Makineler ve işçiler; dünyayı robotlar mı yönetecek? -1

Yusuf Akdağ

İki yıldan biraz fazla bir süre önce, bir sermaye gazetesinde, “Dünyanın İlk İnsansız Robot Fabrikası Çin’de Kuruldu” başlığıyla yer alan haberde, Çin’in Dongguan şehrinde kurulu bulunan Changying Hassas Teknolojiler Şirketine ait “insansız fabrika”da, tüm işlerin “bilgisayarlar tarafından kontrol edilen robotlar, nümerik kontrollü işleme makineleri, insansız sevkiyat kamyonları ve otomasyonlu depolama ekipmanları tarafından” gerçekleştirildiği ileri sürülüyor; 60 robot kolunun 10 üretim bandında gece gündüz çalıştığı, otomatik kayışa bağlı her bir bandın sadece 3 işçi tarafından kontrol edildiği belirtiliyordu. Haber şöyle devam ediyordu: “Teknik ekip yalnızca merkezi kontrol sistemindeki bilgisayarlar ve monitörler başında oturarak süreci kontrol ediyor. Fabrikanın genel müdürü Luo Weiqiang, bir robot kolunun 6-8 işçinin işini yapabildiğini, şu an 60 işçi çalıştırdıklarını ancak gelecekte bu sayının 20’ye düşeceğini belirtti.” Ayrıca bu fabrikanın “insan yerine robot” programındaki ilk adım olduğunu belirtti. Şirketin patronu Chen Qixing, 2 yıl içerisinde robot sayısının 1.000’e çıkarılacağını ve işin yüzde 80’inin robotlar tarafından gerçekleşeceğini açıklarken, kullanılan robotların “kalifiye işçiyle kıyaslandığında henüz tecrübesiz” olduklarını, ancak kaliteli üretimde verimliliği artırdıklarını belirterek, elde edilen verilere göre robotlar iş başına geçtikten sonra kusurlu ürün oranının yüzde 25’ten yüzde 5’e düştüğünü, üretim kapasitesinin ise ayda kişi başı 8 bin parçadan 21 bin parçaya yükseldiğini, açıklamasına eklemiştir.[1]

Bu türden haberlerin sayısı son yıllarda dikkat çekici şekilde artış gösterdi. Robotların üretimde birer makine ya da makine parçası olarak kullanılmaları yeni bir gelişme değil, ama bu alanda durmaksızın bir araştırma-uygulama çabası da devam ediyor. Günümüzde, otomotiv ve kimya sanayisinde, makinenin unsurları halinde çalışan robotik kollar ve eller oldukça yaygın. Tehlikeli kimyasal deneylerin yapılmasında robotlardan yararlanılıyor. Buna rağmen, gerek bu türden haberlerde yer aldığı biçimiyle gerekse bunu teorileştiren görüşlerde dikkat çekici olan, “insansız üretim“-“işçisiz üretim” üzerine söylemin bir tür söylenceye dönüştürülmüş olduğudur. Makinenin gelişmesi ve yetkinleştirilmesinden çok da farklı olmayan, bilgisayar sistemiyle donatılmış modern fabrika üretiminde örnekleri yaygın şekilde görülen bir gelişmenin devamında, robot el-kol-bacak kullanımı, robotlar yardımıyla üretim ya da yangına müdahale robotları, çim biçme robotu, garson robot, patlayıcı madde taraması yapan ve bomba imha eden robotlar, temizlikçi robotlar, çevreye duyarlı robotlar ve hatta Rusya’da bir örneği sergilenen (‘FEDOR’) askeri robotlar, sonuçta, insan emek gücünün ürünü olmakla kalmazlar, onlara aklını veren-oluşturup programlayanlar da yine insanlardır. Bir emek ürünüdürler; emek gücü sarf edilerek yapılmışlardır. Bu da onların “insansız üretim“in dünyasını kurabilecekleri iddiasını, fazlasıyla zorlama bir tahayyül haline getirir.

Kapitalizm koşullarında, üretim araçlarında değişim ve daha gelişkin araçların kullanılması ihtiyacını belirleyen temel neden, üretim verimliliğini yükseltmek yoluyla artı-değer sömürüsünü artırmak ve böylece elde edilecek kârı büyütmektir. Bu makalede, üretim araçlarının üretimin kapitalist biçimi altında gösterdiği değişim çerçevesinde, makine kullanımıyla sağlanan ilerleme ve makineli üretim dolayısıyla emek-sermaye ilişkilerindeki değişimi irdelemeye çalışacağız.

A-) DOĞA BİLİMLERİNDEKİ GELİŞMELER; ÜRETİMİN TEKNİK TEMELİ VE ÜRETİM ARAÇLARINDA DEĞİŞİM

İnsanın, doğadan yararlanarak yaşamını daha iyi koşullarda sürdürme ve doğa ürünlerinden yararlanarak doğayı ve doğa olaylarını denetleme arayışı, basit biçimlerinden daha gelişkin ve modern olanlarına dek çeşitli aletlerin üretilmesinin genel nedenini oluşturur. Yerleşik yaşama geçişle birlikte bitki ve hayvanların ve doğal koşulların yararlı biçimde kullanılması için önce izleme ve denemelerle, ardından bilinçli uygulamalarla daha verimli sonuçlar alınmış; doğa bilimlerindeki gelişmelerle birlikte, bilimsel yöntemler kullanılarak büyük ilerlemeler kaydedilmiş; üretim ve tekniğin gelişimi ise, yeni ve büyük toplumsal değişimler için koşulların ve güçlerin oluşumunda rol oynamıştır. El ve yel değirmenlerinden, buhar makinesi ve içten yanmalı motora; dikiş makinesi ve çamaşır makinesine; araba motorları gibi daha karmaşık sistemleri bulunan ve farklı işlevlerin birleştirilmesiyle yapılan araçlarla daha ileri adımlar atılmış; ısı ve enerji bilimindeki gelişmeyle birlikte enerji transferi (elektrik enerjisi ve ısının, türbinler, kablolar ve metalik iletkenler aracıyla nakli), akım makinelerinin, hidrolik makinelerin ve termodinamiğin daha etkin ve yaygın kullanımı olanaklı hale gelmiş; elektronik, elektromanyetik, sinyal işleme ve telekomünikasyon alanındaki ilerleme, iletişimin kolaylaşmasına ve iletişim araçlarının çeşitlenmesine yol açmıştır. Bilgisayar, cep telefonu (sürekli yeni ve daha ileri teknik işlevli türleri imal ediliyor), elektronik-optik gözetleme ve kontrol araçları, radarlar ve uydu sistemleri, mikrodalga ve elektromanyetik tarama sistemleri, tıptan haberleşmeye; çok çeşitli alanlarda işlevli olan yeni buluşlarla bilim ve teknikteki gelişme devam etmiştir.

Hidrolik, benzinli ya da buharlı türbinler, gıda ürünlerini işleme aygıtları, ısıtma, havalandırma ve soğutma sistemleri, dizel lokomotifler, nükleer reaktörler, vidalı ya da pistonlu kompresörler, insan eli ve bedeninin yapmakta zorlandığı bazı işleri gerçekleştiren robotlar, yapay kalp ve biyonik eller vb. gibi harekete geçirici, hareket sağlayıcı araçlar bu kapsamda yer alırlar.[2] Mikroteknoloji, nükleer teknoloji, parçacık fiziği, biyolojinin alt dallarından gen bilimi ve diğer çeşitli bilim dallarına çok çeşitli alanlarda muazzam ilerlemeler sağlandı. Ameliyatların yapay zekâ yardımıyla yapılmasını sağlayacak çalışmalar devam ediyor. Sigorta şirketleri yazılım programlarına yatırım yapıyorlar.[3] Askeri teknolojide devasa adımlar atıldı. Savaş alanında bulunmaksızın uzaktan imha gücü yüksek araçlar kullanılıyor.[4] Uzay teknolojisinde ilerlemeler devam ediyor. Toplumun denetimi ve kontrol altında tutulması için dijital kontrol araçları evlerin içine dek girdi. Ses dalgalarının izlenmesine ve insan sıcaklığına duyarlı aletler geliştirildi.[5]

Gıda Teknolojileri bilim dalı adı altında bilimsel araştırma bölümü oluşturuldu. Genetik bilimi ve moleküler biyoloji alanında birçok yeni buluşlara imza atıldı ve gıda ürünlerinin genetik yapısının değiştirilmesi yoluyla üretimde verimi artıran yeni yöntemler geliştirildi. Genetiği değiştirilen canlıların yetiştirilmesi yolunda farklı türler ya da aynı türden canlı organizmalar üzerinde yapılan deneyler devam ediyor. Genetik mühendisliği alanındaki gelişmelerle birlikte gen yalıtılması, genlerin çoğaltılması ya da farklı canlı türlerinin genlerinin birleştirilmesi veya bir canlıdan diğerine gen aktarılması yolunda önemli adımlar atıldı.[6]

Moleküler biyoloji ile gen mühendisliği ve genetik bilim dalı böylece birbirlerinin gelişmesinde etken olurken, genom bilimi yeni bir alan olarak ayrıştı. Genetik bilimi alanındaki bu gelişmelerle birlikte kalıtsal hastalıkların tedavisinde gen değişimi ya da aktarımı yöntemleri olanaklı hale geldi; hastalıklı ürün tedavisi ve bunun için ilaçların geliştirilmesinde ilerleme kaydedildi.

