Poulantzas’ın sınıf analizinin eleştirisi-2

Arif Koşar

Makalenin ilk bölümünde Nicos Poulantzas’ın, dönemin genel eğilimine uygun olarak işçi sınıfını sadece üretken sanayi işçileriyle sınırlayan yaklaşımı, ayrıca üretken ve üretken olmayan emek ayrımı ele alınmıştı. İşçi sınıfının sadece üretken emekle tanımlanmasının keyfi bir tutum olduğu, böylece sınıfların oluşumunda üretim ilişkilerinin etkin rolünün göz ardı edildiği vurgulanmıştı. Poulantzas’ın ideolojik-politik düzeyleri de dikkate alan “çok yönlü” analizinde üretken emek ayrımının ekonomik düzeyi oluşturduğu, ancak onun analizine esas rengini veren olgunun “ideolojik-politik” düzeyin analize dahil edilmesi olduğu kaydedilmişti.

Makalenin bu ikinci bölümünde, Poulantzas’ın “ideolojik-politik” ölçütleri sınıf analizine dahil etme biçimi ve buna neden olan motivasyonları ele alınacaktır.

***

Sınıf analizinde üretim ilişkilerinin belirleyiciliğine ilişkin vurguyu Poulantzas, “yapısalcı Marksist” bir perspektifle revize etmek istemiştir. Ekonomizme karşı mücadele iddiasıyla üretim ilişkilerinin belirleyici rolü “son kerteye” ertelenmiş, sınıfları ekonomik, politik, ideolojik kertelerin tümünün etkisi olarak değerlendirmiştir.

sınıfların oluşumu yalnızca ekonomik düzeye denk düşmez, bir üretim tarzının ya da toplumsal formasyonun düzeylerinin tümünün yarattığı bir etkiye dayanır. Yargıların ekonomik, politik ve ideolojik düzeylerde örgütlenmesi, toplumsal ilişkilere, ekonomik, politik ve ideolojik sınıf pratiğine ve çeşitli sınıf pratiklerinin ‘mücadelesi’ne yansır.”[1]

Poulantzas’ın bu ifadeleri, toplumu yer değiştirebilen ve eşit düzeyde etkili olabilen kerteler biçiminde ele alan Althusserci yönteminin yansımasıdır[2]. Althusser, Hegelci “bütün” kavramının tek bir “özsel” ilkeye indirgediğini, böylece somut belirlenimlerin karmaşıklığını yakalayamadığını düşünmüştür. Marx’ın anlayışının tek bir “öz”e indirgenmiş Hegelci “bütün”den farklı olduğunu ifade eden Althusser, buradan kerteler ya da düzeyler teorisini geliştirmiştir: “karmaşıklık tipidir; birbirinden ayrı ve ‘görece özerk’ düzey ya da kerteleri içeren, yapılaşmış bir bütünün birliğidir bu … (düzeyler) son kertede ekonomi düzeyinin ya da kertesinin saptadığı özgül belirlenimlere göre birbiriyle eklemlenir.[3]

Althusser’de yapıların kendisi ekonomik, siyasal ve ideolojik düzeylerden oluşmaktadır. “Sınıf” dahil toplumsal olgular, bu üç seviyenin toplam etkisi ile ortaya çıkmaktadır. Bu düzeylerden birisi farklı durum ve koşullarda diğerlerinden öne çıkar ve “başat düzey” olarak daha etkili olur. Bazen ideolojik, bazen politik, bazen de ekonomik düzey “başat düzey”dir. Son kertede ise belirleyici ekonomik olandır[4]. Üç farklı ve eklenlenmesi ile yapıyı oluşturan düzeylerin ortak etkisi sınıfların ortaya çıkışını koşullamaktadır.

Toplumu üst üste eklemlenmiş ayrı ve “görece özerk” kertelerle açıklayan bu yaklaşımın ciddi sorunları vardır. Althusserci kuramcıların en önemlisi olarak kabul edilen Etienne Balibar, bu sorunun farkındandır ve şöyle demektedir: “Birçok kertenin varlığı bütün toplumsal yapıların özsel bir niteliği olmalıdır (ancak bunların sayısını, adlarını ve birbirleriyle eklemlenişlerini ifade eden terimleri gözden geçirilmeye açık olarak görüyoruz)[5]

Poulantzas’ın, Althusserci düzeyler teorisinin bir parçası olarak vardığı sonuçlardan birisi yukarıdaki alıntıda ifadesini bulmaktadır: “sınıfların oluşumu yalnızca ekonomik düzeye denk düşmez, bir üretim tarzının ya da toplumsal formasyonun düzeylerinin tümünün yarattığı bir etkiye dayanır.[6]

Bu yaklaşımda sınıflar, üretim tarzının (yapının) “yarattığı bir etkiye”ye[7] indirgenmiştir. Kurucu bir özne olarak görülmemiş, varlığı gerçek hayattan koparılmış[8], yapıların edilgen bir “etkisi” olarak yorumlanmıştır. Buna göre; tarih öznesiz bir süreçtir[9]. İnsanın kendisini özne olarak görmesi, devletin ideolojik aygıtlarının seslenişi ile maddi olarak şekillenen bir yanılsamadır[10]. Sınıflar, yapının pasif bir taşıyıcısıdır.

Oysa bu “yapı”, sınıflar arasında anbean devam eden ilişkilerin kalıplaşmasının/yapılaşmasının sonucudur. Yapılaşmış bu ilişkiler de sınıfsal oluşumların yeniden üretimini sağlamaktadır. Poulantzas, özneyi “yapı”dan tam anlamıyla ayırmakta, birey ve sınıfları etkisiz taşıyıcılar olarak tasarlamaktadır. Özne, soyut bir olgu değil toplumsal ilişkilerinin toplamıdır; bu öznelerin dahil olduğu üretim sürecindeki toplumsal ilişkilerin rutinleşmiş ve yapılaşmış hali, üretim ilişkilerini oluşturur. Bu anlamda üretim ilişkileri ile bu ilişkilerin bileşeni ve yoğunlaşmış hali olan sınıflar, ayrı ayrı olgular değildir.

Yapının üç düzeyinin ortak etkisine işaret eden Poulantzas, sınıfı sadece “ekonomik düzey” ile tanımlayan “ekonomik indirgemeciliğe” karşı durma motivasyonu ile analizini gerçekleştirmektedir. Bu üç düzeyin etkisine dikkat çektikten hemen sonra Poulantzas;

Sınıfların yapısal varlığından bahsettiğimiz andan itibaren politik ve ideolojik öğeler mevcuttur. Dolayısıyla politik ve ideolojik öğeler, basitçe işçi sınıfının özerk politik devrimci örgütlenmesiyle ya da devrimci ideolojiyle özdeşleştirilemez.[11]

Poulantzas’ın dediği gibi, gerçekten de sınıfların varlığından bahsedildiği andan itibaren “politik ve ideolojik öğeler mevcuttur”. Kendi sınıfsal çıkarlarına uygun olsun ya da olmasın, işçi sınıfının ya da üyelerinin politik bir eğilimi vardır. Yine yaşam deneyiminden türetilen ya da dış koşullarca etkilenen bir ideolojik yaklaşıma sahiptir. Dolayısıyla işçi sınıfının somut varlığından bahsettiğimiz koşullarda, kaçınılmaz olarak politik ve ideolojik ilişkiler o “varlık”ta içsel olarak bulunmaktadır. Poulantzas bu konuda haklıdır.

Ancak, iki sorunu birbirine karıştırmaktadır. Tartışma; işçi sınıfının politik ve ideolojik ilişkilerden etkilenmesi (ve onları etkilemesi) ya da bu ilişkileri üretmesi konusunda değildir. Bu, zaten basitçe görülebilecek bir gerçekliktir. Tartışma; sınıfların varlığının hangi düzeyde tanımlanacağıdır. Poulantzas, sınıfların somut durumunu incelemekten çok onları tanımlamak amacıyla ideolojik ve politik düzeyleri analizine dahil etmiştir.

Bu aşamada şu sorular gündeme gelmektedir:

– Sınıflar hangi “düzey”de ya da nasıl tanımlanmalıdır?

– İdeolojik ve politik düzeyde tanımlanabilir mi?

