Otomatik fabrika*

Dünyanın ilk otomasyona dayalı fabrikası Sovyetler Birliği’nde kuruldu. (Fotoğraf temsilidir)

Morosov[2]

Geniş ve oldukça aydınlık bir fabrika salonunun en sonunda, bir yazı masasının başında bir adam oturuyor. Aslında, büyük bir fabrikanın yönetici müdürünün haberleşme cihazları bile böylesine mütevazi bir masaya sığmaz. Ancak bu masada, büyük bir araba piston fabrikasının üretiminin tüm aşamalarını yansıtan bir “sihirli ayna” bulunuyor. Bütün işletmeyi buradan sadece bir eleman kontrol altında tutuyor.

Fabrika hangarı terk edilmiş izlenimi uyandırıyor. Sanki insanlar işyerlerini terk etmişler ve makinaları kendi kaderleriyle baş başa bırakmışlar. Fakat makinalar, sanki düşünme yetenekleri varmış gibi kusursuz bir şekilde çalışıyorlar. İşlenen parçalar art arda makinalardan çıkıyor, daha sonra yağlanıp kartonlara paketleniyorlar.

Her bir makinanın çalışması, kontrolörün kumanda masasına altına yerleştirilmiş olan camekanda renkli parlayan desenler halinde beliriyor. Tesis arızasız işlediği sürece gözler, gönül rahatlığı ile kontrol ışıklarına bakmakla yetinebilir. Ancak herhangi bir arıza çıkar çıkmaz, kumanda masasında parlak bir ışık beliriyor.

Bunun dışında kontrol masasına yerleştirilmiş olan birçok sayaç, sessiz ve durmaksızın tüm üretim sürecini kayıt altına alıyor.

Bir pistonun ömrü oldukça kısadır. Otomobili harekete geçiren yakıt patlamasının tüm şiddeti pistonların yüzeyine çarpar. Bundan dolayı pistonların her yıl yenilenmesi gerekir. Otomobil zengini olan Sovyetler’de kullanılan pistonların oranını tahmin etmek neredeyse mümkün değildir. Bu yüzden, Bilimsel Silindir Araştırmalar Enstitüsü ve “İş Makinaları Konstrüksiyonu”nun deneme işletmesi işçileri tarafından birlikte inşa edilen ve kurulan dünyanın ilk otomatik fabrikasının özellikle piston üretmesinin nedeni budur. Araba pistonu gibi karmaşık bir tasarımı bulunan bir malın seri üretimini gerçekleştirmek için kurulan, benzeri olmayan bir işletmenin üretim verimliliğinin ölçülmesi bu yüzden çok önemlidir.

Otomatik fabrika, varlık nedeni konusundaki sınavı olağanüstü bir başarıyla verdi: İşletmenin çalışma verimliliği benzer pistonlar üreten en iyi fabrikaların randımanını kat be kat aşıyor.

Üretim, alüminyum külçelerinin elektrikli maden eritme fırınına gönderilmesiyle başlıyor; fırına gereğinden fazla eritilecek madde doldurulmaması gerektiği için, madenleri fırına taşıyan bant, belirli zaman aralıklarıyla ileri doğru hareket ediyor. Elektronik kontrol cihazları çalışma temposunun doğruluğunun tam olarak denetlenmesini sağlıyorlar: Döküm süreci için bu tempo özellikle araştırılıp saniyenin küsurüne kadar hesaplandı.

Sovyet mühendisleri için otomatik olarak çalışan bir dökümhane ve ısı işleme tesisatı kurmak tamamen yepyeni bir işti: Otomatik ısı ayarlama sistemi yeniydi, eriyik dozajının tam olarak belirlenmesi yeniydi ve yüksek ısıda çalışan döküm makinasının hareket tertibatı yeniydi.

Elle yapılan dökümlerde, dökümün doğru yapılmasının sağlanması dökümcünün ellerine, daha doğrusu göz kararına, yani deneyimine bağlıydı. Peki ama otomatik çalışan bir döküm makinasında nasıl bir işlem yapılmalıydı?

Doğrudan fırının yakınında, döküm kalıplarını art arda alüminyum eriyiğinin bulunduğu kanala doğru götüren, kesin belirlenmiş bir tempoyla hareket eden bir döner bant işliyor. İşlem gören döküm kalıbı dolduğunda, parlak akkordan metal dereciğin kanalı bir iğne supabın yardımıyla otomatikman kapatılıyor.