16, 17 ve 18. yüzyılda fizik, kimya ve astronomi bilimi başta olmak üzere bilim ve teknikte yaşanan gelişmelere, 19 ve 20. yüzyılda yenileri eklendi.[7] 1763 yılında James Watt tarafından İskoçya’da kullanılan buharlı makine, makineli üretim döneminin ve Sanayi Devrimi’nin dönüm noktası oldu. 1807’de Robert Fulton buharlı sistemi gemi motorlarına uyarladı. 1812 tarihinde ilk kez buharlı makine lokomotiflerde kullanılmaya başlandı. 1840’da buharlı motorları olan ve okyanus ötesi seferler yapabilen gemilerle düzenli seferler başlatıldı. 1844’te Samuel Morse, Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk Telgraf servisini uygulamaya koydu. 1876’da Alexander Graham Bell tarafından telefon icat edildi.

Doğa bilimlerindeki gelişmelerden yararlanarak üretimin teknik temelini güçlendirme ve verim artışını sağlama, yeni bir durum değil. Ancak doğa bilimlerindeki yeni gelişmelerle birlikte bilimin üretimde kullanılması daha ileri düzeylere ulaşırken, bazı yeni sanayi dalları ve ürünler de ortaya çıktı. Ne var ki bilimsel teknik gelişmelerin kapitalist kullanımında belirleyici olan, insanın ihtiyaçları değildir. Bilimsel-teknik gelişmelerin üretimde kullanılmasıyla sağlanan verimlilik artışı ne denli yüksek olursa olsun, kapitalist üretim koşullarında bu düzey tatmin edici bulunmaz ve işçinin daha yoğun çalıştırılıp daha fazla artı-değer üretmesi için arayışlar sürer. Bir sermaye grubunun ya da kapitalist şirketin sahip olduğu teknik üstünlük diğerlerini de harekete geçirir ve bu böyle devam edip gider.[8]

Sanayi Devrimi, İngiltere başta olmak üzere Avrupa’da ve ABD’de demir-çelik sanayi için kömür üretimi ihtiyacını arttırdı. Kanal, hammaddelerin ve mamul maddelerin taşınması için gemi üretimi ve demir yolu yapımı ihtiyacını da. Watt’ın çift tepkili buhar makinesi bu yöndeki gelişmelerin en önemli ilk adımıydı.[9]

B-) MAKİNE VE SANAYİ DEVRİMİ

Aletler, basit biçimlerinden gelişmiş olanlarına dek, doğanın duyu organları aracıyla algılanmasının ve insan gereksinmelerinin karşılanması için doğa ürünlerinin kullanılması ve böylece yeniden üretilerek doğanın da değiştirilmesinin araçları olarak, sonuçta insan eli ve aklının ürünüdürler. Makine, bu üretim aletlerinin gelişmiş bir biçimidir.

Kapital I. Cilt, Dördüncü Kısım, Onbeşinci Bölüm’de, “Makine ve Büyük Sanayi” başlığı altında, el zanaatlarından manifaktür ve makineli üretime tarihsel geçişi irdeleyerek büyük sanayinin yol açtığı değişimi ayrıntılı şekilde açıklayan Marx, makinenin gelişmesinin insanın günlük zorluklarının aşılması ya da yaşamının kolaylaştırılması gereksiniminden değil, asıl olarak, “metaların ucuzlatılması ve işçinin kendisi için çalıştığı işgünü kısmının kısaltılarak, karşılığını almadan kapitaliste verdiği diğer kısmını uzatmak amacı”na bağlı olarak gündeme geldiğini yazar.

Makine, büyük fiziksel güçlerin ve doğa bilimlerindeki gelişmelerin üretim sürecine katılmasını olanaklı kılar ve bunun aracı olarak işlev görür. İnsan kuvveti yerine doğal kuvvetlerin (su, buhar, rüzgâr) konulması ve insan elinin üretim aracıyla kazandığı alışkanlıkların yerine bilimin bilinçle uygulanması bu yeni ve gelişkin araçların geliştirilmesinde rol oynar. Bu durum, onun, emeğin verimliliğini olağanüstü derecede artırmasını olanaklı hale getirir.[10] Başka bir ifadeyle makine(ler), insan gücüne dayalı işlerin verimini artırmak ve daha kolay yapılabilir hale getirmek üzere yapılan ve çeşitli düzeylerde gelişmiş düzeneklerin birleştirilmesinden meydana gelen farklı boyutlarda mekanik, yarı ya da tam otomatik cihazlardır. Bir enerji türünün başka türe çevrilmesinde (elektrik enerjisinin ısıya ya da ışığa dönüşümünde olduğu üzere veya insan emek gücünün mekanik hareket enerjisine dönüştürülmesi) kullanılan aletlerin uyumlu düzeneği olarak da tanımlanabilir.

Makine, eski üretim aletlerinin daha fazla üretim için yetersiz kalması nedeniyle, daha önce insan fizik gücüyle işleyen aletlerin, yeni bir mekanizma aracıyla çalışacak şekilde değiştirilmiş mekanik biçimi olarak ortaya çıktı. Birleştirilmiş ve böylece işlevleri farklılaşmış aletlerin karmaşık bir mekanizması olarak görülebilir olsa da, bu karmaşıklıktaki komplike makineye ulaşılması, ancak tarihsel olarak ve bir süreç içinde gerçekleşti. Belirli gelişkin biçimlerinde, başlıca olarak motor mekanizması, güç iletici mekanizma ve çalışma mekanizmasından oluşan ve devindirici gücünü buhar, ısı ya da elektromanyetik bir cihaz aracıyla sağlayan makinenin devreye girmesiyle, üretimde devrim niteliğinde değişim yaşandı.[11]

Buharlı makine kapitalist gelişmeye hız katarak sermaye ve meta üretimi ve dolaşımı için yeni olanaklar doğurdu. Gücünü su ve kömür kullanarak sağlayan bu makine, buharlı gemi motorlarının yapılmasını olanaklı kılarak okyanusların aşılması ve hammaddelerin deniz aşırı topraklardan işlenmek üzere sömürgeci ülkelere taşınmasında büyük kolaylıklar sağladı. Okyanus ötesi topraklara gemi ulaşımıyla hammadde akışının gerçekleştirilmesi, İngiltere gibi ülkelerde ekonomik gelişmenin olanaklarını genişletti. Yeni deniz ticaret yollarının açılması, sömürgelerin zenginliklerinin Avrupa ülkelerine akışında önemli rol oynadı. Dokumacılık, marangozluk, demircilik gibi üretim alanlarında daha önce el tezgâhlarında gerçekleştirilen işler makinelerle yapılmaya başlandı. İnsanın bedensel organları aracıyla çalıştıracağı alet ya da aletlerin sınırlılığıyla bir mekanizma tarafından devindirilen makinenin bu sınırlılığı aşan yapısı ve özelliğini, bir iplikçinin birden fazla ip eğirme aracını aynı anda çalıştırmasının zorluğu/hatta olanaksızlığıyla çok sayıda iğle iplik eğiren çorap örme tezgahı arasındaki fark üzerinden örnekleyen Marx, bu ikincisinin aynı anda birkaç bin iğne ile çalışmasının yarattığı olanağa dikkat çeker. Makine, sağladığı olanaklarla, el zanaatlarına dayanan elbirliği ile işçiler arasındaki işbölümüne dayanan manifaktüre karşı yıkıcı bir rol oynar. Marx bu değişimin boyutlarını göstermek üzere, ekin biçme makinesiyle iğne yapma makinesini örnek gösterir. İlki, yerini aldığı işçiler arasındaki elbirliğini ortadan kaldırır. İkincisinin işlevini ise Marx, Adam Smith’in verdiği bir örnek üzerinden işaret eder. Bu örneğe göre, Smith’in zamanında “10 kişi bir günde elbirliğine dayanarak 48.000’in üzerinde iğne yapıyor” iken, tek bir iğne yapım makinesi 11 saatlik işgününde 145.000 iğne yapabiliyordu.

