kesimlerin egemen olduğu bir parti haline gelmiştir[3]diyerek analiz etmiştir.

Lula tarafından hayata geçirilen bu ekonomik ve sosyal politikaların uygulanabilmesi uluslararası piyasalardaki emtia fiyatlarında yaşanan artış ve 2007’de Amerika Birleşik Devletleri’nden başlayan, 2008’de açık bir biçimde kendini gösteren veuluslararası alana yayılan ‘Küresel Ekonomik Kriz’ ile birlikte düşük faizli krediler ile mümkün olmuştur. Bu süreçte Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından yayımlanan İnsani Kalkınma Raporlarına göre Bolsa Familia programının uygulanmaya başlamasıyla birlikte 2003’te yüzde 39 olan yoksulluk oranı 2009’da yüzde 21’e düşmüş, aşırı yoksulluk sınırında yaşayanların sayısı 11 milyon, yoksulluk sınırında yaşayanların sayısı da 13 milyon azalmıştır. Ayrıca belirtmek gerekir ki İşçi Partisi iktidarı, bir toplumsal hareket zeminine dayanarak geldiği için gösteri ve yürüyüş özgürlüğüne saygı göstermiştir. Ancak bütün sosyal politika düzenlemeleri, işçi sınıfının çalışma yaşamında haklarını geliştiren, kamu hizmetleri ile belirli bir yaşam güvencesi sağlayan bir sosyal-demokrat platformda dahi gerçekleşmemiştir. Neoliberal politikalar, esnek çalışma ve güvencesizlik yaygınlaşırken çeşitli sosyal yardım mekanizmaları genişletilmiştir. Bu, AKP’nin de dahil olduğu, neoliberal politikalarla güvencesiz yaşama mahkum edilen kitleleri, işgücü piyasası ve sistem içinde tutmayı amaçlayan günümüz neoliberal sosyal yardım mekanizmasının tipik örneğiydi.

İşçi Partisi hükümetleri halkçı bir görünüme sahip olsa da bazı küçük reformlar yapmaktan öteye gitmemiştir. Medyayı reforme edememiş, toprak reformunu gündemine almamış olan İşçi Partisi ne üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete yönelik belli adımlar atmış ne de uluslararası şirketlerin kar transferleri üzerinde kontrol sağlayabilmiştir. Aksine İşçi Partisi 2002’de yayımladığı “Brezilya Halkına Mektup“ta dediği gibi, yoksulluk ve eşitsizlik ile mücadeleyi makroekonomik istikrara dayalı piyasa ekonomisi ile sürdürmeye çalışmıştır. Bu çaba, küresel piyasaların imkan verdiği ölçüde başarılı olurken emtia fiyatlarının tedrici olarak düşmesi ve 2013’ten sonra Amerikan Merkez Bankası FED’infaizleri yükseltmeye başlayarakküresel piyasalardaki dolar dolaşımını azaltması kararı ile birlikte düşük faizli kredilerin ve sıcak para akışının olanaksız hale gelmesi İşçi Partisi’nin sosyal politikalarını da sekteye uğratmıştır. İşçi Partisi’ne Marksist-Leninist odaklardan yöneltilen eleştirilerin ağırlığı da bu yöndedir. Brezilya Devrimci Komünist Partisi, Uluslararası Marksist Leninist Parti ve Örgütler Konferansı’nın (CIPO-ML) yayın organı olan Birlik ve Mücadele dergisinin 33. sayısında İşçi Partisi’ni 14 yıllık iktidar döneminde servet vergisi, işletmelerin millileştirilmesi, çokuluslu şirketlerin kar transferleri üzerinde kontrol, finans kapital hareketliliğinin sınırlanması gibi ilerici adımları atmadığı için eleştirmiştir.