– Sınıf tanımındaki “ekonomik düzey” ile ne kastedilmektedir?

– Poulantzas’ın “ekonomik düzey”in son kertede belirleyici olduğu tutumu ile “ideolojik ve politik düzey” arasında nasıl bir ilişki vardır?

POLİTİK ÖLÇÜTLER

Nicos Poulantzas’a göre; sınıf tanımlamasında politik ve ideolojik kriterler özellikle küçük burjuvazi analizinde gündeme gelmektedir[12]. Bu kapsamda üretken olmayan emekçiler konusunu ele alırken Poulantzas, politika ve ideolojiyi analizine dahil edişini şöyle açıklamıştır:

toplumsal sınıflar tanımının yalnızca ekonomik alanla sınırlanamayacağını ve politika ile ideolojiyi hesaba katmamızın ne anlama geldiğini somut bir şekilde göstermeye çalıştım. Bu Siyasal İktidar ve Toplumsal Sınıflar’da ileri sürülen temel bir tezdi. Dolayısıyla neden bu politik ve ideolojik öğelere ihtiyaç duyduğumu göstermek istiyorum. Üretken ve üretken olmayan emek ölçütü, üretken olmayan işçileri işçi sınıfının dışında tutmak için yeterli olsa da bunlara ihtiyaç duydum. Çünkü bu yeterli değildir, bu negatif bir ölçüttür. (…) bu ölçüt, onların işçi sınıfının da parçası olmadıklarını gösterir. Fakat, bu ekonomik ölçüt, onların hangi sınıfa ait olduklarını söylememiz için kendi başına yeterli değildir.[13]

Buna göre; “üretkenlik” biçimindeki “ekonomik ölçüt”; üretken olmayan emekçilerin işçi sınıfına ait olmadığını gösteren negatif bir kriterdir. Peki, bu kesimler, işçi sınıfına dahil değilse hangi sınıfın üyesidir? Onların ait olduğu sınıfı belirlemede “ekonomik ölçüt” olduğu iddia edilen “üretkenlik” yeterli değilse ne yapılacaktır?

İşte bu noktada, analize “politik ve ideolojik ölçüt”ler dahil edilmektedir. Poulantzas’a göre; “üretken olmayan maaşlı işçilerin sınıfsal tespitini pozitif bir şekilde tanımlamak için ekonomik olan (üretim ve sömürü ilişkileri) yeterli” değildir ve “toplumsal işbölümünün politik ve ideolojik öğelerini her zaman hesaba katmamız[14] gerekmektedir.

Politik ölçüt”, Poulantzas’ın analizinde özellikle yönetici ve denetçi emeğin sınıfsal pozisyonunu belirlemek açısından önemlidir. Buna göre; maddi meta üretiminde kol işçileri gibi sömürüye maruz kalmalarına rağmen denetim işlevini yerine getiren işçiler, işçi sınıfı üzerinde kurulan politik tahakküme ortak olmaktadır. Yani denetçi işçiler bir yandan sermaye tarafından sömürülür, diğer yandan sermaye adına işçi sınıfını denetler.

Poulantzas, bu çelişkili durumu işçi sınıfının teknik işbölümü ile sosyal işbölümü arasındaki farka atıf yaparak çözmeye çalışmıştır. Ancak bu iki işbölümü biçimi arasındaki farkı açıkça tanımlamamıştır. Genel anlamda emeğin teknik işbölümü ile temsil edilen yapısal konumu; özellikle üretim teknolojisinin düzeyi tarafından belirlenir. Emeğin toplumsal işbölümü ise üretimin toplumsal örgütlenmesine dayanır. Ve Poulantzas’a göre, emek sürecinin güncel örgütlenmesinde, üretim ilişkilerine dayanan toplumsal işbölümü, teknik işbölümü üzerinde etkili olur. Böylece denetçi işçilerin, sermaye tarafından sömürülmesi emeğin teknik işbölümü içerisindeki rolünü yansıtırken, işçi sınıfının politik tahakküm altına alınmasındaki rolü toplumsal işbölümündeki konumu ile tanımlanır[15]. Sonuçta Poulantzas’a göre; denetçi işçilerin temel işlevi işçi sınıfından artı-değerin sızdırılmasıdır[16]. Denetmen ve ustabaşı, üretim sürecinde politik tahakkümü sağlama işlevinden dolayı “yeni” küçük burjuvaziye dahildir[17].

Poulantzas’a göre “politik ölçüt”, kapitalist üretim sürecindeki yönetici ve denetleyici işlevlerin yerine getirilmesidir. Buna göre; kapitalist işletmede denetim, yalnızca emek süreçlerinin teknik koordinasyonunu değil işçi sınıfı üzerindeki politik tahakkümün güçlendirilmesini amaçlar. Bu durum; üretici işgücü içinde yer aldıklarında bile ücretli yönetici ve denetçileri işçi sınıfı ile antagonist bir ilişki içine sokar[18].

Poulantzas’ın “politik ölçütler”inin gerçekten politik olup olmadığı tartışmaya açıktır. Üzerinde durduğu temel politik kriter, “yeni” küçük burjuvazinin denetim hiyerarşisindeki konumudur. Teknik koordinasyon konusu dışında, denetleme işi iki yoldan kavramsallaştırılabilir. İlki, kapitalist sınıf ile işçi sınıfı arasındaki politik ilişkilerin üretim süreci çerçevesinde yeniden üretimi olarak. İkincisi; üretim sürecinin bir bütün olarak denetlenmesi olarak. Denetmen ve ustabaşının, bu iki açıdan da kapitalistin işçi sınıfı üzerindeki politik denetimini sağladığı söylenemez. Çünkü, hukuki ekonomik sahipliğin dışında fiili olarak kapitalist mülkiyeti idare eden üst düzey yöneticiler, anlık emek faaliyetinin ötesinde bir bütün olarak emek sürecini denetler. Üretim sürecinin bu kapsamda denetimi ve takibinin yanında denetçi ve ustabaşının politik tahakküm işlevinin faili ya da asli unsuru sayılması mümkün değildir[19]. Üstüne üstlük, bu denetçi ve ustabaşı, kapitalist sınıfın bir parçası olan üst düzey yöneticilerin denetim ve baskısı altında çalışmaktadır.

Yönetim ve denetim işlevini yerine getiren ücretli emek gücünün sınıfsal konumu, 1970’li yıllardaki sınıf analizi tartışmalarının önde gelen başlıklarından birisi olmuştur[20]. Bu tartışmaya ilişkin ayrıntılı bir değerlendirme yapılmayacaktır. Çünkü, bu makalenin konusu bu tür emek gücünün sınıfsal analizi değil, Poulantzas’ın sınıf analizine belirleyici bir öğe olarak “politik ölçütü” dahil etmesi ve bunu kullanma biçimidir.

Poulantzas’ın yaklaşımı, işyerlerinde kimi denetleyici pozisyonları taşıyan işçileri, işçi sınıfının dışında kabul ettiği, üretim ilişkilerine rağmen “politik kriterleri” belirleyici saydığı için tartışmaya açıktır. Çünkü, işyerinde emek sürecinin örgütlenmesinde, işçileri bölmek ve takip etmek için az ya da çok işçiye göstermelik ya da gerçek denetleyici işlevler tanımlanabilir. Özellikle esnek çalışma ve denetleme uygulamalarında işçilerin, hattaki malzemenin durumunu üzerinden birbirini denetlemeleri söz konusu olabilmektedir. Alt düzeyde bir denetim işlevinin, emekçiyi işçi olmaktan çıkardığı, “yeni küçük burjuvazi”nin bir parçası haline getirdiği iddiası bu açıdan, üretim sürecinde yer alan işçileri (kimi denetsel işlevler taşıdıkları gerekçesiyle) işçi sınıfının dışında tanımlaya yol açabilir. Birçok işyerinde işçileri denetleyen formenler, işçilerle aynı ya da küçük bir farkla daha yüksek ücret almaktadır. Esas olarak da, denetleyici işlevlere sahip bu işçiler, kapitalist işlevlere sahip üst düzey yöneticiler tarafından, diğer işçilerle birlikte gerçek bir denetime tabi tutulmaktadır. Ancak, bu tür denetim ve yönetici işlevlere sahip işçilerin bir bölümü, işletmedeki somut durum ve diğer koşullar dikkate alınmak kaydıyla, işçi sınıfının ayrıcalıklı/aristokrat tabakası içerisinde yer alabilir.

