Marx ve doğanın diyalektiği

Kaan Kangal

Diyalektiğin sadece toplumsal bir kategori mi olduğu yoksa doğayı da mı kapsadığı sorusu Marksist literatüründe neredeyse bir asır boyunca tartışılmış klasik bir polemik konusudur. Bir dizi düşünüre göre Marksizmin doğa ve doğa bilimler görüşü sadece Engels tarafından formüle edilmiştir. Bu görüşe göre Engels’ten farklı olarak Marx tarih-üstü evrensel yasaları değil belirli bazı toplumsal üretim biçimleri ve tiplerini incelemiş, bu dönem ve koşullara özgün toplumsal yasaları keşfetmiştir. Marx ve Engels’i birbirinden kalın bir çizgiyle ikiye ayıran bu yaklaşım daha da ileri giderek Engels’in sahte bir bilimci, kaba bir indirgemeci, pozitivist ve metafizikçi olduğunu iddia eder.[1] Engels diyalektik “yöntemi doğaya uygulayarak … Hegel’in hatasını tekrar eder”. Ama diyalektik, “tarihsel ve toplumsal gerçeklikle sınırlıdır”.[2] Bazı başka düşünürler bu görüşe karşı çıkar ve Engels’i Marx’ın bir karşıtı olarak yansıtma girişimini boşuna bir çaba, art niyetli bir girişim, mistik idealizmin bir tezahürü olduğunu söylerler.[3] Tabiri caizse bu Engelsçi kamp Engels’in doğa kavramının Marx’ın materyalist felsefesiyle “tamamen uyum içinde” olduğunu savunur.[4] Doğanın diyalektiği “Engels’in icadı değildir”; tam tersine o, Marx ve Engels’in kırk yıllık yoldaşlığın ve ortaklaşa yürüttükleri bilimsel çalışmaların bir ürünüdür.[5]

Daha sonraları Marx ve Engels’in birlikte yürüttüğü çalışmaların onların her konuda aynı görüşe sahip olduğu veya fikir ayrılığı yaşayamayacağı anlamına gelemeyeceği tezi ortaya atılmıştır. “Marx ne Engels’in diyalektik yasalarını tartışmıştır ne de kendisinin Engels ile birlikte evrensel materyalizmi ortaklaşa inşa ettiğini destekleyen kayda değer herhangi bir fikir beyan etmiştir.[6] Keza burada Marx’ın Engels’in doğa ve diyalektik üzerine yürüttüğü çalışmalara verdiği açık destek görmezlikten gelinir. Marx aslında “bilime derin bir ilgi göstermiştir ve doğanın diyalektiğinin bütünlüklü bir bilimsel teorinin özünü oluşturduğunu düşünmüştür.[7]

Geçtiğimiz yıllarda Engels’e yöneltilen benzeri eleştiriler tartışmanın halen sürmekte olduğuna işaret ediyor. İddia şudur: Doğaya ve topluma özgü farklı iç yapı, unsur ve süreçler her iki alanı da içine alabilen evrensel bir diyalektiğin geçerliliğini olanaksız kılar. Doğanın yasaları insan bilinci ve eyleminden bağımsızdırlar ve bunlara biat etmezler. “Bundan dolayı Engels’in doğanın diyalektiği topluma uyarlanamaz.[8] Diğer bir deyişle Marx, Engels’ten farklı olarak “diyalektik yasaları bir dizi doğal güç (örneğin yer çekimi) olarak ele almaz.[9]

Bu tip itiraz ve eleştiriler karşısında Marx ve Engels’in yazı ve yazışmalarına biraz aşina olanlar doğanın diyalektiğinin sistematik olarak geliştirildiği Anti-Dühring’in bir bölümünün Marx tarafından yazıldığını ve Engels’in kitap basılmadan önce tüm metni Marx’la paylaştığını hatırlayacaklardır. Doğa bilimleri konusunda Marx’ın Engels’e 1864 yılında şu sözlerle iltifatta bulunduğu da bilinir: “her zaman senin ayak izlerini takip ediyorum.[10]

Bir başka örnek Kapital’in Birinci Cildi (Eylül 1867) basılmadan kısa bir süre önce Marx ve Engels arasında geçen bir yazışmadır. 16 Haziran’da Engels, Marx’ın dikkatini Alman kimyacı August Wilhelm von Hofmann’ın Modern Kimyaya Giriş (1866) kitabına çeker ve Hofmann’ın “maddenin en ufak tanecikleri olarak moleküllerin kendi başlarına varolabildiklerini” ortaya koyduğunu söyler. Hofmann’ın molekül kavramı sonsuz bölünme dizgesinde “son derece rasyonel bir kategori, Hegel’in tabiriyle bir ‘düğüm noktası’”dır, çünkü Hofmann molekülü sonsuz bir doğal devinim zinciri ve niteliksel dönüşüm sürecinin temel unsuru olarak kavramaktadır.[11] Birkaç gün sonra Marx şunları yazar: “Hofmann haklında oldukça haklısın. Ayrıca işçi başının kapitaliste dönüşümünün gösterildiği [Kapital, Cilt 1] 3. bölümümün sonunda da orada metinde Hegel’in nicel değişimin nitel olana dönüşme yasasıyla ilgili yaptığı keşfi alıntıladığımı ve bunun tarih ve doğa biliminde muhafaza edildiğini   göreceksin.[12] Gerçekten de Marx Kapital’in Artı Değerin Oranı ve Kütlesi bölümünün sonunda şöyle yazar: “Hegel’in Mantık’ında keşfetmiş olduğu yasa, doğruluğunu, doğa bilimlerinde olduğu gibi, burada da gösterir: sırf nicel değişiklikler, belli bir noktada, nitel farklılıklara dönüşür.[13]

ELİPS DİYALEKTİĞİ

Ben bu kısa yazıda Engels eleştirmenlerinin görmezden geldiği Marx’ın Kapital Cilt 1’in ikinci kısmının (Dolaşım Aracı. Metaların Başkalaşımı) başındaki bir pasajı ele alacağım.[14] Söz konusu pasajda şöyle denmektedir:

Metaların mübadele sürecinin birbirleriyle çelişen ve birbirlerini dışlayan ilişkileri içerdiğini görmüş bulunuyoruz. Metanın gelişimi bu çelişkileri ortadan kaldırmaz; ama içinde hareket edebilecekleri biçimi yaratır. Gerçek çelişkilerin çözülme yöntemi tam olarak budur. Örneğin, bir cismin bir başka cisme doğru sürekli olarak düşmesi ve yine sürekli olarak ondan uzaklaşması bir çelişkidir. Elips, içinde bu çelişkinin hem kendisini gerçekleştirdiği hem de çözdüğü hareket biçimlerinden birisidir.[15]

Marx burada gezegenlerin eliptik yörüngelerine göndermede bulunur. Güneş çevresinde hareket eden herhangi bir gezegenin bir yanda güneşin çekim kuvvetiyle ona yakınlaşma eğilimi içinde olmasına ve aynı zamanda bir merkezkaç eğilimini de içinde barındırmasına Marx çelişki demektedir. Eğer çelişki zıtların birliğini öngörüyorsa ve doğada zıtların birlikteliğinden bahsedilebilirse, o zaman Engels’in anladığı şekliyle Marx doğanın diyalektiği fikrini benimsemiştir diyebiliriz.[16] Marx, Kapital’de “tüm diyalektiğin kaynağı”nın “Hegelci çelişki” kavramı olduğunu vurgular.[17] Hegel’e göre “hareket, varolan çelişkidir.[18] Engels, Anti-Dühring’de (1876-78), Hegel’den yola çıkarak hareket eden her şeyin bir çelişkiyi gerçekleştirdiğini savunur. Gezegenlerin hareketleri hareketin genel doğasına özgün çelişki olgusunun sadece bir örneğidir.[19] Kapital’in birinci versiyonunun baskı tarihi (1867) ve Anti-Dühring’in tarihleri temel alındığında gezegenlerin eliptik hareketlerinin bir çelişki olduğu fikrinin Engels’ten önce Marx’a ait olduğu ve Engels’in bu görüşü Anti-Dühring ve Doğanın Diyalektiği’nde geliştirdiği bile ileri sürülebilir.

Marx’ın yukarıdaki pasajda elips örneğini kullanması bir dizi soruyu beraberinde getiriyor. Marx astronomiye ne kadar hakimdi? Eliptik hareketi neden çelişki kavramıyla ifade etti? Engels ile Marx bu konuda hemfikirler mi? Aşağıda bu sorulara cevap vermeye çalışacağım. Bu araştırmaya bir ek olarak Kapital’in Sol ve Yordam yayınlarından çıkan çevirilerinde bu pasajın orijinalinden farklı nasıl anlamlar kazanabildiğini göstermeye çalışacağım.

MARX’IN ASTRONOMİ ÇALIŞMALARI

Marx’ın astronomi ve fizik okumaları, doktorasını yaptığı 1830’ların sonu ve 1840ların başına kadar gider. Bu yıllarda Hegel’in fizik felsefesini, Leibniz-Clarke yazışmalarını ve Newton’un yerçekimi kuramını çalışır.[20] Newton’un Principia adlı eserinini okurken şu notları alır: “Doğru söylüyorsun, ihtiyar Isaak Newton!” ve “Bravo, ihtiyar Newton![21] Ren Gazetesi’ndeki bir makalesinde Leibniz-Newton tartışmalarına değinir.[22] Alman İdeolojisi’nde Newton’un, mekanik fiziği büyük bir gelişkinliğe ulaştırdığını yazar.[23] 1853 tarihli New York Tribune köşe yazısında “Kepler’in yasaları”na ve “Newton’un büyük keşfi”ne yer verir.[24] Kapital’ın basılmasından iki sene önce Engels’e, bir ara fırsat bulup “astronomiye yeniden el attığını” iletir.[25] Bu sefer “Laplace’ın gezegenler sisteminin oluşumu teorisine ve onun farklı cisimlerin kendi yörüngeleri etrafında döndüklerini nasıl açıkladığına” ilgi duymaktadır. Ayrıca Laplace’ın teorisinin son zamanlarda Daniel Kirkwood adlı bir astronom tarafından geliştirildiğini söyler.

Kirkwood “daha önce istisnai olduğu düşünülen, gezegenlerin rotasyon farklarıyla ilgili bir tür yasa keşfetti. … [Buna göre] iki gezegen arasında her ikisinin çekim kuvvetinin eşit olduğu bir noktanın bulunması gerekir ki, bir cisim bu noktada, her ikisinin arasında sabit dursun. Bu nokta gezegenin çekim alanının sınırlarını oluşturur. … Kirkwood buradan hareketle gezegenin rotasyon hızıyla yörünge halkasının genişliği arasında bir ilişki olduğu sonucuna varır. … İhtiyar Hegel merkez çekim kuvvetinin ‘aniden’ merkezkaç kuvvetine dönmesiyle ilgi birkaç güzel espri yapar. … merkez çekim kuvveti güneşin yakınında en güçlüdür; dolayısıyla, der Hegel, merkezkaç kuvveti en güçlüdür, çünkü o, merkez çekim kuvvetinin en üst değerini aşar ve tam tersi.” Merkezkaç ve merkez çekim kuvvetleri “orta bir noktada dengelenirler. Dolayısıyla bu dengeyi asla terk etmezler.[26]

Marx burada güneşin yörüngesinde elips seyrinde hareket eden gezegenlerin neden güneşten uzaklaşmadıkları veya güneşe yakınlaşmadıklarını sorgulamaktadır. Hegel’in alıntıda geçen espirisi Hegel’in Newton’a getirdiği bazı eleştirileri ifade eder. Newton bir gezegenin güneşe yakınlaşma ve ondan uzaklaşma eğilimlerinin iki fiziksel güç olduğu iddia etmiştir. Hegel (ve günümüz modern fiziği) sadece güneşin çekim kuvvetinin gerçek bir güç olduğunu, gezegenin merkezden kaçma eğiliminin sadece bir hareket eğilimi olduğunu, fiziksel bir güç olmadığını ileri sürer.

