Bolşevikler iktidarı koruyabilecekler mi?*

Vladimir İlyiç Lenin

Bolşevikler hariç, “Reç”ten “Novaya Jizn”e, Kadet-Kornilovculardan yarı Bolşeviklere kadar bütün eğilimler hangi hususta birleşiyorlar?

Bolşeviklerin ya asla iktidarı tek başına almayı göze alamayacakları, ya da bunu göze alır ve devlet erkini ele geçirirlerse, onu çok kısa bir süre için bile koruyamayacakları hususunda.

Herhangi biri, tek başına Bolşeviklerin tüm devlet iktidarını alması sorununun son derece gerçek dışı bir politik sorun olduğu, bunu ancak herhangi bir “fanatik”in en kötü kibrinin gerçek sayabileceği itirazında bulunacak olursa, çeşitli “eğilimler”den en sorumlu ve en nüfuzlu politik parti ve akımların açıklamalarını tam olarak aktararak bu itirazı çürüteceğiz.

Fakat önce sözünü ettiğimiz sorunlardan birincisiyle ilgili birkaç söz: Bolşevikler tek başlarına tüm devlet iktidarını almayı göze alabilecekler mi? Daha Tüm-Rusya Sovyetler Kongresi’nde, Tsereteli’nin yaptığı bakanlık konuşmalarından birine müdahalede bulunduğum sırada, bu soruyu kesin bir evetle yanıtlama olanağı bulmuştum. Ben ne basında ne de sözlü ifadelerde, Bolşeviklerin iktidarı tek başına almamaları gerektiği yönünde herhangi bir açıklamaya rastlamadım. Ben eskiden olduğu gibi şimdi de, genelde politik bir partinin, özelde ise en ileri sınıfın partisinin, iktidarı ele geçirme olanağına sahip olduğu bir anda iktidarı almaktan vazgeçerse, var olmayı hak etmediği, parti olarak görülmeyi hak etmediği, her açıdan bir hiç olduğu düşüncesindeyim.

Ürkmüş burjuvaların yaygarası gözümüzü korkutmamalı. Önümüze hiçbir zaman “çözümsüz” toplumsal görevler koymadığımızda ısrarlı olmayız, ancak son derece zor bir durumdan çıkış yolu olarak derhal sosyalizm yolunda atılacak adımların tamamen çözülebilir görevlerini sadece proletarya ve yoksul köylülüğün diktatörlüğü çözecektir. Rusya’da proletaryanın iktidarı ele geçirmesi halinde bugün zafer, hem de kalıcı zafer her zamankinden ve herhangi bir yerdekinden daha garantidir.

Biz, şu ya da bu anı elverişsiz kılan somut koşulları salt pratik açıdan değerlendirmek istiyoruz, ancak burjuvazinin vahşi ulumasının bir an bile gözümüzü yıldırmasına izin vermeyeceğiz ve tüm iktidarın Bolşevikler tarafından ele geçirilmesinin gerçekten günün sorunu haline geldiğini bir an bile unutmayacağız. Bunu “unutmamız”, bugün Partimiz için iktidarı almayı “vakitsiz” bulmamızdan daha büyük bir tehlikedir. Bu açıdan bugün bir “vakitsizlik” söz konusu değildir: milyonda bir ya da iki dışında bütün şans bundan yanadır.

Biz “işçi denetimi” dediğimizde, ki bu şiarı daima proletarya diktatörlüğünün yanına, daima onun hemen ardına koyuyoruz, hangi devletin kastedildiğini açıklıyoruz. Devlet bir sınıfın egemenlik organıdır. Hangi sınıfın? Eğer burjuvazininse, o zaman bu, Rusya’daki emekçi halkın yarım yıldan fazladır gözlerini faltaşı gibi açtığı Kadetçi-Kornilovcu-Kerenskici bir devlettir. Eğer proletaryanınsa, proleter devletten, yani proletarya diktatörlüğünden söz ediliyorsa, o zaman işçi denetimi üretim ve ürünlerin bölüşümü üzerine genel, herkesi kucaklayan, her yerde hazır ve nazır en tam ve en titiz muhasebe haline gelebilir.

Esas zorluk burada yatmaktadır, proleter, yani sosyalist devrimin başlıca görevi budur. Sovyetler olmadan bu görev, en azından Rusya için, uygulanamaz olurdu. Sovyetler, proletaryanın dünya çapında tarihi öneme sahip bu görevin çözülebilmesini sağlayacak örgütsel çalışmasına işaret etmektedir.

Böylece devlet aygıtı sorununun bir başka yanına gelmiş bulunuyoruz. Modern devlette daimi ordu, polis ve bürokrasinin esas olarak “ezici” aygıtı dışında, banka ve kapitalist birliklerle özellikle sıkı bağlar içinde olan, deyim yerindeyse, büyük bir denetim ve kayıt çalışması yapan bir aygıt daha vardır. Bu aygıt parçalanamaz ve parçalanmamalıdır. Onu kapitalistlerin emrinden koparıp almak, kapitalistlerin ve etkilerinin bütün iplerini kesip atmak, koparmak, onu proleter Sovyetlere tabi kılmak ve daha geniş, kapsamlı ve genel şekillendirmek gerekir. Ve büyük çaplı kapitalizmin gerçekleştirdiği kazanımlara dayanılırsa, bu olabilir (tıpkı genelde proleter devriminin ancak bu kazanımlara dayandığında hedefine ulaşabilmesi gibi).

