1 Mayıs’a doğru…

İhsan Çaralan

İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs’ı bu yıl da bir yandan işçi sınıfının en temel kazanımlarına saldırıların ardı arkasının kesilmediği, öte yandan OHAL altında ve savaş tamtamlarının çalındığı koşullarda kutlayacağız.

1 Mayıs 1886’da Amerika’nın Şikago kentinde işçilerin “12 saatlik çalışma günü”ne karşı “8 saatlik çalışma günü” talebiyle başlattığı gösteriler üzerine gelişen olayları gündeme alan II. Enternasyonal, 1 Mayıs’ı, işçi sınıfının “Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak ilan etti. O günden beri de işçi sınıfının az çok mücadele sahnesine çıktığı her ülkede 1 Mayıs, işçi sınıfının uluslararası bayramı olarak kutlanıyor.

Genel olarak dünyada 1 Mayıs, işçilerin “8 saatlik iş günü” talebi etrafındaki mücadeleler ve işçi sınıfının “daha iyi çalışma ve yaşam koşulları” taleplerinin üstünde yükseldi. Ama işçi sınıfının mücadelesinin ilerlemesi ve Ekim Devrimi’ne varan gelişmeler içinde 1 Mayıs’ın içeriği de zenginleşti.

Böylece 1 Mayıs, işçi sınıfının uluslararası mücadelesinin stratejisiyle de bağlantılı bir mücadele günü olarak yaygınlaştı.

Kendi tarihi içindeki gelişmeyle birlikte ele alındığında, 1 Mayıs, her dönemde, bir “komünist bayramı, komünist işçilerin bayramı” olarak değil, işçi sınıfının uluslararası ve yerel taleplerini merkezine alan bir gün olarak kutlanageldi. Bu yüzden de, zamana ve ülkelerin kendine özgün koşullarına göre bazı farklılıklar göstermesine karşın, 1 Mayıs genel olarak sendikaların çağrılarıyla kutlandı.

Ancak, elbette 1 Mayıs kutlamalarında öne çıkan taleplerin merkezinde sınıfın uluslararası ve yerel düzeydeki talepleri vardır, ama bu, 1 Mayıs’ın uluslararası ve yerel düzeyde siyasi taleplere ilgisiz olduğu anlamına gelmez. Tersine, kendi tarihi içinde 1 Mayıs, işçi sınıfının stratejik hedefleriyle bağlantılı bir mücadele günü olarak biçimlenmiştir. Dolayısıyla hem dünya hem de ülkelerin siyasetiyle ilgili olarak; enternasyonalizm, savaş ve barış, özgürlüklerin geliştirilmesine ilişkin olduğu kadar, burjuva iktidarların iç, dış ve ekonomi politikalarına karşı halkın taleplerinin, dahası sömürüsüz, barış içinde bir insanlık dünyasına (komünist bir toplum) dair taleplerin de slogan ve pankartlara yansıması ya da işçiler arasında böyle bir dünyaya ilişkin tartışmalarının açılması 1 Mayıs’ın misyonu dahilindedir.

Ülkemize gelince; özellikle 1970’li yılların ikinci yarısından itibaren, sadece 1 Mayıs’ın içeriği değil, 1 Mayıs’ların nasıl ve hangi talepler etrafında kutlanması gerektiği tartışması da hiç eksik olamadı. “1 Mayıs kimin mücadele günüdür?, 1 Mayıs, işçi sınıfı ve onun sınıfsal talepleri, 1 Mayıs merkezi mi yoksa kutlanabildiği her yerde mi kutlansın?; Taksim’de mi yoksa başka yerde de kutlanabilir mi?” gibi pek çok konuda ciddi tartışmaların yapıldığını biliyoruz. Dahası bunca yıldır yapılan tartışmalara karşın; artık 1 Mayıs’ın “sadece taşınmış kadrolarla tek merkezde bir gösteri olarak kutlanması, Ya Taksim’de olur ya da olmaz!” gibi “çocukluk hastalığı” tartışmaları aşılmış olsa da, içinde geçtiğimiz olağanüstü koşullarda bile bu tür tartışmalar bir yanıyla da olsa sürmektedir.

TÜM ÜLKE SATHINDA BİR 1 MAYIS KUTLAMASI

Bütün bunların da ötesinde Türk-İş, Hak-İş, Memur-Sen, Kamu-Sen gibi en çok üyeye sahip konfederasyon merkezleri, 1 Mayıs’ı işçilerden kaçırarak kutlamayı (daha doğrusu kutlamayıp yasak savmayı), son yıllarda bir “kazanılmış hakka” dönüştürmüş bulunmaktadırlar.