Kapital’de bir pasaj Marx’ın bu konuyla ilgili 19. yüzyılda hakim bir astronomik kanıya aşina olduğunu gösterir. Bu kanı “Dünyanın bir gün güneşin üzerine düşmesi olasılığı”yla ilgilidir.[27] Bu analojiyi Marx toplumsal bir kıyamet senaryosu bağlamında kullanır: “Her hisse senedi düzenbazlığında, er ya da geç fırtınanın bir gün kopacağını herkes bilir; ama herkes onun, kendisi altın yağmuruna tutulduktan ve kendisini güven altına aldıktan sonra, bir sonraki kişinin başında patlamasını ümit eder. … toplumdan gelen bir zorlama olmadığı sürece, sermaye, işçinin sağlığına ve ömrünün uzunluk veya kısalığına karşı kayıtsızdır.[28] Benzeri bir ifadeyi Engels de Anti-Dühring’de dile getirir:

Kapitalist üretim biçimi kendi kökenine içkin bu çelişki dolayımıyla hareket eder … bu (kısır) döngü yavaş yavaş daralır ve hareket, tıpkı gezegenlerin bir sarmal eğrisi izleyerek merkezle çarpışmasında olduğu gibi … kaçınılmaz olarak bir sonlanır. İnsanların büyük çoğunluğunu giderek proleter kitlelere dönüştüren, üretimdeki toplumsal anarşinin itici gücüdür ve sonunda üretim anarşisine bir son verecek olanlar da yine proleter kitlelerdir.[29]

Marx ve Engels’in hakim olduğu bazı astronomi kaynaklarında da gezegenlerin nihai süreçte güneşle çarpışacağı fikrinin paylaşıldığı bilinir. Örneğin Helmholtz yıldızların eliptik yörüngelerin “giderek daraldığını” ve “yıldızların güneşe çarpacağı zamanın geleceğini”, aynı kaderi tüm gezegenlerin paylaştığını söyler.[30] Mayer gezegenlerin güneş çevresinde “giderek daralan halkalar halinde hareket ettiğini ve en sonunda güneşe düşeceğini” belirtir.[31] Mädler, Thomson ve Tait bu savı merkezkaç eğilimleri ve kinetik teori bağlamında formüle ederler.[32]

ÇELİŞKİ KAVRAMI

Yukarıda Marx’ın, Hegel’in çelişki kavramına atfettiği özel öneme değinmiştik. Bu atıf sözgelimi neden Kant değil de Hegel için geçerli olduğu sorusunu akıllara getiriyor. Kant kendi gezegenler mekaniği teorisinde farklı veya zıt güçlerin uzaydaki cisimlerin hareket yörüngelerini etkilediğini kabul eder. Ama buna çelişki değil, zıt güçlerin etkileşimi ismini verir. Kant üç tip zıtlığı birbirinden ayırır. Mantıksal zıtlık, gerçek zıtlık ve diyalektik zıtlık. Birinci zıtlık birbirini dışlayan veya yalanlayan mantıksal varsayım veya yargıların çelişkisidir. İkinci tip, doğada mevcut ve eşzamanda çeşitli cisimlere tesir eden zıt doğal güçlerin varlığını ifade eder. Üçüncü tip ne mantıksal ne de gerçektir. Diyalektik zıtlık insan usunun sonsuzluk, mutlaklık veya koşulsuzluk gibi empirik olmayan düşünsel nesnelerin kavranışında karşımıza çıkarlar. Bu tip nesneler sadece düşüncede vardırlar, ama sanki gerçeklikte de mevcut oldukları yanılsamasını yaratırlar. Gerçeklik ve yanılsama arasındaki bu ilişki, Kant’ın diyalektik zıtlık kategorisiyle ifade edilir.[33]

Kant’ın aksine Hegel, çelişkilerin nesnel olarak da var olduklarını, sadece mantıksal çelişkilerin olmadığını ileri sürer. Hegel yerçekimi kuvveti ile merkezi bir uzay cismi yörüngesinde hareket eden cisimlerin arasında nesnel bir çelişki olduğuna işaret eder. Yer çekimi “atalet yasasıyla çelişir.[34] Diğer bir deyişle bir cismin başka bir cisim tarafından çekilmesi ile bu cismin diğer cisim tarafından kendi tarafına çekilmesi eğilimine gösterdiği direnç arasındaki ilişkiye Hegel çelişki demektedir.

Kant ve Hegel’in çelişki kavramına yaklaşım farkları daha sonra Alman işçi hareketi içinde mevcut bazı farklı eğilimlerde de kendisini gösterir. Örneğin Eugen Dühring, Marx’ın Kapital’ine karşı başlattığı karalama kampanyasında Kapital’in Hegelci bir ruhla yazıldığını ve Hegel’in tüm hatalarının Marx tarafından tekrar edildiğini ileri sürer.[35] Bu hataların başında Marx’ın Hegelci çelişki kavramı gelir. Dühring’e göre gerçek çelişki veya gerçeklik içinde mevcut bir çelişki diye bir olgu yoktur. Çelişki, mantıksal hataları ifade eder ve toplumsal ya da doğal olaylara uyarlanamaz.[36]

Buna karşın Engels, Anti-Dühring’de çelişki kavramını üç farklı anlamda kullanır: mantıksal tutarsızlık, doğada çelişki olgusu ve her tür bilimsel teoriye içkin kaçınılmaz çelişki. İlk çelişki tipi Kant ve Dühring’in çelişki kategorisiyle örtüşür. İkinci tip onlardan ayrışır ve Hegel ve Marx’ın çelişki kavramını destekler. Örneğin doğadaki her hareket olgusu bir çelişkidir der Engels.[37] Doğadaki nesnelerin özdeşliği ve değişimi olgularının bir aradalığı nesnel bir çelişkidir. Bu, şöyle anlaşılabilir.