Kapitalizm bankalar, şirketler, posta, tüketim kooperatifleri ve ücretli memur birliklerinin şahsında muhasebe aygıtları yaratmıştır. Büyük bankalar olmadan sosyalizm gerçekleştirilemezdi.

Büyük bankalar, sosyalizmi gerçekleştirmede ihtiyaç duyduğumuz ve kapitalizmden hazır devraldığımız “devlet aygıtı”dır. Burada görevimiz sadece, bu mükemmel aygıtı kapitalistçe deforme eden her şeyi ortadan kaldırmak ve sonra bu aygıtı daha da büyük, daha da demokratik, daha da kapsamlı şekillendirmekten ibarettir. Nicelik niteliğe dönüşecektir. Her kazada, her fabrikada şubeleri olan dev büyüklükte tek bir devlet bankası, kendi başına sosyalist aygıtın onda dokuzu anlamına gelir. Bu, üretim ve ürünlerin bölüşümü üzerine tüm devlet çapında bir defter tutma, tüm devlet çapında bir muhasebe anlamına gelir; bu, deyim yerindeyse, sosyalist toplumun iskeletidir.

Bu “devlet aygıtı”nı (kapitalizmde tümü devlete ait değildir, fakat bizde sosyalizmde tümü devletleştirilecektir) devralabilir ve bir çırpıda, bir emirle “işletmeye” başlayabiliriz, çünkü bütün muhasebe, denetim ve girdi-çıktı kaydı işlerini burada, çoğunluğu proleter ya da yarı-proleter koşullarda yaşayan memurlar yapmaktadır.

Bu memurlar, tıpkı Briand ve başka burjuva bakanlar türünden sermayenin bekçi köpeklerinin, grevci demiryolcuları bir kararnameyle devlet memuru yaptıkları gibi, proleter hükümetin tek bir kararnamesiyle devlet memuru konumuna getirilebilir ve getirilmelidir. Bu tür devlet memurlarına daha çok ihtiyaç duyacağız ve daha çok edinebileceğiz, çünkü kapitalizm muhasebe ve kontrol işlemlerini basitleştirmiş ve nispeten sade, okuma yazma bilen her insanın becerebileceği kayıt tutmaya indirgemiştir.

Sovyetlerin denetim ve gözetimi koşuluyla, gerek teknik (kapitalizm ve finans kapitalin bizim için yerine getirdiği hizmetler sayesinde), gerekse de politik olarak bankalar, şirketler, ticari kuruluşlarda vs. çalışan kitleyi devlet memuru haline getirmemiz kesinlikle mümkündür.

Sayıları çok fazla olmayan fakat kapitalistlerin tarafını tutan en yüksek dereceli memurlara, kapitalistlere davranıldığı gibi “sert” davranmak zorunludur. Onlar da tıpkı kapitalistler gibi direneceklerdir. Bu direnişi kırmak zorunda kalacağız; inanılmaz derecede saf Peşehonov daha Haziran 1917’de gerçek bir “politik meme çocuğu” gibi “kapitalistlerin direnişinin kırılmış” olduğunu söylediyse de, proletarya bu çocuksu safsatayı, bu çocukça böbürlenmeyi, bu ham gevezeliği cidden gerçekleştirecektir.

Bunu yapabiliriz, çünkü söz konusu olan nüfusun küçücük bir azınlığının, kelimenin tam anlamıyla bir avuç insanın direnişini kırmaktır; bu insanların her biri üzerinde memur dernekleri, sendikalar, tüketim kooperatifleri ve Sovyetler öyle bir denetim uygulayabilirler ki, bu para babalarının her biri Fransızların Sedan’da kuşatıldıkları gibi kuşatılacaklardır. Bu bayları isim isim biliyoruz: Müdürlerin, yönetim kurulu üyelerinin, büyük hissedarların vs. listesini elimize almak yeter. Tüm Rusya’da bunların sayısı birkaç yüzdür, en fazla birkaç bindir ve proleter devlet Sovyetler, memur dernekleri vs. gibi aygıtların yardımıyla, bunların her birine on, hatta yüz denetimci ayırabilecektir, öyle ki (kapitalistler üzerinde) işçi denetimiyle her türlü direnişi sadece kırmayı değil, aynı zamanda imkansız kılmayı da pekala başaracağız.

Esas mesele, kapitalistlerin mülklerinin zoralımı değil, kapitalistler ve olası taraftarları üzerinde genel, kapsamlı işçi denetimi olacaktır. Tek başına zoralım yetmez, çünkü bu, örgütlenme, hesap verme ve doğru paylaşımın hiçbir unsurunu içermez. Her türlü hesap vermekten yan çizmeyi, gerçeğin her türlü gizlenmesini, yasanın her türlü aşılma olanağını engellemeyi bir başarırsak, zoralımın yerine kolayca adil bir vergi (muhtemelen Şingaryov’un vergi oranlarına göre) koyabiliriz. Bu olanak ancak işçi devletinin işçi denetimiyle engellenebilecektir.