Yönetici işlevler içinse durum ayrıca ve daha geniş bir analizi hak etmektedir. Çünkü günümüzde işyerlerinde idari bölümler büyük ölçüde genişlemiş, büro işi kitleselleşmiş, vasıfsızlaşmış ve Taylorize edilmiştir[21]. İşyerlerinde farklı idari departmanlarda çalışanların büyük bölümünün “yönetici işlevleri” ya yoktur ya da etkisiz düzeydedir. İnsan kaynakları, finans-muhasebe bölümü vb. departmanlarda, şefler bir yana konulduğunda çalışanların büyük bir bölümü işçilerle benzer koşul, kazanç ve sermaye ile karşıt sınıfsal çıkarlara sahiptir.

Poulantzas, her türlü denetleme ve yönetici işlevi “politik ölçüt”ün bir unsuru haline getirdiği için üst düzey yöneticilerle, daha alt seviyelerdeki yönetim ve denetim işlevi arasındaki farklılığı göz ardı etmektedir. Oysa CEO, genel müdür vb. üst düzey yöneticiler; genellikle hisse sahibi (yani artı-değerden pay almaktadır) ya da artı-değerden pay alacak kadar yüksek bir maaşa sahiptir. Yüksek ücret gelirlerini; gayri-menkul, hisse ve finans sisteminde kendi kendine gelir sağlayan yatırıma dönüştürebilir ve çoğu zaman ücret geliri dışındaki gelirlerinin toplam gelirleri içinde daha yüksek bir paya sahip olduğunu da görülebilir. Evet, belirli ölçülerde başarısız olduklarında işten de atılabilirler. Ancak, bu onların bir işçi gibi emek güçlerini satmak zorunda oldukları anlamına gelmez. Çünkü elde ettikleri maaş gelirleri ya da emlak gelirleri ile çalışmadan da yaşayabilirler. Yani işçi sınıfı kapsamında tanımlanan emek gücünü satmak zorunda olma kriteri üst düzey yöneticiler için geçerli değildir. Sadece artı-değerden pay almaları açısından da değil, üretim araçlarının hukuki mülkiyeti ayrıca önemini korumakla birlikte, üst düzey yöneticiler üretim araçlarının yönetimi ve denetimi ile fiili olarak üretim araçlarının (hukuki olmayan) mülkiyetine de sahiptirler. Tüm davranışları, işlevleri, refleksleri, çıkarları temelde üretim araçlarının hukuki sahibi olan kapitalistten ayrılmaz. Mülkiyetin sağladığı getirilere önemli ölçüde sahiptirler. Bu açıdan üst düzey yöneticiler de, ayrı bir sınıf değil, üretim araçları mülkiyeti ve buna bağlı olan işlevler üzerinden kapitalist sınıfın bir parçası olarak değerlendirilmelidirler[22]. Daha alt düzeydeki yönetici ve denetmenleri bu pozisyonda değerlendirmek mümkün olmadığı gibi, “politik ölçüt”lerle işçi sınıfının dışında tanımlamak da doğru değildir.

Politik ölçüt ve üretken olmayan vasıfsız emekçiler

Poulantzas “politik ölçütler” ile, kapitalist üretimin örgütlenmesindeki denetim ve yönetici emeğine odaklanmıştır. Bu işlevlerin işçi sınıfı üzerinde sermayenin politik tahakkümüne katkı sağladığını, böylece bu tür emeğin bir bütün olarak işçi sınıfı dışında tanımlanması gerektiğini iddia etmektedir. “Ekonomik ölçüt”, üretken olmayan emekçilerin işçi sınıfının dışında olduğunu negatif bir biçimde olarak tanımlarken, “politik ölçüt”, bu tür emekçilerin “yeni” küçük burjuvazinin bir parçası oluşunu belirlemektedir. Ancak, Poulantzas’ın bu kurgusu, kendi içinde büyük bir çelişki içermektedir.

Üretken olmayan emekçileri beyaz yakalı işçiler örneğiyle sınırladığı ve yönetici-denetleyici işlevler taşıdığını düşündüğü için Poulantzas, onları politik tahakkümün katılımcısı olarak değerlendirmiştir. Oysa üretken olmayan emekçilerin çok büyük bir kısmı; ne denetim ne de yönetim fonksiyonlarını taşımayan vasıfsız ya da yarı-vasıflı işçilerce oluşturulmaktadır.

Örneğin yoğun kar yağışı sonrasında yolların açılması çalışmasını yürüten ya da normal dönemde yol bakım çalışmalarına katılan belediyenin fen işleri bölümündeki karayolu işçisi, üretilen hizmet piyasada alışverişe konu olmadığı için artı-değer üretmez. Yani bu karayolu işçisi üretken olmayan işçidir. Ancak, bu işçi, kış boyunca kar kürediği gibi, yazın sıcak asfaltta kazma kürek çalışmaktadır. Amirinin bizzat emri altında bulunduğu gibi, ne denetleme ne de yönetme yetkisi vardır. Yine ticaret ve finans gibi sermayenin dolaşım evresinde çalışıp artı-değer üretmeyen bu işçilerin, özel bir siyasal ya da ideolojik denetim işlevinden bahsetmek mümkün değildir. Örneğin alışveriş merkezlerindeki kasiyer ve tezgahtarlar, marketlerdeki raf sorumluları vb. işçi sınıfının en düşük ücret alıp en ağır çalışma koşullarına maruz kalan kesimlerinden birisidir. Bu ticari işçi gruplarının herhangi bir yönetici ya da denetleyici “politik tahakküm” işlevi bulunmamaktadır.

Poulantzas’ın yöntemi ile baktığımızda bile, üretken olmayan bu tür karayolu, temizlik, park-bahçe, ticaret, kamudaki çeşitli eğitim, sağlık, sosyal güvenlik vb. işleri yerine getiren milyonlarca üretken olmayan işçinin, işçi sınıfı üzerindeki “politik tahakküm” kurulmasında hiçbir katılım ve katkısı bulunmamaktadır.

Poulantzas, “ekonomik ölçüt”ün, üretken olmayan emekçileri sadece işçi sınıfının dışında olmasını belirlediği ancak hangi sınıfa dahil olduğunu belirlemediğini ısrarla vurgulamıştır. Öyleyse üretken olmayan emekçilerin büyük bir kısmı, bu işçilerin pozitif olarak tanımlamasını sağlayan Poulantzas’ın “politik ölçüt”ünün kapsamı dışında kaldığına göre nasıl tanımlanacaktır? Bu Poulantzas’ın çelişkisidir. Üretken olmayan emekçilerin çok büyük bir kısmını oluşturan yönetici ve denetçi olmayan işçilerin, sınıfsal pozisyonunu açıklama kapasitesini gösterememektedir.

Poulantzas’ın üretken olmayan bölüğünü işçi sınıfı dışında tanımlayan bu yaklaşımı bir kenara bırakıldığında; üretken olmayan işçilerin sınıfsal çıkarlarını belirleyen gerçek, emek güçlerini satarak doğrudan doğruya sömürülüyor olmalarıdır. Bu çıkarlar, en başta özgün koşullarıyla, daha sonra ise kapitalist üretim ilişkilerinin, emeğin sermayeye hem biçimsel hem de gerçek bağımlılığının ortadan kaldırılmasıyla bağlantılıdır. İşçilerin emek sürecinde üstlendikleri işlevler, işçiler arasında bölünmeler yaratabilir. Bazen bunlar sorumluluk, eğitim, gelir vb. durumlardaki farklılıklara dayanan bölünmelerdir. Ancak bu farklılıklar üretim ve sömürü ilişkileriyle bağlantılı herhangi bir ölçüt bakımından sınıfsal ayrışma olarak görülmez.[23]

İDEOLOJİK ÖLÇÜTLER

Poulantzas’a göre işçi sınıfı sadece ekonomik olarak sömürülüp politik tahakküm altına alınmaz, ayrıca ideolojik olarak da baskı altındadır. İdeolojik tahakkümün başlıca kaynağı, üretim süreci bilgisinin üreticilerden ayrılmasıdır. Kafa emeği ile kol emeği arasındaki ayrımla karakterize edilir. Bu, aynı zamanda toplumsal bir bölünme olup; teknik anlamda da “beyin” ve “kol” emeğine indirgenemez. Mühendis ve tekniker gibi kafa emekçileri üretim sürecindeki artı-değer üretimine doğrudan katılarak kolektif işçinin bir parçası olabilir. Ancak onlar, Poulantzas’a göre işçi sınıfının içinde düşünülemez. Emeğin toplumsal bölünmesinde “uzmanlar” olarak konum alarak, üretim bilgisini işçilerden koparır, böylece işçi sınıfı üzerinde ideolojik tahakkümün oluşturulmasında rol oynarlar[24]. İşçileri üretim sürecinin “gizli bilgisinden” mahrum bırakarak sermayeye bağımlılıklarını arttırır, işçi sınıfının itaatinin yeniden üretilmesine katkıda bulunurlar[25].