İğne, mühendislerin çok fazla kafa yormalarına neden oldu. Çelikten yapılan iğneler yarım saat içinde kullanılmaz hale geliyorlardı. Bunun üzerine, çok yüksek ısıya dayanıklı olduğu bilinen, seramik hammaddelerinden yapılan iğneler denendi. Seramik iğnelerin ise şöyle dezavantajı vardı: Gerekli olan mekanik dirence sahip olmamaları ve çok çabuk kırılmaları. Bu pürüz, özel alaşımlardan yapılan iğnelerin kullanımıyla aşıldı: Yeni iğneler tamamen arızasız çalışıyor.

Makinaların, dökümhane ve eritme bölümündeki işleyiş süreleri, çalışma hızı tarafından belirleniyor.

Metalin halen yumuşak olduğu ve pistonların kolayca forma sokulabileceği bu süreçte banttan alınan ve halen sıcak olan parçaların çapağının alınması ve zımparalanması gerekiyor. Mühendislerin aşması gereken bir sorun daha vardı: Dayanırlıklarının artırılması için pistonların 6 saat boyunca 200 derecede fırınlarda kalması gerekiyor. Bu sorun, binlerce pistonu bir defada alabilen, kocaman, üç katlı bir fırının yapılmasıyla çözüldü. Pistonları taşıyan çelikten zincir, onların fırının içinde 6 saat boyunca kalmasını sağlayacak bir hızla hareket ediyor; işlemleri biten pistonlar aynı zaman aralıklarıyla fırını terk ediyorlar.

Şimdi ortaya çıkan soru ise şu: Döküm parçaları işlenmeye devam etmeye değer mi? Kendi başına çalışan bir sertlik test cihazı bu soruya doğru cevabı veriyor: Otomatik olarak çalışan bir pres, sert bir küreyi her bir pistonun üzerine bastırıyor ve eğer pistonun kıvamı gerekli koşullara uygun değilse bu parçalar kendiliğinden ıskarta silosuna atılıyorlar. Iskarta pistonlar için bu silodan bir tek çıkış yolu var: Yine fırına!

Sağlam olan pistonlar ise özel bir asansör yardımıyla devasa büyüklükte metalden bir transfer silosuna gönderiliyorlar. Böylece ısı işlemi bitmiş oluyor. Şimdi çalışma temposu daha da hızlanıyor.

Pistonlar, tek bir sıra halinde rayların üzerinde, bir makinadan diğerine aktarılıyor. Burada pistonların alın yüzeyi işleniyor, piston pimi için gerekli olan delikler ve piston segmanı için yiv kanalları açılıyor, pistonun dış cephesi ve piston gömleğindeki çentik perdahlanıp bileniyor. Bu aşamada ilk kez birçok iş prosedürleri aynı anda uygulanıyor: Bileme, tornalama, burgulama, delme vs..

Makinaların işçilerin kol gücüne ihtiyacı kalmamıştır– sadece gözetime ve düşünmeye gereksinim duyuyorlar. Makinalar çalışır durumdaysa korkmadan, rahatça başka işlerle uğraşılabilir –ve hatta, yeterli ölçüde sesli bir arıza ikaz sistemi mevcutsa işyerinden çıkılabilir–, pistonlar yine de bir biri ardına tek tek her makinanın işlem sürecinden geçecekler,   istiflenecek, yağlanacak, paketlenecekler vs..

İnsan, otomatik fabrika işletmesinin ve otomatların düzenli ve birbiriyle uyumlu bir şekilde çalışmasını izlediğinde, elinde olmadan Stalingrad’ı düşünüyor. Çünkü, kendi başına işleyen ilk imalat makinaları ve yarı otomatikleşmiş birimler orada kuruldu. Bu uzun bir zaman önceydi ve tüm bir işletmenin tam anlamıyla otomatik olarak kendi başına çalışabilmesi, uzun yıllar süren ağır kolektif bir çalışma gerektirmişti.

Kapitalist dünyada ise bu türden fabrikaların yapılışı bilinmiyor ve bunlar hiçbir zaman da hayata geçirilmeyecektir. Çünkü oradaki mühendislerin buluşları işçilerin işlerinin kolaylaştırılmasına hizmet etmiyor. Hatta öyle ki, nispeten basit bir mekanizma olan yürüyen bant sistemi bile bir işkence aletine dönüştü ve tasarımı iyileştirilmek yerine zamanla daha da kötüleştirildi.

Bir Amerikan dergisi olan “Scientific American”ın gerçekte büyük bir işçi dostu olduğunu söyleyemeyiz. Buna rağmen bu dergi bile Amerikan araba endüstrisinin üretimin desteklenmesi sürecinin basitleştirilmesi, daha doğrusu hızlandırılması için yürüyen bant sisteminin çoğu zaman oldukça alçak yapıldığını ve bunun da işçilerde bel ağrılarına, tehlikeli biçimde beyin kan basıncının yükselmesi tehlikesine ve birçok farklı rahatsızlıklara yol açtığını tespit ediyor.