Bir cismin özdeşliği onu oluşturan tüm özelliklerin bir toplamıdır. Değişim bu özelliklerin bir kısmının dönüşüm geçirmesidir. Nesneyi özdeş kılan özellikler ile bu özelliklerin değişmesi birbirlerine zıttır. Bu değişime rağmen, bu değişim sayesinde ve bu değişim sonucu cismin özdeşliğinden söz edebiliyorsak, o zaman nesnenin özdeşliği, özdeşlik ve değişim olgularını içinde barındırıyordur diyebiliriz. Bu iki nesnel karşıtın nesnel bir aradalığına Engels çelişki der. Engels bu çelişkinin her tür doğal veya toplumsal hareket olgusunda karşılığının bulunduğunu söyler. Gezegenlerin güneş çevresinde hareket etmeleri durumu doğal çelişkinin sadece tikel bir örneğini oluşturur. Eliptik çelişkiye özgün durum, gezegenlerin eşzamanlı olarak zıt eğilimlere tabi olmalarından ibarettir. Üçüncü tip çelişki, evrensel ilişkiler zincirinin sonu gelmez bir devinim ve gelişim sürecinde bulunması durumu ile bu ilişkiler zincirini ele alan herhangi bir teorik kuram arasındaki ilişkiye işaret eder. Her bir bireyin biyolojik sonluluğu ve o bireyin fiziksel ve zihinsel kapasitesinin sınırları, evrenin sonsuz devinim sürecinini kavrama hedefiyle çelişir. Dolayısıyla nesnel gerçekliği kavramak kuşaktan kuşağa devam eden sonsuz bir bilgisel ilerleme süreci sonucu mümkündür.[38]

Şu ana kadar Marx ve Engels’in doğada ve toplumda çelişkilerin mevcut olduğu konusunda ve bu konuda verdikleri örneklerde de fikirlerinin örtüştüklerini, buna ek olarak Kant veya Kantçı çelişki anlayışına karşı Hegelci bir yaklaşımı benimsediklerini gördük. Şimdi yukarıda alıntıladığımız Kapital’deki elips pasajına geri dönelim.

Marx bu pasajda doğada mevcut bir çelişkiden bahsetmez sadece; bu çelişkinin hareket ve gelişim biçimini de dile getirir. Pasajın bazı kavramsal detayları bir yana, burada birkaç püf nokta olduğu söylenebilir. Bunlardan birisi çelişkilerin yalın bir gelişim süreci sonucu ortadan kalkmadığı, yani yok olmadığıdır. Marx’ın deyişiyle metanın “gelişimi çelişkileri ortadan kaldırmaz, ama içinde hareket edebilecekleri biçimi yaratır”. Çelişkilerin ortadan kalkmaması, ama başka bir biçim kazanması bu biçimin mevcut somut toplumsal ya da doğal ilişkiler zinciri tarafından yaratılmasına dayanır. Dolayısıyla söz konusu ilişkilerin, bu çelişkiye uygun yeni bir biçim yaratabilmesi çelişkinin hayatta kalabilmesini olanaklı kılar. Yeni biçimi içinde hareket etmeye başlayan çelişki, önceki haline kıyasla daha gelişkin bir çelişki olarak yine karşımıza çıkar (“gerçekleşir”). Ama bu ortaya çıkan yeni hareket biçimi, çelişkinin önceki hali içinde gelişmesi (“çözülmesi”) sonucu ortaya çıkmıştır.

Gezegenlerin eliptik yörüngeleri, bir gezegenin tabi olduğu zıt eğilimlerinin bir ürünüdür. Gezegenin eliptik yörüngede hareket etmesi, tabi olduğu   zıt eğilimleri ortadan kaldırmaz, tam tersine bunları barındırmaya devam eder. Eğer bunları barındırmasaydı, hareket etmezdi. Eğer bu eğilimlerden birisi mevcut olmasaydı, mevcut olan diğer eğilimi takip ediyor olacaktı. 19. yüzyıl astronomi kuramlarında güneşin merkez çekim kuvvetinin gezegenlerin merkezkaç eğilimlerinden daha güçlü olmasının gezegenlerin son kertede güneşe çarpacağı sonucuna vardıklarından bahsetmiştik. Bu iddia bugünkü astronomi açısından tartışmaya açık olsa da bizim açımızdan şöyle bir soru önem arzeder. Diyelim ki gezegenler son kertede güneşe çarptılar. Eliptik harekete içkin çelişkinin kaderini nasıl anlamak gerek? Çarpışma eliptik çelişkiyi üreten güneş-gezegen somut ilişkisini yok edeceğine göre yok olan o tikel gezegenin çelişkili hareket biçimini de ortadan kaldırır. Bu ama, bu çelişkinin söz gelimi çarpışmadan sonra tekrardan ortaya çıkmayacağı anlamına gelmez. Bu çelişkiyi üreten tikel unsurların yok olması o unsurların belirli bir ilişki biçiminde hareket edebilmesini olanaklı kılan doğal yasaların da ortadan kalktığına işaret etmez.

Marx, Laplace’ın astronomi teorisine ilgi duyduğu yıllarda (1864/65) Kapital’in üçüncü cildi üzerinde çalışmaktadır. Kar oranlarının düşme eğilimlerini incelediği bir pasajda “mevcut sermayelerin birkaç elde toplanması”ndan ve birçok kimsenin “mülksüzleştirilmesi”ne özgü “merkez çekim kuvvetinin yanı sıra merkezden uzaklaştırıcı ters yönlü eğilimler”den bahseder.[39] Sermayenin birikim süreci “karşıt eğilimlerini ve görünümlerini ifade eder”. Karşıt eğilimlerin bir aradalığı bir “çelişki”dir. Bu karşıt eğilimler ve bu eğilimlerin oluşturduğu çelişkiler kendilerini en somut şekilde krizlerde ifade ederler. “Krizler her zaman mevcut çelişkilerin geçici ve şiddetli çözümleridir. Bunlar bozulmuş dengeyi bir süreliğine tekrardan kuran şiddetli patlamalardır.[40] Krizler mevcut toplumsal çelişkilerin en somut ifadesi olduğu gibi, hem o çelişkilerin gelişmesi sonucu ortaya çıkarlar hem de aynı veya benzeri çelişkilerin yeni bir biçimde hareket etmesine aracı olurlar. İçinde hareket ettikleri biçimler ve bu biçimleri yaratan koşullar ortadan kalkmadan çelişkiler ortadan kalkmaz; ama bu çözülüm ve gelişim döngüsü içinde farklı biçimler halinde hareket ederler.

Bu ve benzeri analojilerde Marx gezegenlerin hareket mekaniği ile kriz yasalarının birbirlerine indirgenebileceği sonucuna varmaz. Eğer her iki alanın işleyiş mantığı aynı olsaydı, doğa ve toplumsal yapılar arasında bir analojiye gerek kalmazdı; tersine herşeyi açıklayabilen tek tip bir teori ile yetinirdi. Gerçek çelişkilerin doğa ve toplumdaki mevcudiyeti bağlamında Marx’ın vurguladığı nokta, zıt eğilimlerin etkileşiminin (çelişki) geliştiği, bu gelişim sonucu hareketin oluştuğu ve hareket biçimi içinde aynı çelişkinin daha gelişkin bir şekilde varolduğudur.