Zorunlu sendikalaşmayı, yani devlet denetimi altında birlikler halinde zorunlu birleşmeyi ta kapitalizm hazırlamıştır, Almanya’da bunu ta junkerlerin devleti gerçekleştirmiştir, Rusya’da bunu Sovyetler, proletarya diktatörlüğü tamamen gerçekleştirebilecek ve bu bize, yepyeni, evrensel, bürokratik olmayan bir “devlet aygıtı” getirecektir.

*

Burjuvazinin avukatlarının dördüncü argümanı: Proletarya devlet aygıtını “işletemeyecektir”. Bu argüman yukarıda söylenenlerin dışında yeni bir şey söylemiyor. Biz elbette eski aygıtı ne ele geçirebiliriz ne de işletebiliriz. Yeni aygıtımız Sovyetler ise şimdiden “halkın gerçek yaratıcı gücünün büyük coşkusu”yla harekete geçirilmiştir. Bu aygıtı sadece, Sosyal-Devrimci ve Menşevik liderlerin egemenliğinin taktığı kelepçelerden kurtarmak gerekir. Bu aygıt şimdiden işlemektedir, sadece, son hızla ilerlemesine engel olan küçük-burjuva deformasyona uğramış takıntılardan temizlemek gerekir.

Yukarıda söylenenleri tamamlamak üzere burada iki hususu incelemek gerekmektedir: birincisi, bizim değil, emperyalist savaş döneminde kapitalizmin yarattığı yeni denetim araçları; ikincisi, proleter tipte bir devletin idaresinde demokratizmi derinleştirmenin önemi.

Tahıl tekelini ve ekmek karnesini biz değil, savaş halindeki kapitalist devlet uygulamaya soktu. Daha kapitalizm çerçevesinde, genel çalışma yükümlülüğünü, işçiler için bu askeri zindanı yarattı. Fakat, tüm tarihsel çalışmasında olduğu gibi burada da proletarya, silahlarını kapitalizmden alıyor, bunları “keşfetmiyor”, “yoktan” var etmiyor.

Tahıl tekeli, ekmek karnesi sistemi, genel çalışma yükümlülüğü, proleter devletin elinde, tüm iktidarla donatılmış Sovyetlerin elinde muhasebe ve denetimin en güçlü aracıdır. Bu, kapitalistleri ve genelde zenginleri kapsayan, işçiler tarafından uygulanan, kapitalistlerin direnişini aşmak, proleter devlet aygıtını “işletmek” için tarihte görülmedik bir güç anlamına gelen bir araçtır. Bu denetim ve çalışma mecburiyeti aracı, Konvent’in yasalarından ve giyotininden daha güçlüdür. Giyotin sadece göz yıldırıyordu, sadece aktif direnişi kırmıştı. Bize bu yetmez.

Bize bu yetmez. Kapitalistleri sadece, proleter devletin mutlak gücünü hissetmeleri ve proleter devlete karşı aktif direniş düşüncesini akıllarına bile getirmemeleri anlamında “yıldırmak”la kalmamalıyız. Aynı zamanda onların —hiç kuşkusuz daha tehlikeli ve zararlı olan— pasif direnişini de kırmalıyız. Fakat sadece her türlü direnişi kırmakla kalmamalı, aynı zamanda onları, yeni devletin örgütsel çerçevesinde çalışmaya mecbur etmeliyiz. Kapitalistleri “kovmak” yetmez, (işe yaramaz, iflah olmaz biçimde “direnenleri” kovduktan sonra) onları yeni devletin hizmetine koşmalıyız. Bu gerek kapitalistler, gerekse de burjuva aydınların, memurların vs. belli bir üst kesimi için de geçerlidir.

Ve bunun araçlarına, savaş halindeki kapitalist devletin kendisinin elimize verdiği araç ve silahlara sahibiz. Bu araçlar şunlardır: Tahıl tekeli, ekmek karnesi, genel çalışma yükümlülüğü. “Çalışmayan yemesin!” — iktidarın ele geçirilmesinden sonra İşçi Temsilcileri Sovyetlerinin gerçekleştirmek zorunda olduğu ve gerçekleştireceği temel, en birinci ve en önemli kural budur.

Her işçinin bir çalışma karnesi var. Bu belge, bugün de hiç kuşkusuz kapitalist ücretli köleliğin bir belgesi, bir emekçinin şu ya da bu asalağa bağımlı olduğunu gösteren bir belge olsa da, onu alçaltmaz.

Sovyetler çalışma karnesini zenginler için ve daha sonra da yavaş yavaş bütün nüfus için uygulayacaktır (bir köylü ülkesinde çalışma karnesi köylülüğün ezici çoğunluğu için muhtemelen uzun süre gereksiz olacaktır). Çalışma karnesi “bayağı halk”ın bir alameti, “en alt” zümrelerin bir belgesi, ücretli köleliğin bir vesikası olmaktan çıkacaktır. Yeni toplumda artık “işçiler”in olmadığı, fakat çalışmayan kimsenin de bulunmadığının vesikası haline gelecektir.

