Türkiye’de emek mücadelesi ve metal fırtına*

Yağız Senem

Bu makalede öncelikle Türkiye’de işçi hareketinin gelişimini kısaca özetleyip yakın tarihteki üç önemli eylemliliği ele alacağız. İlki 29 Ocak 2015’de DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş sendikası ile MESS arasındaki görüşmeler kapsamındaki metal işçilerinin grevi; ikincisi 2015 Mayıs’ında Türk-İş’e bağlı Türk Metal sendikasının örgütlü olduğu işyerlerinde –özellikle Koç Holdingin işletmeleri- Türk Metal sendikasının anti-demokratik tutumuna karşı metal işçilerinin başlatmış olduğu fiili grev; üçüncüsü 20 Ocak 2017’de MESS’ten ayrılan işletmelerin kurmuş olduğu EMİS’e bağlı fabrikalarda Birleşik Metal-İş sendikasına üye işçilerin başlatmış olduğu grev. Makalede bu direnişler ve tetikleyen koşullar aktarılıp bazı kısmi sonuçlar çıkarılacaktır.

KISA BİR TARİHÇE

Türkiye işçi ve dolayısıyla sendikacılık hareketini anlatıp, döneminin karakterini belirleyen ve hareketin gelişiminde etkili olan deneyimlerden bahsedilirken, 1946 yılı önemli dönüm noktalarından birisidir.

Türkiye 1945 yılının sonundan başlayarak, 2. Dünya Savaşı sırasındaki antifaşist direnişlerin, Avrupa işçi sınıfının kazanımlarının da üzerinde etkili olduğu bir değişim sürecine girdi. Bu değişim süreci kapsamında kimi demokratik adımlar atılmak zorunda kalındı. Bunlardan biri 1946 yılında, Cemiyetler Kanunu’nda bazı değişiklikler yapılarak sendika niteliğindeki örgütlerin kurulmasının önünün açılmasıydı. Bu kanunda bir sınırlama yoktu ve bu vesile ile birlikte birçok sendika ve yerel birlik kuruldu. (İstanbul İşçi Sendikaları Birliği, Kocaeli İşçi Sendikaları Birliği, Bursa İşçi Sendikaları Birliği gibi) Bu dönem kitlesel ve yaygın eylemlilikler pek gözlenmedi fakat 1946 yılında kurulan sendikalar ve yerel birliklerin mücadele deneyimleri önemli birikimler bıraktı ve hareketin ivmesi yükselmeye başladı. Dikkat çeken bu yükselmeye devlet fazla müsaade etmedi ve 1947 yılında 5018 sayılı Sendikalar Kanunu kabul edildi.

5018 sayılı İşçi ve İşveren Sendikaları ve Sendika Birlikleri Hakkında Kanun, işçi ve işveren sendikalarının kurulmasını (Birinci madde), sendikal özgürlüğün yasalarca teminat altına alındığını (Dokuzuncu madde) belirtmiş. Ancak sendikaların milliyetçiliğe aykırı hareket edemeyeceğini, politik gelişmelerde taraf olamayacağını (Beşinci madde), greve çıkan sendikaların kapatılacağını (Yedinci madde) belirterek sendikaları yönlendirmiş ve kontrol altına almıştır. 1947 yılındaki gelişmeler Türkiye sınıf hareketinde sendikaların vesayetçi köklerini bize göstermesi açısından önem arz etmektedir. Sendikal hukuk vesayet aracının kendisi olmuştur 1960’a kadar da yürürlükte kalmıştır.

Türkiye tarihinde ülke çapında hemen hemen tüm iş kollarını kapsayan Türk-İş ise bu vesayetçi dönemin ürünü,1946-1952 döneminde doğan ve gelişen sendikaların birleşmesinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Sendikal örgütlenmelerin yaygınlaşmasıyla birlikte merkezi bir yapıya duyulan gereksinim daha da artmış ve çeşitli görüşmelerin ardından, Bursa’da nisan ayında yapılan toplantıda bir konfederasyonun kurulması kararlaştırılmıştı. Konfederasyon 31 Temmuz 1952 tarihinde Ankara’da resmen kurulmuştu.[1]

Türk-İş’in resmi internet sitesinin Tarihçe bölümünün “Eylemlerimiz” alt başlığında ilk eylem olarak gösterilen Saraçhane Mitingi Türkiye işçi sınıfının potansiyelini göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Gerçekte ise miting, sınıf hareketinde 1946 yılındaki yaklaşımların sonuçlarından biri olan İstanbul İşçi Sendikaları Birliği tarafından düzenlenmiştir.[2]Saraçhane emek hareketinin 1950’li yıllardaki birikiminin en görkemli karşılığıdır. Yüz bin civarında işçinin katıldığı tahmin edilen mitingin öncelikli amacı, hükümet programında kesin bir takvime bağlanmamış olan grev ve toplu sözleşme yasalarının bir an önce ve sınırlandırılmadan çıkartılmasını sağlamaktır. Ancak Saraçhane Mitingi güncel amacının ötesinde anlamlar içermekte ve işçi sınıfının hegemonik kapasitesinin genişlemesinde önemli bir dönemece işaret etmektedir. 1980’lere kadar sürecek olan emek hareketinin yükselişinin işaret fişeğinin Saraçhane Mitingi olduğunu söylemek mümkündür.[3]