Lula’nın seçildiği 2002 yılından DilmaRousseff’in bir meclis darbesi ile azledildiği 2016’ya kadar yabancı sermaye hakimiyeti tüm ülke çapında genişlerken, Brezilya ekonomisi hammadde ve tarım ürünleri ihracatı üzerinden büyümeyi hedef alan bir çizgiye savrulmuştur. İşçi Partisi, Brezilya Kalkınma Bankası (BNDES) fonları üzerinden kendine yakın bir sermaye grubu yaratmıştır. CampeoesNacionais ya da PT girişimcileri olarak bilinen ve imalat, inşaat, petrol, madencilik ve ticari tarım gibi sektörlerde faaliyet gösteren bu sermaye grubu devlet tarafından altyapı desteği ve düşük faizli krediler ile korunmuştur. Ekonomik olarak uluslararası tekeller ve yerli burjuvazi ile uzlaşan İşçi Partisi yönetimi siyasi olarak da seçimleri kazanmaya odaklandığından giderek işçi ve halk hareketinden kopmuştur. 1998 seçimlerinde örgütlü işçi sınıfının en çok oy verdiği siyasi parti olan İşçi Partisi 2002’de iktidara gelmesi ile birlikte “Başkanlık Koalisyonu” adı altında kurduğu koalisyon ile sınıf uzlaşmacı politikaları uygulayarak, müesses nizamı kollayan bir siyasi parti olduğu gerçeğini aşikar etmiştir. Ayrıca bu süreçte, İşçi Partisi’ne daha önce destek veren Topraksız Kır İşçileri Hareketi (MST), 2010 seçimlerinden sonra Lula tarafından uygulanan tarım politikalarının kırsal kesimde yoksulluğu artırması, İşçi Partisi’nin toprak reformunu sürekli öteleyerek gündemden çıkarması ve neoliberal politikalar ile uyumlu olarak endüstriyel tarımın alanının genişlemesi gibi nedenlerle İşçi Partisi’ne karşı açıktan muhalefet etmeye başlamıştır. En büyük destekçisi MST’nin bu tutumu, iktidara gelişi ile kitlelerde bir umut olan İşçi Partisi’nin,bizzat reformist karakterinin doğası gereği kendi reform önerilerine bile ihanet etmesiyle büyük bir hayal kırıklığına yol açtığının kanıtıdır.

LULA’NIN HALEFİ DILMA ROUSSEF

Lula da Silva’nın görev süresinin dolmasının ardından İşçi Partisi tarafından aday gösterilen eski gerilla DilmaRoussef, 27 Ekim 2014’te 54 milyon Brezilyalının desteğiyle seçilmişti. Lula’nın başkanlık dönemlerinde göreceli bir “kapitalist kalkınma” süreci yaşayan Brezilya, Rousseff’in başkanlık sürecini kapsayan dönem boyunca ekonomik daralma yaşamaya başladır. DilmaRousseff’in bu anlamda Lula’ya göre neoliberal ekonomi politikalara daha mesafeli olduğunu söyleyebilsek de bu kısmi mesafeli duruş arkasından köklü değişiklikleri getirmemiştir. Bu daralma Lula döneminde sürdürülen sosyal politikaların büyük ölçüde devam ettirilememesine neden olmuş, İşçi Partisi yönetiminin sınıf uzlaşmacı politikaları da terk etmemesi Brezilya’yı hem siyasi hem de ekonomik olarak derin bir krize itmiştir. Bir diğer deyişle, bilimsel sosyalizme bir alternatif olarak gösterilen Lulismo, ilk krizde kendi sınırlılığını ortaya koymuştur.

Bu ekonomik kriz içerisinde öncelikle İşçi Partisi yanlısı sermaye ile diğer sermaye grupları arasında çekişmeler başlamış, daha önceki dönemlerde İşçi Partisi’ni destekleyen üniversite öğrencileri de toplu taşımaya yapılan zamlar nedeniyle Haziran 2013’te kitlesel gösterilerde bulunmuştur. Ekonomide yaşanan daralma ile birlikte sosyal politikalara ayrılan bütçenin yıldan yıla azaltılması ile birlikte 2014 Dünya Kupası ve 2016 Yaz Olimpiyatları gibi dev bütçeli spor organizasyonlarına da ev sahipliği yapılması İşçi Partisi’nin oy deposu olarak görülen toplumun en yoksul kesimleri ile işçi sınıfının tepkisini çekmiş, İşçi Partisi’nden uzaklaşmaya yol açmıştır. Burada önemli olan nokta şudur ki; Haziran 2013’te sokağa çıkan kitleler önemli ölçüde İşçi Partisi’ne sempati duyan kitlelerdi. Ayrıca, öğrenci hareketi 2013’te yaptığı eylemlerle sınırı kalmadı. Bütçeden Brezilya’daki stat ve etkinlik alanlarını FIFA standartlarına uygun hale getirmek için milyonlarca dolar ayrılmasına rağmen eğitimde neoliberal uygulamaların devam ettirilmesi ve eğitim standartlarının düşmesi ile birlikte başını lise öğrencilerinin çektiği öğrenci hareketi tüm ülke çapında büyük gösteri yürüyüşleri ve işgal eylemleri gerçekleştirdi.[4]MST’nin toprak işgalleri de bu süreçte yaygınlaştı ve İşçi Partisi hükümetleri ile daha fazla karşı karşıya gelmeye başladı. Fakat İşçi Partisi’ne muhalif olan sağ siyaset bu protestoları kendileri için bir zıplama tahtası görerek gerek sokağa inmiş, gerekse de Lula’nın yolsuzluktan tutuklanmasına ve DilmaRoussseff’in başkanlıktan azledilmesine giden parlamenter darbe sürecini başlatmıştır.