Zenginler çalışma karnelerini faaliyet sahasına en yakın işçi ya da memur birliğinden almalı, her hafta, ya da saptanmış bir başka zaman dilimi içinde bu birliklerden işlerini sorumlulukla yerine getirdiklerine dair onay almalıdırlar, bu belge olmadan ekmek karnesi ve hiçbir gıda maddesi alamazlar. Bankacılık ve işletmelerin birleştirilmesi için iyi örgütçülere ihtiyacımız var (bu hususta kapitalistler daha fazla deneyime sahipler ve deneyimli insanlarla çalışma daha kolay ilerler); mühendislere, tarım uzmanlarına, teknisyenlere, bilimsel eğitimden geçmiş her türlü uzmana duyduğumuz ihtiyaç gittikçe artıyor. Bütün bu uzmanlara kendilerine uygun, alıştıkları bir iş göstereceğiz. Tam boyutuyla ücret eşitliğini muhtemelen yavaş yavaş uygulamaya koyacağız ve geçiş döneminde bu tür uzmanlara şimdilik daha yüksek ücret ödeyeceğiz. Fakat bunları çok yönlü işçi denetimi altına alacağız ve “Çalışmayan yemesin!” düsturunu tamamen ve mutlaka uygulayacağız. Çalışmanın örgütsel biçimini keşfetmemize gerek yok, bunu hazır biçimde kapitalizmden devralıyoruz — bankalar, sendikalar, en iyi fabrikalar, deneme istasyonları, akademiler vs.; sadece ileri ülkelerin deneyimlerinin en iyi örneklerini almamız gerekiyor.

Proletarya, deniyor, devlet aygıtını işletecek yetenekte olmayacaktır.

Rusya, 1905 Devrimi’nden sonra, büyük çoğunluğu kürek mahkumu gibi çalışmaya ve açlık çekmeye zorlanan 150 milyon insana acımasızca şiddet uygulayan, onlarla sınırsız biçimde alay eden 130.000 çiftlik sahibi tarafından yönetiliyordu. Ve 240.000 Bolşevik Parti üyesi, Rusya’yı zenginlere karşı ve yoksulların çıkarı doğrultusunda yönetemeyecek öyle mi? Bu 240.000 insan daha şimdiden, yetişkin nüfusun en az bir milyon oyunu almıştır; Parti üyeleriyle Partiye verilen oylar arasında böyle bir oran, Avrupa ve Rusya’da yaşanan deneyimlerle, örneğin Petrograd Duması için yapılan Ağustos seçimleriyle saptanmıştır. Demek ki şimdiden, her ayın yirmisinde paraları bir güzel cebe indirdikleri için değil, özgür düşünceleri nedeniyle sosyalist devlete bağlı bir milyon insanın “devlet aygıtı”na sahibiz.

Bunun ötesinde elimizde, devlet aygıtını derhal, bir çırpıda on katına çıkaracak, hiçbir kapitalist devletin hiçbir zaman sahip olmadığı ve olamayacağı bir araç var. Bu mucizevi araç, devletin günlük idari çalışmasına emekçileri, yoksul halkı çekmektir.

Bu mucizevi aracın kullanılmasının ne kadar kolay ve ne kadar etkili olduğunu açıklayabilmek için mümkün olduğunca basit ve anlaşılır bir örnek seçmek istiyoruz:

Devletin belli bir aileyi zorla evinden çıkarıp oraya bir başka aileyi yerleştirmesi gerekiyor. Kapitalist devlette bu her gün yaşanıyor, bizim proleter ya da sosyalist devletimizde de yaşanacaktır.

Kapitalist devlet, kendilerine bakan aile üyesini yitiren ve kirayı ödeyemeyen işçi ailesini evden çıkarıp sokağa atıyor. Bir icra memuru, bir koruma ya da bir milis, hatta bir müfreze geliyor bu iş için. Bir işçi mahallesinde bir evi boşaltmak için bir bölük Kazağa ihtiyaç var. Neden? Çünkü icra memuru ve milis çok güçlü bir askeri koruma olmadan oraya gitmeyi reddediyorlar. Ev boşaltma oyununun bütün komşu halk arasında, neredeyse çılgınlığa itilmiş binlerce ve on binlerce insan arasında kapitalistlere ve kapitalist devlete karşı, icra memurunu ve korumaları bir çırpıda paramparça edebilecek kadar büyük bir kızgınlık ve öfke yarattığını biliyorlar. Büyük kentte büyük askeri güçlere ihtiyaç vardır, büyük kente mutlaka, askerler kentteki yoksul halkın yaşamına yabancı kalsın diye, sosyalizm “mikrobunu kapmasınlar” diye uzak sınır bölgelerinden birkaç alay getirilmek zorunda kalınır.