Makine, manifaktüre dayanan üretim dallarına şu ya da bu hızla girerek yaygınlık gösterirken, üretimdeki gelişme de hız kazandı. Gelişmenin bir sonucu da kadınların, çocukların ve vasıfsız işçilerin daha kalabalık gruplar halinde çalışmaya çekilerek, ucuz emek gücü sömürüsü için kanalların daha fazla açılmasıydı.

Kömürle çalışan lokomotiften dizel elektrikli lokomotife, devindirici motorun elektrik üreticini harekete geçirmesi ve onun da raylar üzerinde ilerlemeyi sağlayan motor hareketini yaratması; bir üreteç tarafından oluşturulan veya üretilen enerjinin depolanması ve bir araç veya aygıt aracıyla nakledilmesi vb. gibi gelişmeler, sanayide büyük yeni değişimlerin yolunu açtı. Kömürün ve buharın enerji kaynağı olarak kullanıldığı makinelerin elle çalıştırılan tezgâhların yerini alması, üretimde makine fabrika sistemine geçilmesini sağladı.

C-) MAKİNELER SİSTEMİ YA DA BİRLEŞİK KOLEKTİF MAKİNE

Gelişmesinin belirli bir aşamasında büyük sanayi, ilk devindirici mekanizmayla birlikte iletim mekanizmasının değişimini gerekli hale getirdi. Makine parçalarının karmaşıklığı ve çeşitliliği arttı; işleyiş düzenliliğinde ilerleme kaydedildi ve otomatik işleyişi gerçekleştiren sistemin yetkinleştirilmesi ihtiyacı, büyük sanayinin karakteristik üretim aracı olarak makinenin makineyle yapımını gündeme getirdi. “İlk devindirilecek ve aynı zamanda da tam bir denetim altında çalıştırılabilecek büyük güç kaynağı”nın buharlı makine ile birlikte sağlanmış olması, makine parçalarının makineyle yapılmasını olanaklı kılıyordu. Demiryolları ve okyanus gemilerinin ileri düzeye ulaşan yapımı, ilk devindiricilerin üretiminde kullanılan “dev makineler”i ortaya çıkardı. Bu türden bir “mekanik dev”in otomotiv, ilaç, kimya ve silah sanayi başta olmak üzere birçok alanda üretimin merkezi aygıtı olarak işlev görmesi, yeni teknik buluşlarla birlikte makine yapım sanayinin çeşitli kollar halinde gelişmesini sağladı. Devindirici gücün, çalıştırdığı makine sayısına göre artması, devinim iletici mekanizmanın daha gelişkin bir aygıt biçimini alması ihtiyacı doğururken, aynı türde birden fazla makinenin bir arada çalıştırılması olanaklı hale geliyor, daha karmaşık makineler sistemi ortaya çıkıyordu. Benzer makinelerin birlikteliğinden ya da farklı makinelerin birleşiminden oluşmasından bağımsız olarak, bu makineler sisteminin “kendi kendine devinen bir ilk motor tarafından” çalıştırılmaya başlamasıyla da, “kendi başına dev bir otomat” ortaya çıkıyordu.[12]

Marx, bağımsız makinelerin yerini bir makine sisteminin almasının, “ancak işin konusunun, biri diğerini tamamlayan çeşitli türden bir makineler zincirinin yapmış olduğu parça süreçlerin birbirine bağlı bir dizisinden geçmesiyle” mümkün olduğunu belirtir. “Bir makine, insan yardımı olmaksızın yalnızca onun gözetimi altında, hammaddelerin işlenmesi için gerekli bütün işlemleri yerine getirebilir duruma gelmiş ise, elimizde, ayrıntıları sürekli geliştirilebilecek otomatik bir makine sistemi var demektir. Bir tek iplik kopar kopmaz iplik makinesini, makara biter bitmez buharlı dokuma tezgâhını durduran aygıtlar gibi gelişmeler tamamen modern buluşlardır. Hem üretimin sürekliliğini ve hem de otomatiklik ilkesini görmek için, modern bir kâğıt fabrikasını örnek alabiliriz.”

Manifaktürde işçi, tek başına ya da topluluklar halinde, elindeki aletlerle, birbiri ardına “her parça süreci” gerçekleştirmek zorundayken; makineli üretimde, -burada sanayi makineleriyle yapılan üretimden söz edilmektedir- üretim süreci tümüyle incelenmiş, onu oluşturan evreler tahlil edilmiş, “ve her parça sürecin nasıl yürütüleceği ve bütünün içerisinde nasıl yer alacağı sorunu, mekaniğin, kimyanın vb. yardımıyla çözülmüştür.” Bu yeni durumda parça ya da ayrı makinelerin birleşiminden oluşan bir “elbirliği” söz konusu olsa da, bu makinelerin her biri “sistemin bütünü içerisinde, özel görevi olan özel bir organı oluşturan aletler” durumundadır.

a-) Makine ve Nispi Artı-Değerde Artış Sorunu

Makine, emek üretkenliğinin artırılması yoluyla gerekli emek zamanını kısaltıp artı emek zamanını uzatarak, metanın kapitaliste maliyet değerini azaltmak üzere kullanılan bir araçtır. Başka bir ifadeyle makine, işçinin kendi gereksinimlerini karşılamak için toplumsal bakımdan gerekli emek zamanını (gerekli çalışma süresi) düşürüp, kapitalist için artı-değer üreteceği zamanın uzatılmasını olanaklı hale getiren bir araçtır. “Kısacası makine, bir artı değer üretme aracıdır.[13]

Artı-değerin-dolayısıyla da kârın arttırılması için başlıca iki yol vardır. Ya işgünü dolaysızca uzatılır -ki bu işçiler arasında tepki birikimi ve patlamalara yol açmış ve kapitalistlerle hükümetlerini işgünü yasasını çıkarmak zorunda bırakmıştır- ya da emek verimliliği artırılarak gerekli emek zamanı kısaltılır. Bu ikinci durumda işçi, aynı süre içinde daha yoğun biçimde çalışmak suretiyle daha fazla üretmeye zorlanır. İşgünü böylece işçi aleyhine yine uzatılır. Aynı süre içinde daha fazla emek harcamak zorunda kalan işçinin emek gücü değeri düşerken sermaye kârı artar. İlkinde işgünü, örnek olsun sekiz saatten on saate çıkarılarak artı-değer mutlak olarak artırılırken, ikincisinde, emek verimliliği yükseltilerek artı-değer nispi olarak artırılır.

Makinenin üretim verimliliğini artırma özelliğiyle kazandığı etkin rol, kuşkusuz onun kendi başına makine olarak, değişmeyen sermayenin bir biçimi olarak, yeni bir değer yaratmasını olanaklı kılmaz. Artı-değer, “makinenin yerini aldığı emek gücünden değil, makinenin başında çalışan emek gücünden” doğar ve kaynağı değişen sermayedir.[14] Marx makinenin “daha önce emek gücüne yatırılmış bulunan değişen sermayeyi, değişmeyen sermaye olan makineye dönüştürdüğü için” artı-değer üretmediğine işaret eder.[15]

Ne var ki makine birikmiş emek-değer olarak bir değere de sahiptir ve üretim sürecinde yıprandığı ve aşındığı ölçüde sahip olduğu değerden ürüne bir miktar katar. Makinenin içerdiği emek değerin büyüklüğü ya da küçüklüğü (bu makinenin gelişmişliğiyle de bağlıdır), üretim sürecinde ürüne aktardığı değerin büyüklüğünü de belirler. Üretkenliğinin derecesi, yerini aldığı emek gücüyle “ölçülebilir.[16] Makinenin ürüne kattığı değerin, işçinin emek aleti aracıyla ürüne kattığı değerden daha düşük olması, verimliliği ve yararının belirlenmesinde tayin edicidir. Ürünü daha ucuza mal etmek için makine kullanımı, ancak makinenin üretimi için kullanılan emeğin, makinenin yerini aldığı emek gücünün değerinden daha düşük olması durumunda amaca hizmet eder. Ürün maliyet değerinin düşük tutulması, hammaddelerin yanı sıra emek gücünün ucuza kapatılmasıyla mümkündür ve makine bunu, basit el birliği ve manifaktürden çok daha fazla başarıyla gerçekleştirir. Makinenin makineyle yapılması ise değerini, etkinliğinin büyüklüğüne karşın azaltır.