1961 Anayasası’nda grevli toplu sözleşmeli sendika hakkının tanınmasından (41. Madde) sonra Türk-İş’in mevcut hükümetlerle bu hakkın uygulamaya konulması konusunda diyaloğu esas alan bir tavır geliştirdiğini belirtmek gerekir. Bu doğrultuda, 1960 yılında Seyfi Demirsoy başkanlığındaki Türk-İş yönetimi çeşitli adımlar atmış ve ilk olarak da mevcut sistemle nasıl uyum içinde olduğunu göstermek için 1960’lı yılların başında başta Ankara olmak üzere kimi şehirlerde “Komünizmi Tel’in” mitingleri düzenlemiştir. Bu mitingleri 1964 yılında yapılan Türk-İş 5. Genel Kurulu’nda alınan “partiler üstü politika” kararı izlemiştir.

Grev ve toplu iş sözleşmesinin fiili olarak uygulanmasını sağlayan 275 sayılı yasa ise Türk-İş’in diyaloğu ile değil 1963 yılında Kavel işçilerinin mücadelesi sayesinde yürürlüğe girmiştir. Kavel Kablo Fabrikasının yönetimi, işçilerin yıllık ikramiyesini kesmiş ve üyesi oldukları Türk-İş’e bağlı Maden-İş sendikasından istifa etmeye zorlamıştır. Bununla birlikte işçiler üretimi durdurup kendilerini fabrikaya kilitlemiş, izleyen süreçte işçilerin eylemlerine saldırılar gerçekleşmiş, yasadışı lokavt görmezden gelinmiş, birçok işçi hakkında soruşturma açılmış, tutuklananlar olmuştur. Direnişin devam etmesi üzerine Dönemin Başbakan Yardımcısı Turhan Feyzioğlu ve Çalışma Bakanı Bülent Ecevit araya girmiş, protokol imzalanmıştır. Kavel işçilerinin, onların ailelerinin her türlü baskıya rağmen direnişe, greve sahip çıkması “Sendikalar Kanunu ile Toplu Sözleşme, Grev ve Lokavt” kanunlarının çıkarılıp yürürlüğe konulmasını sağlamıştır. Ancak Türk-İş bu eylemde pasif kalmış bu yüzden  23 sendika başkanıyla 45 yönetici, yaptıkları toplantıda Türk-İş’in Kavel grevinde gerekli tutumu almadığını belirterek konfederasyonla ilişkilerini kestiklerini açıklamıştır.[4]

Türk-İş içinde mevcut yönetimin uzlaşmacı çizgisinden memnun olmayan, temel hakların mücadele ile kazanılabileceğine inanan, sendikal-siyasal anlamda daha mücadeleci bir eğilim hep var olmuştur. 1960’ların siyasi ortamı içinde giderek güçlenen bu eğilim, dünyada ve Türkiye’deki siyasi gelişmelerden etkilenmiş ve Türk-İş yönetiminin uzlaşmacı çizgisini ve “partiler üstü politika” ilkesini eleştirmiştir.

Bunları takiben, 31 Ocak 1966 ile 26 Nisan 1966 tarihleri arasında Kristal-İş Sendikası’nın kendisine hükümet tarafından önerilen toplu iş sözleşmesi içeriğini kabul etmemesi sonucu Paşabahçe Şişe ve Cam fabrikasında grev kararı alınmasıyla başlayan direniş Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun[5] kurulmasında önemli rol oynamıştır. Türk-İş başlangıçta desteklediği bu grevi, 20 Mart 1966 tarihinden itibaren işverenin sunduğu sözleşmenin Kristal-İş tarafından kabul edilmemesini gerekçe göstererek desteklememe kararı almıştır.
Türk-İş yönetimine rağmen grevin bazı sendikalar tarafından desteklenmesi ve bundan sonraki grevlerde Türk-İş’ten ayrı olarak, Sendikalar Arası Dayanışma Komitesinin kurulması, Türk-İş’ten kopuşa son noktayı koymuş ve 13 Şubat 1967 tarihinde “Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu” (DİSK) kurulmuştur.[6] DİSK kuruluşundan kısa süre sonra Türk-İş’e göre daha mücadeleci tutumu ile birçok iş kolunda alternatif olmuş ve Türkiye’de sınıf hareketinin önemli unsurlarından biri haline gelmiştir. Bunun farkına varan Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi işbirliği içinde, çalışma yaşamını ve temel sendikalar mevzuatını düzenleyen 274 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasası ile 275 sayılı Sendikalar Yasası’nda değişiklik yapan tasarıyı TBMM’den geçirmiştir. Yapılan değişiklik, işçilerin sendika seçme özgürlüğünü önemli ölçüde kısıtlamakta, sendika değiştirmeyi güçleştirmekteydi.[7] Yasa taslağı 11 Haziran1970’te Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay‘ın onaylamasıyla yürürlüğe girdi. Kanunlaşan tasarı esas olarak Türk-İş‘ten DİSK‘e işçi akışını önlemeyi amaçlamaktaydı.