Proleter devletin son derece yoksul bir aileyi zorla zengin bir ailenin evine yerleştirmesi gerekiyor. İşçi milisi birliğimiz, diyelim ki 15 kişiden oluşuyor: iki bahriyeli, iki asker, sınıf bilinçli iki işçi, ki bunlardan sadece birinin Parti üyesi ya da sempatizanı olması yeter, devamla bir aydın ve emekçi yoksullardan sekiz kişi, bunlar arasında en azından beş kadın, ev hizmetçisi, vasıfsız işçi vs. Birlik zenginin evine gelir, evi gözden geçirir ve iki erkek iki kadın için beş odanın bulunduğunu görür. “Yurttaşlar, bu kış iki odayla yetinin, diğer odaları bodrumlarda yaşayan iki aileye bırakın. Bir süre için, mühendislerin yardımıyla (görebildiğimiz kadarıyla siz de mühendissiniz herhalde?) herkes için iyi evler yapıncaya kadar kendinizi mutlaka kısıtlamak zorundasınız. Telefonunuzu on aile kullanacak. Bu dükkanlara vs. koşuşturma hususunda 100 iş saati kazandıracak. Ayrıca ailenizde çalışmayan, fakat hafif işler yapabilecek iki yarı işçi var; biri 55 yaşında bir kadın yurttaş, diğeri ise 14 yaşında bir erkek yurttaş. Onlar, ürünlerin on aileye doğru biçimde dağıtılmasını denetlemek ve bunun için gerekli olan yazışmaları yerine getirmek amacıyla günde üç saat görev yapacaklar. Birliğimizdeki öğrenci yurttaş bu devlet kararının metnini iki nüsha halinde hazırlayacak ve sonra siz, bunları tam olarak uygulamayı üstlendiğinizi lütfen onaylayacaksınız”.

Görüşümce, eski burjuva devlet aygıtı ve devlet yönetimiyle yeni sosyalist devlet aygıtı ve devlet yönetiminin farkı, bir örnekle böyle anlatılabilir.

Biz ütopyacı değiliz. Herhangi bir vasıfsız işçinin ve herhangi bir aşçı kadının hemen devlet yönetimine girecek durumda olmadığını biliyoruz. Bu hususta gerek Kadetlerle, gerekse de Breşkovskaya ve Tsereteli ile görüş birliği içindeyiz. Fakat bu yurttaşlardan farkımız, devleti yönetmeyi ve günlük idari çalışmayı sadece zenginlerin ya da zengin ailelerden gelen memurların başarabilecekleri önyargısından derhal kopmayı talep etmemizdir. Biz, devlet yönetiminde çalışmak için verilen eğitimin sınıf bilinçli işçiler ve askerler tarafından sevk ve idare edilmesini ve buna vakit geçirmeksizin başlanmasını, yani bütün emekçileri, bütün yoksul halkı bu eğitime çekme işine derhal başlanmasını talep ediyoruz.

Görüşümüzce, savaşın korkunç yük ve sıkıntılarını yumuşatmak, savaşın halkta açtığı korkunç yaraları iyileştirmek için devrimci bir demokrasiye ihtiyacımız var, yoksulların çıkarına devrimci önlemlere ihtiyacımız var, yukarıda örnek olarak anlatılan evlerin dağıtılması türünden önlemlere ihtiyacımız var. Kentte ve kırda gıda maddeleri, giysiler, ayakkabılar konusunda, kırda toprak, arazi vb. konusunda aynen böyle hareket edilmelidir. Devleti bu ruhla yönetmek için derhal on, belki de yirmi milyon insanı devlet aygıtına, tek bir kapitalist ülkede bile var olmayan bir aygıta çekebiliriz. Bu aygıtı ancak biz yaratabiliriz, çünkü halkın muazzam çoğunluğunun tam, kayıtsız şartsız sempatisi kesin bizimledir. Bu aygıtı ancak biz yaratabiliriz, çünkü bir işçi milisi oluşturacak ve bunu giderek (ki genişletilmesine hemen başlanacaktır) tüm halkın milisi yapacak durumda olan sınıf bilinçli işçiler, uzun kapitalist “çıraklık dönemi”nin (kapitalizmin yanında çıraklığa boşuna girmedik) disiplinlendirdiği işçiler bizden yanadır. Önderlik sınıf bilinçli işçilerde olmalıdır, onlar ise emekçilerin ve ezilenlerin geniş kitlesini yönetime çekebilecek durumdadırlar.

Bu yeni aygıtın ilk adımlarında hataların kaçınılmaz olması kendiliğinden anlaşılır. Fakat serflik kaldırıldıktan sonra özgürlüklerine kavuşan ve kendi işlerini kendileri idare etmeye başlayan köylüler de hata yapmadılar mı? Halk kendi kendini yönetmeyi ve hatalardan kaçınmayı pratiğin dışında, derhal halkın gerçekten kendi kendini yönetmesine geçmenin dışında hangi yolla öğrenebilir? Şimdi en önemlisi, devleti sadece bunun için yetiştirilen, toplumsal konumları itibariyle sermayeye bağımlı memurların yönetebileceği burjuva-aydın önyargısını bir kenara atmaktır. En önemlisi, burjuvazi, bürokrasi ve “sosyalist” bakanların eski tarzda yönetmeye çalıştıkları ama yönetemedikleri ve bir köylü ülkesinde yedi ay sonra bir köylü ayaklanmasının patlak verdiği duruma son vermektir!! En önemlisi, ezilenlere ve emekçilere kendi güçlerine güven duygusu aşılamak, yoksulların çıkarı için ekmeğin, bütün gıda maddelerinin, bütün giysilerin, evlerin vs. doğru, sımsıkı düzenlenmiş, örgütlü dağıtımını sadece kendilerinin ele alabileceğini, almak zorunda olduğunu pratikte göstermektir. Rusya’nın çöküşten ve yok oluştan kurtulmasının başka çaresi yoktur. Buna karşılık proleter ve yarı-proleterlerin yönetimi sorumlulukla, cesaretle, her yerde aynı zamanda devralmaya başlaması, kitleler arasında tarihte benzeri olmayan bir coşku yaratacak ve sefaletle mücadelede halkın gücünü, tıknefesli eski bürokratik güçlerimize çözümsüz görünen birçok görevi kapitalistler için değil, beyler için değil, bürokratlar için değil, kırbaç altında değil, ilk kez kendisi için çalışan milyonlarca kitlenin gücüyle çözecek kadar çoğaltacaktır.