LULA’NIN TUTUKLANMA VE DILMA’NIN AZİL SÜRECİ     

Lula’ya yöneltilen yolsuzluk iddiaları ve soruşturmaları aslında çok erken bir tarihte, 2005’te başlamıştır. Haziran 2005’te Lula’ya seçim desteği sağlamak üzere Kongre üyelerine 30 bin real aylık ödendiği iddiaları gündeme gelmiş, bu olay Mensalao skandalı olarak adlandırılmıştır. Skandalın ardından, Lula’dan sonra en güçlü kişi olarak bilinen Lula’nın özel kalem müdürü JoseDirceu’nun da aralarında olduğu bir grup İşçi Partisi yöneticisi görevlerinden istifa etmiştir. Bu tarihten sonra İşçi Partisi kabinesindeki bazı isimlerin yolsuzluğa karıştığı yönünde davalar açılmış ve bazı İşçi Partililer tutuklanmış olsa da Lula’ya yönelik iddialar bir süre gündemden uzak kalmıştır. Mart 2014’te Federal Yüksek Mahkeme Yargıcı SergioMoro başlatılan Lava Jato soruşturması ile Lula tekrar yolsuzluk iddiaların odak noktası olmuştur. İşçi Partisi yanlısı sermaye gruplarını hedef alan yolsuzluk soruşturmasının en ateşli destekleyici ise kendisi de yolsuzluğa bulaşmış bir politikacı olan Brezilya Demokratik Hareket Partisi’nin (PMDB) lideri MichelTemer’di.

Rousseff hakkında ise Ulusal Kongre’nin onayı olmadan devlet harcamalarına yetki verme ve çiftçileri finanse etmek için Brezilya Bankası’ndan kredi kullanma yoluyla Anayasa’yı ihlal ettiği gerekçesi ile devlet başkanlığından azledilme süreci başlatıldı. Sayıştay’ın onayladığı bu harcamalara yetkisinin olduğunu söylemesine rağmen DilmaRousseff, 31 Ağustos 2016’da 20’ye karşı 61 oyla Federal Senato tarafından görevden azledildi.[5]Her ne kadar Kongre, Brezilya tarihinin en gerici kongrelerinden biri olması ve ulusal ve uluslararası burjuvazinin mali yapılandırma programına Rousseff’in direneceğini düşünerek bu azil sürecine destek vermesi gibi etmenler söz konusu olsa da İşçi Partisi’nin işçi ve halk hareketinden uzaklaşarak bir seçim koalisyonu hali olması ve köklü reformları yapmaya cesaret edememesi de bu sürecin engellenememesinin sebebi olmuştur.