Bu tasarıya karşı 15 Haziran günü, 115 işyeri ve binlerce işçiyle başlayan, 16 Haziran günü 168 fabrika ve 150 bini aşkın işçiyle devam eden 15-16 Haziran direnişi, etkisini en çok Türkiye işçi sınıfının kalbi sayılan İstanbul ve İzmit’te göstermiştir. İstanbul’da, Gebze’de, İzmit’teki fabrikalarda üretim büyük ölçüde durmuştur.
Ancak bu eylemlerin DİSK’e rağmen gerçekleştiğini belirtmek gerekir. Türk-İş ve DİSK’e bağlı işçilerin inisiyatifi ile gerçekleşmiştir. Sıkıyönetim ilan edildikten sonra pek çok fabrika işçisi üretimi durdurma eylemine devam ederken DİSK üst yönetiminden hiçbir sendikacının, tamamen işçilerininisiyatifi ile gerçekleşen büyük işçi direnişine katılmamış olması ve DİSK Genel Başkanı’nın radyodan yaptığı konuşma ile işçileri sakin olmaya ve fabrikalarına geri dönmeye çağırması, DİSK’in sendikal mücadele konusunda 1970’li yıllarda daha net görülecek olan “bürokratik” eğilimini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak işçilerin tepkileri ile tavır değiştiren CHP, TİP ile birlikte Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu ve 6 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan tasarı 8-9 Şubat 1971 tarihinde Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edildi.[8]

Sonrasında sendikal bürokrasi, sermaye, hükümet işbirliğine rağmen 1960-70’li yıllarda büyüyen ve ciddi bir miras bırakan sınıf hareketi 1980 darbesi ile kontrol altına alınmaya çalışılmış ve bu noktada kısmen başarılı da olunmuştur.[9] 12 Eylül rejimitüm fabrikalarda mücadeleci işçileri ve işçi önderlerini tasfiye etmiş, DİSK’i tamamen kapatmıştır. Sendikal faaliyetleri ve toplu sözleşme düzenini askıya almış ve çalışma hayatını düzenleyen tüm kural ve kurumları sermayeden yana otoriter bir şekilde yeniden düzenlemiştir.

12 Eylül darbesinin ağır tahribatının ardından 1980’lerin ortalarından itibaren kıpırdamaya başlayan işçi sınıfı, 1989 Bahar Eylemleri ile yeniden tarih sahnesine çıktı. Bu eylemlerin en önemli özelliği, göreceli bir siyasal karakter kazanmasıydı. İşçiler eylemleriyle doğrudan ANAP Hükümeti’ni hedef aldı. Eylemler sırasında sıklıkla siyasal iktidarı protesto eden sloganlar atıldı. Eylemler kamuoyunun geniş kesimlerinin desteğini kazandı. Bu destek ve sempatinin oluşmasında 12 Eylül rejimine ve Özal Hükümeti’ne duyulan tepkinin ve yaygın demokratikleşme talebinin önemli bir rolü vardı.[10]

Emek mücadelesi tarihinde işçi sınıfı ile örgütlerinin birlikteliği her zaman tartışılan önemli bir konu olmuştur. İşçilerin, emekçilerin en temel haklarına karşı yapılan saldırılara geniş bir birliktelikle karşı durulmamış ve her zaman ciddi bir sorun olarak işçi sınıfının, onun örgütlerinin gündeminde olmuştur.[11]1999’da kurulan Emek Platformu bu yüzden emek mücadelesi tarihinde önemli bir yere sahiptir. 1998’de Asya’da başlayan ve Türkiye’yi de etkisi altına alan ve 1999 depremi ile de varlığını sürdüren ekonomik krizin etkilerinin giderek derinleşmesi, işçi sınıfının tüm kesimlerini olumsuz etkiledi. Bu gelişmeler, işçi, memur ve sözleşmeli personel statülerinde istihdam edilen emekçilerin örgütlerinin bir araya gelmesi gereğini daha yoğun bir biçimde hissettirdi. Bu gelişmeler sonucunda, Türk-İş, Hak-İş, DİSK, KESK, Türkiye Kamu-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanları 27 Ocak 1999 günü Ankara’da Hak-İş Genel Merkezinde toplanarak, ortak sorunları görüştü. Örgütler, toplantıya, kendi görüşlerini ifade eden metinler sundu. Daha sonra, uzun ve bazen sertleşen tartışmaların ardından, ortak görüşlerin ifade edildiği bir açıklama yayınlandı. Bu ülkemizde ücretli çalışanların o güne kadarki en geniş birlikteliğiydi.[12]

2000’li yıllar ise, sendikaların vesayet altında olduğu 1947 yılında ortaya çıkan tabloya benzemektedir. 2015 yılına kadar SEKA Kağıt Fabrikası direnişi ve Tekel direnişi dışında yoğun bir hareket, direniş, birlik ve dayanışma gözlemlenememiştir. Sınıf mücadelesinin karakterini ve geleceğini doğrudan etkileyen bir gelişme, birlik ve mücadele deneyimi yaşanmamıştır.