KAPİTAL ÇEVİRİLERİNDE ELİPS PASAJI

Almanca orijinalinden hareketle yürüttüğümüz bu incelemeyi elips pasajının iki farklı Türkçe çevirisiyle kapatacağız. Bunlardan ilki Alaattin Bilgi’nin İngilizce’den çevirisi; ikincisi Mehmet Selik ve Nail Satlıgan’ın Almanca’dan çevirisi. Bilgi, söz konusu pasajı şöyle çeviriyor:

Bundan önceki bölümde, metaların değişiminin, çelişik ve birbirlerini karşılıklı dıştalayan koşulları içerdiğini görmüş bulunuyoruz. Metaların böylece meta ve para olarak farklılaşması, bu tutarsızlıkları ortadan kaldırmaz, ama içinde bunların yanyana varolabilecekleri bir biçim, modus vivendi yaratır. Bu genel olarak, gerçek çelişkilerin uzlaştığı yoldur. Örneğin, bir cismin sürekli olarak bir başka cisme doğru düştüğünü, ama aynı zamanda da durmadan ondan uzaklaştığını söylemek bir çelişkidir. Elips, hem bir çelişkinin sürüp gitmesini, hem de uzlaşmasını saptayan bir devinim biçimidir.[41]

Bilgi’nin kaynağının İngilizce olduğunu göz önünde bulundurursak, çevirideki anlam kaymalarını incelemeden önce bu metnin daha pürüzsüz İngilizce’den nasıl aktarabileceğini de düşünmeliyiz. Benim önerim şu şekilde:

Bundan önceki bölümde, metalann değişiminin, çelişkili ve birbirini karşılıklı olarak dışlayan koşulları ifade ettiğini gördük. Metaların meta ve para olarak farklılaşması, bu tutarsızlıkları ortadan kaldırmaz, ama içinde bunların yan yana varolabilecekleri bir biçim, modus vivendi yaratır. Bu genel olarak, gerçek çelişkilerin uzlaştığı yoldur. Örneğin, bir cismin sürekli olarak bir başka cisme doğru düştüğünü, ama aynı zamanda da durmadan ondan uzaklaştığını söylemek bir çelişkidir. Elips, hem bir çelişkinin sürüp gitmesini olanaklı kılan, hem de uzlaştıran bir hareket biçimidir.

Cümle yapısı ve sözcük tercihi ile ilgili bazı detayları bir kenara bırakırsak, Almanca metin ve İngilizce çeviri arasındaki farklılıkları şu şekilde özetleyebiliriz. İlk cümlede metaların değişimiyle ilgili çelişkiler Almanca metinde bu değişime içkin ve onun içindeki çelişkiler olarak geçerken, İngilizce’de bu içindelik ilişkisinin yerini ifade olgusu alıyor. Halbuki ‘ifade etme’ veya ‘birşeyin anlamına gelme’ zorunlu bir içindelik ilişkisini şart koşmaz. Meta mübadelesine özgü çelişkiler bu değişime tabi olmayan çelişkileri ifade etmez; kendi içinde barındırdığı çelişkilerin hareket sınırlarını belirler ve genişletir.

İkinci cümlenin başında geçen “Metaların meta ve para olarak farklılaşması” deyimi Almanca metinde değil, İngilizce çeviride geçiyor. Aynı cümlede geçen “tutarsızlık”, Almanca metinde “çelişki”. İngilizce çeviride de “tutarsızlık” kelimesi kullanıldığı için Bilgi’nin Türkçe çevirisinin İngilizce metni izlediğini söyleyebiliriz. Ama tutarsızlık, söz gelimi fikri tutarsızlık veya mantıksal hata veya absürtlükle yakın anlamlıdır. Marx’ın nesnel çelişki vurgusu burada öznel çelişki ile birbirine karışıyor. Yine aynı cümlede çelişkilerin “yan yana varolabilecekleri” ifadesi Almanca’da “içinde hareket edebilecekleri” şeklinde dile getiriliyor. Yan yana varolmak, bu varolanlar arasında herhangi bir ilişki olduğu anlamına gelmek zorunda değil. Eğer çelişki varsa ilişki vardır denebilir. Ama hem çelişki var, hem de yan yanalar demek anlamsız. Böyle olsaydı, çelişkilerin çelişki olmak dışında bir de birbirleriyle yan yana olma çelişkisi içinde olmaları durumu ortaya çıkmaktadır ki, Almanca metinde böyle bir ifade bulunmuyor. Ayrıca burada çelişkinin karakterine bir yan yanalık değil, içindelik durumu hakim. Öbür türlü meta değişiminin gelişimi ve bu gelişim sonucu ortaya çıkan yeni hareket biçimi içinde mevcut çelişkinin kendine hareket alanı kazanabilmesinden bahsetmek anlamsız olurdu.

Üçüncü cümledeki “çelişkilerin uzlaşması” ibaresi yine İngilizce metinden kaynaklanıyor. Almanca’da bir uzlaşıdan değil, çözülmeden bahsediliyor. Örneğin emek ve sermayenin arasındaki çelişkinin uzlaştırılabilir bir çelişki olduğunu söylemek ile bu çelişkinin farklı biçimler kazandığı ve bu biçimler içinde kendisini ifade ettiğini söylemek arasında dağlar kadar fark var. Dördüncü cümledeki “söylemek çelişkidir” Almanca metinde “gerçek çelişkilerin çözülme yöntemi tam olarak budur” şeklinde geçiyor. Bizim çelişkili bir gerçekliği ifade ediş biçimimizden bağımsız olarak bu çelişkiler nesnel olarak mevcutturlar. Biz çelişkileri, çelişkili şekilde ifade ettiğimizden dolayı çelişkiler vardır demek Marx’ın şiddetle kaçındığı bir sübjektivizmdir. Son cümlede de yine çelişkinin uzlaşması ifadesi ile belirttiğimiz çeviri hatasının tekrar edildiğini görüyoruz.

Selik ve Satlıgan’ın metninin daha iyi bir çeviri olduğu söylenebilir.