Bu konfederasyonlar, DİSK, KESK ve çeşitli emek örgütleri, demokrasi ve özgürlüklerden yana siyasi çevrelerle bir arada bulunmayı istemedikleri gibi, kendileri de bir araya gelmemektedirler. Dahası, bu konfederasyonların her birinin ayrı bir kentte 1 Mayıs “kutlayarak”, işçi sınıfının bu “Uluslararası Birlik Dayanışma Günü”nü; “yerli ve milli ayrılık, mücadelesizlik ve rekabet günü”ne dönüştürmeyi asli görevleri haline getirdiklerini söylemezsek onlara haksızlık etmiş oluruz!

Ancak burada bu konfederasyon merkezlerine karşın, bunlara bağlı sendikaların birçok ildeki yerel örgütlerinin, yerellerde yapılan “ortak 1 Mayıs kutlamaları”na katıldıklarını burada belirtmeliyiz. Bu katılımların yerel çalışmalar bakımından önemli oldukları bir gerçektir.

Bu yıl da, bu konfederasyonların son yıllarda girdikleri bu yolda yürüyecekleri, her birinin 1 Mayıs’ı ayrı bir ilde “yerli ve milli” bir mitingle kutlayacakları belirtilmektedir.

13 Mart 2018 günü toplanan DİSK’in Genişletilmiş Başkanlık Kurulu ise; ülkedeki gelişmelerin ayrıntılı bir değerlendirmesini yapıp, işçi sınıfının haklarına yönelik ağır saldırılara dikkat çekmiştir. 1 Mayıs’la ilgili olarak, DİSK Genişletilmiş Başkanlık Kurulu; “…(Bugün) ülkemiz hiç olmadığı kadar emeğin birleştirici ve dönüştürücü gücüne ihtiyaç duymaktadır. İşte bu nedenle, DİSK için, birlik ve bütünlük içerisinde, demokrasiye ve ülkemize tüm gücümüzle sahip çıkma zamanıdır. … 1 Mayıs 2018 Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’nün, başta İstanbul olmak üzere, ülkenin dört bir yanında yaygın ve kitlesel biçimde örgütlenmesine, bu süreci en geniş emek ve demokrasi güçleriyle beraber yürütmeye karar vermiştir” diyerek, mücadelenin ihtiyacına uygun bir karar almıştır.

Türkiye’de 12 Eylül sonrasının gelişmeleri içinde, “1 Mayıs’ın nasıl kutlanacağı”na dair çok önemli, ama bazen de maksadı çok aşan bir biçimde uzun ve sert tartışmalar yaşanmıştır. “1 Mayıs nasıl kutlanacak?, Kim önde, kim arkada yürüyecek?, kim konuşacak?, Taksim’de yapılmayan bir 1 Mayıs kutlanmış sayılır mı sayılmaz mı?” tartışmalarıyla kutlamalar bölünmüştür.

Bu yüzden DİSK’in yukarıda sözünü ettiğimiz;

1-) 1 Mayıs’ın tüm ülke sathında,

2-) Tüm emek güçlerinin ve siyasi çevrelerin katılımıyla kutlanması çağrısı, bugün 1 Mayıs’ın en azından emek ve demokrasi güçlerinin ön cephesinde bir birlik sağlama girişimi olarak önemli olmuştur.

1 MAYIS’I ANLAM VE ÖNEMİNE UYGUN KUTLAMAK

DİSK’in böyle bir çağrı yapması önemlidir. Bu çağrıya DİSK’e bağlı sendikaların yanı sıra, KESK’e bağlı sendikalar ve kimi Türk-İş’e, Hak-İş’e bağlı sendikalar, daha çok da her sendikadan pek çok yerel örgüt (şubeler, temsilcilikler) katıldıklarını söyleyeceklerdir. Ama bugüne kadarki deneyimlerimizden biliyoruz ki, DİSK’in bu çağrısı; 1 Mayıs’ın günün anlam ve önemine uygun olarak kutlanmasına ve emekçilerin, en azından günümüzde 1 Mayıs’ın kutlanmasının gerektiğine inanan kesimlerinin kutlamalarda şu ya da bu biçimde yer almalarına yetmeyecektir.