Sermaye sahibi, makine aracıyla belli bir sürede daha fazla artı-değer sağlamak için ya makinenin hızını artırmak üzere onu daha yetkin duruma getirir ya da bir işçinin birden fazla makineyi çalıştırmasını sağlayacak bir iş düzeni ve düzeneği kurar. İşçinin belli bir süre içinde daha fazla emek harcamasını; emek gücünü daha yoğun biçimde kullanmasını ve emeğin üretkenliğinin böylece daha fazla yükseltilmesini sağlayan bu çalışma ‘düzeni’nde, kapitalist yararına artı-emek zamanı uzamakla kalmaz, belirli aynı süre içinde, önceki durumundan daha fazla bir değer kitlesinin üretilmesi de mümkün hale gelir.[17]

Belli bir sanayi dalında makinenin yaygın kullanılması durumunda, makine ile üretilen bir metanın değeri, aynı türden metaların değerlerinin yön verici değeri haline gelir. Daha pahalıya mal edilmiş ürün, daha ucuza üretilenle pazarda rekabet edemez. Bu durumda kapitalistler, işçilerin nispi sayısındaki azalmayı “yalnız nispi artı emekteki bir artışla değil” (makine kullanılması bunu sağlar), “mutlak artı-emekteki bir artışla da telafi edebilmek için işgününü alabildiğine uzatmaya” yönelirler. Emeğin yoğunluğundaki artış, makinenin gelişkinlik derecesiyle dolaysızca bağlıdır. Makine kullanımının yaygınlaşması ve makine aracıyla üretimde deneyim kazanan işçilerin çalışma hız ve yoğunluğundaki artışla bağlı olarak, artı-değerde artış gerçekleşir. Makine kullanıldığı ilk dönemde ve ilkin kullanıldığı sanayi dallarında hem emek gücünün değerinin düşürülmesindeki rolüyle hem de üretilen metaların “toplumsal değerini” onların “bireysel değerleri”nin üzerine çıkararak, kapitalistin günlük ürünün daha küçük bir parçasıyla emek gücünün değerini karşılamasını mümkün kılarak yüksek kâr elde etmesini sağlar. Sermaye sahiplerinden biri makine kullandığında diğer kapitalistlere karşı avantajlı duruma geçer ve diğerlerine göre daha fazla kâr elde eder. Ancak sanayi dalındaki diğer kapitalistler de makine kullanmaya başladıklarında bu durum ortadan kalkar ve ortalama kâr oranına doğru bir gelişme görülür.

b-) “Rakip otomatolarak makine

Marx, “Emek aracı, makine şeklini alır almaz, bizzat işçinin rakibi olur[18] diye belirtir. Sermaye için makine, emek gücü sömürüsünde kullandığı bir “otomat” düzenektir. Bu düzenekte işçi, makine karşısında bir nesneye indirgenmiştir. Emek araçlarının makine haline gelmesiyle ortaya çıkan değişikliklerden başta geleni, otomatik olarak çalışan makinenin işçi karşısında onu kendine ve çalışmasının düzenine bağlı kılmasıdır. İşçinin çalışması makinenin devinimi tarafından yönetilir ve işçi, iradesini makineye teslim etmek zorunda bırakılır.

Makine, üretimdeki işlevi ve üretimin yeniden örgütlenmesindeki yeriyle, işçi üzerinde, onun çalışma süresini, hızını, diğer işçilerle ilişkisini, genel olarak belirtilirse yaşam tarzını yeniden biçimlendirici bir rol oynar. İşçinin çalışma temposu makineye ayarlıdır ve bu ilişki içindeki işçi, makinenin hareketine bağlı olarak “otomatikleşmiş” şekilde, yorucu ve tek yanlı hareketlere zorunlu kalır.

Makinenin kapitalist kullanımında amaç işçinin çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirmek, toplumun yaşam düzeyini yükseltmek değildir. Üretkenliğin kapitalist üretim ilişkileri içindeki bu artırılmasında işçinin payına düşen zalimce bir sömürü ve ağır iş koşullarında biteviye çalışmadır. Makine, emek üretkenliğini artırarak işgününü işçi aleyhine uzatır. Daha az sayıdaki işçiyle üretimin sürdürülmesi olanaklı hale gelir. Değişen sermaye payı küçülürken değişmeyen sermayenin büyüme olanakları genişler. Sermayenin yeni alanlara doğru yayılması, yeni iş alanlarına el atması kolaylaşır.

Bir yandan daha az sayıda işçiyle işin yapılması olanağı doğar ve işçilerin bir bölümü işsizliğe itilirken, diğer yandan, adale gücü vazgeçilmez olmaktan çıkar ve artık erkek işçinin yaptığı iş, “eklem ve organları kıvrak” kadın ve çocuk işçiler tarafından da yapılabilir duruma gelir. Kapitalistler için, ucuz işgücü kullanma olanağı genişler. İşçi ailesi fertlerinin ucuz işgücü olarak çalışmaya çekildiği bu yeni durumda, daha önce kendi emek gücünü satan işçi, karısının ve çocuğunun emek güçlerini de satma zorunluluğuyla yüz yüze kalır. Ailenin çalışan tüm bireyleri, kapitalist için artı-değer üretirler. Erkek işçi, aile geçiminin zorunlu kılması nedeniyle karısının ve çocuğunun kapitalist tarafından sömürülmesini kabullenmek zorunda kalır ve sağlıklı bir ‘aile içi’ ilişki için koşullar ortadan kalkar. İşçi ve ailesinin yaşamı için gerekli emek zamanı ile belirlenen işçi ücreti, artık tüm aile bireylerinin emeğinin satın alınmasına karşılık düşecek şekilde aile bireylerine dağılmış olur ve emek gücünün değeri düşer. Makinenin sahibi olarak kapitalist, makine aracıyla işçinin direncini en etkisiz duruma getirme ve kadın ve çocukları çalıştırarak bu direnme potansiyelini zayıflatma olanağını elde eder.

Makine, olağan durumunda çalışma süresinin kısaltılmasının aracı olabiliyorken, uzatılmasının aracı; insanın çok yönlü gelişmesi için gerekli zamanın yaratılmasının aracı olabiliyorken, bu zamanın tümünün kapitalist için kullanılması dürtüsünün aracı olmuş; işi hafifleteceğine iş ve emek yoğunluğunu artırarak işçinin yükünü ağırlaştırmış; insanın doğaya karşı elde ettigi başarılar, sermayenin elinde işçileri makinede birleştirilmiş kuvvetlerin kölesi haline getirmenin aracına; daha fazla kâr elde etmek üzere işçinin daha fazla sömürülmesinin aracı olarak kullanılmasıyla sermaye diktasının “zorba” bir aletine dönüştürülmüştür. Makine bu kullanımıyla, bir tarafta artı-değer sömürüsüne dayanan zenginliğin diğer tarafta yoksulluk ve sefaletin birikmesinin aracı olma işlevi görür. Makinenin insan adale gücünün yerini alması, olağan durumlarda yapılan işin hafiflemesini sağlayacak iken, tersine olarak kadınlar ve çocuklar dahil işçilerin daha acımasız şekilde sömürülmesinin aracı olur. Kadın ve çocuk emek gücünün sermaye tarafından kullanılmasıyla aile içi yaşam alabora olur. Çocukların gelişimi darbelenir ve sağlık koşulları bütün aile bireyleri için daha da kötüleşir.[19]

İşçiler, teknik buluşların üretime daha ileriden uygulandığı işletmelerde böylece daha fazla enerji sarf eder, daha çok yıpranır ve yaptıkları iş ile ücret olarak aldıkları “emek miktarı karşılığı” arasındaki açı genişleyerek mesafesi büyür. Bilim ve teknikteki bu gelişmeler, işçi sınıfı ve emekçilerin işte, makine başında, sokakta ve hatta evde denetim ve baskı altına alınmalarını da sağlar.