Beşinci argüman, Bolşeviklerin iktidarı koruyamayacaklarından ibarettir, çünkü “durum olağanüstü karmaşık”tır …

Ah şu çok bilmişler! Devrime rıza göstermeye pekala hazırlar — tek şu “olağanüstü karmaşık durum” olmasa.

Böyle devrimler yoktur ve böyle bir devrim iç çekişlerinin ardında bir aydının gerici sızlanmalarından başka bir şey yoktur. Bir devrim görünüşte pek karmaşık olmayan bir durumda başlamış olsa bile, devrimin kendisi gelişimi içinde daima olağanüstü karmaşık bir durum yaratır. Çünkü gerçek bir devrim, derinlemesine bir devrim, Marx’la söylemek gerekirse, bir “halk” devrimi, eski toplum düzeninin ölümü ve yeni bir toplum düzeninin, on milyonlarca insanın yeni bir yaşam tarzının doğumunun inanılmaz karmaşık ve acılı sürecidir. Devrim en şiddetli, en vahşi, en çılgınca sınıf mücadelesi ve iç savaştır. Tarihte hiçbir büyük devrim iç savaş olmadan gerçekleşmedi. İç savaşın ise “olağanüstü karmaşık durum” olmadan düşünülebileceğini, ancak dar görüşlü, dünyadan bihaber insanlar varsayabilirler.

Olağanüstü karmaşık bir durum olmasaydı, devrim de olmazdı. Kurttan korkan ormana girmesin.

*

Altıncı ve son argüman: Proletarya, “sadece proletarya diktatörlüğünü değil, onunla birlikte tüm devrimi de süpürüp atacak düşman güçlerin muazzam baskısına direnemeyecektir.

Boşuna uğraşmayın baylar, bizi korkutamazsınız. Bu düşman güçleri ve baskılarını Kornilovculuk sırasında (Kerenskiciliğin ondan hiç farkı yoktur) gördük. Proletarya ve yoksul köylülerin Kornilovculuğu nasıl süpürüp attıklarını, burjuvazi yandaşlarının ve küçük toprak sahiplerinin özellikle zengin ve özellikle devrim “düşmanı” yerel kesimlerinin az sayıdaki temsilcisinin nasıl acınacak ve çaresiz bir duruma düştüklerini herkes gördü, halk bunu unutmaz.

Hayır, baylar, işçileri aldatamazsınız! Bu bir iç savaş değil, bir avuç Kornilovcunun hiçbir şansı olmayan ayaklanması olacaktır. Yoksa halka “boyun eğmeme”yi ve ne pahasına olursa olsun, Viborg’da Kornilovcuların başına gelenin daha genişletilmiş biçimde yinelenmesini provoke etmeyi mi istiyorlar? Sosyal-Devrimciler bunu istiyorlarsa, Sosyal-Devrimci partinin üyesi Kerenski bunu istiyorsa — halkı çılgınlığa kadar itebilir. Fakat bununla işçileri ve askerleri korkutamazsınız baylar.

Köylüler ayaklanmaya itiliyor ve onlara şöyle deme arsızlığı gösteriliyor: “sabredin”, bekleyin, kendinizi ayaklanan köylüleri “askeri önlemler”le sakinleştiren hükümete emanet edin!

İşler 19 Haziran’dan sonraki saldırıda yüz binlerce Rus askerinin mahvolmasına kadar, savaşın uzatılmasına kadar, komutanlarını denize atan Alman bahriyelilerinin ayaklanmasına kadar, bütün bunlara kadar oluruna bırakılıyor, bütün bu süre boyunca, bütün savaşan devletlere adil bir barış önermeden barış üzerine gevezelik ediliyor ve işçilere ve köylülere, ölmeye gönderilen askerlere şöyle deme arsızlığı gösteriliyor: “Sabretmelisiniz”, “Stolipinci” Kerenski hükümetine güvenin, bir ay daha Kornilov generallerine güvenin, belki de bu bir ay içinde birkaç on bin askeri daha mezbahaya gönderirler…. “Sabretmelisiniz.”
Bu arsızlık değil mi?

Hayır bay Sosyal-Devrimciler ve Kerenski’nin partili arkadaşları, askerleri aldatamazsınız!

İşçiler ve askerler Kerenski hükümetine, gereksiz tek bir gün, tek bir saat bile sabretmeyeceklerdir, çünkü bir Sovyet hükümetinin bütün savaşanlara derhal adil bir barış önereceğini, böylece çok büyük bir ihtimalle derhal bir ateşkes ve hızlı bir barış sağlayacağını biliyorlar.