Oysa bugün 1 Mayıs’ın ülkenin mümkün olan her ilçesi ve ilinde, her sanayi bölgesinde, hatta her işletmesi ve hizmet biriminde; yürüyüşlerle, mitinglerle, iş yerinde, yemekhanede bildiri okumaya kadar varan her tür eylemle kutlanması geçen yıllara göre bile daha fazla önem kazanmıştır.

Bu da, ister istemez, “1 Mayıs’ın nasıl kutlanması gerektiği” sorusunun yanıtına önem kazandırmaktadır.

Çünkü 1 Mayıs dendiğinde, ülkemizde, ne yazık ki hala, belirli siyasal yoğunluklar tarafından, 1 Mayıs günü, taraftarların “askeri disiplin” içinde “resmi geçit” yaptıkları bir gösteri anlaşılmaktadır. Sendikalara da bu anlayış, 1 Mayıs’a katılan üyelerinin bir gösterisi olarak yansımaktadır.

Bu yüzden de, ileri işçi kesimleri, mücadeleci sendikacılar ve sınıf partisi için, “Nasıl bir 1 Mayıs kutlaması” sorusuna yanıt vermek ayrıca önem kazanmaktadır.

Bu yanıtın;

– 1 Mayıs’tan günler önce başlayarak, bir yandan yığınlar arasında 1 Mayıs’ın anlam ve içeriğinin tartışmaya açılması, öte yandan da güncel mücadele talepleriyle 1 Mayıs arasındaki bağı gösteren bir ajitasyon ve propaganda faaliyetinin gazete, bildiriler, afiş vb. başta olmak üzere her aracı kullanarak yapılması,

– 1 Mayıs’ın kitlesel olarak kutlanması, asıl olarak da işçi ve emekçi kitlelerinin alanlara çekilmesi için gerekli girişimleri de kapsayan bir çalışma ile; yerel sendikal örgütlerinin, emek örgütlerinin, emekçilerin şu ya da bu ölçüde içinde yer aldığı gençlik, kadın örgütleri başta olmak üzere her türden örgütün kendi pankartlarıyla alanlara çıkmalarının sağlanması,

– AKP-MHP koalisyonunun sokakları emekçilere, kadınlara, gençlere kapatmak için elindeki yasal ya da yasal olmayan her imkanı kullandığı dikkate alındığında, bu yılki 1 Mayıs’ın kitleselliğinin, alanların ve sokakların emekçi yığınların ayak sesleri ve haykırışlarıyla dolmasının, önceki 1 Mayıs’lardan daha fazla zorunlu olduğu bilinciyle bir çalışma yapılmasını kapsaması çok önem kazanmıştır.

Siz dergimizi okuduğunuzda, 1 Mayıs’a daha üç-dört hafta olacaktır.

Bu süre; hem yerelde 1 Mayıs’ı kutlayacak emek ve demokrasi güçlerini birleştirme ve ortak bir kutlama için tutum almada, hem de işçi ve emekçi yığınlarını harekete geçirecek bir çalışmanın yapılması için gerekli girişimleri yapmada asgari düzeyde de olsa yeterli olacaktır.

1 Mayıs kutlamalarının tarihi, bize, bu kutlamaların bir günlük bir gösteri olarak düşünülmesini değil, tersine, gösterilerin, öncesinde yapılacak ciddi bir kitle çalışmasının üstünde yükselmesi gerektiğini söyler.

Onun içindir ki, nasıl artık 8 Mart, Newroz, Tıp Bayramı gibi günler vesilesiyle yapılan etkinlikler bir güne sığmadığı için bir haftaya yayılıyorsa, 1 Mayıs’ı layıkıyla kutlamak isteyen sendikalar ve sınıf partisinin 1 Mayıs hazırlıklarının da, Nisan ayının önemli bir bölümünü kapsamasının bir sakıncası yoktur. Dahası, gerçek bir 1 Mayıs kutlaması için günümüz koşulları da, böyle bir kampanyavari çalışmayı zorunlu kılmaktadır.

1 MAYIS ALANLARINA TAŞINACAK TALEPLER

Bugün “Türkiye işçi sınıfı ve 1 Mayıs kutlamalarına katılacak emekten, barıştan yana olan, özgürlük ve demokrasi mücadelesi içinde yer alan güçler 1 Mayıs’ı hangi taleplerle kutlayacaktır?” sorusu da, yanıt verilmesi gereken önemli sorulardan birisidir.