Ağır yaşam ve çalışma koşullarının bir sonucu da anne ve çocuk arasındaki ilişkilerin zayıflayarak kötüleşmesi, anne ve çocuğun “yabancılaşmaları”dır. İşçiyi “artı-değer yaratma makinesi haline getiren” ağır sömürü koşulları kadın ve çocukların ahlâki yozlaşmalarına da yol açar.[20]

c-) Makine ve işçi sirkülasyonu

Üretimin verimliliğini artırmanın aracı olarak makine, aletlerin uyumlu kullanılması sistemi olarak aletin kullanımını işçinin elinden çekip aldığı zaman işçilerin bir bölümünün işlerini kaybetmeleri kaçınılmaz hale gelir. Makinenin yetkinleştirilmesi daha az canlı emek gücü kullanarak üretim verimliliğini, dolayısıyla da artı-değer üretimini artırmayı sağlar. Otomatik sistem geliştirildikçe, işçinin “hünerli eli”ne gereksinim azalır; işlerin bir bölümünün kadın ve çocuk emek gücü kullanılmasıyla yapılması kolaylaşır ve yetişkin erkek işçi ihtiyacı azalır. Fabrika sisteminde, makinenin işçiye karşı işlevi daha da belirginleşir. İşçi sirkülasyonu daha da istikrarsız bir hal alır. İşsizliğe itilen işçilerin bir bölümü yeni sanayi dallarında ya da aynı sektörde yaratılan yeni iş alanlarında istihdam olanağına kavuşur. Diğerleri ise, emek gücünün fiyatını değerinin altına düşürecek şekilde yedek işgücü ordusunun saflarına katılırlar. Bu durum sürekli bir değişim içinde böylece devam edip gider.[21]

Kuşkusuz süreç tek yanlı olarak işlemez. “Doğrudan doğruya makinenin ya da onun eseri olan genel sınai değişmenin etkisiyle, yepyeni iş alanları açan yeni üretim dalları” ortaya çıkar. Fabrika sisteminin, eski el zanaatları ve manifaktür aleyhine genişlemesi, bu gelişmenin özellikle ilk dönemlerinde sağlanan büyük kârlarla birlikte büyüyen sermayenin, yeni yatırım alanlarına yönelme ihtiyacını artırır. “Makinenin fabrikadan sürüp çıkardığı işçiler, kapitalistlerin emrine amade işçi sayısını artırmak üzere doğruca emek pazarına atılırlar.

Bir sanayi kolunda işten atılan işçilerin bir başka sanayi kolunda iş araması gayet doğaldır. İş bulmaları ve böylece geçim araçlarını temin etmek üzere emek gücünü satmaları bu durumda, ancak yeni yatırım yapan sermaye aracılığıyla mümkün olur. İş bulduklarında ise, bu işçiler, genel olarak daha az gelişmiş iş yerlerinde, daha düşük ücretle çalışmak zorunda kalırlar. Makinenin işçilerin bir bölümünü işinden etmesiyle çalışan işçi sayısında görülen nispi düşüşe karşın, üretim araçlarındaki gelişme ve tüketim maddeleri çeşitliliğindeki artış nedeniyle yeni işgücüne ihtiyaç devam eder. Marx, döneminin gelişmelerinden hareketle bu üretim dallarının, genel üretim içinde tuttukları yerin, “en gelişmiş ülkelerde bile önemli sayılamaz” olduğunu, bu yeni üretim dallarında iş bulan işçi sayısının da aynı nedenle fazla olamayacağını söyler. Şimdilik diye belirterek, gaz işleri, telgraf, fotoğrafçılık, buharlı deniz ulaşımı ve demiryollarını, gelişmekte olan sanayiler olarak işaret eder ve şöyle devam eder: “En sonu, büyük sanayinin olağanüstü üretkenliği, diğer bütün üretim alanlarında emek –gücünün daha geniş ve yoğun bir şekilde sömürülmesiyle el ele vererek, işçi sınıfının büyük bir kesiminin üretken olmayan bir biçimde çalıştırılmasına ve böylece eskiden ev işlerini yapan kölelerin şimdi de erkek ve kadın hizmetçi, uşak vb. gibi adlar altında bir hizmetkarlar sınıfı olarak tekrar ortaya çıkmasına izin vermiş olur.[22]

Marx’ın analizinde yön gösterici olan, sanayideki ve üretim sürecindeki nesnel gelişmedir. O, kapitalist gelişme ve büyük sanayi ile birlikte, yaşanan gelişmelerin birbirleriyle bağlantılı bütün unsurlarının mümkün en tam bir fotoğrafını vermeye çalışır. İşçilerin önemli bir kesiminin üretken olmayan işlerde çalışmaları; kadın ve erkeklerin bir kesiminin hizmetçi ve uşak adı altında “bir hizmetkârlar sınıfı” oluşturmaları, işsizlik, sanayi üretiminin genişlemesi ve yaygınlaşmasıyla birlikte sanayi işçilerinin sayısındaki artış, bu büyük fotoğrafın unsurlarını oluştururlar. Örnek olsun, makine sanayindeki değişmelerle birlikte işçiler fabrikalardaki işlerinden olurlarken, fabrikalardaki nicel büyüme işlerinden atılan işçileri emer ve yeni işçilere de iş sağlar. İşçiler böylece, “durmadan işten atılır, işe alınır, oradan oraya sürüklenir ve bu arada da işçilerin cinsiyetleri, yaşları ve hünerleri konusunda sürekli bir değişme sürer gider.[23]

Canlı emek gücü çünkü, sermayenin genişleyen yeniden üretimi için olmazsa olmaz role sahiptir. Makineleşme ve üretim verimliliğinin artışına bağlı olarak bazı sektörlerde emek gücüne ihtiyacın azalması, canlı emek gücüne gereksinimi ortadan kaldırmaz. Kapitalist üretimin başlıca karakteristik özelliği, kâr için üretim olmasıdır. Bu ise, ancak artı-değer sömürüsüyle mümkündür. Aynı nedenle bu durum emek gücüne gereksinimi zorunlu kılar.

D-) “ÖĞÜTÜCÜ AYGIT” OLARAK FABRİKA

Makineli üretim ve büyük sanayi yeni biçimlerle gelişmesini sürdürme eğilimindedir. Burjuvazi, Mevcut üretim sürecini olduğu haliyle “son ve değişmez bir biçim olarak görmez ve ele almaz.” O, üretim araçlarında ve üretim ilişkilerinde değişime gitmeksizin varlığını sürdüremez.

Fabrika sistemi, üretim araçlarında ve üretim ilişkilerindeki bu değişimin ürünü ve daha ileri bir ‘aşaması’ olarak gündeme gelir. Fabrika, “çeşitli mekanik ve zihinsel organlardan oluşan”, “kesiksiz bir uyum içerisinde işleyen” ve “bir devindirici güce bağlı bulunan” muazzam bir otomat olarak tanımlanabilir. O, “merkezi bir güçle (bir ilk devindiriciyle) sürekli olarak çalıştırılan bir üretken makineler sistemi”nden oluşur.[24] Birden fazla makine, bu sistem içinde ayrı ayrı ve bir arada ya da karmaşık bir birleşimiyle yer alır ve uyumlu bir çalışma düzeni içinde işler.

Marx, fabrikayı bir makineler sistemi ve otomat olarak açıklayan Dr. Ure adlı bir yazara atıfta bulunarak, onun aşağıdaki sözlerini aktardıktan sonra, Ure’nin ikinci açıklamasının, makinenin sermaye tarafından, modern fabrika sistemi içindeki kullanılışını karakterize ettiğini söyler. Dr. Ure, fabrikayı, bir yandan “Bitmez tükenmez bir hünerle, çeşitli düzenlemelerdeki yetişkin ve genç işçilerin birleşmiş elbirliği, merkez bir güçle (bir ilk devindiriciyle) sürekli olarak çalıştırılan bir üretken makineler sistemi” olarak; diğer yandan da “çeşitli mekanik ve zihinsel organlardan oluşan, ortak bir nesnenin üretimi için kesiksiz bir uyum içinde işleyen ve hepsi de kendi kendine düzenlenmiş bir devindirici güce bağlı bulunan muazzam bir otomat” şeklinde tanımlıyordu. İlk açıklama biçiminin makinenin genel bir kullanışını; ikincisinin ise fabrika sistemini karakterize ettiğini belirten Marx, yazarın, makineyi devindiren merkezi gücü, sadece bir otomat olarak değil aynı zamanda otokrat bir aygıt ya da mekanizma şeklinde tarif etmesinin de doğru olduğunu düşünür ve işçinin bu sistem içinde, kendi hareketlerini makinenin otomatik düzenine uydurmak zorunda olmasına dikkat çeker.