Köylü ordumuzun askerleri, Sovyetlerin iradesine rağmen köylü ayaklanmasını askeri önlemlerle bastıran Kerenski Hükümeti’nin tek bir gün, gereksiz tek bir saat bile iktidarda kalmasına sabretmeyecektir.

Hayır, bay Sosyal-Devrimciler ve Kerenski’nin partili arkadaşları, işçileri ve köylüleri daha fazla aldatamayacaksınız.

Düşman güçlerinin baskısı proletarya diktatörlüğünü süpürüp atacaktır” diyorsunuz. İyi. Fakat sizler, değerli yurttaşlar, hepiniz iktisatçı ve eğitimli insanlarsınız. Hepiniz, burjuvaziyle demokrasiyi karşılaştırmanın saçmalık olduğunu ve cahilliği gösterdiğini, bunun, kiloyla metreyi karşılaştırmak gibi bir şey olduğunu bilirsiniz. Çünkü bir demokrat burjuvazi, ve bir de küçük-burjuvazinin demokrat olmayan (bir Vendée’ye yetenekli) kesimleri vardır.

Düşman güçler” lafı bir safsatadır. (Arkasında çiftlik sahiplerinin de bulunduğu) burjuvazi ise sınıfsal bir kavramdır.

Çiftlik sahipleriyle birlikte burjuvazi; proletarya, küçük-burjuvazi, küçük mülk sahipleri, ilk planda da köylülük — tüm kapitalist ülkeler gibi, Rusya’nın da bölündüğü üç temel “güç” bunlardır. Çoktan beri her kapitalist ülkede (Rusya’da da) sadece bilimsel ekonomik tahlilin değil, aynı zamanda bütün ülkelerin yakın çağ tarihlerinin politik deneyimiyle de, 18. yüzyıldan bu yana gerçekleşen tüm Avrupa devrimlerinin deneyimiyle, her iki Rus devriminin —1905 ve 1917— deneyimiyle kanıtlanan üç temel “güç” bunlardır.

Demek proleterlere, burjuvazinin baskısının, proleterlerin iktidarını süpürüp atacağı tehdidinde bulunuyorsunuz? Tehdidinizin anlamı sadece ve sadece bu, başka bir içeriği yok.

Ya tüm iktidar burjuvaziye — ki bunu çoktan beri savunmuyorsunuz, ve bizzat burjuvazi de böyle bir şeyi ima etmeyi bile göze alamıyor, çünkü halkın 20–21 Nisan’da böyle bir iktidarı bir omuz darbesiyle devirdiğini ve böyle bir iktidarı bugün üç kat büyük bir kararlılık ve acımasızlıkla yıkacağını biliyor. Ya da iktidar küçük-burjuvaziye, yani onun burjuvaziyle koalisyonu (ittifak, uzlaşma), çünkü tüm devrimlerin deneyiminin göstermiş olduğu gibi, kapitalist bir ülkede sermayeden yana ya da emekten yana olunabileceğini, ama ikisi arasında durulamayacağını söyleyen iktisat biliminin gösterdiği gibi, küçük-burjuvazi iktidarı kendi başına ve bağımsız olarak almak istemez ve alamaz. Bu koalisyon Rusya’da altı ay boyunca düzinelerce yöntem denedi ve iflas etti.

Ya da son olarak, burjuvaziye karşı, onun direnişini kırmak için, tüm iktidar proleterlere ve yoksul köylülere. Bu henüz denenmedi ve sizler, “Novaya Jizn”ci baylar, burjuvaziden duyduğunuz korkuyla ürkütmeye çalıştığınız halktan bunu denememesini istiyorsunuz.

Dördüncü bir şey düşünülemez.

*

Kapitalistlerin direnişinden korkmak ve fakat kendini devrimci olarak adlandırıp sosyalist saflarda görülmek istemek — ne büyük alçaklık! Bu tür seslerin yükselebilmesi için oportünizmin kemirdiği uluslararası sosyalizmin ne büyük bir ideolojik çöküş yaşaması gerekiyordu.

Kapitalistlerin direnme gücünü şimdiden gördük, bütün halk gördü, çünkü kapitalistler diğer sınıflardan daha sınıf bilinçliler ve Sovyetlerin anlamını derhal kavradılar; derhal bütün güçlerini sonuna kadar harekete geçirdiler, Sovyetleri parçalamak için, onları bir hiç haline getirmek için, onları (Menşeviklerle Sosyal-Devrimcilerin yardımıyla) bozmak, laklakhanelere dönüştürmek ve köylülerle işçileri aylar süren boş gevezelik ve devrim oyunlarıyla yormak için insan elinden gelen her şeyi denediler, bütün kaldıraçları harekete geçirdiler, eşi duyulmadık yalan ve iftira araçlarına, askeri komplolara başvurdular.