Poulantzas’ta mühendis, teknisyenler ve diğer profesyonel kafa işçileri bu ideolojik tahakküm ilişkisinin taşıyıcılarıdır. Bu nedenle yönetici ve denetçilerle birlikte “yeni” küçük burjuvazinin bileşeni olarak tanımlanır. “İdeolojik ölçüt”ü kullanma biçimine geçmeden önce, Poulantzas’ın üretim sürecindeki kafa emekçileri konusundaki “ekonomik ölçüt”üne kısaca değinmekte fayda vardır.

Poulantzas, işçi sınıfından ayırdığı ve “yeni” küçük burjuvaziye dahil ettiği kafa emekçilerinin üretken olduğunu kabul etmektedir. Yani Poulantzas’ın “ekonomik ölçütü”ne göre mühendis ve teknisyenler işçi sınıfının içinde tanımlanmalıdır. Ancak bu noktada Poulantzas’ın “yapısal belirlenmesi” devreye girmekte, “ekonomik ölçüt” bir kenara bırakılmakta, keyfi bir biçimde “ideolojik ölçütbaşat olarak tanımlanmaktadır. “İdeolojik ölçüt” belirleyici olduğunu iddia ettiği “ekonomik ölçüt”ü bastırmakta, böylece üretken kafa emekçileri işçi sınıfının dışına düşmekte, “yeni” küçük burjuvaziye dahil edilmektedir.

Şimdi teknik bir ayrımdan çok toplumsal işlevleri açısından tanımladığı kafa emeği ile kol emeği arasındaki ayrımı Poulantzas’ın sunuş şekline daha yakından bakalım:

Toplumsal işbölümündeki konumların belirlenmesinde rolü olan bu ayrım, katiyen ekonomik alanla sınırlı değildir. (…) Kafa ve kol emeği arasındaki ayrım, ancak, (a) – emeğin yetki ve denetiminin entelektüel emek ve bilginin gizliliği ile bağlantılı olduğu – işletmeler içerisindeki toplumsal işbölümünün politik ve ideolojik ilişkileri yönünde genişletildiğinde; ve (b) toplumsal işbölümü bütününün politik ve ideolojik ilişkileri (toplumsal sınıfların işgal ettiği konumların tanımlanmasına katkıda bulunan ilişkiler) yönünde genişletildiğinde anlaşılabilir.[26]

Poulantzas, kafa ve kol emeği arasındaki ayrımda iki konuya dikkat çekiyor. Birincisi; işletme içerisindeki politik ve ideolojik ilişkiler, ikincisi toplumsal alandaki politik ve ideolojik ilişkiler. İşletme içerisindeki “ideolojik” ve “politik” ilişkiler, “entelektüel emek ve üretimdeki “bilginin gizliliği”ne haiz olmaları nedeniyle teknisyen ve mühendislerin işlevleri ile bağlantılı bir biçimde tanımlanıyor.

Poulantzas’a göre, mühendis ve teknisyenler işyerinde “emek sürecinin ve onun despotik örgütlenmesinin denetlenmesinde özel bir yetki ile görevlendirilir.[27] Bilgi tekelini sürdürmesi bağlamında bu topluluk, entelektüel emekle “yan yana” konur. “Dolayısıyla bir bütün olarak mühendis ve teknisyenler işçi sınıfına ait olarak düşünülemez.[28]

Üretken emek ve üretken olmayan emek ayrımı teknisyen ve mühendisleri işçi sınıfının dışında tutmakta yeterli olmadığı için Poulantzas burada “ideolojik ölçütü” devreye sokmaktadır.

Poulantzas’a göre, kafa emeği ile çalışanlar, kafa emeğinin özgün doğasından kaynaklı değil, onun ideolojik ve politik işlevinden dolayı işçi sınıfının dışında kalmışlardır. Bu durum konjontürel değil bu grupların nesnel durumudur. Burada Poulantzas’ın dikkat çektiği iki işlev öne çıkmaktadır: birincisi işyerinde emek sürecinin denetimi (politik işlev), ikincisi işyerinde emek sürecine dair bilgi tekeli (ideolojik işlev).[29]

Üretim sürecinde çalışan mühendis ve teknisyenlerin konumu sınıf analizindeki kritik tartışma konularından birisidir. Mühendislik ya da teknisyenlik sınıf kavramı değil birer meslek grubu olduğu için üyelerinin farklı sınıflara üye olması olağandır. Ancak Poulantzas’ın üretim sürecindeki mühendis ve teknisyenlere ilişkin öne sürdüğü “ideolojik ve politik kıstaslar” sorunu çözmekten uzaktır.

Üretim sürecindeki emekçinin işçi sınıfına dahil olup olmamasını belirleyen kafa emeği ya da kol emeği harcaması değildir. Emek sürecinde kafa emeği ve kol emeği, kolektif emekçiler olarak artı-değerin üretimine birlikte katılırlar. Ayrıca her kol işçisinin yaptığı işte zihinsel, her kafa işçisinin yaptığı işte bedensel yönler vardır. Kimi alanlarda ise kafa işçisi, beden işçisinden daha ağır ve yorucu koşullarda çalışmaktadır. Çok rutin ve tekrara dayalı bir iş yapan çağrı merkezi işçisi, neredeyse bedensel bir iş yapmamasına rağmen yaptığı işin “kalifiye” ve “pozitif” olarak tanımlanması mümkün değildir[30].

Bu söylenenlere rağmen, kafa ve kol emeği arasındaki ayrım hâlâ devam etmektedir. Ancak bu ayrım bir sınıf kriteri değildir. Eğer böyle olsa idi, birçok işte hangi ölçüde zihinsel hangi ölçüde bedensel iş yapıldığını ölçmek imkansız olacaktır.

Bütün bunların ötesinde mühendisler üretim sürecinde artı-değer üretimine katılmaktadır. Üretim araçlarından yoksun, sermayenin tahakkümü altında belli bir ücretle istihdam edilen mühendis meta üretiminde kolektif işçinin bir parçasıdır[31]. Sermayenin işlevleri yerine getiren ve üretim sürecinden bağımsız olan üst düzey yönetici konumundaki mühendisleri bir kenara koyarsak[32], üretim sürecine harcadığı zihinsel ve bedensel emekle katılan mühendisler işçi sınıfının bir parçasıdır. Ancak işçi sınıfının vasıfsız kesimlerinden farklı özellikleri ve mesleki bilinçleri ile işçi sınıfının içerisinde özgün bir katman olarak var olurlar.

Şekil 1: Poulantzas’ın sınıf analizindeki kriterler

Kaynak: Wright, Class Boundaries in Advanced Capitalist Societies, sf. 14

İdeolojik ölçüt ve vasıfsız kafa işçileri

Üretim bilgisine sahip olmayı, işçi sınıfı üzerinde “ideolojik tahakküm” formu olarak görmek ve dolayısıyla bu bilgiyi tekellerinde tutanları işçi sınıfıyla antagonist bir ilişki içine yerleştirmek sorunlu bir yaklaşımdır. Kafa emeği ile kol emeği arasındaki ayrımı “bilgi tekeli” “ideolojik ölçütü” ile tanımlayan Poulantzas’ın yaklaşımı, bilgi tekeline sahip olmayan kafa emekçilerinin konumunu açıklama kapasitesi de gösteremez. Örneğin büroda sekreter olarak çalışan ya da mali hesapları yapan, fiziksel bir iş yapmamasına rağmen “bilgi tekeli”nden çok vasıfsız bir zihinsel emek harcayan kafa emekçilerinin tanımlanmasında “ideolojik ölçüt” ve “ideolojik tahakküm” boşa düşmektedir.