METAL SEKTÖRÜNDE DİRENİŞ

Sömürünün, sermaye birikiminin en yüksek olduğu metal sektöründe yukarıda ifade ettiğimiz ve birbiri ile bağlantılı olan üç hareketlilik bu bakımdan oldukça önemlidir. Bu üç hareket sendikal bürokrasi ve vesayete karşı bir direniş ve bilince dönüşmüş, bu bilinç her seferinde kendinden önceki deneyimin öğrettikleri ile büyüyerek günümüzde de Türkiye işçi sınıfının genç kuşaklarını eğitmesi ve hareketi ilerletmesi açısından önem kazanmıştır.

İlk olarak 2015’te DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş sendikasının, üyelerinin baskısı ile MESS’e bağlı işletmelerde başlatmış olduğu grev mücadelenin fitilini ateşlemiştir. Burada bir parantez açıp MESS’ten (Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası) özel olarak bahsetmek gerekir. MESS 1959 yılında kurulmuştur ve Türkiye’de patron örgütlerinin en güçlülerinden birisidir. Bir dönem 24 Ocak kararlarının mimarı Turgut Özal’ın da başkanlığını yaptığı bir organizasyondur. Her dönem MESS Türk-İş’e bağlı Türk Metal’in yanı sıra Birleşik Metal ve Çelik-İş ile de masaya oturur. Önce Türk Metal ile oturup sözleşme imzalanır, ardından bu sözleşme diğer sendikalara dayatılır. İşçilerin tepkisine rağmen Türk Metal kimseyi tatmin etmeyen bir taslağa imza atar. İşçilerin çoğu taslaktan imza atıldıktan sonra haberdar oldu. Bu hemen akabinde bir tepki doğurdu ve gözler Metal-İş’e çevrildi. Taslağa muhalefet eden Birleşik Metal yine de imzaladı. Türk Metal de “bizim sözleşmenin fotokopisine imza attılar” diyerek gözlerini Birleşik Metal’e çeviren üyelerinin tepkisini soğurdu.

2011 yılındaki TİS sürecinde MESS dayatmasını kabul etmeyen Birleşik Metal grev kararı aldı. Yapılan grev oylamasında Birleşik Metal’in yetkili olduğu fabrikalarda bölünme yaşandı. Bazı fabrikalarda ‘Hayır’ oyu yüksek çıktı. 7 Mart’ta alınan grev kararı sonrası MESS geri adım attı ve süreç kısmen kazanım ile sonuçlandı.

Ancak 2015 yılındaki Toplu İş Sözleşmesi süreci daha farklıydı. MESS işçilere kıdem farkı gözetmeksizin ücretlerde enflasyona dayalı zam ve 3 yıllık sözleşme dayattı. Türk Metal ve Çelik-İş bu dayatmayı kabul ederken, Birleşik Metal reddetti. Ancak bu sefer işyerlerinde yapılan grev oylamasında 2011’den farklı olarak 10 kentteki 22 fabrikada yüksek oranda evet çıktı, beyaz yaka çalışanlar da grevden yana oy kullandılar. Fakat MESS geri adım atmadı. 29 Ocak günü 15 bin metal işçisi greve başladı ve başta metal iş kolu olmak üzere tüm Türkiye işçi sınıfının gözü 15 bin işçiye çevrildi. Burada özel olarak belirtmek gerekir ki greve çıkan işçilerin çoğu 30 yaş altındaydı ve hayatlarında ilk kez grevle tanışıyorlardı. Dolayısıyla bu grev Türkiye işçi sınıfının yeni kuşağı için önemli bir deneyim ve birikim olacaktı. Sınıf hareketi mücadeleci yeni bir kuşağı yetiştirmeye başlamıştı.

29 Ocak’ta başlayan grev 30 Ocak’ta jet hızıyla Bakanlar Kurulu kararı ile “Milli güvenliği bozucu nitelikte olduğu” gerekçesi ile 60 günlüğüne ertelendi. Bu erteleme fiili olarak yasaklama anlamına gelmekteydi. Çünkü erteleme süresi olan 60 gün içinde arabulucu aracılığıyla taraflar arasında herhangi bir anlaşma sağlanamadığı zaman, sendikanın toplu sözleşme yetkisinin düşmemesi için Yüksek Hakem Kurulu’na başvurmak zorunda kalıyor ve sözleşmeyi hakem kurulu bağlıyordu. Ancak, Yüksek Hakem Kurulu’nda yapılan sözleşmelerde büyük çoğunlukla sermayenin lehine kararların alındığı biliniyor.