Uluslararası sermaye güçleri, aralarındaki rekabeti; bir yandan birbirlerinin etkinlik alanlarına müdahale ederek, ülkeler arasındaki gerilimleri artırarak, dünyanın kriz bölgelerindeki çatışmaları, savaş ve iç savaşları kışkırtarak, silahlanmayı tırmandırarak şiddetlendiriyor; öte yandan da her ülkede sermaye iktidarları, işçi sınıfı ve emekçilerin kazanılmış haklarına saldırıları yoğunlaştırıp neoliberal politikaları derinleştirerek sürdürüyor. Uluslararası tekeller ve emperyalist ülkelerin bu politikaları, geri ülkelerde işsizlik ve yoksulluğu çoğaltırken, gelecek umudunun tüketilip büyük kitlelerin gelişmiş batı ülkelerine doğru her yolla göç etmesini zorlamakta, gelişmiş ülkelerde de işsizlik ve gelecek güvencesizliğini büyütmektedir. Bu gelişmeler, emperyalist propaganda merkezleri ve her ülkedeki gerici-neofaşist odaklar tarafından, yabancı düşmanlığının, anti-semitizmin, İslamofobinin, neo-faşizmin, dinci ve mezhepçi eğilimlerin yükseltilmesinin dayanağı olarak kullanılmaktadır.

Bütün bu gelişmeler, işçi sınıfının uluslararası görevlerinin önemini her geçen gün daha da artırmaktadır ki, bu alandaki işçi sınıfının görevleri, 1 Mayıs’ın enternasyonalist karakteriyle dolaysız bir biçimde bağlanmaktadır. Dolayısıyla 1 Mayıs’ın işçi sınıfının uluslararası bir mücadele günü olması ve onun enternasyonalist karakteri; 2018 1 Mayıs’ının taleplerinin bu gelişmeler ışığında belirlenmesini de zorunlu kılmaktadır.

Örneğin başlıca ülkelerdeki 1 Mayıs etkinliklerinde ve gösterilerde;

– “Kapitalist sömürüye hayır”,

–  “Emperyalizme hayır”,

– “Savaşa ve savaş politikalarına hayır”,

–  “Silahlanmaya hayır”,

– “Yabancı düşmanlığına, göçmen işçi düşmanlığına, ırkçılığa, din ve mezhepler arası kışkırtmalara hayır”,

– “Neoliberal politikalara ve işçi sınıfının kazanılmış haklarına saldırılara karşı mücadele”,

– “Yaşasın işçi sınıfı enternasyonalizmi”,

– “Bütün ülkelerin işçileri birleşin” gibi sloganların ya da bu sloganların ülkelerin koşullarına göre özgünleşmiş biçimlerinin ortak sloganlar olması, alanlardan bu sloganların haykırılması, pankartlarda onların taşınması, elbette daha da önemlisi, işçiler arasında 1 Mayıs vesilesiyle bu konuların tartışmaya açılması, 1 Mayıs’ın enternasyonalist karakteriyle de sıkı sıkıya bağlantılıdır.

TÜRKİYE’DE 1 MAYIS’TA ÖNE ÇIKACAK TALEPLER

2018 1 Mayıs’ına doğru giderken, Türkiye işçi sınıfının 1 Mayıs kapsamında ele alması gereken taleplerinin kısmen iç içe geçmeleri söz konusu olsa da, iki farklı boyutunun olduğu tartışılmaz.

Bunlardan birincisi; işçi sınıfının kazanılmış haklarına yönelik saldırı ve sınıfın daha iyi çalışma ve yaşam koşullarına sahip olma mücadelesiyle ilgili taleplerdir. Ki, 1 Mayıs’ın bütün o görkemli tarihinde kazandığı nama ve misyona karşın, sınıfın taleplerini merkezine almayan bir 1 Mayıs’ın gerçek bir 1 Mayıs kutlaması olmayacağı yukarıdan beri söylenenlerden anlaşılmış olmalıdır.

1 Mayıs taleplerinin ikinci bileşenini ise, işçi sınıfının “tek parti tek adam rejimi” inşasına karşı mücadelenin taleplerinden başlayarak, izlenmekte olan iç, dış ve ekonomik politikalardaki gelişmeler karşısındaki işçilerin tutumunu ifade edecek taleplerdir.