Braverman’ın belgelediği gibi pek çok ofiste ve ticari şirkette, emek süreçleri sanayide olduğu kadar rasyonelleştirilmiştir, mekaniktir ve zorbaca bir denetime tabidir[33]. Genel olarak kafa işçilerinin, el işçilerinden ideolojik uzaklıklarını simgeleyen kimi ritüellere ve kültürel pratiklere katıldığı olgusu, onların bu işçiler üzerinde tahakküm sahibi olduklarını kanıtlamaz; hele ki onlar da üretim sürecinin doğrultusu için gerekli bilgiye giderek tabi olmuş iken.[34]

Tablo 1’e bakıldığında bu çelişkili durum daha açık bir biçimde görülmektedir. Özel bir hastanede çalışan “yeni” küçük burjuvazinin bileşeni olan kafa emekçisini, örneğin fiziksel bir iş değil sadece telefon görüşmeleri ve randevu planı yapan bir sekreteri düşünelim. Tabloda artı-değer üretme kısmında iki seçenek vardır; özel hastanedeki bu kafa emekçisi tıpkı Poulantzas’ın işçi sınıfı gibi artı-değer üretir. Politik tahakkümde de iki seçenek vardır; özel hastanedeki sekreterin, tıpkı Poulantzas’ın işçi sınıfı gibi politik ya da ideolojik tahakküm sağlaması mümkün değildir. Zaten tabloda görüldüğü gibi Poulantzas “yeni” küçük burjuvazi kapsamında bu tahakküm biçimlerini sağlayamayan emekçilerin varlığını kabul eder. Bu durumda, özel hastanedeki sekreter olarak örnek verilen kafa emekçisi, tablodaki işçi sınıfı ile tam anlamıyla aynı özelliklere sahiptir. Buna rağmen Poulantzas’a göre işçi sınıfına değil “yeni” küçük burjuvaziye dahildir. Poulantzas’ın kendi mantığı bile “yeni” küçük burjuvazi olarak tanımladığı emekçilerin en azından bir kısmının işçi sınıfı kapsamında olduğunun kabulünü gerektiriyor. Ancak Poulantzas, bunu kabul etmemiştir.

YENİ KÜÇÜK BURJUVAZİ

Poulantzas, üretim süreci ve işçiler üzerindeki idari, teknik ve ideolojik denetimle kapitalist ilişkilerin yeniden üretiminde rol oynadığını düşündüğü üretken ve üretken olmayan emekçileri, “yeni” küçük burjuvaziye dahil etmektedir. Bu kapsamda aslında üretken olmayan emekçilerin “yeni” küçük burjuvaziye dahil olmasının sebebi, üretken olmamasından (Poulantzas’a göre “ekonomik düzey”) ziyade ideolojik ve politik işlevleridir. Böylece ideolojik ve politik olan, ekonomik ölçütü bastırmakta, üretken olmayan işçilerin ait olduğunu sınıfın tespit edilmesinde belirleyici olmaktadır.

Poulantzas küçük burjuvazinin iki ana grubu kapsadığını düşünmektedir. İlki “büyüklük olarak azalma eğiliminde olan” “geleneksel” küçük burjuvazidir[35]. Bunlar küçük ölçekli üreticiler ve küçük ticaret erbabıdır. Küçük toprak sahibi köylü, şehir ya da taşradaki esnaf, aracılık yapan küçük tüccarlar bu sınıfın içindedir. Ücretli emekçi istihdam etmedikleri ölçüde tam manasıyla bir ekonomik sömürü yoktur. Üretim ya da ticaret için gerekli olan emek, ya ücret biçiminde bir karşılık almayan mülk sahibi ya da aile bireyleri tarafından tedarik edilir[36]. Küçük burjuvazinin diğer grubu ise;

tekelci kapitalizmde artma eğiliminde olan ‘yeni’ küçük burjuvazidir. Yukarıda bahsi geçen üretken olmayan ücretli işçilerden meydana gelir; buna devlet ve çeşitli aygıtların istihdam ettiği memurları da eklemeliyiz. Bu işçiler artı-değer üretmezler. Diğerleri gibi emek güçlerini satarlar ve ücretleri, emek güçlerinin yeniden üretim bedeliyle belirlenir; fakat artı-değer üretimi yoluyla değil, artı emeğin doğrudan gasp edilmesi yoluyla sömürülürler.[37]

Poulantzas’ta, küçük burjuvazinin “eski” ve “yeni” kanadı üretim sürecinde iki farklı üretim pozisyonunu işgal etmektedir. Birincisi sahip olduğu üretim araçları ile küçük ölçekli meta üretimi yaparken, ikincisi sermaye için çalışarak karşılığında bir ücret alır ve emek zamanına sermaye tarafından el konulur. Poulantzas, üretim ilişkileri ve “ekonomik düzey”deki bu farklılığı göz ardı edemeyeceği için haklı olarak şu soruyu sorar: “O halde bir sınıfı, yani küçük burjuvaziyi meydana getirdikleri düşünülebilir mi?[38] Bu çelişkili durumdan çıkış yolu Poulantzas’a göre “politik ve ideolojik” kriterlerin devreye sokulmasıdır:

Üretim ve ekonomik alanda bu farklı pozisyonların, politik ve ideolojik düzeyde aslında benzer etkilere sahip oldukları ileri sürülebilir. Üretimden bir hayli uzaklaştırılmış ‘ücretler’ ve ‘rekabet’ biçiminde sömürülen küçük çiftlik sahipleri ve ücretli çalışanlar farklı ekonomik nedenlerle aynı politik ve ideolojik nitelikleri sergilerler.[39]

İki büyük toplumsal grubun aynı politik ideolojik niteliklere ve dünya anlayışına sahip olduğu tezi, ampirik kanıt isteyen ciddi ve oldukça iddialı bir ifadedir. İki toplumsal grubun aynı olduğu iddia edilen “politik ideolojik nitelikleri” ise;

küçük burjuva bireyselciliği; statükoya ilgi ve devrim korkusu; ‘toplumsal ilerleme’ miti ve burjuva statüye can atmalar; sınıflarüstü ‘nötr devlete’ inanç; politik kararsızlık ve ‘güçlü devletleri’ ve Bonapartist rejimleri destekleme eğilimi; ‘küçük burjuva’ (…) isyanlar. Eğer bu doğruysa o zaman bu, ortak ideolojik-politik nitelikler, ekonomide farklı yerleri olan bu iki topluluğun görece birleşik bir sınıfı, yani küçük burjuvaziyi meydana getirdiğinin düşünülmesi için yeterli zemini sağlar.[40]

Çok farklı ekonomik ve üretimsel pozisyonlarda olmalarına rağmen mülk sahibi “eski” küçük burjuvazi ile üretken olmayan işçilerin, Poulantzas’ın iddiasındaki “ideolojik” benzerliklerden dolayı aynı sınıfa (küçük burjuvazi) dahil olduğu kabul edilmektedir. Üretim ilişkilerindeki konumları farklı, ideolojik ilişkilerdeki konumları aynı!

Bu analizde iki başlıca sorun vardır:

İlki, üretken olmayan işçiler ile küçük mülk sahibi emekçiler arasındaki ideolojik benzerliklere ilişkin tespitler en iyi ihtimalle öznel gözlemlere dayanmakta, daha reel bir değerlendirmeyle tamamen keyfidir.

İkincisi, sınıfların belirlenmesinde üretim ilişkileri değil ideolojik ilişkiler belirleyici/başat bir konuma getirilmiş, farklı üretim ilişkilerindeki iki büyük grup, ideolojik benzerlik iddiası ile tek bir sınıf olarak tanımlanmıştır.

İdeolojik “gözlemler” ve ortaklıklar!