Metaların mübadele sürecinin birbirleriyle çelişen ve birbirlerini dışlayan ilişkileri içerdiğini görmüş bulunuyoruz. Metanın gelişmesi bu çelişkileri ortadan kaldırmaz; ama bunların bir arada bulunabilecekleri biçimi yaratır. Gerçek çelişkilerin çözülmesi genellikle böyle sağlanır. Söz gelişi, bir cismin devamlı olarak bir diğer cisme doğru düşmesi ve yine devamlı olarak ondan uzaklaşması bir çelişkidir. Elips, bu çelişkinin hem gerçekleşmesine hem çözülmesine olanak sağlayan hareket biçimlerinden biridir.[42]

Bilgi’nin çevirisine kıyasla yukarı değindiğimiz yan yanalık sorununun yerini ikinci cümlede bir aradalığın aldığını görüyoruz. Bir çelişkinin, metaların mübadele süreci sonucu oluşan bir biçim içinde yeni bir hareket imkanı kazanması konusunda Marx, biçimin içinde hareket edebilme olgusunu vurgular; çelişkilerin sadece bir aradalığını değil. Biçimin içinde varolma veya yeniden belirme durumuna ek olarak Marx, çelişkinin hareketinden bahseder. Bir arada bulunmak, çelişkinin hareket halinde olduğu anlamına gelmek zorunda değil. Ama eğer çelişki hareket halinde değilse, o zaman çelişki gelişemez. Dolayısıyla bir aradalık burada hem metnin Almanca aslına sadık kalmamaktadır, hem de anlam kaymasına neden olmaktadır.

Üçüncü cümledeki “sağlanır” ifadesi çelişkinin çözülme sürecine öznel üçüncü bir unsurun müdahalesi çağrışımına sahiptir ki, böyle bir anlam Marx’ın nesnel çelişkilerin çözülmesi sürecine dair görüşüne aykırıdır. Muhtemelen çevirmenler burada Marx’ın “yöntem” kavramının nesnel bir anlamda kullanıldığını görmezden gelmektedirler. En son cümlede geçen “olanak sağlama” ifadesi sadece İngilizce metinde mevcuttur. Almanca metin ise şöyledir: “Elips, içinde bu çelişkinin hem kendisini gerçekleştirdiği hem de çözdüğü hareket biçimlerinden birisidir.” Tıpkı içindelik ilişkisinin İngilizce çeviride kaybolması gibi “olanak sağlama” kelimesi de yine İngilizce çeviriye özgü bir çeviri hatasıdır.

SONUÇ

Marx literatüründe genelde dikkate alınmayan ya da gözden kaçan bu elips pasajı kanımca Marx’ın Kapital’deki diyalektik düşüncesini –sıkıştırılmış biçimde olsa da– en iyi özetleyen pasajların arasında yer alıyor. Doğanın diyalektiği veya Marx’ın doğa bilimlerine hakimiyeti sorularına elips örneğinin ışık tutabildiğini düşünüyorum. Nesnel çelişki olgusunda Marx’ın Engels gibi Kant ve Yeni-Kantçılar’a karşı Hegel’in düşünce çizgisini izlediği aşikar. Nesnel çelişkinin değişim ve devinim olgularının kalbinde yattığını bu ve benzeri pasajlarda Marx ve Engels dile getiriyorlar. Ama bildiğim kadarıyla çelişki ile hareket biçimleri arasındaki dinamik ilişkiyi ortaya koyan ilk düşünür Marx’tır. Her iki Türkçe çeviride de çelişki ile biçim arasındaki içindelik ilişkisinin yok olduğunu vurgulamamızın nedeni buradan kaynaklanıyor.

Marx, hareketin kaynağının ve temelinin çelişki olduğunu belirtir. Çelişkinin gelişimi onu, ihtiyaç duyduğu yeni hareket biçimlerinin üretilmesine götürür. Yeni hareket biçimleri içinde, çelişkinin kareketeri bu biçim tarafından belirlenir. Hareket biçiminin çelişkinin gelişimi sonucu ortaya çıkışı ve bu yeni biçim içinde aynı çelişkinin hareket etmeye devam etmesi, çelişkinin biçimsel bir belirlenime tabi olduğuna işaret eder. Çelişkinin bu yeni biçim içinde hareket etmeye başlamasına Marx çelişkinin çözülmesi der. Çelişkinin çözülmesi, çelişkiyi yeni hareket biçimlerine götürür. Çelişkinin ortadan kalkması, çelişkiyi olanaklı kılan koşulların yok olmasından geçer.

[1] Jean-Paul Sartre, Critique of Dialectical Reason. Volume 1. Theory of Practical Ensembles (London: Verso, 2004), 26-7; George Lichtheim, Europe in the Twentieth Century (New York: Praeger, 1972), 212; Lucio Colletti, Marxism and Hegel (London: NLB, 1973), 46; Alfred Schmidt, Der Begriff der Natur in der Lehre von Marx (Hamburg: Europäische Verlagsanstalt, 1993), 46, 55-6.

[2] Georg Lukács, History and Class Consciousness: Studies in Marxist Dialectics (Cambridge: MIT, 1971), 24, n. 6. 1925/26 yıllarında, Lukács kendisine yönelik eleştirilere karşı yaptığı çelişkili bir savunmada doğaya içkin diyalektik yasaların olduğunu teslim eder. Bkz. “Chvotismus und Dialektik”, Jahrbuch der Internationalen Lukács-Gesellschaft (1998/99): 127-28. 1960’larda yaptığı savunmayla aslında kendi düşüncesinde hakim olan bir çelişkinin üzerini örtmeye çalıştığını itiraf eder ve Tarih ve Sınıf Bilinci kitabını “aşılmış bir kitap” olarak gördüğünü teyit eder. Bkz. Georg Lukács, “Zweites Gespräch. Georg Lukács ‒Leo Kofler. Gesellschaft und Indiviuum”, Theo Pinkus (ed.), Gespräche mit Georg Lukács (Hamburg: Rowohlt, 1967), 57-8; Georg Lukács, “Zur Ontologie des gesellschaftlichen Seins. I. Halbband”, Georg Lukács Werke, vol. 13 (Darmstadt: Luchterhand, 1984), 38, 395-96. Paul Burkett, Lukács’ın aslında asla doğanın diyalektiğini reddetmediğini ileri sürer, ama bu iddiayı Lukács’ın özeleştirisi yalanlamaktadır. Bkz. Burkett, “Lukács on Science: A New Act in the Tragedy”, Historical Materialism, 21, 3 (2013): 3. Başka bir yerde ise Burkett’in şu sözleri başka tutarsızlıklara işaret eder: “Lukács diyalektiği hem doğaya hem de topluma uygulamadı. Aslında diyalektiğin doğaya uygulanmasını pozitivizme taviz vermek olarak gördü.” Paul Burkett, “Marxʼ Ecology and the Limits of Contemporary Ecosocialism”, Capitalism Nature Socialism, vol. 12, 3 (2001): 130.