Kendi başına çalışan otomatik işletmelerin yüksek verimliliği, elbette ki kapitalist dünyanın mühendislerinin de ilgisini çekiyor. Ama otomatikleşme düşüncesi orada acımasızca kötüye kullanılıyor: Burada örneğin bir işçi otomatik olarak çalışan bir dizi iş makinalarının ortasına yerleştiriliyor. Amerika’da öyle makinalar var ki, işçiler, gövdeleri ile özel bir kalıbı bastırmak için aynı anda ellerini, ayaklarını ve tüm vücutlarını harekete geçirmek zorunda kalıyorlar. Bu, işçinin makinayla sanki sürekli bir dans halinde olduğu izlenimini yaratıyor. Üretici firma bu makinalara lakap olarak boşuna “Charleston” dememiş.

Otomatik fabrikanın Sovyet mühendisleri sadece işçileri orantısız fiziksel zorlanmalardan korumak için gayret etmekle kalmadılar, aynı zamanda onların çıkması muhtemel aksaklıklar konusundaki kaygılarını da ortadan kaldırmaya çalıştılar. Artık işçinin, şu yada bu makinanın aniden bozulması ya da makinanın ıskarta mal çıkarmasıyla ilgilenmesi gerekmiyor.

Üretilen madde, tüm üretim süreci boyunca, elektronik idare teçhizatının sürekli keskin denetimi altında tutuluyor. Bu şekilde örneğin pistonların yivlerinin genişliği en ince ayrıntısına kadar kontrol ediliyor ve en ufak bir hata ya da eksiklik tespit edildiğinde yürüyen bandın elektriği kesilerek, otomatik olarak durması sağlanıyor. Her makinanın üzerinde, yüksek bir direğe monte edilmiş, soluk pembe bir ışık yayan üçgen şeklinde ikaz lambaları bulunuyor. Makinalarda herhangi bir arıza meydana geldiğinde bu lambalar anında parlak kırmızı bir renkte yanıyorlar.

Tasnif ve kontrol otomatı gibi özel öneme sahip olan bir diğer makina, pistonların ağırlıklarını ölçen makinadır.

Ağırlık analiz makinası kendiliğinden çalışan iki ayrı teraziden ve bunların üzerinde dönen ve pistonların yüklü olduğu bir yürüyen banttan oluşuyor. Ağırlık konusundaki hata tolerans sınırı oldukça dar tutulmuş ve artı eksi 2 gram olarak olarak belirlenmiş. Her bir piston otomatik olarak kefeye konup tartılıyor; döküm esnasında meydana gelen fazla ağırlık, çelikten bir kesici yardımıyla materyal ayrıştırma yöntemiyle gideriliyor.

Kontrol ve tasnif makinalarının konstrüksiyonu ise daha karmaşıktır. Bu makinalar pistonları dört ayrı gruba ayırıyorlar; ayrıca pistonlara ait oldukları markaları basıyorlar. Kılı kırk yararak yapılan ölçüm sonuçlarından sonra, ilgili büyüklük grubuna ait olan marka, mühür çekicinin altına itiliyor. Aynı anda pistonun iç yüzeyine bir boya şeridi çekiliyor. Dört farklı renk bulunuyor. Buradaki iş süreci eğitimli bir gözü bile yanıltabilir. Tüm bu güvenlik ve kontrol önlemlerine rağmen, yine de herhangi bir arıza çıktığında ve saniyelerle ölçülen kısa süreçlerde birden ıskarta mal üretildiğinde ne yapılıyor?

Otomatı kullanan genç “olamaz” diye garanti veriyor; “böyle bir şeyin olması tamamen imkansız!

Şüphesiz gelecekte, bugün bizim ancak hayal meyal tasavvur edebileceğimiz birçok fabrika kurulacaktır. O zaman, insanların işini devralan ilk otomatik fabrika hatırlanacaktır kuşkusuz.

*Neue Welt’in 7. Sayısından (Nisan 1951) Rıza Sami tarafından çevrilmiştir. Dünyanın ilk işçisiz otomasyona dayalı fabrikası. Kapitalist üretim ilişkileri çerçevesinde yaşama geçmesi/yayılması mümkün olmayan bu teknolojik toplumsal atılım, sosyalizm koşullarında hayata geçirileli yarım yüzyılı aştı.

[2]Mühendis