PARLAMENTER DARBE SONRASI TEMER DÖNEMİ

DilmaRousseff’inazledilmesi sonrasında Devlet Başkanlığı görevini MichelTemer üstlenmiştir. Temer’in başkanlığında geçen 2,5 yıllık süreç yerli ve yabancı tekelci burjuvazininBrezilya emekçilerinin kazanılmış haklarını nasıl tırpanlamaya çalıştığının da göstergesi olmuştur. Bunun en belirgin göstergesi ise Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından bile eleştirilen İşgücü Reformu’dur. Falcao’ya göre; bu reform Brezilya’da güvencesiz çalışmanın önündeki tüm engelleri kaldırırken, işçi ile işverenin serbest pazarlık yapacağı yalanı üzerinden ücret denetimini de ortadan kaldırmıştır.[6] Bankerler Hükümeti olarak adlandırdıkları Temer hükümetine karşı Fora Temer(Temer Defol!) sloganıyla Brezilya halkı çeşitli gösterilerde bulunsa da ne halkın sokağa çıkması ne de sendikaların grevleri Temer hükümetini neoliberal politikalardan vazgeçirememiştir.[7] İşçi Partisi yönetimi ise sokağa taşan işçi ve halk hareketlerini seçim çalışmasına kanalize etmeye çalışarak kitlelerin enerjisini sönümlendirmiştir. Yolsuzluktan hüküm giymesi sebebiyleLula’nın adaylığının yargı tarafından engellenmesi de bu süreci iyice İşçi Partisi aleyhine çevirmiştir. Sonuç itibaıyla; başkanlık seçimi, Brezilya kamuoyunda güçlü bir figür olarak görülmeyen İşçi Partili FarnandoHaddad ile Sosyal Liberal Parti (PSL) üyesi JairBolsonaro arasında gerçekleşmiş ve Bolsonaro seçimleri yüzde 55 ile kazanmıştır.

BALSONARO KİMDİR?

14 yıllık İşçi Partisi iktidarının ardından seçimi kazanan J. Bolsonaro’nun kim olduğu konusu da ayrı bir tartışma konusu. Yazının temel odağı Bolsonaro olmadığından üzerinde fazla durmayacak olsak da, iktidara gelen fikirleri ve politikaları anlamak için Bolsonaro’yu kısa olsa da incelemek gereklidir. Eski bir asker ve 1991 yılından bu yana Kongre üyesi olan Bolsonaro Sosyal Liberal Parti’nin adayı olarak devlet başkanı seçilse de bu partideki geçmişi çok eskiye gitmemektedir. Partiye girdikten sonra parti içerisindeki liberal grupları tasfiye eden Bolsonaro, seçim sürecinde siyasi kariyerinde sıkça bulunan ırkçı ve cinsiyetçi söylemleri ve seçim vaatleri ile sıkça gündeme geldi. “Diktatörlük döneminin hatası işkence edip öldürmemekti” diyerek diktatörlük dönemini savunan Bolsonaro, okul müfredatlarından bu dönemi anlatan bölümleri çıkararak askeri diktatörlük dönemini normalleştirmek istiyor.

Ekonomi Bakanlığı’na neoliberalizm savunucusu “Chicago Boy” lakaplı PauloGuedes’i getiren Bolsonaro, kamu borçlarının ve bütçe açığının azaltılması için özelleştirmeleri savunuyor. Toprak Reformu’nu siyasi ajandasına almayan Bolsonaro, tam tersi bir yönde hareket ederek yerli halkı toprak hakkından muaf tutmayı planlıyor. İç güvenliği de askerileştirerek işçi ve halk mücadelesini kriminalize etmeyi ve şiddetle bastırmayı planlayan Bolsonaro, seçim kampanyası boyunca MST gibi gruplar üzerinden hak arayan herkesi terörist olarak yaftalayan sözler söylemişti. Silah sahipliği üzerindeki sınırlamaların hafifletilmesi ve polise ‘öldürme ruhsatı’ verilmesi gibi uygulamalar da Bolsonaro’nun gündeminde.

Filistin’in bir ülke olmadığı yönünde beyan veren Bolsonaro, Brezilya’nın İsrail’de bulunan büyükelçiliğini de Kudüs’e taşımayı planlıyor. Dış politikada ABD yanlısı bir tutum içerisinde olan Bolsonaro, İşçi Partisi döneminde kurulan bölgesel ittifakları da gözden geçireceğini beyan etmişti.

Bolsonaro’nun seçim süreçlerinde en tepki çeken sözleri kadınlara ve LGBTİ+ bireylere yönelik sözleri idi. 2003’te bir kadın milletvekiline “Sana asla tecavüz etmezdim çünkü sen buna bile layık değilsin” diyecek kadar kadın düşmanı olan Bolsonaro, LGBTİ+ bireylere yönelik şiddeti de normalleştiren ve hatta teşvik eden açıklamalarda da bulundu.[8]