Bu karar sonrası işçilerden, Birleşik Metal Sendikasından ve siyasi partilerden tepki açıklamaları gelmeye başladı. Birçok fabrikada işçiler grevin fiili bir şekilde devam ettirilmesi gerektiğini söyledi. 31 Ocak 2015 tarihli Evrensel Gazetesi’ne demeç veren Paksan İşyeri temsilcisi Rıfat Codura, “Ailelerimiz ve çocuklarımızla gerekirse fabrikayı işgal edeceğiz” derken fabrika önünde öfke hakimdi. İşçiler “Bekliyorduk, işgale ve direnişe hazırız“, “MESS şaşırdı, sabrımızı taşırdı” diyordu. Paksan işçisi Adem Çiçek arkadaşlarına söyle sesleniyordu: “Bunu biz değil MESS istedi. Fabrikayı işgale hazırız.”[13]

Yine grevin amiral gemisi sayılan Gebze’deki Kroman Çelik işçileri de grevin yasağa rağmen devam etmesi gerektiği kuvvetli bir şekilde dillendiriliyordu. Tepki gösteren Kroman Çelik işçileri gece geç saatlere kadar fabrika önünde beklemiş ancak sendikacılardan destek bulamamışlardı. Sendikacılar fiili mücadele talebine karşın işçileri fabrikadan uzaklaştırdı; grev pankartlarını gizlice topladı. İşçilerin de sendikacılara rağmen mücadeleyi fiili olarak sürdürecek bir örgütlülüğü yoktu. Tüm bunlara rağmen grevin daha ilk saatlerinde fabrika yönetimlerinden bazıları MESS’ten ayrıldığını duyurarak Birleşik Metal ile 2 yıllık münferit sözleşme imzalamıştı. Sırf patronların üç yıllık sözleşme dayatmasının geri çektirilmesi kazanımı bile Türk Metal üyelerinin dikkatini çekmişti. 3 yıllık sözleşme imzalayan Türk Metal, üyelerine açıklama yapamaz hale gelmişti. Ve bu gelişme daha mücadeleci bir yaklaşımın filizlendiği Metal Direnişinin temel taşlarını dönüşüyordu.

İkinci eylemliliğin temeli ise 2008 yılına kadar uzanıyor. 6 binden fazla çalışanı ile Bursa’daki en büyük fabrika olan Türk Metal sendikasının örgütlü olduğu Bosch’ta 2008 yılında 160 işçinin işten atılıp, asgari ücret ile yeni işçilerin alınmasıyla ortalama saat ücreti düşmüştü. Zam ortalama saat ücretine göre yapıldığı için Bosch maaşlarda Renault ve Tofaş’ın gerisinde kalıyordu. Bunun üzerine işçilerin Türk Metal’den ayrılıp Birleşik Metal’e geçmesi ile yetki krizi ortaya çıktı. Bu vesile ile 38 ay boyunca Toplu İş Sözleşmesi yapılamadı. Yetkiyi Türk Metal’in alması ile birlikte 38 ay sonra ilk defa TİS imzalandı. Türk Metal ve MESS arasında varılan anlaşmaya göre ücretlere ilk altı ay yüzde 7 artı 70 kuruş, ikinci altı ay yüzde 7 artı 20 kuruş, üçüncü altı ay enflasyon artı 15 kuruş, dördüncü altı ay için ise enflasyon artı 15 kuruş zam yapıldı.[14]

Bu sözleşme sonrası, 2015 yılındaki TİS sürecinde 3 yıllık sözleşmeye imza atan Türk Metal’in örgütlü olduğu 5 bin kişinin çalıştığı Renault fabrikasında işçiler sözleşmenin Bosch sözleşmesi esas alınarak tekrar hazırlanması için 16.00- 24.00 vardiyası işçileri üretimi durdurup fabrikayı boşaltmama kararı aldı. Metal direnişinin fitili ateşlendi. Renault’daki direniş taleplerine sonrasında üç madde daha ekledi:

– İşten atmama garantisi,

– Türk Metal’in temsilcilik tabelasının sökülmesi, temsilcilik odasında işçilerin şu an sözcülüğünü yapan temsilciler oturması,

– Anlaşmanın işçilerin temsilcileriyle birlikte protokol altına alınması. [15]

Renault’nun hemen ardından yine 3 yıllık sözleşmeye imza atan Tofaş, Mako, Coşkunöz, Kocaeli Ford Otosan, Gebze Arçelik LG, Ankara Türk Traktör olmak üzere birçok fabrika aynı talepler ile direnişe başladı.