Fabrika sistemi, kapitalizmin ani sıçramalarla gelişmesinin önemli bir etkenidir. Makineli üretim, ürünlerin ucuza mal edilmesini sağlarken, pazar arayışı ihtiyacı da artar. Ulaştırma ve iletişim araçlarındaki gelişmeyle birlikte, dış pazarlara yayılma olanağı genişler ve büyük sermaye, gücü oranında yeni alanlara yayılma olanağına kavuşur. Bir yandan, hammadde kaynaklarıyla ucuz işgücü olanağı edinir ve yayıldığı ülkeleri sömürge bağımlılığına alarak onları hammadde kaynağı olarak kullanırken; diğer yandan bu ülkelerde eski üretim biçimlerinin çözülmesini hızlandırarak, ülke içi ve ülkeler arası nüfus göçünü tetikler. “Yeni ve uluslararası bir işbölümü, büyük sanayinin başlıca merkezlerinin gereksinmelerine uyan bir işbölümü ortaya çıkarır ve yeryüzünün bir bölümünü, temel olarak sanayi alanı halinde kalan, öteki bölümünü hammadde sağlayan tarımsal üretim alanı haline getirir.[25]

Tekellerin ortaya çıkması ve mali sermayenin egemenliği koşullarında, öne geçen ve artan sermaye ihracıyla birlikte, bağımlı ülkelerin hammadde ve ucuz işgücü alanları olarak kullanılmasında da hızlı ve sıçramalı gelişmeler görülür. İleri teknolojinin tekeller tarafından kullanılması olanağı, denetledikleri pazarlarda, yağmacı bir açgözlülükle büyük kârlar sağlamalarını olanaklı kılar. Bu gelişmeye bağlı olarak tarımsal alanda da değişiklikler yaşanır. Fabrika sisteminin karakteristik özellikleri başlıca şu başlıklar altında toplanabilir:

i- Ölü emeğin canlı emeğe egemenliği

Makinede temsil edilen emek, “ölü emek” ya da birikmiş sermayedir. Makineler, emek verimliliğini artırmanın araçları olarak tüm karmaşıklıklarıyla ya da en basit biçimlerinde olduğu türden aletler olarak, sarf edilmiş belirli bir emek zamanını içerir ve bu özellikleriyle birikmiş emeği temsil ederler. Makinede biriken/temsil olunan bu eski ve cansız emeğin belirli bir bölümü, makinenin aşınması ve yıpranmasıyla bağlı olarak, yeni üretim sürecinde, yeni ürüne katılır. Sermayenin emeğe egemenliği dolayımında ve makinenin yetkinleştirilerek üretimde daha fazla kullanılmasıyla birlikte yaşanan ya da gerçekleşen, başka bir ifadeyle canlı emeğin, makinede cisimleşen “ölü emek” tarafından baskı altına alınmasıdır. Bu durum, fabrika sisteminde en belirgin biçimiyle görülür. Marx, bunu şöyle açıklar:

Her kapitalist üretim süreci, yalnızca bir emek süreci olmaması, ama aynı zamanda bir artı değer yaratma süreci de olması ölçüsünde şu özelliği paylaşır: Emek araçlarını kullanan işçi değildir, işçiyi kullanan emek araçlarıdır. Ne var ki bu tersine dönüş, ilk kez yalnızca fabrika sisteminde teknik ve somut bir gerçeklik kazanır. Otomat haline dönüşen emek aracı, emek sürecinde işçinin karşısına, canlı emek gücüne egemen olan ve onu bitirip tüketen sermaye ve ölü emek şeklinde çıkar. Üretimin zihinsel güçlerinin el emeğinden ayrılması ve bu güçlerin, sermayenin emek üzerindeki kudreti haline dönüşmesi, daha önce de gösterdiğimiz gibi, en sonu, makine temeli üzerinde yükselen büyük sanayi tarafından tamamlanmıştır. Fabrika işçisi için önemsiz olan her bireyin özel hüneri, bilim, dev fizik güçler ve fabrika mekanizmasında somutlaşan ve bu mekanizma ile birlikte, patronun kudretini oluşturan kitle emeği karşısında, küçücük bir miktar olarak yok olur gider.[26]

ii-) Ürünün tekil işçilerin değil ama bütün işçilerin ürünü olması

Makineli üretim ve büyük sanayi ile birlikte sermaye sahibi, işçiyi, artık “bizzat kendisi aletler kullanan bir makine aracıyla” çalıştırır. Basit ya da hatta işbölümüne dayanan elbirliği koşullarında tek başına çalışan işçinin yerini ‘kolektif işçi’nin almasının az çok rastlantıya bağlı görünmesine karşın, makineli üretim, istisnalar dışında, “yalnızca birleşmiş emek ya da ortaklaşa emekle” gerçekleştirilir. Emek sürecinin bu ortaklaşa niteliği, emek aracının zorladığı teknik gereklilik olmasıyla bağlıdır. Marx, manifaktürde toplumsal emek sürecinin örgütlenmesinin “parça işçilerin bir birleşimi”yle bağlı olarak öznel özellik gösterdiğini; makine sistemine dayanan büyük sanayide ise üretici organizmanın nesnel olduğunu belirtir.

Manifaktürden farklı olarak makineli üretimde, ürün hiçbir işçinin “onu ben ürettim” diyemeyeceği birbiriyle bağlı bir sürecin sonucunda ortaya çıkar ve her işçinin makinenin işleyişiyle bağlı bir konumdan üretime katıldığı yeni bir işbölümü şekillenir. Daha önce bir zanaatçının kendi aletiyle yaptığı işlemler (örnek dokuma çıkrığı) veya “bir manifaktür sisteminin üyeleri olarak birkaç zanaatçının birbiri ardına çalışmasıyla oluşturdukları ürünler” (örnek zarf manifaktürü) mümkün iken üretim, artık “çeşitli aletlerin bir karması olarak çalışan bir tek makine tarafından” gerçekleştirilir.[27] Bu sistem içinde her parça makine bir sonrakine hammadde hazırlar; makinelerin hepsi aynı zamanda -ve birbirleriyle de bağlantılı olarak- çalıştıkları için ürün birbirini izleyen bu aşamalardan geçerek ortaya çıkar ya da daha yerinde bir deyişle üretilmiş olur. “Çeşitli türdeki tek tek makinelerin ve makine topluluklarının organize sistemi halindeki kolektif makine, sürecin tümündeki süreklilik arttığı ölçüde, yeni hammaddelerin ilk evresinden son evresine kadar ne kadar az duraklama olursa, o derece yetkinleşir; bir başka deyişle bir evreden diğerine geçiş, insan eliyle değil de makineyle yapılması ölçüsünde kolektif makinenin etkinliği artar.[28]

iii-) İşçinin tek yanlılığa zorlanması

Teknik temeli makine olan fabrika sistemi içinde işçi, makine tarafından kullanılır duruma düştüğünden, otomat haline dönüşen emek aracı, emek sürecinde işçinin karşısına, “canlı emek gücüne egemen olan ve onu bitirip tüketen sermaye ve ölü emek şeklinde çıkar.[29] Üretim sürecinin ve işbölümünün bu yeni örgütlenmesinde, zihinsel (tasarım ve planlama vb. gibi) işlerin el emeğinden ayrılması ve bu zihinsel güçlerin “sermayenin emek üzerindeki kudreti haline dönüşmesi”, makine aracıyla ve makine temeli üzerinde yükselen büyük sanayi tarafından daha ileri boyutlara çekilir ya da yükseltilir. Bu çalışma sistemi içinde, işçinin yalnızca sinirleri yıpranmaz, aynı harekete mahkûm olması nedeniyle adaleleri ve bedeni zayıf düşer ve zihni olarak çok yanlı gelişmesi de engellenmiş olur. Bu sistem içinde “her bireyin özel hüneri, bilim, dev fizik güçler ve fabrika mekanizmasında somutlaşan ve bu mekanizma ile birlikte patron’un kudretini oluşturan kitle emeği karşısında, küçücük bir miktar olarak yok olup gider.[30]

Bir ve aynı makineyi ömür boyu kullanmanın getirdiği uzmanlık bu yeni durumda, işçinin “bir ve aynı makineye yaşam boyu hizmet etme”si uzmanlığına dönüşür. Marx bunu, el zanaatlarıyla manifaktürde işçinin makineyi kullanmasına karşın, fabrika sisteminde makinenin işçiyi kullanması şeklinde açıklar. Bir ve aynı mekanik işin “tekrar tekrar yapıldığı bu bitip tükenmez sefil can sıkıntısı ve alın teri aynen Sisyphos’un işine benzer. Yüklenilen ağır iş yükü, tıpkı bir kaya parçası gibi durmadan perişan işçinin üzerine yuvarlanır.