Poulantzas’ın üretken olmayan işçilere ve “geleneksel” küçük burjuvaziye atfettiği ideolojik ve politik ortaklıklar tamamen keyfidir. Örneğin küçük köylülerin kendi küçük üretimlerini zora soktuğunu için teknik ilerlemelere karşı çıkmaları, daha tutucu bir rol oynamaları mümkündür. Oysa Poulantzas’ın yeni küçük burjuvaziye dahil ettiği, ağırlıklı olarak mühendis, doktor, muhasebeci vb. profesyonel meslek gruplarına denk düşen kesimler üretim tekniklerinin gelişmesinden yana tavır takınabilirler. Poulantzas’ın üretken olmayan emekçilere dahil ettiği ve “yeni” küçük burjuvazi arasında saydığı doktorlar da hem toplumsal mücadelelere katılım açısından hem de “güçlü”, “otoriter” devlet yerine daha demokratik bir devlet yapılanmasını savunma açısından farklı bir konumda bulunabilirler. Dünyada ve Türkiye’de doktorlar, hemşireler ve bir bütün olarak sağlık çalışanlarının kitlesel grev ve mücadeleleri, küçüksenemeyecek boyutlardadır. Bu açıdan Poulantzas’ın ifade ettiği ortak ideolojik ve politik eğilimler sabit olmadığı gibi, toplumun yüzde 70’ine yakınını tek bir küçük burjuvazi kategorisi altında toplamaya izin verecek ölçüde homojen ya da işlevsel değildir.

Bu apaçık durumun farkında olan Poulantzas, bu farklılıkların küçük burjuvazinin katmanlarına işaret ettiğini vurgulamaktadır:

Bu farklılıklar, çeşitli küçük burjuva toplulukların, özellikle yeniden üretimleriyle ilgili tikel konumuna dayanır. Yine de halen esas itibarıyla tek bir sınıfla ilgilendiğimiz ve bu fraksiyonlara ve katmanlara yönelik tutumumuzun -ister onlarla kurulan ittifaktan tartışalım, ister politik davranışlarını (özellikle kararsızlıklarını) öngörelim- uygun bir şekilde ifade edilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Bu tavır daha doğruymuş gibi geliyor.[41]

Poulantzas’ın bu değerlendirmesi de üretken olmayan emekçileri ideolojik tutumu üzerinden “yeni” küçük burjuvaziye dahil etmesi için yeterli bir açıklama değildir. Poulantzas’ın tek kanıtı; analizinin gerekçelerini haklı çıkarmak üzere ortaya attığı gözlemleridir.

“Ekonomik ölçüt”ten ideolojinin belirleyiciliğine

Poulantzas’ta küçük mülk sahibi emekçi ve emek gücünü satan üretken olmayan emekçiler farklı üretim ilişkilerine tabi olmalarına rağmen “ideolojik benzerlikler” iddiası ile tek bir küçük burjuvazi sınıfının bileşenleri olarak tanımlanmıştır.

Poulantzas’ın modelinde “politik ve ideolojik ölçütler”in “ekonomik ölçütler”i hükümsüz kılması, Poulantzas’ın ekonomik ilişkilerin politik ve ideolojik ilişkilere önceliği savını sorunlu hale getirmektedir. Üretken emeğin ortak ekonomik pratiklerini işçilerle paylaşan kafa emekçileri ve teknisyenler, yalnızca “politik ve ideolojik ölçütler” nedeniyle işçi sınıfından dışlanmaktadır. Buna karşın, farklı ekonomik konumları işgal eden geleneksel ve yeni küçük burjuvazi “ortak ideolojik etkiler” zemininde tek bir sınıfın parçaları olarak sınıflandırılmaktadır. Poulantzas’ın geleneksel ve “yeni” küçük burjuvaziye atfettiği birlik bilhassa sorunludur; zira bu sınıflarca işgal edilen ekonomik konumlar yalnızca farklı değil, nesnel olarak karşıttır da. Kapitalist girişimin yoğunlaşması ve merkezileşmesi –yeni küçük burjuvazinin gelişme zemini budur- geleneksel küçük burjuvaziye hayat veren küçük ticari üretim formları için hayati bir tehlike oluşturur. Bu iki grubun karşıt ekonomik çıkarları göz önünde tutulursa, bunların ortak ideolojik eğilimler çerçevesinde tek bir sınıf olarak birleşmesi, sınıfların belirlenmesinde ekonomik ilişkilerin önceliği biçimindeki, Poulantzas’ın da kabul ettiği temel Marksist öncülle çelişir.[42]

İdeoloji ve politika, sınıf kriteri olarak devreye girince sınıflar ideolojik farklılıklara göre sonsuzca arttırılabilir. Sonuç; toplumsal sınıfların ideolojik farklılıklara dayanarak keyfi biçimde belirlenmesidir. Poulantzas, analizini mantıksal sonuçlarına vardırmaktan kaçınmakta, bu nedenle toplumun neredeyse yüzde 70’ini ideolojik ve politik olarak ortak paydada buluştuğunu varsaydığı küçük burjuvazide birleştirmektedir.

Diğer yandan işçiler arasındaki ideolojik bölünmeler, onların kendi sınıfsal çıkarları açısından değil, daha çok onları ayrı tutmakta çıkarı olan sermaye açısından anlamlıdır. Kapitalist ideolojinin dayatılması işçi sınıfının birliğini bozucu işlev görebilir ve sınıfsal örgütlenmenin önündeki engelleri artırabilir, ancak işçi sınıfının üretken ve üretken olmayan kesimleri arasında sınıfsal bir ayrım ya da duvar olarak görülemez.

Poulantzas’ın üretim ilişkilerini etkisiz kılarak “ideolojik-politik ölçütleri” sınıfların belirlenmesinde merkezi unsur olarak ele alması; politika ve ideoloji ile sınıfların iktisadi temeli arasındaki her türlü bağı koparan post-Marksizm’e doğru atılmış kritik bir adımdır. Poulatnzas’ın açtığı yolda ilerleyen post-Marksistler toplumsal sınıfların iktisadi temelden bağımsız ideolojik ve politik bir söylemle kurulan gruplar olduğunu savlamışlardır.[43] Poulantzas bu kadar ileri gitmemiş, ancak ideolojik ve politik unsurları nesnel sınıf yapılarının yerine geçirerek[44] kapıyı post-Marksizm ve postmodernizme açmıştır.

KAYNAKLAR

Acar-Savran, Gülnur (2006) Özne-Yapı Gerilimi – Maddeci Bir Bakış, İstanbul: Kanat Yayınları.

Althusser, Louis ve Balibar, Etienne (1970) Reading Capital, Londra: New Left Books.

Althusser, Louis (1987), John Lewis’e Cevap, Çeviren: Müntekin Ökmen, Ankara: V Yayınları.

Althusser, Louis (2000), İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları, Çeviren: Yusuf Alp ve Mahmut Özışık, İstanbul: İletişim Yayınları.

Braverman, Harry (2008) Emek ve Tekelci Sermaye, Çeviren: Çiğdem Çidamlı, İstanbul: Kalkedon Yayınları.

Burris, V. (2011) Sınıf Yapısı ve Politik İdeoloji, Çeviren: A. Gelmez, İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi yayını, http://www.imo.org.tr/resimler/dosya_ekler/577e36410d8e936_ek.pdf?tipi=2&turu=X&sube=3, 22.11.2016.

Carchedi, Guglielmo (1977) On the Economic Identication of Social Classes, London: Routledge and Kegan Paul.

Carter, Bob (2014) Capitalism, Class Conflict and the New Middle Class. London: Routledge and Kegan Paul.

Ehrenreich, Barbara ve Ehrenreich, John (1977) “The professional-managerial class”, Radical America, 11(2).

Koşar, Arif (2016) “Wright’ın Sınıf Analizinin Eleştirisi”, Teori ve Eylem, Sayı:1, sf. 38-57.

Laclau, Ernesto ve Mouffe, Chantal (1992), Hegemonya ve Sosyalist Strateji , Çeviren: Ahmet Kardam, İstanbul: İletişim: Birikim Yayınları.

Marx, Karl (1998) Artı-Değer Teorileri Birinci Cilt, Çeviren: Yurdakul Fincancı, Ankara: Sol Yayınları.