MESS gelişmelere dair yaptığı ilk açıklamada, “Oyak Renault Otomobil Fabrikaları A.Ş.’de başlatılan işyerini terk etmeme ve topluca iş bırakma şeklindeki eylemlerle birlikte olaylar yasa dışı bir boyuta ulaşmıştır. … Bu eylemler yoluyla 3 yıllık süre için bağlayıcılığı olan grup TİS şartlarına yönelik haksız taleplerde bulunulması yasa dışıdır” ifadelerine yer verdi.

Türk Metal Sendikası da yaptığı açıklamada, MESS ile aralarında Oyak Renault işyerindeki 5 bin 600 çalışanın da dahil olduğu toplam 110 bin üye adına grup toplu iş sözleşmesinin, 15 Aralık 2014 günü imzalandığı hatırlatıldı. Açıklamada, sözleşmeyle alınan ücret artışları ve diğer hakların, Oyak Renault işyeri de dahil olmak üzere, tüm üyeler tarafından memnuniyetle karşılandığı ve sevinç gösterisine neden olduğu iddia edildi.

Bu açıklamaların ardından direnişin başka fabrika ve şehirlere yayılması da göstermiştir ki artık sarı sendikacılık, hükümet, patron işbirliğine karşı fiili-meşru mücadele yaklaşımı sınıfın en diri ve ileri kesimlerinde filizlenmeye başlamış, bu dönemin mücadelesine bir çıta çekmiştir.

Sürecin sonunda TOFAŞ ve Mako’da anlaşma sağlandı. Varılan anlaşmaya göre;

– Eylemlere katılan hiçbir işçi işten atılmayacak.

– Türk Metal gidecek. İşçiler temsilcilerini kendileri belirleyecek.

– İş başı yapılmasının ardından işçilere bin lira ödeme yapılacak. Bunun haricinde henüz miktarı net olmamakla birlikte yıllık prim ödemesi yapılacak.

Renault’da patron temsilcileriyle işçi temsilcileri arasında yapılan görüşme sonucunda 9 maddelik protokol üzerinde anlaşma sağlandı.

Anlaşmaya varılan protokol maddeleri şöyle:

1- Kimse işten atılmayacak

2- İşçiler aleyhine yapılan şikayetten vazgeçilecek

3- Tüm çalışanların sendikal özgürlükleri tanınacak

4- Son toplu iş sözleşmeleri ve çalışanların konuyla ilgili talepleri ile kıdem ve saat ücretleri dikkate alınarak bir ay içinde iyileştirme amacıyla analiz yapılacaktır. Düşük aylık ücret alanlara daha yüksek ve yüksek aylık ücret alanlara daha düşük prim olmak üzere ayrıştırılma yapılacaktır ve iç kategorizasyon sistemindeki geçişleri hızlandırma üzerine çalışılacaktır.

5- 4 No’lu madde kapsamında yapılacak iyileştirmelere mahsuben 1 hafta içerisinde tüm çalışanlara bin lira avans ödemesi yapılacak.

6- Her yıl sonunda çalışanlara kalite iş güvenliği ve üretim adetleri hedeflerine bağlı olarak performans primi verilecek olup prim miktarı asgari net 600 TL olacaktır.

7- İşyerinde çalışan ancak mevcut toplu iş sözleşmesinde dayanışma aidatı ödemek suretiyle yararlanan sendikasız işçilerin serbestçe sözcü seçmeleri halinde, yasal mevzuat çerçevesinde seçilen sözcüler, işçi-işveren arasındaki iletişimi sağlamak amacıyla muhatap kabul edilecekler ve mevcut sözcüler seçime kadar işçi-işveren arasındaki iletişimi sağlamak amacıyla muhatap olacaklardır.

8- Banka maaş ödemeleri promosyonu olarak çalışanlara net 480 TL prim ödenecek

9- Oyak Renault süreç içerisinde yaşadığı zararla ilgili çalışanlardan hiçbir talepte bulunmayacak. Aynı şekilde çalışanlar da süreçle ilgili Oyak Renault’dan şikayetçi olmayacak.

İmzalanan protokole rağmen saat ücretlerinde artış yapılmadı, sadece MESS ikramiyesi adıyla aylık 100 TL’ye varmayan ödeme yapıldı. Tüm bunlara rağmen Türk Metal birçok işletmede büyük kan kaybetti. Türk Metal ile vücut bulan sendikal bürokrasiye işçiler tarafından büyük darbe vuruldu. Sürecin sonunda 30000’e yakın işçi Türk Metal’den istifa etti, ancak Türk Metal’e geri dönmeyip Birleşik Metal’de örgütlenen sadece ZC Sachs fabrikası oldu. Eskiden yapılmayan temsilci seçimleri birçok fabrikada işçilerin zorlaması sonucu gerçekleştirildi. En önemlisi ise işçi sınıfının genç kuşağı çok önemli bir deneyim elde etti ve bu deneyimle birlikte 20 Ocak EMİS grevinde olduğu gibi yeni kazanımlar elde edildi.