[3] A. Deborin, “G. Lukach i ego kritika marksizma”, Pod Znamenem Marksizma, 6-7 (1924): 49. Ayrıca bkz. R. K. Kirchhoff and T. I. Oiserman (ed.), 100 Jahre Anti-Dühring. Marxismus, Weltanschauung, Wissenschaft (Berlin: Akademie, 1978); Sebastiano Timpanaro, On Materialism (London: NLB, 1975), 74.

[4] V. I. Lenin, “Karl Marx. A Brief Biographical Sketch with an Exposition of Marxism”, in Lenin Collected Works, vol. 21 (Moscow: Progress Publishers, 1974), 51.

[5] John Hoffman, Marxism and the Theory of Praxis (London: Lawrence & Wishart, 1975), 56.

[6] Terrell Carver, “Marx, Engels and Dialectics”, Political Studies, Vol. XXVIII, No. 3 (1980), 360.

[7] John L. Stanley and Ernst Zimmermann, “On the Alleged Differences Between Marx and Engels”, Political Studies, XXXII (1984), 226.

[8] Guglielmo Carchedi, “Mathematics and Dialectics in Marx: A Reply”, Science & Society 76, 4 (2012): 547. Ayrıca bkz. Guglielmo Carchedi, Behind the Crisis. Marxʼs Dialectics of Value and Knowledge, (Leiden: Brill, 2011), 37-8.

[9] Paul Paolucci, Marxʼs Scientific Dialectics. A Methodological Treatise for a New Century (Leiden: Brill, 2007), 245.

[10] Karl Marx, “Marx to Engels, 4 July 1864”, Karl Marx and Frederick Engels, Collected Works, vol. 41 (Moscow: Progress Publishers, 1985), 546.

[11] Frederick Engels, “Engels to Marx, 16 June 1867”, Karl Marx and Frederick Engels, Collected Works, vol. 42 (Moscow: Progress Publishers, 1987), 382.

[12] Karl Marx, “Marx to Engels, 22 June 1867”, Karl Marx and Frederick Engels, Collected Works, vol. 42, 385.

[13] Karl Marx, “Das Kapital. Kritik der politischen Ökonomie. Erster Band. Hamburg 1867”, MEGA, cilt II/5 (Berlin: Dietz, 1983), 246. Marx, Kapital Cilt 1 (İstanbul: Yordam, 2010), 299; Marx, Kapital Cilt 1 (Ankara: Sol, 2011), 299.

[14] Bu pasaj başka araştırmacılar tarafından da Marx’ın doğanın diyalektiğini benimsediği yönünde yorumlanır, ama astronomi ve diyalektik çelişki arasındaki ilişki son derece yüzeysel ele alınır. Bkz. Andreas Arndt, Karl Marx. Versuch über den Zusammenhang seiner Theorie (Berlin: Akademie, 2012), 239, 249; Hyman R. Cohen, “Countering the Revisionism of Marxist-Leninist Philosophy”, Alan R. Burger (ed.), Marxism, Science, and the Movement of History (Amsterdam: Grüner, 1980), 111, 118; Hubert Horstmann, “Der dialektische Widerspruch im universellen Zusammenhang”, Gerhard Bartsch (ed.), Der Dialektische Widerspruch (Berlin: Akademie, 1986), 69; Chikatsugu Iwasaki, “Die Grundgesetze und die Kategorien der Dialektik”, Siegfried Bönisch et al. (ed.), Marxistische Dialektik in Japan (Berlin: Dietz, 1987), 64-5; M. Mark Mussachia, “On Contradiction in Dialectical Materialism”, Science & Society, vol. 41, no. 3 (Fall, 1977): 263, 275.

[15] “Man sah, daß der Austauschprozeß der Waren widersprechende und einander ausschließende Beziehungen einschließt. Die Entwicklung der Ware hebt diese Widersprüche nicht auf, schafft aber die Form, worin sie sich bewegen können. Dies ist überhaupt die Methode, wodurch sich wirkliche Widersprüche lösen. Es ist z.B. ein Widerspruch, daß ein Körper beständig in einen andren fällt und ebenso beständig von ihm wegflieht. Die Ellipse ist eine der Bewegungsformen, worin dieser Widerspruch sich ebensosehr verwirklicht als löst.” Marx, “Kapital”, MEGA, cilt II/5, 65.; Marx, Kapital Cilt 1 (İstanbul: Yordam, 2010), 111; Marx, Kapital Cilt 1 (Ankara: Sol, 2011), 112.

[16] Benzeri bir tez şurada da savunulmaktadır: Thomas Weston, “Marx on the Dialectics of Elliptical Motion”, Historical Materialism, 20.4 (2012), 4; Kaan Kangal, “Carchedi’s Dialectics; A Critique”, Science and Society 81:3 (2017), 428; Kaan Kangal, “Marx and Engels on Planetary Motion”, Beiträge zur Marx-Engels-Forschung Neue Folge, 2016/17, 207.

[17] Marx, “Kapital”, in MEGAII/5, 481; Marx, Kapital Cilt 1 (İstanbul: Yordam, 2010), 577; Marx, Kapital Cilt 1 (Ankara: Sol, 2011), 570.

[18] G. W. F. Hegel, “Wissenschaft der Logik”, Hegel Werke, cilt 6 (Frankfurt a. M: Suhrkamp, 1986), 76.

[19] Friedrich Engels, “Anti-Dühring”, MEGA, cilt I/27 (Berlin: Dietz, 1988), 318, 439.

[20] Karl Marx, “Hefte zur epikureischen Philosophie. Fünftes Heft”, MEGA2, cilt VI/1 (Berlin: Dietz, 1976), 111-12.