Öngen, Tülin (1996) Prometheus’un Sönmeyen Ateşi – Günümüzde İşçi Sınıfı, İstanbul: Alan Yayıncılık.

Poulantzas, Nikos (1975) Classes in Contemporary Capitalism, London: New Left Books.

Poulantzas, Nicos (1978) State, Power, Socialism, London: New Left Books.

Poulantzas, Nikos (2013) “Yeni Küçük Burjuvazi”, Poulantzas Kitabı – Seçme Yazılar içinde, Hazırlayan: James Martin, Çevirenler: Akın Sarı ve Selime Güzelsarı, Ankara: Dipnot Yayınları, sf. 441-454.

Poulantzas, Nicos (2014), Siyasal İktidar ve Toplumsal Sınıflar, Çeviren: Şule Ünsaldı, Ankara: Epos Yayınları.

Wood, Ellen Meiksins (2006) Sınıftan Kaçış – Yeni Hakiki Sosyalizm, İstanbul: Yordam Kitap.

Wright, Eric Olin (1976) “Class Boundaries in Advanced Capitalist Societies”, New Left Review, 98, sf. 3-42.

Wright, Erik Olin (2016) Sınıflar, Çeviren: Semra Toral, İstanbul: Notabene Yayınları.

Yücesan-Özdemir, Gamze (2014) İnatçı Köstebek – Çağrı Merkezlerinde Gençlik, Sınıf ve Direniş, İstanbul: Yordam Kitap.

 

EK-1

Poulantzas’ın “kendinde sınıf” eleştirisinin arka planı

Poulantzas’ın “kendinde sınıf” ve “kendi için sınıf” tartışması da onun ideolojik ve politik kritere bahşettiği belirleyici rolün örneklerinden birisidir. Poulantzas’a göre;

Marx’ın, ‘kendi için sınıf’la ‘kendinde sınıf’ arasında yaptığı ve 1847’de yazdığı Felsefenin Sefaleti’nde Hegelci bir terminolojiyle belirttiği ayrım, politik eserlerinde değişmez bir ayrım olarak kalmıştır.[45]

Marx’ın 1847’deki ‘kendinde sınıf’ ve ‘kendi için sınıf’ formülleri, bulanık Hegelci anılardan başka bir şey değildir. Kesin bir şey ifade etmemeleri bir yana, toplumsal sınıfların Marksist kuramcılarını yıllar boyu yanlış yönlendirmişlerdir.[46]

Marx’ın ‘kendinde sınıf’ ve ‘kendi için sınıf’ formülü, sınıfların belirlenmesinde üretim ilişkileri ile bireylerin ya da sınıfların bu ilişkileri algılayış biçimlerini birbirinden ayırdığının açık bir göstergesidir. “Kendi için sınıf” olma, işçi sınıfının kendi çıkarlarını savunma ve onu hayata geçirmek için politik mücadelede etkin bir şekilde yer almasına işaret ederken; “kendinde sınıf” işçi sınıfının henüz böyle bir politik bilinç ya da mücadele içerisinde olmadığı koşullara atıf yapar. Yani, işçi sınıfı politik mücadele içerisinde etkin değilse de, henüz sınıf bilincine sahip olmasa da, üretim ilişkileri kapsamında bir sınıf olarak (“kendinde sınıf”) ortaya çıkmıştır. Bu ayrım iki durum arasında bir bariyer olduğunu göstermez. Toplumsal ilişkiler, günlük mücadeleler, sınıf çatışmaları içerisinde işçi sınıfının politik eğilim, örgütlenme düzeyi vb. artar ya da azalır; “kendinde sınıf” “kendi için sınıf” olmak üzere hem toplumsal koşullar hem de içindeki sınıf bilinçli unsurların çabaları vb. birçok faktörün etkisiyle koşullanma halindedir. Bu nedenle “kendinde sınıf” ve “kendi için sınıf” kavramları üst düzey bir soyutlamaya işaret etmektedir. Hiçbir toplumsal formasyonda politik olarak tamamen etkisiz ya da tamamen bilinçsiz bir işçi sınıfı kitlesi mutlak olarak bulunmaz. Bu iki kavram hareket halinde ve birbiriyle geçişli olduğu gibi ampirik olarak da işçilerin durumu bu geçişin şu ya da bu düzeyinde yer alır.

Kendinde sınıf’ ve ‘kendi için sınıf’ ayrımına ilişkin tartışma bir yana, bu ayrımın Poulantzas’ı sıkıntıya sokan yönü, sınıfların belirlenmesinde üretim ilişkilerinin güçlü bir şekilde vurgulanmasıdır. Yani işçi sınıfı politik düzeyde etkin olmasa bile, kendi çıkarlarını gerçekleştirmek üzere politik yansımalarını açık bir biçimde oluşturmamış olsa bile sadece üretim ilişkileri ve iktisadi koşulların bileşeni ve sonucu (hem öznesi hem de nesnesi) olarak, yani “kendinde sınıf” olarak var olmaktadır. Bu durum, sınıfların belirlenmesinde “politik ve ideolojik düzeylerin” belirleyici olduğu fikri ile çelişmektedir ki, Poulantzas’ın ‘kendinde sınıf’ ve ‘kendi için sınıf’ ayrımını “kesin bir şey ifade etmeyen”, “yanlış yönlendiren” “Hegelci bir anı” olarak tanımlamasının sebebi budur.

 

 

[1] Poulantzas, Nicos (2014), Siyasal İktidar ve Toplumsal Sınıflar, Çeviren: Şule Ünsaldı, Ankara: Epos Yayınları, sf. 76

[2] Poulantzas, toplumu Althusserci bir tarzda ayrı ve özerk kerteler üzerinden analiz ederken, Devlet, İktidar ve Sosyalizm kitabında, bu tahlile ilişkin çeşitli kayıtlar getirmiştir. Bkz. Poulantzas, Nicos (1978) State, Power, Socialism, London: New Left Books, sf. 16-20

[3] Althusser, Louis ve Balibar, Etienne (1970) Reading Capital, Londra: New Left Books, sf. 97’den aktaran Acar-Savran, Gülnur (2006) Özne-Yapı Gerilimi – Maddeci Bir Bakış, İstanbul: Kanat Yayınları, sf. 168

[4] “Toplumsal ilişkiler, yapılar sisteminin oluşturduğu bir etki alanı olduğu için, sınıf mücadelesinin kademeleri, matrisin yargılarıyla aynı türden ilişkiler sürdürür. Ekonomik sınıf mücadelesinin -üretim ilişkileri açısından- toplumsal ilişkiler alanında son yargıda belirlemesi, egemen rolün, sınıf mücadelesinin bir diğer düzeyine -politik mücadele, ideolojik mücadele- geçmesi olarak yansıyabilir. Toplumsal sınıfların oluşumunda, bu sınıfların üretim ilişkileri ve ekonomik yapıyla olan ilişkilerinin belirleyici rolü tam olarak, yapılarda ekonomiğin son yargıda (değişmez olan ve toplumsal ilişkilere yansıyan) belirlemesini gösterir.” Bkz. Poulantzas, Siyasal İktidar ve Toplumsal Sınıflar, sf. 76

[5] Althusser ve Balibar, Reading Capital, sf. 207’den aktaran Acar-Savran, Özne-Yapı Gerilimi, sf. 144

[6] Poulantzas, Siyasal İktidar ve Toplumsal Sınıflar, sf. 76

[7] Poulantzas, Siyasal İktidar ve Toplumsal Sınıflar, sf. 76

[8] Althusserci “yapısal nedenselliğin” kritik noktası “yapıların etkilerinde var olması”dır. “. kendi öğelerinin özgül bir birleşiminden başka bir şey olmayan yapı, etkileri dışında hiçbir şey değildir” (Althusser ve Balibar, Reading Capital, sf. 189’dan aktaran Acar-Savran, Özne-Yapı Gerilimi, sf. 148