Metalde geçtiğimiz sözleşme döneminde işçilerin greve çıkması üzerine General Elektrik, Schneider ve Himel Enerji patronları MESS’ten ayrılarak EMİS’i (Elektromekanik Metal İşverenleri Sendikası) kurmuştu. EMİS’le bu yıl ilk kez oturulan sözleşme görüşmelerinde patronlar Schneider’in Manisa fabrikası için ilk altı ay yüzde 14, Schneider’in diğer fabrikaları için yüzde 12, diğer altı aylar için enflasyon oranında artış teklif edildi. General Elektrik ve ABB için ise ilk altı ay yüzde 6 ve ikinci altı ay için yüzde 5 önerildi. Tüm fabrikalar için sosyal haklara ise yüzde 14.5 teklif edildi. EMİS ile Birleşik Metal-İş Sendikası arasında süren sözleşme görüşmelerinin tıkanması üzerine alınan grev kararı fabrikalara asıldı ve patronların düşük zam dayatmasından vazgeçmemesi üzerine işçiler 20 Ocak’ta greve çıktı. Sözleşme General Elektrik, ABB Elektrik, Schneider Elektrik ve Schneider Enerji’ye bağlı 26 işyerinde çalışan 2 bin 200 işçiyi kapsıyordu.

20 Ocak Cuma sabahı grevin başladığı ilk saatlerde metal işçilerinin, özellikle Birleşik Metal’e üye işçilerin, yabancı olmadıkları bir tablo ile karşılaşıldı. AKP hükümeti yine bakanlar kurulu kararı ile milli güvenliği bozacak olduğu gerekçesini göstererek grevi 60 gün süre ile erteledi. Birleşik Metal-İş’in bir önceki dönemdeki grevin yasaklanmasının ardından tutumu, sonuçları ve işçilerin buna tepkisi, Metal Direnişindeki fiili-mücadele perspektifinin kazanımları grev yasağına karşı işçilerin tutumunu belirledi. İşçiler pazartesi günü fabrikalarına giriş yaptı ancak üretime geçmedi. Gebze’de EMİS sözleşmesi kapsamında bulunan General Elektrik işçileri 24.00-08-00 vardiyasında sözleşmenin, talepleri doğrultusunda imzalanması için işbaşı yapmayarak şalteri indirdi. 08.00-16.00 vardiyası işçileri de üretimi durdurarak tezgahlarının başında bekleyişe geçti. Schneider Enerji işçileri de gece vardiyasından itibaren üretimi durdurdu. İş bırakma eylemi diğer vardiyalarda da sürdü. Schneider Elektrik İzmir ve Manisa fabrikalarının işçileri de, sözleşme, talep ettikleri şekilde sonuçlanana kadar üretim yapmayacaklarını duyurdu. Tezgahlarının başına geçen işçiler makineleri çalıştırmadı. İstanbul’da ABB’ye bağlı fabrikalarda ve Schneider’de de işçiler üretimi durdurdu. Patronlar tutanak tutarak işçileri üretime zorlasa da işçiler kararlılıkla eyleme devam etti.[16]

Bu tutum grevin daha ilk saatlerinde kazanımı getirdi. Saat ücretlerine birinci altı ay için 1,20 lira artı yüzde 7 zam yapıldı. Bu ortalama olarak yüzde 18,5 artışa tekabül etmektedir. Bu oran ile birinci altı ay için işyerlerine göre ortalamada 443 ile 510 lira net artış sağlandı. Yürürlüğü iki yıl olarak belirlenen sözleşmede diğer zam dilimleri için ise ikinci ve üçüncü altı aylarda enflasyon artı bir puan artış sağlandı. Sosyal yardımlardaki artış yüzde 27 oranında oldu. Dini bayram mesaileri yüzde 200’e yükseltildi. Engelliler gününde ücretli izin, eşin, anne ve babasının ölümünde üyeye 4 gün ölüm izni, ABB işyerinde işçilere sağlık sigortası hakları alındı.[17]

Geçmişi anlamadan bugünün eksik yorumlayacağını söyleyerek belirtebiliriz ki 1946 yılından Saraçhaneye, Kavel’den 15-16 Hazirana, Bahar Eylemlerine kadar yükselen birikim, 2017 yılında Metal Grevi ve Metal Direnişinde elde edilen deneyimle birleşti. Metal işçisi bu birikimin üzerine ekleyerek dönemin işçi sınıfı mücadelesinin hedef çıtasını yükseltti.

İşçi sınıfı zaferleri ve yenilgileri ile tarihini bildiği, o tarihten öğrendiği müddetçe ilerleyecektir. Ve bu tarih hem Türkiye’de hem dünyada kıymetli bir hazineye sahip. Burada bu tarihin kimi dönüm noktalarını ve bu zengin hazinenin bazı örneklerini göstermeye çalıştık. Deneyimlerden ve geçmişten yararlanıldığında elde edilen sonuç ve gelişim Metal Fırtına örneğinde barizdir. İşçi sınıfı geçmiş birikimini kendi mücadelesinin bir kazanımı olarak ele alabilecek bir iradeye sahiptir.