SONUÇ YERİNE

Seçimden önce “Seçildiğimde İşçi Parti’sinin taraftarlarını, politik karşıtlarımı temizleyeceğim” diyen, 20 yıl süren Cunta yönetimini açıktan savunan, cinsiyetçi ve ırkçı söylemlere sahip Bolsonaro’nun iktidara gelmesi ile Brezilya’da yeni bir dönemin başladığı muhakkaktır.[9]Bolsonaro iktidarında İşçi Partisi’nin uyguladığı neoliberal politikalar daha hızlanarak devam edeceği kesin olmakla birlikte uluslararası tekellerin Brezilya’daki faaliyetleri de artacaktır. Ekonomik ve siyasi anlamda Lula döneminde Çin ve Rusya ile yakınlaşan ve BRICS içerisinde yer alan Brezilya’nın ABD ile yakınlaşması da beklenen bir gelişmedir. Bu anlamda kıtanın yeniden Amerika’nın arka bahçesi olmasına Bolsonaro önemli bir katkı sağlayacaktır. Sosyal anlamda Lula döneminde yapılan kısmi iyileştirmelerde de hızla geriye dönüş yaşanacağı Bolsonaro’nun kurmaya çalıştığı hükümetten ve seçim politikasından çıkarılmaktadır. İşçi sınıfının kazanılmış haklarına yönelik bir savaşın başlatılacağı, sol partilerin üyelerinin baskılanacağı, MST’nin toprak işgallerine karşı ordunun da devreye gireceği baskı ve şiddet politikalarının uygulanacağı, LGBTİ+ bireylere karşı nefret suçlarının devlet tarafından hoş görüleceği ve destekleneceği bir dönem Brezilya’yı beklemektedir. Trump başta olmak üzere ırkçı ve faşist liderler tarafından hemen benimsenen Bolsonaro’ya karşı nasıl bir alternatif geliştirileceği ise Brezilya’nın gündeminde olan konu. Fakat tüm bunlar işçi hareketinin gücüne bağlı olarak gelişecektir. Bolsonaro’nun iktidarı, Brezilya’da yeni bir sınıf ve halk hareketinin nesnel koşullarını hazırlama olanağı taşırken bu hareketin gücü ve ömrü, işçi sınıfı ve onun partisinin öznel koşulları yaratıp yaratamayacağı ile alakalı olacaktır.

[1]Akgemici, E. (2018) Brezilya Siyasetinde Popülizm ve Yolsuzluk İlişkisi: Lula’yı Cezalandırmak, Birikim, 353, sf. 72-23; Anar, E. (2013) Güney Amerika yazıları: Brezilya İşçi Partisi gerçekten sosyalist mi?, T24, http://t24.com.tr/yazarlar/erol-anar/guney-amerika-yazilari-brezilya-isci-partisi-gercekten-sosyalist-mi,6646

[2]Akgemici, Brezilya Siyasetinde Popülizm…, sf. 77.

[3]Breziya’daki Krize Halkçı ve Devrimci Bir Alternatif, Birlik ve Mücadele, 33, 20-24.

[4]Steinman, I. (2015). Rio’sStudentResistance. Jacobin. https://www.jacobinmag.com/2015/07/youth-protests-dilma-rousseff-pt/; Pureza, F. (2016). Brazil’sStudentUprising. Jacobin. https://www.jacobinmag.com/2016/11/brazil-student-occupations-temer-pt-psol-education/

[5]Saad-Filho, A. (2018)PrivilegeVersusDemocracy in Brazil,Jacobin, https://www.jacobinmag.com/2018/10/brazil-election-bolsonaro-haddad-lula-pt-democracy

[6]Falcao, F. (2017) İşgücü Reformu ve Serbest Pazarlık Yalanı, Birlik ve Mücadele, 35, sf. 3-6, sf. 5.

[7]Patriota, S. (2017) Brezilya halkı bankerlerin hükümetine direniyor, Evrensel gazetesi, https://www.evrensel.net/haber/332444/brezilya-halki-bankerlerin-hukumetine-direniyor

[8]Işık,O. (2018) Brezilya’nın Yeni Başkanı Aşırı Sağcı Bolsonaro Kimdir?,Biane,   https://bianet.org/bianet/siyaset/202112-brezilya-nin-yeni-baskani-asiri-sagci-bolsonaro-kimdir

[9]Patriota, S. (2018) Brezilya seçimleri ve faşizmle mücadele, Evrensel gazetesi, https://www.evrensel.net/haber/362466/brezilya-secimleri-ve-fasizmle-mucadele