Bu talepleri şöyle belirleyebiliriz:

1-) İşçilerin daha iyi çalışma ve yaşam koşullarıyla ilgili talepler: Hemen belirtelim ki, yukarıda işçi sınıfının uluslararası talepleri olarak belirttiğimiz talepler, elbette ki, ülkemizin işçi sınıfının 1 Mayıs vesilesiyle tartışmaya açacağı gibi, alanlarda da haykıracağı taleplerdir.

Bu bölümde işçilerin daha iyi çalışma ve yaşam koşulları ile ilgili, 1 Mayıs vesileyle yeniden gündeme getireceği talepleri ise şöyle sıralayabiliriz:

–  “Kıdem tazminatının fona devredilmesine hayır!

–  “Kamu emekçilerinin iş güvencesine dokunma!

–  “Bir işçi ailesinin insanca yaşayacağı bir asgari ücret

–   “Taşeronlaştırmaya hayır; taşeron çalışma yasaklansın, tüm işçilere kadrolu çalışma hakkı!

–  “Esnek çalışmaya hayır!

–  “Sendikal örgütlenmenin önündeki engeller kaldırsın; sendikal yetki barajı kaldırılsın!

–  “İşçilerin iş güvencesi güçlendirilsin; keyfi işten çıkarmalara son!

–  “Kamu emekçilerine grev hakkını tanınsın

–  “Grev yasağına son; lokavt yasaklansın; işçilere ve kamu emekçilerine dayanışma grevi ve genel grev hakkı

–  “İşçi sağlığı için gerekli önlemler alınsın

–  “Kadın işçilerin çalışma koşulları kadın sağlığı dikkate alınarak düzenlensin ve belli sayıda kadın çalışan işyerinde kreş ve emzirme odası sağlama zorunluluğu getirilsin

–  “Eşit işe eşit ücret!

–  “Mobbinge caydırıcı ceza getirilsin

–  “Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine hayır!

–  “Sığınmacı işçilerin TC vatandaşı işçilerle aynı koşullarda ve aynı haklarla çalışması sağlansın

2018 1 Mayıs’ında işçilerin alanlara taşıyacağı siyasi içerikli talepler: Ülkemiz yaklaşık üç yıldır Terörle Mücadele Yasası’yla yönetilirken, bunun üstüne 20 ay kadar önce OHAL eklenmiştir. Birkaç aydan beri de fiili bir “savaş hali” durumuyla ülkenin siyasi iklimi iyice ağırlaştırılmıştır. “İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” olan 1 Mayıs’ta bu iklimi oluşturan uygulamalara son verilmesi ve özgürlüklerin savunulması ve demokratik hakların geliştirilmesine ilişkin talepler, elbette ki 1 Mayıs alanlarına yansıyacaktır.

Bu talepleri de şöyle sıralayabiliriz:

–  “OHAL kaldırılsın, KHK’larla yönetime son verilsin!

–  “Tek parti tek adam rejimine, bu amaçla yapılan anti-demokratik düzenlemelere hayır!

–    “Düşünce suç değildir; vekillere, belediyecilere, gazetecilere, twitter kullanıcılarına özgürlük!

–    “Herkese eşit hak; adalet, hukukun üstünlüğü!

–  “Ülke içinde demokrasi, dışarıda barış

–  “Savaşa, silahlanmaya değil, halkın yaşamının iyileştirilmesine, eğitime, sağlığa bütçe!

–  “Savaşa ve savaş politikalarına hayır!

–  “Bölge haklarının kendi kaderini tayin hakkına saygı!

–  “Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü!

Ve elbette hem ekonomik hem de siyasi kategorideki talepler, yerel özellikler, hatta hangi kortejlerde taşınacağına göre bile özgün biçimde ifade edilebilirler, edilmelidirler de.

***

2018 1 Mayıs’ı, dünyada ve ülkemizde işçi sınıfı ve halkların barışa, adalet ve demokrasiye daha çok ihtiyaç duyduğu, emekçilerin kazanılmış haklarına ve özgürlüklere yönelik saldırılarının olağanüstü arttığı koşullarda yapılacaktır.

Bu yüzden de 2018 1 Mayıs’ının işçi sınıfının uluslararası ve yerel taleplerinin daha yaygın, daha yüksek sesle daha kitlesel olarak haykırıldığı bir gün olması, başarılı bir çalışmanın göstergesi olacaktır.

Öyleyse; 1 Mayıs’ı layıkıyla kutlamak için, haydi işçiler ve emekçiler arasındaki çalışmaya, haydi mücadeleye!