İşçi, makinenin hareketi tarafından yönlendirilen sürekli ve düzenli aynı işi yapmak üzere, fabrika iş düzeninin, bağlı bir “üretim aracı” ya da parçası durumuna gelir.[31] Engels’ten, “Burjuvazinin, proletaryayı bağladığı tutsaklık, hiçbir yerde fabrika sisteminden daha açıkça gün ışığına çıkmamıştır. Burada bütün özgürlükler hem yasada ve hem de gerçekte sona erer” diye başlayan ve işçilerin küçük yaşlarından itibaren fabrika sistemi içinde uğradıkları sömürü ve despotça baskıyı konu edinen açıklamasını dipnot şeklinde aktaran Marx, fabrika sisteminin bir özelliğinin de işçilerin, bu çalışma düzeni ve düzeneğine bağlı yeni türden iş örgütlülüğüne tabi olmaları olduğuna dikkat çeker. Makineler diye yazıyor Marx, hep birlikte ve uyum içerisinde çalışan çok yanlı bir sistem meydana getirdiklerine göre, çeşitli işçi gruplarının bu makineler arasındaki dağılımı kaçınılmaz hale gelir. Bu yeni iş örgütlenmesi, başka etkileriyle birlikte işçinin, sürekli olarak aynı işe bağlı kalması durumunu ortadan kaldıran bir rol de oynar. Sistemin kolektif işleyişinde, devindirici güç, işçiden değil ama makinenin kendisinden doğduğu için herhangi işçinin bir yerden bir başka işe koşulması mümkün hale gelir. Kapitalistlerin bazı istisna işler dışında, eski işçileri yenileriyle değiştirme; ücretleri nispeten yüksek ve sosyal hakları bulunan işçiler yerine, daha ucuz işgücünü kullanmaya yönelmeleri, bu sistem içinde daha da kolaylaşır.

iv-) İşbölümünün yeniden şekillenmesi

Fabrika sisteminde işçilerin özellik gösteren makineler arasındaki dağılımıyla birlikte fabrikanın çeşitli kesimlerindeki dağılımı da “basit el birliğine benzer biçimde bir elbirliğini” işaret eder. İşçinin, emek aracı olarak makinenin tekdüze hareketine bağımlılığıyla, “her iki cinsiyetten ve her yaştan bireyleri içerisinde toplayan işçi topluluğunun kendine özgü yapısı, fabrikada tam bir sistem halini alan bir kışla disiplini yaratarak” başlıca işi denetim ve gözcülük olan ayrı bir iş doğurur ve fabrika çalışanlarını böylece “işçiler ve gözcüler ya da sanayi ordusunun erleri ve çavuşları diye sınıflara bölmüş olur.[32] Ustabaşıları ve yardımcıları, makinelerde fiili olarak çalışan işçiler (Marx, makine bakıcılarının bunlara dahil olduğunu söyler), genellikle küçük yaşlardaki çocukların yaptığı çıraklık işlerini yapan ve makineye verilecek malı taşıyan “besleyiciler”, işleri makinelerin bakımı ve onarımıyla sınırlı olan daha kalifiye makine bakıcıları, mühendisler, makinist ve marangozlar, bu işbölümünde, çeşitli kesimleri oluştururlar. Asıl bölünme ise burada, ustabaşlarıyla makinede dolaysızca çalışan işçiler arasında gerçekleşir. Marx, bazıları bilimsel eğitim görmüş (bugün böylesi bir eğitimden geçmek, kapitalizmde emek gücünün vasıfsızlaşmasına doğru gelişen eğilime karşın, daha fazla olanak dahilindedir) olan mühendis, marangoz, makinist vb. konumdakilerin “sayı bakımından önemsiz kimseler”in “sınıfını” oluşturduklarını söyleyerek, onları, işçilere (Marx “fabrika işçileri sınıfı” diye ayırır) eklenen “daha üst bir sınıf” olarak tarif eder.

Marx’ın dikkat çektiği bu durum, makinenin yetkinleştirilmesinin muazzam boyutlara vardığı günümüz koşullarında belirli bazı farklılıklar gösterir: Bunlar, birincisi, makine ve fabrika sisteminin yaygınlık derecesine bağlı olarak o günün koşullarında, sayı bakımından “önemsiz” bir yekûn oluşturan kesimin, bugün küçümsenemez büyüklüğe ulaşması ve ikinci olarak da bunların, “statüsü” ve ücretleri fabrika işçilerinden farklı ve daha iyi olmasına rağmen, “daha üst bir sınıf” oluşturma olanaklarının giderek daralması, ve fabrika işçilerine “eklenen” bir kesim oluşturmalarıdır. Farklılıklar, ikinciler aleyhine azalmaktadır.

Devam edecek…

[1] www.milliyet.com.tr/(05.08.2015)

[2] Robotik cihazların tıptaki bir diğer kullanım alanı yardımcı robot kollar ve bacaklardır. Bu cihazlar, yürüme yetisini kaybeden hastaların bacaklarını, doğal yürümeye uygun şekilde hareket ettiriyor ve cihazın kumanda merkezindeki değerlendirme bilgisayarıyla, sorunun kaynağı tespit edilerek, müdahalenin uygun biçimleri bulunuyor. Sputnik’te yer alan habere göre, Çin’de iFlytek şirketi, sağlık alanında yararlanmak üzere üretilen bir robotun, yazılı tıp sınavında, istenilen minimum sonuçtan 96 puan daha yüksek puan alarak başarı gösterdiğini ve doktorlara yardım için kullanılacağını bildirdi. (19.11.207, www.habertürk.com.tr) iFlytek sözcüsü, yapay zekalı robotun, hasta bilgilerini analiz ederek ilk teşhisi koyabildiğini söylemiştir. iFlytek şirketi genel müdürü Liu Qingfeng, “Robotu Mart 2018’de resmi olarak piyasaya süreceğiz. Robot, doktorların yerini alma amacı taşımıyor. Tam tersine, verimliliği arttırmak için insan-makine işbirliğinin ne kadar yararlı olabileceğini gösteriyor” demektedir. ABD merkezli IBM şirketi de, Watson sistemli robotların kanser tedavilerinde kullanılması için geliştirildiğini açıklamıştır. (https://www-03-ibm.com/press/us/en/pressrelease/49307)

[3] Sigorta şirketleri robot yazılımlar kullanmaya başladılar. Büyük sigorta şirketlerinin yapay zeka yazılım programları için ayırdıkları kaynaklarda, sadece Avrupa ülkeleri ve ABD’de değil, Türkiye gibi ülkelerde de artış var. Çağrılara yanıtların çoğun artık bu sistemler tarafından gerçekleştiriliyor. Amacın iş verimliliğini artırmak olduğu bu uygulamalar, kolayca yanıtlanabilir sorularla emekçilerin meşgul olmasının önüne geçilerek, çalışılan süre içindeki artı zaman payını artırıyorlar. (https://www.sabah.com.tr-26.07.2017)

[4] İHA (İnsansız hava araçları), radarlara yakalanmayan “akıllı” füzeler, savaşçı robot askerler bu alandaki gelişmeler arasındadır.

[5] Google, yapay zeka aracıyla dudak okuma çalışmaları yapıyor. Google-Oxford Üniversitesi ortaklığıyla, 2010 ve 2015 yılları arasında yayınlanmış olan 5000 dizi ve film, “DeepMind” yapay zeka servisi tarafından tek tek incelenmeye alınarak, aktörlerin dudak hareketleri ile diyalogları arasındaki ilişkinin anlaşılması için “eğitim” yapıldı. Böylece belirli bir uzaklıktan, belirli bir mekanda konuşanların dudak hareketlerinin yapay zeka tarafından okunması ve konuşulanların sesli iletimi mümkün kılınacak. Bu yöndeki teknolojik ilerleme, küçük bir cihaz aracıyla, konuşma ve hareketlerin anlamlandırılmasını mümkün kılacak. İleri teknolojinin her dalında olduğu üzere bu konudaki ilerlemelerin de öncelikle istihbari-polisiye ve askeri alanlarda kullanılacağı tahmin edilebilir. Bunun yanısıra işitme ve görme engelli insanların iletişim kolaylığı açısından da yararlı olması bekleniyor. (hhtp://shiftdelete.net/googlein-yapay-zekasi-dudak-okuyacak-77183)

[6] 2010 yılında J. Craig Venter Enstitüsü, ilk sentetik bakteriyel genomu üreterek DNA’sı olmayan bir bakterinin içine enjekte etti. “Synthia Bakterisi” adı verilen bu bakteri, ilk sentetik yaşam formunu oluşturuyor. (https://bilimblogum.worldpress.com-/ilk-yapay-sentetik-hucre-/a..)