Proleterlerle yoksul köylülerin direnme gücünü ise henüz görmedik, çünkü bu güç kendisini tüm büyüklüğüyle ancak iktidar proletaryanın elinde olduğunda, bugün yoksulluğun ve kapitalist köleliğin ezdiği onlarca milyon insan, devlette iktidarın ezilen sınıflara geçtiğini, iktidarın çiftlik sahiplerine ve kapitalistlere karşı mücadelede yoksulları desteklediğini, onların direnişini kırdığını kendi deneyimiyle görüp hissettiğinde ortaya çıkacaktır. Ancak o zaman halkın içinde kapitalistlere karşı kullanılmayan nasıl bir direnme gücü yattığını göreceğiz, ancak o zaman Engels’in “saklı sosyalizm” dediği şey ortaya çıkacak, ancak o zaman işçi sınıfı iktidarının açık ya da gizli, aktif tavır alan, ya da pasif direnişte bulunan her on bin düşmanına karşılık, o zamana kadar politik olarak uyuyan, sefalet ve umutsuzluklarının acısı içinde zar zor geçinen, kendilerinin de insan olduğu, kendilerinin de yaşama hakkı olduğu, merkezileşmiş modern devletin tüm iktidarının kendilerine de hizmet edebileceği, proleter milis birliklerinin onları da devlet yönetimine doğrudan, sıkı, günlük katılıma çağırdığı inancını yitirmiş olan bir milyon yeni savaşçı ayağa kalkacaktır.

Kapitalistler ve çiftlik sahipleri Plehanov, Breşkovskaya, Tsereteli, Çernov ve ortaklarının hayırhah katılımıyla, demokratik cumhuriyeti kirletmek için her şeyi yaptılar, onu kirletmek için halkı kayıtsızlık ve aldırmazlık içine düşürecek, her şey ona vız gelip tırıs gidecek kadar servet dalkavukluğu yaptılar; çünkü aç biri cumhuriyeti monarşiden ayıramaz, başkalarının çıkarı için mahvolan üşümüş, yalınayak, köşeye sıkıştırılmış asker cumhuriyeti sevemez.

Fakat en son işçi, herhangi bir işsiz, her aşçı kadın, her mahvolmuş köylü, proleter iktidarın servetin önünde yerlere kadar eğilmediğini, tersine yoksullara yardım ettiğini, bu iktidarın devrimci önlemler almaktan korkmadığını, asalakların elinden fazla ürünleri alıp açlara verdiğini, evsizleri zorla zenginlerin evine yerleştirdiğini, tüm yoksul ailelerin çocuklarına yeterli süt verilinceye kadar, zenginlere bir damla süt vermeden onları süt parası ödemek zorunda bıraktığını, arazilerin emekçilerin eline, fabrika ve bankaların işçilerin denetimi altına geçtiğini, milyonerlerin sakladıkları servetleri için derhal ve ağır biçimde cezalandırıldığını gördüğünde —gazetelerde değil, kendi gözleriyle gördüğünde—, yoksul halk bütün bunları görüp hissettiğinde, kapitalist ve Kulakların hiçbir gücü, uluslararası mali sermayenin yüzlerce milyara hükmeden hiçbir gücü halk devrimini yenilgiye uğratamayacak, bilakis tam tersine o tüm dünyayı yenecektir, çünkü bütün ülkelerde sosyalist devrim yaklaşmaktadır.

Devrimimiz kendi kendinden korkmazsa ve tüm iktidarı proletaryaya devrederse, yenilmez olacaktır, çünkü arkamızda, savaşın şimdilik bastırdığı ama yok edilemeyen, tersine daha da güçlenen proletaryanın ölçülmez büyüklükteki, daha da ileri, daha da iyi örgütlü dünya güçleri vardır.

*

Kapitalist bayların Bolşeviklerin iktidarını, yani yoksul köylülüğün sınırsız desteğinin garanti olduğu proletarya iktidarını “süpürüp atacağı”ndan korkmak! Ne büyük bir miyopluk, halktan ne alçaltıcı bir korku, nasıl bir ikiyüzlülük! Bu korkuyu ifade eden kişiler, “adalet” sözcüğünü, hiç inanmadan, alışkanlık olarak, laf olarak, herhangi bir içerik yüklemeden ağızlarından düşürmeyen “yüksek” (kapitalist kavramlara göre yüksek, gerçekte kokuşmuş) çevrelere dahildirler.

Tek başına adalet, tek başına sömürülmenin öfkelendirdiği halkın duyguları, onları asla ve hiçbir zaman sosyalizmin doğru yoluna sokamazdı. Fakat kapitalizmin gelişmesiyle birlikte büyük bankaların, kapitalist birliklerin, demiryollarının vs. maddi aygıtı oluştuktan sonra, ileri ülkelerde olağanüstü zengin deneyim, uygulanmalarını kapitalizmin engellediği yeni yeni teknik mucizeler yarattıktan sonra, tüm emekçilerin ve sömürülenlerin desteğiyle bu aygıtı planlı olarak kendi ellerine almak ve işletmek için sınıf bilinçli işçiler çeyrek milyon üyesi olan bir Parti’de birleştikten sonra — şimdi, bu önkoşulların artık var olduğu bugün, gözlerini yıldırtmazlarsa, iktidarı ele geçirmeyi ve onu sosyalist dünya devriminin zaferine kadar korumayı bilirlerse, dünyada hiçbir güç Bolşevikleri engelleyemeyecektir.

V. İ. Lenin, Seçme Eserler Cilt 6, İnter Yayınları, Ankara, sf. 259-306’dan kısaltılarak alınmıştır. Makale Ekim Devrimi’nden önce Ekim 1917’de yayınlanmıştır.