[21] Bruno Kaiser and Inge Werchan, Ex Libris. Karl Marx und Friedrich Engels. Schicksal und Verzeichnis einer Bibliothek (Berlin: Dietz, 1967), 127. Marx burada Newton’un evrenin metafizik teorisini över. Yorumun yapıldığı pasaj için bkz. A Collection of Papers, Which passed be-tween the late Learned Mr. Leibnitz, and Dr. Clarke, In the Years 1715 and 1716. Relat-ing to the Principles of Natural Philosophy and Religion (London: Knapton, 1717), 51.

[22] Karl Marx, “Der leitende Artikel in Nr. 179 der ‘Kölnischen Zeitungʼ”, MEGA, cilt I/1 (Berlin: Dietz, 1975), 178. Engels 1844 tarihli bir makalesinde “Newton bilimsel astronomiyi yerçekimi yasasıyla, bilimsel optiği ışığın dağılmasıyla, bilimsel matematiği binominal kuramla ve sonsuzluk teorisiyle ve bilimsel mekaniği doğal güçlerin analiziyle inşa etmiştir” der. Frederick Engels, “The Condition of England”, Karl Marx and Frederick Engels, Collected Works, vol. 3 (Moscow: Progress Publishers, 1975), 470.

[23] “Die Deutsche Ideologie”, Karl Marx Friedrich Engels, Gesamtausgabe (MEGA1), cilt I/5. (Glashütten im Taunus: Detlev Auvermann, 1970), 49; Marx ve Engels, Alman İdeolojisi, (Evrensel: İstanbul, 2013), 63.

[24] Karl Marx, “Revolution in China and in Europe”, MEGA, cilt I/12 (Berlin: Dietz, 1984), 147.

[25] “Marx to Engels, 19 August 1865”, Karl Marx and Frederick Engels, Collected Works, cilt 42. (Moscow: Progress Publishers, 1987), 529-530.

[26] A.g.e.

[27] “Das Kapital. Kritik der politischen Ökonomie. Erster Band. Hamburg 1872”, Karl Marx Friedrich Engels, Gesamtausgabe (MEGA), cilt II/6.1. (Berlin: Dietz, 1987), 272-273; Marx, Kapital Cilt 1 (İstanbul: Yordam, 2010), 263; Marx, Kapital Cilt 1 (Ankara: Sol, 2011), 263.

[28] Marx, Kapital Cilt 1 (İstanbul: Yordam, 2010), 263-264.

[29] Engels, “Anti-Dühring”, Karl Marx Friedrich Engels, Gesamtausgabe (MEGA), cilt I/27.1. (Berlin: Dietz, 1988), 439; Engels, Anti-Dühring (Ankara: Sol, ikinci baskı), 434.

[30] H. Helmholtz, Ueber die Wechselwirkung der Naturkräfte und die darauf bezüglichen neuesten Ermittelungen der Physik. Ein populär-wissenschaftlicher Vortrag gehalten am 7. Februar 1854 (Königsberg: Gräfe, 1854), 38-9.

[31] J. R. Mayer, Die Mechanik der Wärme in gesammelten Schriften (Stuttgart: Cotta, 1874), 171.

[32] J. H. Mädler, Der Wunderbau des Weltalls oder Populäre Astronomie (Berlin: Carl Heymann, 1861), 165; William Thomson and Peter Guthrie Tait, Treatise on Natural Philosophy. Vol. I (Oxford: Clarendon, 1872), 192. Marx ve Engels’in bu kaynaklara dair yaptığı okumalarla ilgili bkz. Kangal, “Marx and Engels on Planetary Motion”, Beiträge zur Marx-Engels-Forschung Neue Folge, 2016/17, 202-224.

[33] Immanuel Kant,”Versuch, über den Begriff der negativen Grössen in die Weltweisheit einzuführen”, Kant, Werke, cilt I. (Darmstadt: WBG, 2016), 339; Immanuel Kant,”Kritik der reinen Vernunft”, Kant, Werke, cilt II. (Darmstadt: WBG, 2016), B 532.

[34] G. W. F. Hegel, “Enzyklopädie der philosophischen Wissenschaften im Grundrisse. 1830. Zweiter Teil” Hegel, Werke, cilt 9. (Frankfurt a. M.: Suhrkamp, 1986), 80, 83.

[35] Eugen Dühring, Kritische Geschichte der Philosophie von ihren Anfängen bis zur Gegenwart, (Berlin: Heimann, 1873), 452, 445.

[36] Eugen Dühring, Cursus der Philosophie als streng-wissenschaftlicher Weltanschauung und Lebensgestaltung, (Leipzig: Heimann, 1875), 30, 32.

[37] Friedrich Engels, “Anti-Dühring”, MEGA, cilt I/27 (Berlin: Dietz, 1988), 257, 318.

[38] A.g.e., 245, 288, 319, 330.

[39] Karl Marx, “Das Kapital. Kritik der politischen Ökonomie. Dritter Band. Hamburg 1894”, MEGA, cilt II/15 (Berlin: Akademie, 2004), 243; Marx, Kapital Cilt 3 (Ankara: Sol, 1997), 219.

[40] Karl Marx, “Das Kapital. Kritik der politischen Ökonomie. Dritter Band. Hamburg 1894”, MEGA, cilt II/15 (Berlin: Akademie, 2004), 245; Marx, Kapital Cilt 3 (Ankara: Sol, 1997), 220.

[41] Marx, Kapital Cilt 1 (Ankara: Sol, 2011), 112. “We saw in a former chapter that the exchange of commodities implies contradictory and mutually exclusive conditions. The differentiation of commodities into commodities and money does not sweep away these inconsistencies, but develops a modus vivendi, a form in which they can exist side by side. This is generally the way in which real contradictions are reconciled. For instance, it is a contradiction to depict one body as constantly falling towards another, and as, at the same time, constantly flying away from it. The ellipse is a form of motion which, while allowing this contradiction to go on, at the same time reconciles it.” Marx, “Capital. Volume 1”, Marx-Engels Collected Works, cilt 35 (Moscow: Progress, 1996), 113.

[42] Marx, Kapital Cilt 1 (İstanbul: Yordam, 2010), 299; Marx, Kapital Cilt 1 (Ankara: Sol, 2011), 111.