[9] ‘‘Tarih bir öznesiz ve ereksiz süreçtir, içinde insanların toplumsal ilişkilerin belirlenimi altında özne olarak hareket ettikleri verili durumlar, sınıf kavgasının ürünüdürler. Demek ki, tarihin, terimin felsefedeki anlamında bir öznesi yoktur, bir motoru vardır: O motor sınıf kavgasıdır.’’ Althusser, Louis (1987), John Lewis’e Cevap, Çeviren: Müntekin Ökmen, Ankara: V Yayınları, sf. 79-80

[10] Althusser, Louis (2000), İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları, Çeviren: Yusuf Alp ve Mahmut Özışık, İstanbul: İletişim Yayınları, sf. 64

[11] Poulantzas, Nikos (2013) “Yeni Küçük Burjuvazi”, Poulantzas Kitabı – Seçme Yazılar içinde, Hazırlayan: James Martin, Çevirenler: Akın Sarı ve Selime Güzelsarı, Ankara: Dipnot Yayınları, sf. 441-454, sf. 451

[12] Poulantzas, Toplumsal Sınıflar Üzerine, sf. 280

[13] Poulantzas, Yeni Küçük Burjuvazi, sf. 450

[14] Poulantzas, Yeni Küçük Burjuvazi, sf. 450

[15] Poulantzas’ın teknik ve toplumsal işbölümüne ilişkin bu tanımlamaları tartışmalıdır. Teknik iş bölümünü emek gücünün sermaye tarafından sömürülmesine, toplumsal işbölümünü ise politik tahakküme havale etmektedir. Oysa toplumsal işbölümü, emek gücünün sermaye tarafından sömürülmesine dayanmaktadır. Poulantzas, politik ölçütleri analizine dahil edebilmek için sömürüyü teknik işbölümüne indirgemiştir.

[16] Wright, Eric Olin (1976) “Class Boundaries in Advanced Capitalist Societies”, New Left Review, 98, sf. 3-42, sf. 8

[17] Carter, Bob (2014) Capitalism, Class Conflict and the New Middle Class. London: Routledge and Kegan Paul.

[18] Burris, V. (2011) Sınıf Yapısı ve Politik İdeoloji, Çeviren: A. Gelmez, İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi yayını, http://www.imo.org.tr/resimler/dosya_ekler/577e36410d8e936_ek.pdf?tipi=2&turu=X&sube=3, 22.11.2016, sf. 6

[19] Wright, Class Boundaries in Advanced Capitalist Societies, sf. 19

[20] En radikal pozisyonlardan birisi, bu emek türünü tam anlamıyla ayrı bir “profesyonel-yönetici sınıf” olarak tanımlayan John Ehrenreich and Barbara Ehrenreich’in yaklaşımıdır. Ehrenreich’ler, yeni teknolojik gelişmelerle birlikte işgücünün kritik bir değişim sürecinden geçtiği, profesyonellerin ve yönetici işlevlerin sayısının arttığı, öylece yeni bir sınıfın ortaya çıktığını ortaya atmıştır (Ehrenreich, Barbara ve Ehrenreich, John (1977) “The professional-managerial class”, Radical America, 11(2), sf. 13). Wright da, ücretli yöneticileri, “aynı anda burjuva ve proleter olarak karakterize edilen bir konum”da (Wright, Sınıflar, sf. 59) tanımlamıştır. “Yöneticiler”, işçilere ne yapacaklarını söyleme, işlerini yanlış yaptıkları için cezalandırma ve başkaca çeşitli yollarla üretim sürecine dair temel kararların alınmasına doğrudan dahil olma kapasiteleri bakımından burjuva, öte yandan kendilerine de ne yapacakları söylendiği, işverenleri tarafından işten atılabildikleri ve üretime kaynak akışı üzerinde asıl denetimin dışında tutuldukları için “proleter” olarak tanımlanmıştır ( Wright, Sınıflar, sf. 60). Bu analizden hareketle Wright, özellikle üst yöneticileri “örgütsel varlıkların” sömürü dayalı çelişkili bir sınıf mevki olarak değerlendirmiştir (Ayrıntılı bilgi için bkz. Koşar, Arif (2016) Wright’ın Sınıf Analizinin Eleştirisi, Teori ve Eylem, Sayı:1, sf. 38-57). Carchedi’de yönetici ve denetleyici emek gücünü “yeni orta sınıf” olarak tanımlanmıştır (Carchedi, Guglielmo (1977) On the Economic Identication of Social Classes, London: Routledge and Kegan Paul). O, “sermayenin küresel işlevini” yerine getirenlerle “kolektif işçi işlevini” yerine getirenleri birbirinden ayırır. Küresel sermaye işlevi “emek sürecinin denetim ve gözetimi” olarak tanımlanır –bu işlev artı değere el konulmasının özünü oluşturur ve Carchedi bunu (kolektif işçi işlevinin parçası olan) üretim sürecinin birliği ve teknik koordinasyonundan ayırır. Bu durum, üretim araçlarına sahip olmadıkları halde sermayenin küresel işlevini yerine getiren yahut değişen bir denge içinde hem sermayenin küresel işlevini hem de kolektif işçi işlevini yerine getiren faillerde mülkiyet ve işlevsel ilişkiler arasındaki bir karşılıksızlığın imkânını yaratır. Bu çelişik konumlar –esas olarak ücretli yöneticiler ve denetçiler- Carchedi tarafından “yeni orta sınıf”a ait olarak tanımlanır (Burris, Sınıf Yapısı ve Politik İdeoloji, sf. 14).

[21] Braverman, Harry (2008) Emek ve Tekelci Sermaye, Çeviren: Çiğdem Çidamlı, İstanbul: Kalkedon Yayınları, sf. 285-293

[22] Koşar, Wright’ın Sınıf Analizinin Eleştirisi, sf. 54

[23] Wood, Ellen Meiksins (2006) Sınıftan Kaçış – Yeni Hakiki Sosyalizm, İstanbul: Yordam Kitap, sf. 67-68

[24] Carter, Capitalism, Class Conflict and The New Middle Class,

[25] Burris, Sınıf Yapısı ve Politik İdeoloji, sf. 6

[26] Poulantzas, Toplumsal Sınıflar Üzerine, sf. 304

[27] Poulantzas, Toplumsal Sınıflar Üzerine, sf. 277

[28] Poulantzas, Toplumsal Sınıflar Üzerine, sf. 277

[29] Poulantzas, Toplumsal Sınıflar Üzerine, sf. 277

[30] Yücesan-Özdemir, Gamze (2014) İnatçı Köstebek – Çağrı Merkezlerinde Gençlik, Sınıf ve Direniş, İstanbul: Yordam Kitap, sf. 91

[31] Marx, Karl (1998) Artı-Değer Teorileri Birinci Cilt, Çeviren: Yurdakul Fincancı, Ankara: Sol Yayınları, sf. 384-385

[32] Üst düzey yönetici konumundaki mühendisler, kapitalist sınıfın bir parçasıdır.

[33] Braverman, Emek ve Tekelci Sermaye, sf. 293-376

[34] Burris, Sınıf Yapısı ve Politik İdeoloji, sf. 7

[35] Poulantzas, Toplumsal Sınıflar Üzerine, sf. 281

[36] Poulantzas, Toplumsal Sınıflar Üzerine, sf. 281

[37] Poulantzas, Toplumsal Sınıflar Üzerine, sf. 281

[38] Poulantzas, Toplumsal Sınıflar Üzerine, sf. 281

[39] Poulantzas, Toplumsal Sınıflar Üzerine, sf. 281-282

[40] Poulantzas, Toplumsal Sınıflar Üzerine, sf. 281-282

[41] Poulantzas, Toplumsal Sınıflar Üzerine, sf. 282-283

[42] Burris, Sınıf Yapısı ve Politik İdeolojisi, sf. 7-8

[43] Laclau, Ernesto ve Mouffe, Chantal (1992), Hegemonya ve Sosyalist Strateji , Çeviren: Ahmet Kardam, İstanbul: İletişim: Birikim Yayınları, sf. 111

[44] Öngen, Tülin (1996) Prometheus’un Sönmeyen Ateşi – Günümüzde İşçi Sınıfı, İstanbul: Alan Yayıncılık, sf. 204

[45] Poulantzas, Siyasal İktidar ve Toplumsal Sınıflar, sf. 82

[46] Poulantzas, Siyasal İktidar ve Toplumsal Sınıflar, sf. 84