DİPNOT: * 9-10-11 Mart 20017 tarihlerinde 15. Türkiye Üniversite Öğrencileri Bağımsız İktisat Kongresi’nde yapılan sunumun yazar tarafından gözden geçirilmiş halidir.

[1] Koç, Yıldırım (2003), Türkiye İşçi Sınıfı ve Sendikacılık Tarihi Hareketi, İstanbul: Kaynak Yayınları,sf. 41

[2] Koçak, M. Hakan (2008), “Türkiye İşçi Sınıfı Oluşumunun Sessiz Yılları:1950’ler, Toplum ve Bilim”, Sayı: 113, sf. 90-127, sf. 121

[3] Koçak, M. Hakan ve Çelik,Aziz (2016) “Türkiye İşçi Sınıfının Ayağa Kalktığı Gün: Saraçhane Mitingi”, Çalışma ve Toplum, Sayı: 49, sf. 647-678, sf. 647

[4] Hür, Ayşe (2014) Kavel, Paşabahçe ve 15-16 Haziran Direnişleri, http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse-hur/kavel-pasabahce-ve-15-16-haziran-direnisleri-1199240/, 29.06.2014

[5] Maden-İş, Lastik-İş, Basın-İş ve bağımsız Gıda-İş, Türk Maden-İş (Zonguldak) sendikalarının birleşmesi ile kurulmuştur.

[6] Aydoğanoğlu, Erkan (2013) “60’lı Yıllarda İşçi Sınıfı Mücadelesi ve DİSK’in Kuruluş Süreci”, Özgürlük Dünyası, Sayı: 245

[7]Tasarıyla 274 sayısı Sendikalar Kanununda şu değişiklikler getiriliyordu: Bir işçi sendikasının Türkiye çapında faaliyet gösterebilmesi için o işkolundaki toplam işçi sayısının üçte birini üye kaydetmiş olması gerekir. İşçi federasyonlarının faaliyet gösterebilmesi için o işkolundaki toplam işçi sayısının üçte birini üye kaydetmiş olması gerekir. İşçi konfederasyonu kurulabilmesi için daha önce sözü edilen sendika ve federasyonların üçte birini, sendikalı işçilerin üçte birini üye yapması gerekir. Sendika üyeliğinden ayrılabilmek için tek tek noter karşısına çıkmak gerekir. Sendika kurmak için en az üç yıl işyerinde çalışmak gerekir. Uluslararası işçi kuruluşlarına ancak en fazla işçiyi barındıran konfederasyon üye olabilir.

[8]Evrensel(2015)Büyük İşçi Direnişi:15-16 Haziran,https://www.evrensel.net/haber/115298/buyuk-isci-direnisi-15-16-haziran, 15.06.2015

[9] 1970 yılında yapılamayan sendikal yasalardaki değişiklikler ancak 1980 darbesiyle yapılabildi.

[10]Çelik,Aziz (2015) 90’ların Hak Mücadeleleri: Bahar Eylemleri Dipten Gelen Dalga, https://bianet.org/bianet/emek/161305-isci-sinifinin-ayaga-kalktigi-yillar, 23.7.2017.

[11] Özellikle günümüzde kıdem tazminatının fona devri, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda yapılacak değişiklik ile iş güvencesinin ortadan kalkması tartışmaları yaşanırken Emek Platformu deneyiminin önemi daha görünür olmuştur.

[12]Koç, Yıldırım (2001) “Emek Platformu”, Türk-İş Eğitim Yayınları, Sayı: 72, sf. 1-22, sf. 3

[13]Evrensel (2015)Metal Grevi de Yasaklandı!, https://www.evrensel.net/haber/103374/metal-grevi-de-yasaklandi, 30.06.2017

[14]Oğhan, Şehriban (2015) Ve Bosch İşçileri Konuştu, http://www.hurriyet.com.tr/ve-bosch-iscileri-konustu-29050928, 20.06.2017

[15]Yalvaç, Vedat (2015) Metal İşçileri Net Konuştu: Taleplerimiz Kabul Edilmeden Direniş Bitmez, https://www.evrensel.net/haber/112986/metal-iscileri-net-konustu-taleplerimiz-kabul-edilmeden-direnis-bitmez, 17.06.2017

[16]Evrensel (2017)Metal İşçisi Grev Yasağını Tanımadı, https://www.evrensel.net/haber/305266/metal-iscisi-grev-yasagini-tanimadi, 24.06.2017

[17]Birgün (2017)Metal İşçileri Kazandı, http://www.birgun.net/haber-detay/metal-iscileri-kazandi-144324.html, 24.06.2017