[7] 1733’te İngiliz John Kay tarafından keşfedilen mekik, makineleşme yolundaki ilk adımlardan biriydi. İlerleyen yıllar içinde daha gelişkin makinelerin bulunmasıyla sanayi devrimine doğru yol alındı. Dokumacılıkta ilerlemenin koşulu olarak iplik eğirmede ileri adımların atılmasının ortaya çıkması üzerine, eğirme işinin makineleştirilmesi gündeme geldi. London Society of Arts tarafından 1751 yılında “keten, pamuk ya da kenevirden aynı zamanda altı ipliği birden eğirecek ve bir insan tarafından kullanılacak en iyi makine”yi yapana verilmek üzere 50 İngiliz altını tutarında ödül konmuş; marangoz ve dokumacı James Hargreaves’in, “Eğirici Jenny (spinning Jenny)” adını verdiği eğirme makinesini 1764’te icat etmesiyle birlikte bu adım atılmıştı. Bir tek eğiricinin çevirdiği makine koluyla sekiz iplik aynı anda eğirilebilir; sekiz eğiricinin yaptığı iş bir kişi tarafından yapılabilir hale geldi ve Hargreaves’in bu icadı, işsiz kalma korkusuna kapılan eğiricilerin saldırısına hedef olmasına yol açarken, Hargreaves Lancashire’dan Nottingham’a kaçmak zorunda kaldı. 1767’de döner iplik makinesinin (Richard Arkwright tarafından) icat edilmesiyle dokumacılık başta olmak üzere makineli üretimde ilerleme kaydedildi. Mesleği berberlik olan Richard Arkwright, ilk modellerini atla çalıştırdığı eğirme makinesini geliştirerek 1771’de su çarkıyla çalışan bir eğirme fabrikası kurdu. 1778’de İngiltere’de 20.000’den fazla makine evlerde kullanılıyordu. 1785 yılında Edmund Cartwright mekanik dokuma tezgâhını geliştirdi. Bu gelişme karşısında işsiz kalmaktan korkan dokumacılar, dokuma tezgâhlarına saldırarak Cartwright’ın fabrikasını yıktılar. İngiltere’de bu saldırılar sırasında 100 kadar dokuma makinesinin parçalandığı belirtilmiştir. Ancak dokuma makinelerinin yaygınlaşması önlenemedi. İngiltere’deki mekanik dokuma tezgâhı sayısı 1813’te 2400 iken, 1833’te de 85.000’e yükselmişti.

[8] Otomotiv sanayi bu bakımdan çarpıcı bir örnek oluşturur. Artan şekilde hız kazandırılan üretim ve montaj bandı ve sağlanan otomasyonun yol açtığı verimlilik artışıyla birlikte (Renault, Ford gibi otomobil tekellerinde 90 saniyede bir otomobil hazır olarak dışarı çıkmaktadır) yüzbinlerce-hatta milyonlarca otomobil ve diğer araç sokaklarda, parklarda yer bulamayacak hale gelmekte, otoyollar yetmemekte, kent trafiği altüst olmakta, buna karşın çalıştırılan işçilerin sayısı asıl merkezlerde düşmekte; bu da yoksullaşmaya neden olmaktadır. Konut alanında daha geriden gelmek üzere makineleşmenin yol açtığı gelişmenin de etkeni olduğu aşırı üretimle milyonlarca boş konut satılmadan beklemektedir.

[9] James Watt, Glasgow Üniversitesi’nde fizik ve kimya profesörü Joseph Black’ın yönetimindeki bir atölyede buhar gücü üzerinde yaptığı çalışmalarının sonucunda, daha önce aynı konuda çalışmaları olan Thomas Newcome’ın yaptığı bir modeli geliştirerek 1765’de, sanayi’de kullanılacak buhar makinesini icat etti. Buhar makinesi, 1776’dan itibaren daha da geliştirilmiş biçimiyle sanayide yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Bu durum, 1790’lardan itibaren buhar makinesi üretiminin bir sektör haline gelmesini sağladı. James Watt, sonraki yıllarda, teleskopla uzaklık ölçümü, mektup kopyalama aleti, buhar merdanesi ve heykel kopyalama cihazı geliştirmekle, icatlarını sürdürdü.

[10] Marx, Kapital: Birinci Cilt, Çev: A. Bilgi, Ankara: Sol Yayınları, sf. 385.

[11] Marx, İngiltere’de o yıllarda 500 bin kişiyle eğirilen pamuğun eski eğirme çarklarıyla eğirilmesine kalkışılsaydı, bunun için 100 milyon insana ihtiyaç duyulacağını belirterek, gelişmenin boyutlarına işaret eder.

[12] Marx, Kapital: Birinci Cilt, sf. 395.

[13] Marx, Kapital: Birinci Cilt, sf. 385.

[14] Marx, Kapital: Birinci Cilt, sf. 419.

[15] Marx, Kapital: Birinci Cilt, sf. 420.

[16] Marx, 1793’te Eli Whitney tarafından icat edilen çırçır makinesi bulunmadan önce, “bir libre pamuktan çekirdeğin ayrılması” ancak bir işgününde mümkün olabilirken, bu buluş sonucu bir işçi kadının, günde yüz libre temizleyebildiğini örneklerden biri olarak verir. Bu ise, emek gücü maliyetini ucuzlatmış ve kârı artırmıştır.

[17] İşçi sınıfının, işgününün mutlak olarak uzatılmasına karşı büyüyen mücadelesinin sonucu olarak çalışma süresinin belirli bir sınıra çekilmesinin yasalara bağlanması, kapitalistleri, makinenin yetkinleştirilmesine hız vererek nispi artı-değer sömürüsünü artırmaya yöneltmiştir. Makinenin yetkinleştirilmesiyle fabrikalardaki iş yoğunluğunun artması ve bir işçinin daha önce birkaç işçinin yaptığı işi yapacak şekilde emek harcamak zorunda bırakılması, daha önce, örnek olsun 12 saatte yapılan işin 10 ya da 8 saate sıkıştırılması, fabrika işçilerinin bir askeri düzen içinde, makinenin otomatik hareketine ‘kölece’ bağlı çalışmaya zorunlu tutulmalarını getirmiş; bunun sonuçlarından biri olarak işçilerin sağlığı ve yeniden üretim için gerekli emek gücünü diri tutma koşulları giderek ağırlaşmıştır.

[18] Marx, Kapital: Birinci Cilt, sf. 442.

[19] Çocukları Çalıştırma Komisyonu’nun İngiliz fabrikalarında çalışan küçük çocukların durumuyla ilgili tuttukları raporlarda bu çocukların “köle ticaretini andırır” şekilde kapitalistlere pazarlandığının belirtildiğine dikkat çekerek Marx, çocuk işçilerin kendileri için oldukça zor ve ağır işlerde çalıştırılmasının çok, ama çok yaygın olduğunu; çok sayıdaki örnekleriyle gösterir.

[20] Bu istismar ve istismara açık, hiçbir korumacı önlemi olmayan çalışma koşulları dolayısıyla yaşanan trajedinin büyüklüğü ve buna karşı gelişen tepkiler sonucu fabrika yasaları gündeme gelmiş, zamanla 14 yaş altı çocukların çalıştırılması yasaklanmış, belirli bir eğitimden geçme -kağıt üzerinde de olsa zorunlu kılınmıştır.

[21] Marx, makineli üretim ve fabrika sisteminin yarattığı bu istikrarsızlığın aşırı üretim ile bağına da işaret eder. İşçilerin iş bulma, çalışma ya da işsiz kalmaları bu sistemde, kapitalist “gönenç dönemi”(bolluk)-duraklama ve aşırı üretim kaynaklı bunalım koşullarıyla da bağlıdır.

[22] Marx, Kapital: Birinci Cilt, sf. 457.

[23] Marx, Kapital: Birinci Cilt, sf. 465.

[24] Marx, Kapital: Birinci Cilt, sf. 432.

[25] Marx, Kapital: Birinci Cilt, sf. 462.

[26] Marx, Kapital: Birinci Cilt, sf. 435.

[27] Marx, Kapital: Birinci Cilt, sf. 393.

[28] Marx, Kapital: Birinci Cilt, sf. 394.

[29] Marx, Fourier’in örneklemesinden hareketle fabrikaları, “ıslah edilmiş hapishaneler”e benzetir. Marx, Kapital: Birinci Cilt, sf. 435.

[30] Marx, Kapital: Birinci Cilt, sf. 435.

[31] Makinenin kapitalist için sağladığı yararın bizzat fabrikatörler tarafından da dile getirildiğinin çok sayıdaki örneklerini veren Marx, İngiltere’de işgününün 12 saate indirilmesinin başladığı 1832 yılı sonrasındaki gelişmeleri söz konusu ederek 1836 ve 1844 yıllarında yapılan iki farklı açıklamadan aktararak, bir fabrikatörün ağzından, fabrikalarda yapılan işin, makinelerin artan hızı dolayısıyla işçinin dikkati ve çalışma hızında yol açtığı değişiklikle birlikte önceki dönemle kıyaslanamayacak denli çok daha fazla olduğunu ve Avam Kamarası’nda açıklama yapan bir dükün ağzından, makinelerin, milyonlarca kişinin işini üstlenmiş olmalarına karşın, “egemenliği altına aldığı insanların çalışmalarını da inanılmayacak derecede artırmış” olduğunu, bir dip not olarak aktarır. Marx, Kapital: Birinci Cilt, sf. 425.

[32] Marx, Kapital: Birinci Cilt, sf. 436.